Kapadokya’da başka türlü bir kültür turizmi mümkün mü?

Kapadokya’da başka türlü bir kültür turizmi mümkün mü?

Kapadokya'yı dünyada alışılagelmiş turizm odağı dışına çıkaran sanatçı ve zanaatkar ağırlama programı A.R.C. (A Residency of Creation)'ı ve kültür turizmini dönüştürmenin mümkünatını kurucuları Tolga ve Ulaş anlatıyor.

Nevşehir Valiliğinin açıklamasına göre 2022 yılında Kapadokya’nın 4 milyon 192 bin 70 turist ağırladığı, yine 2022 verilerine göre Nevşehir'in nüfusunun 310 bin 11 olduğu biliniyor. 

700'den fazla otel, 15 bin oda, 33 bin yatak kapasitesi olan bölgede kaç güvercin ve vahşi at olduğu, sıcak hava balonunu pilotunun kariyer hedefleri, seramik ustasının seramiğin doğasına dair keşfettikleri, Keten Gömlek ve Emir’in bağlarda geleceği, Güvercinlik Vadisi’nde ne kadar endemik bitki olduğu, Kapadokya’nın esas sınırlarının nereye uzandığı, Kapadokya’da yaşayan gençlerin gelecek hayalleri tam olarak bilinmiyor. Bilinse dahi pek konuşulmuyor. 

2022’den beri Kapadokya’da sadece sanatçılar için değil tüm yaratıcılar için ortak üretim alanı olmayı, bölgedeki zanaat ve sanatları canlandırmayı; bölgeyi önce turisti düşünerek değil bölgedeki üretimi ve bu üretimin etrafındaki topluluğu önceliklendirerek geliştirmeyi hedefleyen konuk sanatçı ağırlama programı “A Residency of Creation”ın kurucuları Taşkonaklar otelin sahibi Tolga Akarcalı ve Ambidexter’in kurucusu Ulaş Parkan’la bir araya geliyoruz. Bu bilgiler ve bilinmezlikler arasında dünyanın en önemli ve yoğun turizm destinasyonlarından birinde bir sanatçı ve zanaatkarlar için bir yaratım alanı kurmak bölgeye ne fayda sağlayabilir ve bu alan Kapadokya’da turizme ve yerel hayata dair neleri dönüştürebilir sorularının peşindeyiz.

Ulaş Parkan & Tolga Akarcalı


Elif Bayram: A.R.C. “A Residency of Creation” sizin tanımızla nedir? 

Ulaş Parkan: A.R.C. prensipte bir konuk sanatçı ağırlama programı. Arkasında büyük şirketler, kurumlar ve devlet desteği alan bir oluşum değil. A.R.C.’ı yeni diyaloglar ve ilişkiler kurabildiğimiz, amatör ruhla ilerleyip emin adımlarla büyüttüğümüz bir ömürlük proje olarak görüyorum. 

EB: A.R.C. fikri nasıl ortaya çıktı ve gelişti?

Tolga Akarcalı: Her şey Taşkonaklar’ın, otelin yanındaki eski konakta benim de parçası olmaktan keyif alacağım bir üretim alanı kurma arzusuyla başladı. İlk başta markalarla farklı atölyeler yapma veya marangozhane kurma fikri varken otelin ortak alanlarını yenileme sürecinde işlerini aldığım sanatçı Mesut Öztürk ile konuşurken A.R.C. fikri olgunlaştı. Sonrasında otelde beraber proje yaptığımız Tanrı Misafiri’nden Müge (Büyüktalaş), beni Ambidexter’in kurucusu Ulaş (Parkan) ile tanıştırdı. Böylece herhangi bir disiplin ve ortam sınırlaması olmadan A.R.C., Kapadokya’nın şahsına münhasır coğrafyasında tüm yaratıcılara alan sağlayan bir noktaya evrildi. 

EB: A.R.C.’ta ağırlayacağınız yaratıcılarda aradığınız ortak özellikler, aslında başvuru formundaki sorulardan ortaya çıkıyor. Yine de sizin için en belirleyici faktörler neler oluyor?  

UP: Benim için en belirleyici faktör estetik ama bununla beraber seçici kurul toplantılarında göz önünde bulundurduğumuz kriter yerel zanaatkarlarla ve bölgeyle iletişim. Residency’ye katılan sanatçıların bölgeye ne bırakmayı hedeflediği de değerlendirdiğimiz cevaplar arasında. 

EB: Dolayısıyla Uçhisar’daki ve Kapadokya genelindeki zanaatlara atıfta bulunmak, “misafir” ve “buralı” arasında yeni diyaloglar başlatmak A.R.C.’ın misyonları arasında. Bu diyalog, hem buralı hem de misafir yaratıcılar için neden önemli? 

UP: Kapadokya el sanatlarıyla da tanınan bir bölge. Burada halihazırda yaşayan ve üretim yapan birçok sanatçı ve zanaatkar var. A.R.C. programıyla bölgede bulunan sanatçılar, ihtiyaçları doğrultusunda buralı ustalar, sanatçılar ve zanaatkarlarla çalışabiliyor. Böyle bir iletişim temel olarak burada üretenler için uluslararası veya İstanbul gibi büyük şehirlerden gelen sanatçıların çalışma pratiklerini gözlemlemek için değerli. Aynı şekilde programa katılan sanatçı ve yaratıcılar için de bu bölgedeki sanatçı ve zanaatkarla tanışma ve pratiklerini anlama fırsatı.

TA: Bu diyalog, A.R.C.’a katılan herkesi gerçek anlamda bölgede üretim yapmaya itiyor. Herhangi bir residency’den farklı olarak A.R.C.’a katılanların Kapadokya ve bölgede yaşayanlar hakkında çok daha fazla şey öğrenmelerini sağlıyor. Sadece bölgenin doğasından, enerjisinden, manzarasından etkilenmek ve ilham almakla sınırlı kalmayarak buralı biriyle etkileşime girdiğinde gerçek anlamda Kapadokya’dan bir üretim çıkıyor. Bir zanaatkarın derinlemesine bilgisi ve dışarıdan gelen sanatçının bakış açısı iki tarafa da yeni bir perspektif sunuyor. Bu da sanatçının zanaatkarın kıymetini anlaması, usta-çırak ilişkisinin hatırlanmasını sağlıyor.

Ayrıca destinasyondaki zanaat, malzeme, teknik ve yöntemler, bölgenin hem turizmden bağımsız ekonomik gelir elde etmesi hem de turizmi beslemesi açısından oldukça değerli. A.R.C. olarak bu zamana kadar da sanatçı ve zanaatkar arasındaki ilişkiyi Kapadokya denince ilk akla gelen alanlardan seramik alanında gerçekleştirdik. Önümüzdeki süreçte seramikle sınırlı kalmayarak bölgenin zanaat ve usta haritasını çıkarmak hedefimiz. İkinci adım olarak da başvurularda bu ustalarla bir paylaşım ve yaratım sürecini teşvik etmek. Gelen yaratıcıların bölgenin gençlerine fikir ve deneyimlerini paylaşabilecekleri bir alan yarattığımızda usta-çırak ilişkisini de canlandırabileceğimize inanıyorum. 

Fotoğraf: Pınar Kayar


EB: Bu kapsamda bugüne kadar A.R.C.’ta ağırladığınız ve buradaki zanaatkar ve sanatçılarla yeni ilişkiler geliştirenlerden bahseder misiniz? 

TA: Bu zamana kadar bölgenin seramik alanındaki namı sebebiyle seramik ustaları ön plana çıktı ama önümüzdeki süreçte bunu genişleterek bölgedeki halı dokuma, ebru, taş işçiliği gibi farklı zanaatlar ve zanaatkarlarla işbirliklerini destekleyeceğiz. Belki bu sayede bu zanaatların devam etmesi ve farklı noktalara evrilmesi için de aracı olabileceğiz. 

2023’te dünyanın en önemli tasarım galerilerinden biri Galerie Philia ile beraber yaptığımız Transhumances III isimli misafir sanatçı programıyla Fransa, Hollanda, Meksika ve İtalya’dan tasarımcıları ağırladık. Çalıştıkları tekniklerle ve kendilerine özgü tarzlarıyla seramik tasarımcıları Elsa Foulon ve Laura Pasquino’yu bölgeye ait kille çalışabilmeleri ve buradaki seramik pratiğini araştırmaları için bölgenin en önemli seramik ustalarından Aydın Afacan ile bir araya getirdik. Aydın’dan kil istediklerinde Aydın’ın “Tamam, akşam dağa gidip sizin için çıkarıp hazırlayacağım.” dediğindeki şaşkınlıklarına tanık olmak harikaydı. Burada kilin elde edilme süreci bile sanatçıların alıştığından farklıydı. Aydın’la vakit geçirdikçe ona duydukları güvenin ve saygılarının nasıl arttığını gözlemlemek de çok değerliydi. Öyle ki programdaki bir başka isim Rodolfo Viola, aslen bakır ve metalle çalışan bir aydınlatma tasarımcısı olmasına rağmen burada ilk defa kille çalıştı ve yarattığı avizede seramik parçalar kullandı. Avize, Taşkonaklar’ın mağaralarından bir tanesinde kalıcı bir enstalasyon olarak sergileniyor. 

EB: A.R.C. ve Galerie Philia’nın işbirliği örneğindeki gibi birlikteliklerin, işbirliğinin gerçekleştiği destinasyona ve galeriye nasıl katkıları oluyor? 

UP: Destinasyonu dünyada alışılagelmiş turizm odağı dışında farklı kanallara ve kişilere duyurma ve tanıtma konusunda önemli bir katkısı oldu. Galeri için de dünyanın bu doğaüstü coğrafyasında onlara her konuda destek olan bir kurumla: A.R.C.’la bunu hayata geçirebilmek ve bunun global anlamda yankı bulmasını sayabilirim. 

EB: A.R.C.’ı diğer residency programlarından farklı kılan ve bölgeyi ön plana çıkaran başka hangi özellikleri var? 

TA: Kapadokya’da Uçhisar’da olmanın ve bu residency’nin en kıymetli etkilerinden bir diğeri gelenleri̇n gerçekten toprak ve doğayla ilişki kurması. Kapadokya’nın enerjisi ve doğası, âdeta kişiyi yutuyor ve içine alıyor. Sürekli olarak doğanın egemenliğini hissettiğimiz bir noktadayız. Bu da geleni durmaya ve bakmaya zorluyor. Kişi dışarıya baktıkça bir süre sonra içe dönmeye başlıyor ve o noktada da çok verimli bir üretim süreci ortaya çıkıyor. Bu sebeple olsa gerek, bu zamana kadar konaklayan herkes öncesinde düşündüğünden çok daha fazlasını burada üretti. 

UP: İstanbul gibi büyük bir şehirlerde fark etmesek de en kıymetli şey zaman. Böylesine uçsuz bucaksız bir şehirde çokça dikkat dağıtıcı, motivasyon düşürücü, plan aksatıcı (sadece trafikte ve ulaşımda geçirdiğimiz saatleri bile düşünmeniz yeterli) olay yaşayabiliyoruz. Kapadokya, Uçhisar gibi bir yerde ise bu gibi hususlar çok geri planda kalıyor. Odaklanmak ve üretmek kolay ve hızlı oluyor.

Fotoğraf: Eliz Gündüz


EB: Bu coğrafyada bir alanı zanaatkar ve sanatçılara açmak, buradaki ve Kapadokya genelindeki kültürel canlanmaya nasıl destek olabilir?

TA: Bölgedeki toplumun kültür ve sanata daha çok ilişki kurması, yöreye özgü geleneklerin veya üretim metotlarının değerlerinin farkına varması ve böylelikle bölgenin gerçek değerini anlaması gerekiyor. A.R.C, zaman içinde Kapadokya’da daha da köklendikçe ve hayalimizdeki projeleri hayata geçirdikçe hem buraya gelenlerin hem de burada yarattıklarının bölgeye ve bölge halkına daha çok dokunan ve hayatlarına etki eden bir hale gelmesini hedefliyoruz.

Bunun için bölgedeki okullar ve üniversitelerle işbirliği yaparak programa katılan yaratıcı kişilerin öğrencilerle bir araya gelmelerini sağlamak istiyoruz. Hatta bu, A.R.C.’ın başvuru kabul şartlarından birisi haline gelecek. Bu işbirliğini özellikle ilkokul, ortaokul ve lise çağındaki çocuklarla yapabildiğimizde, sanatın veya daha genel anlamıyla yaratıcı disiplinlerin, bir hayat ve meslek seçimi olabileceğini birinci ağızdan dinleyebilecekler. Bu da kültür sanat ve yaratıcı endüstriler anlamında büyük şehirlerdeki imkanlara sahip olmayan bir bölgede oldukça önemli. Kapadokya’da bu kültürel canlanmayı getirecek olanlar, bu bölgede yaşayacak yeni nesil. Dolayısıyla sanatı ve zanaatı onlara farklı bir dil ve yöntemle anlatmak gerekiyor. A.R.C. da bu iletişimi geliştirerek payına düşen görevlerden birini yerine getirecek. 

EB: Kültürel canlanma, halihazırda çok fazla turist ağırlayan bu destinasyonda turizm açısından ne anlama gelebilir?

TA: Turizm açısından baktığımızda sanat, gastronomi ve doğal güzellikler gibi bir destinasyonu turizm haritasında öne çıkarabilen, turizm çeşitliliğini arttıran en önemli etkenlerden. Bu da daha fazla turisti bölgeye çekebilmek demek.

Nasıl ki bilinçlendikçe zararlarını daha net görmeye başladığımız “fast fashion” ve “fast food” gibi sektörler var, hızlı turi̇zmi de aynı şekilde ele alabiliriz. Dolayısıyla bunun tersi̇ olarak daha sorumlu, daha yavaş ve geldiği bölgeyi gerçekten anlamak isteyen turisti çeken bir turi̇zmden de bahsedebiliriz. Sanat i̇çi̇n seyahat eden bi̇ri̇ni bu gruba koymak yanlış olmayacaktır. Zi̇ra sanattan ve tasarımdan keyi̇f alabi̇lmek durmayı, bakmayı ve onu si̇ndi̇rmeyi̇ i̇çeri̇yor.

Baksı Müzesi, Odunpazarı Modern Müze, Mardin Bienali gibi inisiyatiflerin ve kurumların bölgelerine katkıları yadsınamaz. Umarım ki A.R.C. da bir gün Kapadokya’ya bu anlamda sorumlu turisti bölgeye çekerek hedeflediği katkıyı sağlayacak.

Fotoğraf: Zach Hodges


EB: Bu süreci desteklemek ve yerel toplulukla ziyaretçi ilişkisini güçlendirmek üzere oteller neler yapabilir? 

TA: Seyahat, insanların sadece fiziksel olarak bir yerden bir yere gitmesi değil, başka bir kültüre yolculuk etmesi ve onunla etkileşime geçmesiyle ilgili olmalı. Aslında turizmde yükselen bir değer olarak yerel toplulukla bütünleşme, gezginlere çok daha ödüllendirici bir seyahat deneyimi sağlıyor. Bunun için de insanlar özgün ve sadece ziyaretçilerine değil, yerel topluluklara da fayda sağlayan otel ve konaklama seçenekleri arıyor. 

Bütün bunların ışığında, bizim de başından beri hedeflerimizden biri A.R.C.’ta konaklayan yaratıcıları Taşkonaklar’da ve Kapadokya’da konaklayan gezginlerle etkileşime geçirmek. Benzer şekilde otelde de yerel halk ve ziyaretçi arasında birbirini tanımak ve anlamakla sonuçlanabilecek etkileşimlere alan sağlamak istiyoruz. Örneğin Taşkonaklar olarak bulunduğumuz Uçhisar Köyü’nü bir rehberle değil de burada doğmuş büyümüş biriyle ondan hikayelerini dinleyerek gezmenin çok zengin bir deneyim olacağına inanıyorum. 

Bölgedeki daha ufak üreticilerin ve yaratıcıların da aslında daha fazla turist tarafından ziyaret edilmeye ihtiyacı var. Zira turistlerin büyük çoğunluğu belli başlı büyük satış ve tur noktaları dışında bu şekildeki alternatif alanlara ve üreticilere yönlendirilmeleri gerekiyor. 

Baktığınızda tüm bunlar bir otelin ticari anlamdaki hedefleriyle doğrudan örtüşen çabalar değil. Dolayısıyla oteller şöyle yapmalı veya yapmamalı diye bir genellemeye gitmek de doğru olmayacaktır. Burada konu, kişinin ve bunun yansıması olarak temsil ettiği otelin ve ticari kurumun hangi değerlere sahip çıktığı ve bunlarla ilgili ne kadar efor sarf etmeye hazır olduğu noktasına geliyor. 

Fotoğraf: Zach Hodges


EB: A.R.C. aslında Taşkonaklar’ın desteklediği bir proje. Bir otel olarak böyle bir projeyi hayata geçirmenin ve desteklemenin otele nasıl avantajları var? 

TA: Ulaş’la A.R.C.’ı kurarken bu konuya dair somut bir hedef koymadık, yola çok daha naif bir şekilde çıktık. A.R.C., hayal ettiğimiz gibi katma değer yaratan konuma gelirse bunun bir noktada otele de olumlu bir dönüşü olacağını düşünüyordum fakat amaç doğrudan otele avantaj sağlamak değildi, hâlâ da öyle. Böyle bir girişimi otele bir katkısı olması gayesiyle daha somut ama bir o kadar da suni bir amaçla yapmaya kalktığınızda istenilen sonucu vereceğini de düşünmüyorum. 

Öncelikli olarak özgün ve değerli işlerin yaratılmasına bir alan sağlamak ve bu sayede de bunun bir parçası olmak kişisel bir tatmin sağlıyor. Bunun ötesinde de tabii ki sanat vasıtasıyla belki ticari bir otel olarak normalde ulaşmamızın veya bir araya gelmemizin çok daha zor olacağı kişi, kurum ve projelerle bir araya gelebiliyoruz. 

EB: Dünyada otellerin, kültür ve turizm bakanlıklarının veya kurumlarının desteklediği sanatçı ağırlama programlarından örnek aldıklarınız var mı? Bundan sonrası için onlardan neler öğrenebiliriz?

TA: Dünyadaki farklı örnekleri de inceleyerek ve işbirlikleri geliştirerek A.R.C’ta özellikle yerelde daha çok insana dokunan projeler gerçekleştirebilmek gündemimizde. Örneğin Meksika seyahatimde dünyadaki önemli residency projelerinden biri Casa Wabi’yle tanışma fırsatım oldu. Residency’nin olduğu Porto Escondido bölgesinde de Kapadokya gibi kil çıktığını ve özellikle lokalleri de dahil ettikleri projeleri dinlemek, sadece bununla ilgilenen “Topluluk Geliştirme Direktörü” ve “Topluluk Programı Direktörü” gibi ekip üyeleri olduğunu öğrenmek bu sürecin ne kadar önemli olduğunu daha iyi anlamamı sağladı. Bu tip örnekler, “kendi yağımızda kavrulalım” ritminden çıkıp çok daha büyük projeler ve etkiler yaratmak için itici güç oluyor. 

Fotoğraf: Zach Hodges


EB: Tolga ve Ulaş olarak Uçhisar’da ne inşa etmek, oraya ne bırakmak istiyorsunuz?

TA: Arşiv oluşturmaya başlamak en büyük önceliğim. Eskizler, kişisel notlar, geleceğe bırakılmış mektuplar… İleride burada konaklamaya gelen birinin geçmiş arşivi karıştırırken daha önce A.R.C.’ta üretmiş birinin notlarından ilham alması veya o önerileri takip ederek o kişinin yaşadığı duyguları ve deneyimi tatması var. 

UP: Bu süreçte konaklayan tüm sanatçıların katkılarıyla değerli bir arşiv yaratmaya başladık. Nihai olarak bu sürecin sonunda A.R.C.’ın kendi koleksiyonunun olması benim birincil isteğim. 

EB: Yakın gelecekte ve uzun vadede A.R.C. olarak Uçhisar’da ve İstanbul’da düzenlemeyi düşündüğünüz bir sergileme ve diyalog alanı projeleriniz var mı? 

UP: A.R.C. yılda en az 8, en fazla 22 sanatçı ağırlıyor. Her yeni yılın ilk çeyreğinde katılımcılarımızın eserlerini ve üretimlerini sergilediğimiz bir sergiye Ambidexter’de ev sahipliği yapıyoruz. Bu sergileme süreçlerinin odağını İstanbul’dan bölgeye kaydırmak niyetindeyiz. 

TA: Ayrıca 2023’te Transhumances III projesini gerçekleştirdiğimiz Galerie Philia’nın farklı ülkelerde yaptığı başka projeleri de bu coğrafyada beraber uygulamak için fikir geliştiriyoruz.