Geçmiş değil, bugün gibi: İlhan Şeşen'in ardından

Uzun uzun yollar hatırlıyorum. Bitmeyen yollar. Sıcak araba içleri. Tolga Karaçelik'in müthiş filmi Kelebekler'de üç kardeşin biraraya gelerek çıktığı araba yolculuğunda "Bir Yaz Daha Bitiyor" parçasının onlara eşlik etmesi gibi, çocukluğumdaki bir yere gidişlerin arka fonunda hep Gündoğarken var. Yani sakin, hüzünlü ama hep pozitif bir yerden hayata bakmayı becermiş İlhan Şeşen'in sesi.
26 Mayıs Pazartesi günü hayata veda eden Şeşen ve tam merkezinde durduğu Grup Gündoğarken hakkında bir şeyler söylemek, aynı zamanda yollara, yıllara, kaybolan duygulara ve daha pek çok şeye bakmak demek. Bu yüzden çok değerli ama bir o kadar da zor. Denemeler'in neden en sevdiği kitap olduğunu "Her okuduğumda yazarı Montaigne'in hayatı basite indirgeyiş biçimine hayran kalıyorum. Bunu o kadar sade ve doğru bir biçimde yapıyor ki kabul etmek zorunda kalıyorsunuz" cümlesiyle anlatıyor ya, işte bu tam da Şeşen'i sevme nedenimiz.
Hoş geldin! Aposto Premium üyelerine özel bu içeriği okumak için Premium üye olabilir ya da Premium hesabına giriş yapabilirsin.
Aposto Premium
Ayda
- Aposto'nun tüm arşivine ve güncel yayınlara sınırsız erişim.
- Yükselen endüstrilerden gelişme ve içgörüleri aktaran, entelektüel dünyanı besleyecek Premium üyelere özel makale ve bültenler.
- Gündemdeki gelişmeleri küresel bir perspektifle aktaran analizler.
- Aposto Radyo için hazırladığımız podcast ve sesli belgesellere websitemiz ve mobil uygulamamızdan erişim imkanı.

DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
YAZARLAR

Işık Cansu Canayak
Editör ve yazar. İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde Uluslararasi İlişkiler okudu, Portekiz'deki Erasmus döneminin ardından New York'ta Radyo & TV yüksek lisansını tamamladı. Vogue Türkiye, Cumhuriyet, Sözcü, Vatan, Harper's Bazaar, Cosmopolitan, Maison Française, Hospitality Design gibi yayınlara uzun yıllar editörlük, yazarlık ve röportajlar yaptı. Ardından New York'a tekrar taşındı ve şimdilerde yine oraya geri dönmeye hazırlanıyor. Hayvanları, müziği, kelimeleri, denizi ve seyahat etmeyi her şeyden çok seviyor.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
OKUMAYA DEVAM EDİN
“Brat summer”ın dans pistindeki isyanının üzerinden iki yıl geçti. 2026 yazında Z kuşağının pop yıldızları bu kez ayrılıkları, ölümü, kaygıyı ve dünyanın sonunu anlatıyor. Olivia Rodrigo’dan Phoebe Bridgers’a, Gracie Abrams’tan Charli xcx’e uzanan “sad girl summer”, yalnızca pop müziğin yeni trendi değil, savaşlar, iklim krizi ve gelecek kaygısıyla büyüyen bir kuşağın da ruh hâli.

Sema Kaygusuz’un "Saf Canavar"ı uzak bir geleceğin distopyasını değil, bugünün büyütülmüş ve ürkütücü ölçüde tanıdık bir suretini anlatıyor. İnsan olmanın sınırlarından hafızaya, rüyalardan yapay zekaya, insanmerkezciliğin kibrinden edebiyatın iyileştirici gücüne uzanan sohbetimizde Kaygusuz’la, kendi ifadesiyle “şimdinin kabusu, geleceğin enkazı” üzerine konuştuk.

Aşırı zenginlikten aşırı yoksulluğa, açgözlülükten fanatizme, mükemmeliyetçilikten bitmek bilmeyen arzularımıza... Psikanalist ve yazar Adam Phillips, "Aşırılık Üzerine Beş Kısa Sohbet"te çağımızı kuşatan aşırılıkların izini sürüyor. Belki de mesele çok fazla istememiz değil: “Kendimiz için çok fazlayız; açlıklarımızda ve arzularımızda, kederlerimizde ve bağlılıklarımızda, sevgilerimizde ve nefretlerimizde fazlayız.”

Şiddet, yok sayılma, erken yaşta evlilikler, engellenen kariyerler ve erken ölümler... Arabeskin kadınları, onları sürekli geride bırakmaya çalışan bir sistem içinde kendi kulvarlarını açtı, popüler kültürün damarlarına sızdı. Cansever’den Bergen’e, Dilber Ay’dan Esengül’e uzanan bu hikayeler, arabeskin acısını yalnızca şarkılarıyla değil, hayatlarıyla da sırtlanan; ölümleriyle dahi bu dünyanın onlara reva gördüğü vedanın tatsızlığını görünür kılan kadınları anlatıyor.

Yapay zekanın bizim yerimizi almasından korkuyoruz ama belki de asıl sorun insanın çoktan bir makineye dönüşmesindedir. Verimlilik, hız ve üretim insanın değerinin ölçüsüyse bu yarışı elbette makine kazanacak. Peki insanın değeri ne kadar ürettiğinde değil de sevmekte, düşünmekte, yaratmakta, ilişki kurmakta ve bütün bunları yaparken dönüşebilmekteyse? Yapay zekanın dünyayı ele geçirmesinden korkanlar için üç kitaplık bir reçete.




