Aposto

5 Ekim 2022, Çarşamba
5 Ekim 2022, Çarşamba

Belirsizliğin Dayanılmaz Hafifliği

Benliğime dair dönüm noktalarını en derinden hissettiğim 20li yaşlarımın başında, gelecek kavramı etrafında pek çok şeyi kabul etmem gerektiğini anlıyorum.

20liğin çevrimiçi bir rakı sofrası, başka seslere de yer veren bir platform olmasını istediğimi belirtmiştim. Bu nedenle arada sırada, bu bölümde 20lik için yazmak, çizmek isteyenlere yer vereceğim. 20lik okurları arasında bu bültene yazmak, çizmek, video çekmek ya da bülteni övmek isteyenler buraya tıklayabilir.      

Yazı ve Görsel: Zeynep Yılmaz 

İçindeki her şeyin kendi kontrastıyla birlikte varolduğuna giderek daha da inandığım hayat, geçtiğimiz bir senede hepimizi belirsizlik kavramının farklı yüzleriyle tanıştırdı. En nihayetinde kendi yaratımımız olan  “ileri”lere doğru yürürken belirsizlikle başa çıkmakta yalnız olmadığımı hatırlamam bu yazının ilham  kaynağı oldu. Adını ise hayatın doğası gereği içinde barındırdığı ikilikleri konu edinen, pek sevdiğim Milan Kundera romanından aldı. Peki gelecek belirsizliği hafif mi ağır mı? 

Benliğime dair dönüm noktalarını en derinden hissettiğim 20li yaşlarımın başında, gelecek kavramı etrafında  pek çok şeyi kabul etmem gerektiğini anlıyorum. Düşünüyor, kayboluyor, diyaloglarda sorularımı  soruyorum. Monologlarımla cevaplarımı arıyorum. Sizleri de satır aralarında kendinize dair bir şeyler  bulmaya davet ediyorum.  

Anekdotlarım şu şekilde:  

*Gelecek, hayatlarımıza getirilmiş bir takım kısıtlamalardan bağımsız olarak, zaten, hep belirsiz.  

*Kısıtlamalar, bariyerler, örülü duvarların tamamı onları yarattığımız, varlıklarına inandığımız kadar var.  

*Önümüzü görebilmek belki de hiçbir zaman mümkün olmadı ve bugün belirsizliğin yadsınamaz varlığı,  elimizde tatlı suçlamalarımızı yöneltecek bir şeyler olmasından süregeliyor.  

*Bütün bunların farkındalığı, muhakemesi ve kabulu, süreci kolaylaştırıyor.  

*Belirsizlikle flörtleşmek gerek. Belirsizlik havuzunda yüzmek, suya kendini bırakmak gerek.  *Bilinmezliğin araladığı korku dolu kapıları açmak, içeridekiyle tanışmak gerek.  

*Bilinemeyecek olanın getirdiği endişeden belki de beslenebilmek, insan doğasını da hatırlayabilmek gerek.  

*Eninde sonunda kendini bir oyunun içinde bulmak, belirsizlikle oyunlar oynamak gerek.  

Bütün bunlar elbette ardı sıra anekdot sıralamak kadar kolay değil. Fakat şunu biliyorum ki, eğip  bükebildiğimiz, oyunlaştırabildiğimiz, kurallarını kendimizin yazdığımız her şey bizim oluyor. Bizim  bilinmezliğimiz.  

Geleceğin belirsiz hali bazen taşınamayacak kadar ağırlaşıyor. Nefes almak unutuluyor, insan önündekine  körleşiyor. Köşeli kenarlı zaman algısı içine hapsediyor, akışkan döngüleri, varolan dengeleri unutturuyor.  Hatırlama cesareti gösterenler ise bu teze kendi antitezini yazmaya başlıyor. Gerisi dayanılmaz bir hafiflik. 

Lisans tezi, networking yapamadık krizi, oturma izni, bilimum haklarımızı dur durak bilmeden savunma  silsilesi, güvensizlik hissi, bildiğimi sandığım her şeyin tam tersi derken ben belirsizliğin dayanılmaz  ağırlığı ile tanıştım. Labirentten çıkmak, bekleme odasında rahatımı bulmak zorlaştı. Mindspillings adı altında yazdığım kişisel bültenimde geçen hafta şunları yazdım: 

Hayat bir bekleme odasını taklit eder. İsmimizin çağrılmasını, omuzlarımız kasılmış, arada derede bir  vaziyette hep bir sonraki şeyin gerçekleşmesini bekleriz. Zamanla kendi rahatını buldukça, bekleme  eylemiyle barışılır, içi boşaltılır. Ve en nihayetinde bu eylemin beklemek dışında kalan diğer her şey olduğu  gerçeğiyle tanışılır. Gerisi dayanılmaz bir hafiflik.  

Bilinmezliğe doğru yürürken yoldaşlarınızı; bekleme odasında rahatınızı; arada bir de bilinmezliğin dayanılmaz hafifliğini bulmanız dileğiyle,  

Zeynep  

zeynepyilmaz.net  

@zeeynepyilmaz 

[email protected] 

Hikâyeyi beğendiniz mi? Paylaşın.
;