Birçok gezgin için Atina, Yunan adalarına geçmeden önce "gelmişken görelim" denen bir durak; bir aktarma noktası... Oysa ki Antik Yunan’dan Bizans’a, Osmanlı İmparatorluğu'ndan bugünün Avrupası’na uzanan kökleriyle geçmişin izlerini bugünün ritmiyle birleştiren bu benzersiz şehir, Parthenon’un gölgesindeki kahvecileri, antik agoranın birkaç sokak ötesinde gece geç saatlere dek açık çağdaş sanat galerileri, ödüllü kokteyl barları ve tabii ki rengarenk sofralarıyla başlı başına bir uğrak noktası olmayı hak ediyor.
Tavli oynayan yaşlıların sesine barlardan yükselen müziğin karıştığı; neoklasik binaların yanı başında yeni nesil butik otelleri bulabildiğiniz; narenciye ağaçlarının gölgesindeki uzun öğle yemeklerinden MICHELIN yıldızlı lokantalara geçebileceğiniz bir şehir burası. Kendi temposunu belirleyen, bu tempoya bir kez ayak uydurduğunuzda kendinizi evinizde hissettiğiniz, ayrıldıktan bir süre sonra özlediğinizi fark ettiğiniz...
Tarih burada başrolde ama Atina sadece geçmişe bakmak için gideceğiniz bir yer değil. Kent, amansız bir enerjiyle ileriye doğru atılıyor. Azim ve isyanla beslenen yaratıcı ateşiyle her gün kendini yeniden icat ediyor. Bir zamanlar ekonomik krizlerle sarsılan bu şehir, böylece artık sanat ve kültürün yeni başkentlerinden biri olarak anılıyor.
Atina pasif bir şehir değil, sizi içine dalıp parçası olmaya, orada kaybolmaya çağırıyor. Metaxourgeio, Keramikos ve Exarcheia’da yürürken hissedeceğiniz gem vurulmamış ham enerjiyle Glyfada ve Vouliagmeni'deki gevşek hedonizm birbirine karışırken Lord Byron, George Seferis ve Odysseas Elytis'in sesleri halen Kolonaki'nin butik kitapçılarında yankılanıyor. Burayı yaşamak için Plaka'nın kıvrımlı sokaklarında gezinmek; Monastiraki bit pazarında antikacıların ve sokak sanatçılarının renk cümbüşüyle çarpışmak; Varvakeios Pazarı'nda taze ekmek ve koulouri kokularını içine çekmek gerekiyor.
Bazen yolculuğun kendisi, varış noktasının önüne geçer. Atina yolculuğu da bunlardan. İstanbul'dan uçağa atlayıp bir buçuk saatte kendinizi kentin her daim ılıman havasında freddo espresso'nuzu yudumlarken bulabileceğiniz gibi Ege sularının masmavi ışıltısını takip ederek yapacağınız 11 saatlik bir araba yolculuğuyla "yolda olmanın keyfini" seyahate dahil etmeyi de tercih edebilirsiniz.
Sonrası bu "yakın ama uzak" kentin sokaklarında tarih, sanat, gastronomi ve aylaklıkla geçecek, hayatın "pause" tuşuna basacağınız birkaç gün. Konaklamadan yemeğe, gece hayatından sanata, mimariden alışverişe elinizin altında olmasını isteyeceğiniz Atina notlarımız ise aşağıda.
Atina havasında değil misiniz? Önümüzdeki haftalarda devam edeceğimiz SOLİ Kent Rehberleri serimizi takipte kalın.
ATİNA 101

Nasıl gidilir?
Atina'ya en hızlı ve kolay ulaşım yöntemi tabii ki uçak. THY, İstanbul Havalimanı’ndan; Pegasus, Sabiha Gökçen Havalimanı’ndan; Aegean Airlines ise İstanbul ve İzmir Adnan Menderes havalimanlarından Atina’ya direkt seferler yapıyor. Uçakla yol İstanbul'dan 1 saat 15 dakika, İzmir'den ise sadece 55 dakika sürüyor.
- Karayolu: Girişte Atina'ya araba yolculuğunun ne kadar maceralı olabileceğinden bahsetmiştik. Karayolunu tercih edenler için bir diğer alternatif ise İstanbul Esenler Otogarı’ndan kalkan otobüsler. İpsala, Kavala güzergahını takip ederek Selanik’e kadar yolcu taşıyan firmalarla yaklaşık 8 saatte Selanik'e varabilir, ardından yine otobüs ya da hızlı trenle yaklaşık 4 saatte Atina'ya ulaşabilirsiniz.
- Feribot: Türkiye'den Atina'ya doğrudan sefer olmadığı için gözardı edilen bir seçenek ise feribot. Ancak yılın her döneminde Çeşme, Ayvalık ya da Kuşadası'ndan Yunan adaları aktarmalı Atina'ya ulaşmak da hem hesaplı hem de eğlenceli bir yolculuk olabilir. Örneğin sabah 9.00 civarında Çeşme Limanı'ndan yarım saatte Sakız Adası'na varabilir, akşama kadar adayı keşfettikten sonra 21.30'da kalkan Blue Star gemisine atlayıp sabah 7.00'de Pire Limanı'na varabilirsiniz. Yaklaşık olarak Çeşme-Sakız feribot bileti 40 avroya, Sakız-Atina gemi bileti ise 48 avroya mâl oluyor.
Şehir içinde ulaşım
Seyahatiniz sırasında şehirde dolaşmak için uygun seçeneklerden biri otobüs, metro ve tramvay için geçerli olan 3 günlük turist biletleri. Atina Havaalanı'na gidiş-dönüş biletini de kapsayan 3 günlük bilet, 20 avroya mâl oluyor. Öte yandan şehir merkezinde bir yerden bir yere yürümenin 20 dakikadan uzun sürmesi de nadir bir durum. Trafik ise... Eh, İstanbul'dan gidenlere yabancılık çektirmeyeceğini söyleyebiliriz.
- Havalimanı'ndan şehir merkezine: Atina'ya vardıktan sonra Eleftherios Venizelos Uluslararası Havaalanı'ndan 27 kilometrelik uzaklıktaki şehir merkezine metro, tren veya otobüsle ulaşabiliyorsunuz. Şehir merkezine giden metronun 3. Hattı (Blue Line) (9€) Sintagma Meydanı'na 40 dakikada varıyor. Otobüslere ise 4. ve 5. çıkışlardan binilebiliyor. Koropi, Atina ve Pire destinasyonlarına havalimanından banliyö trenleriyle de ulaşabilirsiniz ancak bu seçenek biraz daha uzun sürüyor.
- Püf noktası: Atina'da toplu taşımayla dolaşmak için Citymapper uygulamasını indirebilirsiniz.
Yola ne zaman çıkmalı?
Atina, yıl boyunca ılıman iklimiyle her mevsimde ziyaret etmeye uygun bir şehir. Ama Nisan-Haziran ve Eylül-Kasım arasının en ideal zamanlar olduğunu da not etmek gerek. Ağustos ayında ise Atinalılar dünyanın geri kalanıyla birlikte adalara doğru uzandığından şehri boş, dükkanları ve restoranları kapalı bulabileceğinizi unutmayın.
- Ayrıca: Mayıs ayında yerli turistlerin yoğun olduğunu, yazın ise tarihî bölgeleri gezerken sıcak havalar nedeniyle zorlanabileceğinizi akılda tutmakta fayda var. Kış aylarında ise havalar biraz serinlese de şehir hâlâ canlı oluyor, konaklama ve ulaşım maliyetleri ise diğer mevsimlere göre daha uygun olabiliyor.
Bavula ne koymalı?
Bunun cevabı mevsime göre değişir. Mart-Nisan arasında 19-20 derece, Mayıs sonuna doğru 25 derecelere çıkan güneşli havalar, İmittos Dağı civarlarında bisiklet turlarına katılıp Lycabettus Tepesi'nden şehrin eşsiz manzarasını izlemek için ideal zamanlar olduğundan spor ayakkabılarınızı getirdiğinizden emin olun. Stiletto'ları ise evde bırakmak isteyebilirsiniz; Arnavut kaldırımlı sokaklarda düz ayakkabılarla bile yürümek oldukça zor olabiliyor.
- Ayrıca: Güneş ışıkları, Sintagma Meydanı'nın mermerlerinden yansıdığında güneş gözlüğünüzü ve güneş kreminizi unutmadığınıza şükredeceksiniz. Gündüzleri değil, ama geceleri Atinalılarla birlikte açık havada oturup ürpermeden bir şeyler içebilmek için bir kazak ya da hırkayı da bavula atın ve her ihtimale karşı sürpriz yağmurlara hazırlıklı olun deriz.
- Yaz bavulu: Kültür ve tarih ağırlıklı bir seyahat planlamış olsanız bile yazın termometreler 40 dereceyi gösterdiğinde biraz serinlemek için rotayı Atina'nın Rivierası olarak bilinen Vouliagmeni Gölü'ne ya da Glifada'ya doğru kırmak isteyebilirsiniz. O da olmadı Fresh Hotel, Hilton ya da Electra Metropolis Athens'in çatı havuzları var. Dolayısıyla mayolar (ve havlular, terlikler gibi yancıları) olmazsa olmaz. Hem güneşten korunmak hem de kiliselere girerken sorun yaşamamak için çantanıza atabileceğiniz bir şal da kurtarıcı olacaktır. Geniş kenarlı şapkanız ise yazın şehirde yürürken en işlevsel aksesuarlardan olacak.
- Öte yandan: Şehir, lokal tasarımcıların butiklerinden zincir mağazalara, alışveriş için türlü seçenekle dolu. Yani unuttuğunuz bir şey olursa çok da dert etmeye gerek yok.
NEREDE KALMALI?
Her şehirde olduğu gibi Atina'da da konaklayacağınız yeri seçerken görmek istediğiniz yerlere yakın merkezî bir otel bulmak; o da olmadı metro hattı üzerinde ulaşımı kolay bir yer seçmek; ayrıca bütçenize uygun ve güvenli olduğundan emin olmak en iyisidir.
Sintagma
Eğer merkezî bir noktada kalmak, restoranlara, barlara ve alışveriş seçeneklerine yakın olmak istiyorsanız Sintagma Meydanı yakınlarındaki otellere bakarak başlayabilirsiniz. Yunan Parlamentosu'nun bulunduğu ve etekli, ponpon ayakkabılı "Fustanella" adlı kıyafetleriyle Evzon muhafızlarının nöbet değişimi yaptığı bu bölge, aynı zamanda Ermou Caddesi'nin de başlangıcı. Bekleneceği üzere şehrin en iyi otelleri de burada.

Hotel Grande Bretagne'ın terasındaki GB Roof Garden Restoran'dan manzara.
- Hotel Grande Bretagne: Şehrin en özel havuzlarından birine sahip bu ikonik otel; yüksek tavanları, kristal avizeleri, orijinal Korinth sütunlarıyla tamamlanan zamansız atmosferinin her ayrıntısıyla lüksü fısıldıyor. 1842'de inşa edilmiş, 1878'de otele dönüştürülmüş binanın içinde havuz başında açık hava sinemasından kış bahçesindeki opera gecelerine pek çok etkinlik var. Ayrıca çatı katındaki GB Roof Garden Restoran ve Bar, manzarası kadar menüsüyle de sizi şımartmayı vadediyor.
- New Hotel: Son dönemde yaratıcı bir rönesans yaşayan Atina’nın çağdaş sanatla kesişim noktasını görmek isteyenler için New Hotel ideal bir durak. Sanat koleksiyoncusu Dakis Joannou’nun dokunuşuyla burası, otelden çok bir sanat galerisini andırıyor. Çatı katındaki Art Lounge adlı restoranda Jeff Koons gibi sanatçıların eserleri duvarları süslüyor; zemin kattaki New Taste adlı restoranda ise sokağa atılmış mobilya parçalarından yapılmış, favella ağaçlarını anımsatan bir enstalasyon lobiye kadar uzanıyor. 79 odanın her biri özgün sanat işleriyle donatılmış; çatı katı süitinin Akropolis’i çerçeveleyen manzarası da ayrı bir sanat eseri.
- Belle Epoque Suites: Şehrin en pratik lokasyonlarından birinde bulunan, Art Deco tarzı bu şık otelde 100 avronun altında birçok oda seçeneği mevcut.
- Bütçeniz daha sınırlıysa: Mosaikon ya da Classic Hotel'e de göz atabilirsiniz.
Plaka
Zamanda yolculuk yapmak isteyenler için Akropolis'in eteklerinde, Antik Atina'nın merkezi konumundaki Plaka semti biçilmiş kaftan. En yenisi 100 yıllık evleri, antik kalıntıların ortasındaki restoranları, kafeleri ve müzeleriyle bu bölge, aynı zamanda şehir merkezinde "gizli bir ada" olan Anafiotika'ya da ev sahipliği yapıyor. Bu bölgedeki oteller biraz pahalı olsa da özellikle kısa süreli gezilerde tarihî bölgelere yakın olmak isteyenler tarafından tercih edilebilir.

The Dolli
- The Dolli at Acropolis: Şehrin ve hatta dünyanın en iyi otelleri arasında gösterilen Dolli, 1925'ten kalma neoklasik bir binanın 46 odalı bir butik otele dönüştürülmesinin ardından çatı katındaki restoranı, Partheon'un mermer sütunlarının yansımasının düştüğü ısıtmalı sonsuzluk havuzuyla küresel çapta bir fenomene dönüştü. Vardığınızda sizi Antik Yunan antikaları; Cocteau, Picasso ve Lucio Fontana'nın orijinal eserleri ile mermer kaplı lobide şampanya ikramıyla karşılayan bu otel, hayatınızda bir kez yaşayabileceğiniz bir deneyim vadediyor.
- Electra Metropolis Athens: Çatı katındaki havuzuyla öne çıkan bu 5 yıldızlı otel, Mitropoleos caddesinin başındaki konumuyla Sintagma Meydanı'na bir taş atımı uzaklıkta; Atina'nın alışveriş üssü Ermou Caddesi'nin ise yanı başında. Aynı Atina'nın kendisi gibi görkemli bir geçmişi heyecan verici bir gelecekle birleştiren otelin ünlü mimar Patroclos Karantinos tarafından tasarlanan binası da yerel eklektik referanslarıyla Yunan modernizminin iyi bir örneği.
- Ergon House: Ergon House, hem otel hem de bir gurme durağı. Ergon Foods’un kurucusu iki kardeşin açtığı bu mekan, içinde şarküteri, kasap, balıkçı, fırın ve kahve barı bulunan bir Akdeniz pazarına ev sahipliği yapıyor. Bu lezzetleri restoran veya çatı barında tadabilir, dilerseniz de paket yaptırabilirsiniz. Pazarın üst katında yer alan 38 odalı modern otel ise tıka basa yedikten sonra bastıran uyku molaları için ideal. Ertesi gün yine aynı tempoya dönmeden önce otelin spor salonunda dengeyi sağlayabilirsiniz.
- Gatsby Athens: Plaka’nın hemen dışında yer alan bu otel, şehrin pek çok noktasına yürüyerek ulaşmak isteyenler için mükemmel bir üs. Art deco dokunuşlarla bezeli dekorasyonu, harika yemekleri ve sadece konuklara özel çatı katından görünen şehrin muhteşem manzarasıyla öne çıkıyor.
- Bütçeniz sınırlıysa: Amazon Hotel'e de bakabilirsiniz.
Monastiraki ve Psyrri
Bitpazarları, hediyelik eşya dükkanları ve geleneksel tavernalarıyla ünlü bölge, aynı zamanda Atina'nın canlı gece hayatının da merkezlerinden. Şehrin ritmini tutmak isteyenler için ideal, uykusu hafif olanlar ise gürültüyü hesaba katarsa iyi olur. Bu bölgede Monastiraki Meydanı ve Ermou Caddesi yakınlarında bulunan otelleri tercih edebilirsiniz. Evripidou Caddesi ve Koumoundourou Meydanı'na yakın olanlardan ise uzak durmanızı tavsiye ederiz.

Mona Athens
- Mona Athens: 1950’lerden kalma sekiz katlı bir tekstil fabrikasının renove edilmesiyle açılan, tasarım odaklı bu yeni nesil butik otel, aynı zamanda çok yönlü bir buluşma mekanı. Sadece konuklara ve üyelere açık terası, düzenli olarak Yunanistan'daki natürel şarap üreticilerinin pop-up'larına ev sahipliği yapıyor. Otel, müthiş Akropolis manzarasının yanında bir sanat galerisi ve showroom olarak da kullanılıyor.
- A for Athens: Monastiraki Meydanı'nın hemen yanındaki A for Athens'tan daha merkezî bir konaklama seçeneği bulmak güç. Ayrıca otelin çatı barı, Atina'nın en nefes kesici manzaralarından birine ev sahipliği yapıyor. Sezon dışında, ekonomik bir odanın gecelik fiyatı ise 100 avronun altında.
- The Pinnacle: Yine Akropolis manzarasıyla öne çıkan bu butik otel, Evripidou ile Aiolou'nun kesiştiği noktada; sanat galerileri, antika pazarları ve müzeleriyle ünlü Agias Irinis Meydanı'nın çok yakınında. 1970'lerin sonlarında ünlü mimar Varangis tarafından tasarlanan ve mini bir New York gökdelenini andıran bu bina, aynı zamanda Atina Modernizmi'nin en iyi örneklerinden. İçi ise özenle seçilmiş sanat eserleriyle dolu.
- Monument: Psyrri’nin merkezindeki Monument, neoklasik bir malikanenin özenle restore edilmesinin ardından geçen yıl dokuz odalı bir butik otel olarak açıldı. Tavan freskleri, oymalı mermer balkonları ve döner merdivenleriyle tarihî bir konakta misafir ediliyormuşsunuz hissi veren otelin restoranı yok ancak her sabah geleneksel Yunan kahvaltısı sunuluyor. Gün sonunda ise spa alanında sauna, hamam veya masajla dinlenmek mümkün.
- Bütçeniz daha sınırlıysa: Dışarıdan sıradan görünen Regal Hotel Mitropoleos, Monastiraki Meydanı'yla Plaka arasındaki harika konumunun ve makul fiyatlarının haricinde çatı katında kahvaltınıza eşlik edecek en güzel Akropolis manzaralarından birine sahip. Ayrıca Athens21'e de göz atabilirsiniz.
Koukaki
Atina’nın merkezine yakın ama turistik kalabalıktan uzak bir mahalle arıyorsanız Koukaki iyi bir tercih olabilir. Akropolis’e ve Akropolis Müzesi’ne yürüme mesafesinde olması, Sygrou-Fix metro istasyonuyla kolay ulaşım sağlaması semtin son dönemdeki yükselişinde etkili oldu. Atina sakinlerinin takıldığı kafeler, restoranlar ve uygun fiyatlı butik otellerle dolu sokaklar günün her saati canlı.

Coco-mat
- Coco-mat Athens BC: Modern şehir hayatını sıcak bir konukseverlikle birleştiren otel, Atina’nın kozmopolit ruhunu en iyi yansıtan örneklerden. Tüm COCO-MAT otellerinde olduğu gibi, burada da şehri gezmek için meşhur ahşap bisikletlerinden kiralayabilirsiniz.
- Bütçeniz sınırlıysa: Hotel @ Syngrou Fix'e de bakabilirsiniz.
Kolonaki
Bir zamanlar sanatçıların ve entelektüellerin buluşma mekanı olan Kolonaki, artık Atina’nın merkezinde, şehrin en lüks semtlerinden biri. Eğer tarihî merkeze yakın olmak ama sabah kahvenizi şık kafelerde yudumlamak, bir yandan da ünlü markaların vitrinlerine göz atmak istiyorsanız burası tam size göre. Kiklad Sanat Müzesi gibi özel müzelerin bu bölgede bulunmasının yanında Sintagma Meydanı da yürüme mesafesinde. Tabii bu ayrıcalıklı ortamın bir bedeli var—konaklama ve yeme-içme fiyatları genellikle oldukça yüksek.

Shila
- Shila: Sadece altı süitten oluşan bu küçük ve bohem butik otel, eski ile yeninin uyum içinde biraraya geldiği ferah odaları, mücevher rengi kadife detayları, gölgelikli yatakları ve patina duvarlarıyla Atina’nın yaratıcı ruhunu yansıtıyor. Çatı katı, gün ortasında kestirmek ya da sessiz bir okuma molası vermek için ideal. Üstelik odanıza girdiğinizde yatağınızın üzerinde yerel Yunan tasarımcıların kıyafetlerinden oluşan bir seçki, sevgi dolu bir not eşliğinde sizi bekliyor olacak. Oteldeki mobilya ve sanat eserlerinin çoğu da satın alınabiliyor. Yaratıcı, zarif ve kişisel bir deneyim arayanlar için Shila harika bir seçim.
- Social Athens Hotel: Kolonaki'nin merkezinde sıcak tasarımını, topluluk odaklı bir anlayışla birleştiren otel, şehrin içinde bir sığınak gibi; konuklarını adına yakışır şekilde bağlantı kurmaya, gevşemeye ve Atina'nın ritmine uyum sağlamaya davet ediyor. Otelin çatı katındaki Lycabettus Tepesi manzaralı restoranı ve iç mekanlarındaki özenle seçilmiş sanat eserleri, burada kalmak için başlı başına yeterli sebepler.
- Monsieur Didot: Geçmişin zarafetini bugünün sade şıklığıyla birleştiren bu butik konukevi, 1890 yapımı neoklasik bir konakta işletilen altı süitten ibaret. Otelin kurucuları Natalia Georgopoulou ve Margarita Papaioannou, ilhamlarını Yunan hayranı Fransız matbaacı Ambroise Firmin Didot’dan almışlar. Tasarım mobilyalar, kitaplar, sanat eserleri ve modern dokunuşlarla tamamlanan nostaljik bir atmosferde, şehrin ortasında kendi dünyasına bir kaçış arayanlar burayı çok sevebilir.
- Bütçeniz sınırlıysa: Lozenge Hotel ve City Luxe Suites & Rooms'a da bakabilirsiniz.
NE YAPMALI?

Antik dünyanın izlerini takip edin
Atina, antik dünyanın izine düşmek isteyenlerin başka bir döneme ışınlanabilecekleri pek çok kapı sunar. Üstelik bu binlerce yıllık tapınaklar, tiyatrolar, agoralar ve müzeler, yalnızca geçmişin kalıntıları da değildir; şehirle birlikte yaşayan, nefes alan ve defalarca görülse de hâlâ büyüleyici kalmayı başaran bu hikaye anlatıcıları, kentin dört bir yanında şehir hayatının içine karışır.
- Akropolis: 2.500 yıldır Atina'ya yolu düşen herkesin ilk yaptığı iş, Akropolis'in kayalık zirvesine tırmanmak olmuş. "Kutsal Kaya" olarak da anılan bu büyüleyici yapı topluluğu, halen Antik Yunan medeniyetinin dünyaya bıraktığı mirasın evrensel simgesi olmayı sürdürüyor. Akropolis'in zirvesinde üç tapınak yükseliyor: Tanrıça Athena’ya adanmış Parthenon, kutsal zeytin ağacının gölgesindeki Erechtheion ve zarif Kanatsız Zafer Tapınağı. Hepsine, görkemli Propylaea kapısından geçilerek ulaşılıyor. Pentelik mermerden yapılan bu anıtlar, Perikles’in Altın Yüzyılı’nda (MÖ 450–330) inşa edilmiş. Her yıl milyonlarca ziyaretçiyi kendine çeken Akropolis Müzesi de Akropolis deneyimini derinleştirmek isteyenleri bekliyor.
- Hadrian Kütüphanesi: Atina’da mutlaka görülmesi gereken tarihî yapılardan biri de Hadrian Kütüphanesi. MS 132 yılında inşa edilen bu yapı, bir zamanlar gerçek bir kütüphane olarak kullanılmış. Günümüzde geriye sadece birkaç sütun kalıntısı kalsa da ziyaretçiler burada gezerken eski zamanları gözünde canlandırabiliyor. Giriş sadece 3 dolar ve isterseniz Akropolis biletine ek olarak da alabilirsiniz.
- Ulusal Arkeoloji Müzesi: Yunanistan’ın en büyük, dünyanın ise en etkileyici müzelerinden biri olan Ulusal Arkeoloji Müzesi, başlangıçta yalnızca Attika ve çevresindeki 19. yüzyıl kazılarından çıkan eserleri sergilemek üzere inşa edilmişti; zamanla Yunan dünyasının dört bir yanından getirilen buluntularla büyüdü ve ulusal bir hazineye dönüştü. Bugün 11.000’i aşkın eserden oluşan koleksiyonuyla ziyaretçilerine tarih öncesi dönemlerden geç antik çağa uzanan geniş bir uygarlık panoraması sunuyor.
- Kallimarmaro Stadyumu: İlk modern Olimpiyat Oyunları'na ev sahipliği yapan Kallimarmaro, dünyanın tamamen mermerden yapılmış tek stadyumu olma özelliğini taşıyor.
- Hadrian Kemeri – Olympian Zeus Tapınağı: Tanrıların kralına adanmış Olympian Zeus Tapınağı’ndan geriye kalan bu görkemli sütunlar, antik dünyanın en büyük kutsal yapılarından birinin izlerini taşıyor. Hemen yanında yükselen Hadrianus Kemeri ise imparatorun şehre gelişi ve tapınağın tamamlanmasındaki katkıları onuruna dikilmiş, geçmişle bugünü birbirine bağlayan bir geçit.
- Kiklad Sanat Müzesi: Kiklad Sanat Müzesi, Ege ve Kıbrıs’ın kadim medeniyetlerine adanmış bir keşif alanı. Özellikle MÖ 3. binyıla tarihlenen Kiklad sanatına odaklanan müze; zarif mermer figürinlerden günlük yaşam objelerine uzanan eserleriyle üç ana bölümde yolculuk sunuyor: Kiklad Sanatı (MÖ 3200–2000), Antik Yunan Sanatı (MÖ 200–MS 395) ve Antik Kıbrıs Sanatı (MÖ 3900–MS 6. yüzyıl).
- Benaki Müzesi: Avrupa’nın en seçkin koleksiyonlarından birine ev sahipliği yapan bu müze, Atina’nın en zarif neoklasik yapılarından birinde, Ulusal Bahçe ile Parlamento’nun hemen yanı başında konumlanıyor. Atina’nın tarih boyunca Mısır ve Ortadoğu’ya açılan bir ticaret kapısı olmasına odaklanan ve Osmanlı döneminde 350 yıl karakol olarak kullanılmış bu binada, Arap dünyasının en uzak köşelerinden gelen oyma bıçakları, aynalı kutuları ve mücevherli ev eşyalarını görebilirsiniz. Müze mağazasını ve terasta tadına bakabileceğiniz portakallı keki atlamayın.
- Dimotiko Theatro metro durağı: Atina metrosu genişletilirken dünyanın en zengin arkeolojik hazinelerinden biri de gün yüzüne çıktı. Bu keşifleri yerinde görmek için, Perikles döneminde Atina filosunun inşa edildiği Pire limanındaki yeni Dimotiko Theatro (Belediye Tiyatrosu) metro durağını ziyaret edebilirsiniz.

Şehri yürüyerek dolaşın
Şehir yakın mesafeleri, ılıman iklimi ve rengarenk sokaklarıyla yürüyerek dolaşmaya çok uygun. En rahat ayakkabılarınızı giydiğinizden ve güneşten korunduğunuzdan emin olursanız başka bir şeye ihtiyacınız yok.
- Plaka ve Anafiotika: Akropolis’in gölgesinde, Atina’nın en eski ve en büyüleyici mahallelerinden biri olan Plaka, antik çağlardan beri yerleşime açık olduğu için “tanrıların mahallesi” olarak anılıyor. Tarihî kalıntılar ve Bizans kiliseleri arasında zamanda yolculuk yapıyormuş gibi hissettiren bu bölge, şehir merkezinde olmasına rağmen araç trafiğine kapalı. Plaka’nın hemen yanında ise bambaşka bir dünya var: 19. yüzyılda Anafi adasından gelen işçilerin kurduğu Anafiotika; beyaz badanalı evleri, begonvilleri ve dar sokaklarıyla ada ruhunu Atina’ya taşıyor.
- Metro: Hat 3 / Monastiraki İstasyonu ve Hat 2 / Akropolis İstasyonu
- Sintagma Meydanı ve Panepistimou Caddesi: Atina'nın simgelerinden Sintagma Meydanı, şehrin tam kalbinde, Yunan Parlamento Binası'nın önünde yer alıyor. Meydan, adını, Kral Otto'nun devrim sonrası kabul etmek zorunda kaldığı Anayasa'dan alıyor. Meydanın doğu tarafında, Yunan tarihindeki savaşlarda hayatlarını kaybeden askerlere adanmış Meçhul Asker Anıtı'nı görebilirsiniz. Bu anıtın önünde Evzones adlı Cumhurbaşkanlığı Muhafızları'nın saat başı yapılan nöbet değişim törenini de izleyebilirsiniz. Her pazar saat 11.00’de resmî tören tam teçhizatla düzenleniyor. İyi bir yer kapmak için biraz erken gitmeniz iyi olur.
- Sintagma’dan Omonia Meydanı’na uzanan Panepistimou Caddesi'nde ise Yunanistan Ulusal Kütüphanesi, Truva kazılarının ünlü kaşifi Heinrich Schliemann’ın evi olarak inşa edilen ama şimdi Nümizmatik Müzesi olan Iliou Melathron, Yunanistan Bankası’nın tarihî binası, Atina Akademisi, Balkanların ilk üniversitesi olan Atina Üniversitesi, Arsakeio Kız Okulu gibi tarihî yapıları görebilirsiniz.
- Exarchia: Exarchia, özellikle de Neapolis semti, Atina’nın en özgün ve karakterli mahallelerinden biri. Bir zamanlar Yunanistan’ın en önemli sanatçılarına ve entelektüellerine ev sahipliği yapan bu bölge yayınevleri, küçük matbaaları ve bohem kafeleriyle hâlâ edebiyat ve kültürle iç içe yaşamayı sürdürüyor. Burada bağımsız sanatçıların ve illüstratörlerin işlettiği küçük dükkanlar, yavaş moda anlayışıyla üretilmiş kıyafetler satan butiklerle yan yana. Bölgenin kalbinin attığı ana caddeler arasında Ippokratous, Mavromichali, Charilaou Trikoupi ve Themistokleous bulunuyor.
- Exarchia’daki yürüyüşünüzü, mutlaka Ulusal Arkeoloji Müzesi’yle tamamlayın.

Lycabettus'tan kent manzarasını görün
Efsaneye göre tanrıça Athena, Akropolis’e giderken taşıdığı kayayı bir kuzgundan aldığı kötü haberin etkisiyle elinden düşürmüş; o kaya, zamanla şehre tepeden bakan bu büyülü tepeye dönüşmüş. Atina’nın en yüksek noktası Lycabettus Tepesi'nin zirvesindeki küçük St. George Şapeli, Attika ovasını kuşbakışı gören makamıyla halen şehrin en güzel manzaralarından birini sunuyor.
- Nasıl gidilir? 1965’ten beri kullanımda olan teleferik, sizi tepedeki şapelin hemen altında, kahvenizi yudumlayabileceğiniz kafelere taşıyor. Ayrıca bacaklarınız kuvvetliyse merdivenlerden çıkabilir ya da bir taksiye de atlayabilirsiniz.
- Kolonaki turu: Tepenin eteklerinde, bir zamanlar sanatçılar ve entelektüellerin buluşma noktası olan Kolonaki uzanıyor. Neoklasik binaları, kültürel atmosferi ve merkezî konumuyla bu mahalle, tarihî dokuyu lüks mağazalar, galeriler, kafe ve restoranlarla birleştiriyor.
- Püf noktası: Alışveriş sonrası kısa bir mola için Cine Dexameni’ye uğrayın. Yasemin ve fesleğen kokuları eşliğinde açık havada film izleyebileceğiniz bu tarihî yaz sineması, Avrupa sinemasına özel bir önem veriyor. Filmler gişe başarısına değil, kaliteye göre seçiliyor.

Herodeon'da bir konser izleyin
Akropolis'in güney yamacına oyulmuş Herodes Atticus Odeonu'nun 2. yüzyıldan kalma basamaklarından Ege kıyılarının muhteşem manzarasına bakmanın kendisi bile bu amfitiyatroya hayran kalmak için yeterli. Bir de burada bir oyun ya da konser izlemenin ne kadar büyüleyici olabileceğini hayal edin. Atina Epidaurus Festivali, bunu yapmanıza olanak tanıyor.
- Not almalı: Haziran'da başlayan sezonun programı, dans gösterilerinden klasik müzik konserlerine geniş bir yelpazeye yayılıyor. Programı buradan inceleyebilirsiniz. Yalnızca topuklu ayakkabılara izin verilmediğini aklınızda tutun.
- Bununla birlikte: Güney Atina kıyısında her yıl düzenlenen Release Atina Festivali de bu yaz Morrissey'den Kylie Minogue'a, Fontaines D.C.'den Dream Theater'a pek çok grubu ağırlıyor.

Kentin çağdaş sanat sahnesini keşfedin
Atina denince aklımıza mermer heykellerle dolu bir şehir gelir ama burası aynı zamanda Avrupa'nın en heyecan verici çağdaş sanat merkezlerinden biri. Basil ve Elise Goulandris Vakfı Müzesi; Cézanne, Van Gogh, Monet, Degas, Picasso, Miró, Giacometti, Chagall gibi devlerin eserlerini görmek isteyenlerin ilk duraklarından biri. Ama sanat Atina'da sadece müzelerle sınırlı kalmıyor; sokaklara, yeraltı galerilerine, duvarlara taşıyor. Graffitiler, bazen politikacılardan daha yüksek sesle konuşuyor.
- The Breeder: Çağdaş sanat eserlerinin sergilendiği pek çok müze ve galeri arasında en ilgi çekici olanlardan biri “Atina ile dünya arasında sanatsal bir köprü kurma” amacıyla kurulan The Breeder. Neoklasik konakların bulunduğu Metaxourgeio'daki galeri; açık hava kafeleri, Blue Parrot gibi hareketli barları ve Seychelles gibi restoranlarıyla bilinen Avdi Meydanı'na beş dakikalık yürüme mesafesinde, eski bir dondurma fabrikasında Stathis Panagoulis ve George Vamvakidis tarafından kurulmuş.
- Carwan Gallery: Feribotla adalara geçmeden önce Pire'deki liman bölgesinde birkaç saatiniz varsa eski bir depodan dönüştürülen Carwan Gallery, ilham verici bir durak olabilir. Beyrut’tan Atina’ya taşınan mimar Nicolas Bellavance-Lecompte ve Quentin Moyse’un kurduğu galeride sergiler sıra dışı: Camla şekillenen bakır heykeller, sebze formlu lambalar, Kiklad ışığından ilham alan renkli koltuklar…
- Dio Horia: Atina’da, Akropolis’in hemen yanında yer alan Dio Horia galerisi, modern sanat ile antik dönemi buluşturuyor. 2018’de Mykonos’ta küçük bir sanat platformu olarak kurulan galeri, küratör Marina Vranopoulou’nun öncülüğünde Yunan kültürüyle bağlantılı yeni ve az bilinen sanatçılara ses veriyor.
- Alibi Gallery: Alibi Gallery, günümüzün meselelerini yaratıcı ve cesur biçimlerde ele alan genç sanatçıları keşfetmeyi ve onlara destek vermeyi amaçlıyor. Hem yeni hem de tanınmış sanatçıların işlerini sergileyen galeri, özellikle Atina’nın yerel sanat sahnesine ve şehre dair konulara odaklanıyor.
NEREDE YEMELİ?
Yeraltında öğle yemeği
Atina’nın sosyal hayatında önemli bir yere sahip olan kafenia ve koutoukia’lar, geçmişin izlerini bugüne taşıyan mekanlar arasında. Geleneksel kafenia'lar, özellikle erkeklerin sosyalleştiği, kahve içip tavla oynadığı ve basit mezeler eşliğinde ouzo ya da tsipouro içtiği mekanlardı. Bu kültürün devamı niteliğindeki koutoukia'lar ise 1950'ler ve 60'larda (hem fiziksel hem mecazi anlamda) yeraltında kalan taverna tipi yerler olarak ortaya çıktı.
- Diporto: 1887’den bu yana açık olan Diporto, bu yeraltı lokantaları arasında en meşhurlarından. Varvakios pazarının arkasında, Sokratous Caddesi’nde yer alan bu yeraltı tavernası, şehrin en özgün yemek deneyimlerinden birini sunuyor. Ne menüsü ne de tabelası olan, kaldırımdaki metal kapakların altına gizlenmiş bir girişten ulaşılan Diporto'nun menüsünde nohut yahnisi, ızgara sardalya ve Yunan salatası gibi mütevazı lezzetlere fıçıdan alüminyum maşrapalara aktarılan retsina (ev şarabı) eşlik ediyor. Öğle saatlerinde yoğun olabilen mekan, sabahın erken saatlerinden akşam 19.00'a kadar açık. Kişi başına 10 avro civarı ödeniyor.

Lotte'de Latte Freddo, limonata, ev yapımı cheesecake ve meyveli bruschetta.
Akropolis sonrası mola mekanları
Akropolis’in kalabalıklarıyla geçen saatlerin ardından soluklanmak ve enerji toplamak için Koukaki bölgesine uğrayabilirsiniz. Akropolis Müzesi'nin hemen aşağısında yer alan bu sakin mahallede portakal ağaçlarının gölgesinde saklı lezzet durakları da var.
- Guarantee: Bunlardan biri, yerel malzemelerle hazırlanan sandviçleriyle öne çıkan Guarantee. Menüde feta peyniri, humus, zeytin, turşu, taze sebzeler ve etlerin ekşi-tatlı bir sosla buluştuğu sandviçler yer alıyor.
- Takis Bakery: Ispanaklı ve pırasalı börekleriyle tanınan bu fırın, geleneksel tarifleriyle Atinalıların da en sevdiği yerlerden.
- Lotte: Kahve molası için ise antika aynalar ve aryalar eşliğinde cappuccino freddo'nuzu yudumlayabileceğiniz bu küçük kafe ideal.
MICHELIN'li Atina mekanları
Son yıllarda Michelin Rehberi, Atina'nın gastronomi sahnesinin sunduğu zenginliği fark etmiş gibi görünüyor: 2019’da beş, 2021’de iki, 2022’de üç (biri iki yıldızlı, ikisi Yeşil Yıldız) ve 2023’te üç restoran daha Michelin yıldızı aldı. Bu etkileyici mekanların hepsi denemeye değer. Üstelik bu restoranlar, uluslararası standartlara göre hâlâ oldukça makul fiyatlı. Aylar öncesinden rezervasyon gerekmemesi de büyük avantaj.
- Soil: Atina'nın en yeni Michelin yıldızlarından biri gösterişsiz ama etkileyici bir deneyim sunan Soil'a verildi. Şef Tassos Mantis, 1925'te inşa edilen neoklasik bir binanın bahçesinde limon ağaçlarının gölgesinde hizmet veren restoranında malzemelerin çoğunu Atina'ya bir saat uzaklıktaki Alepochori'de bulunan bahçesinden getiriyor. Çiftlikten sofraya gelen bu malzemeler, Soil'a Michelin yıldızının yanından Yeşil Yıldız da kazandırdı. Her tabağa özel şarap eşleşmelerinin de dahil olduğu 14 tabaklık tadım menüsü (110€), Yunan mutfağını kozmopolit bir dokunuşla yeniden yorumluyor. Yılan balığı burger; yumuşacık tragos (teke) eti; limonotu, yeşil elma ve jalapeñoyla yapılan granita öne çıkan lezzetlerden.
- Delta: Atina'nın tek 2 Michelin yıldızlı restoranı, Yunanistan Ulusal Kütüphanesi ve Opera Binası'na da ev sahipliği yapan Stavros Niarchos Vakfı Kültür Merkezi'nin en üst katındaki Delta. Giorgos Papazacharias ve Thanos Feskos'un liderliğindeki mutfaktan çıkan 12 tabaklık tadım menüsü, restoranın fütüristik atmosferi, müthiş şarap seçkisi ve Mikrolimano manzarasıyla tamamlanıyor. Fermantasyon, ilhamını İskandinav gastronomisinden alan Delta mutfağının yapı taşlarından. Gurmelerin favorisi ise balık yumurtası ve gül yapraklarıyla doldurulmuş deniz kestanesi; beyaz çakıl taşları üzerinde topinambur eşliğinde servis edilen mürekkepbalığı; erik suyunda pişmiş morina gibi yaratıcı tabaklar.
- Merceri Food and Drink: Yıldızsız öneriler arasında Melina Chomatas ve Maria Dioudis’in uluslararası lezzetleri Yunan tarifleriyle harmanlama becerisini yansıtan Merceri de denenebilir. Sadece akşam yemeği servisi yapan bu mekanda uluslararası bir şarap seçkisi de öne çıkıyor.
- Ls and Sia: MICHELIN tavsiye listesinde yer alan bu New Age taverna, kapıdan girip masanıza doğru yürürken size sunacakları hakkında hiçbir ipucu vermiyor. Eski bir mum fabrikasının yerine açılan bu restoranda, endüstriyel tarz masa ve sandalyeler mutfakta neler olabileceğine dair merakınızı ikiye katlıyor. Ağırlıklı olarak Yunan ve Akdeniz coğrafyasından seçilmiş kısa ve öz şarap menüsü, birçok yemeğin eşlikçiliğini rahatlıkla yapabilecek türden. Mousse kıvamındaki tarama, buranın yıldızlarından biri. Kömür ızgarada pişirilmiş ton balığı şiş de değişen menüde yakalarsanız kaçırmamanız gereken bir letafet.
- Pharaoh: Atina’nın karşı kültürün kalbinin attığı Exarchia’da bulunan Pharaoh, şehrin anarşist-cool ruhunu tam anlamıyla yansıtıyor. Mekanın arkasında bir şef, bir seyahat ve yemek yazarı, bir şarap tüccarı ve bir opera sanatçısı var. Terrazzo zeminler, çimento sütunlar ve yığınla odunla şekillenen dekorasyon endüstriyel ve rustik bir karışım sunuyor. Şef Manolis Papoutsakis’in sık sık değişen menüsünde kestane stifado, keçi peyniriyle doldurulmuş kabak çiçekleri ve yabani otlarla servis edilen kızarmış yumurtalar gibi yalın ama etkileyici tatlar var. En iyi koltuklar ise barın tam önünde.

Aklınızda değil, midenizde kalması gereken diğerleri
Atina’da öyle mekanlar var ki, belki Michelin yıldızı yok, belki 50 Best listesinde de yer almıyorlar ama bir kez gittiğinizde damağınızdan uzun süre silinmeyecek tatlar bırakıyorlar. Bu bölüm, keşfetmeye değer o “diğerleriyle” ilgili.
- Birdman: Yeni açılmasa da son yıllarda adını daha sık duyduğumuz bu mekan, ilhamını bir hayvanın tüm parçalarının değerlendirildiği Japon ve Kore kasaplık kültürü, Yakitori, Hi-Fi ve 90’lar Chicago barlarından alıyor. New York doğumlu Yunan şef ve kasap Ari Vezené’nin göz bebeği. Öğlen atıştırmalıklarının cazip durağı Ekiben ve soyadını taşıyan fine-dining restoranı Vezené ile şef, Atina yeme-içme dünyasının en havalı isimlerinden biri. Barda oturmayı tercih ederseniz açık ızgara ateşinin ya da hazırlık aşamasındaki kokteyllerin kokusunu alabileceğiz aksiyonu bol bu restoran, aynı zamanda da bir Hi-Fi bar. Japon caz ve Nijerya funk melodilerine paylaşımlık ızgaralar, sashimiler, katsu sandolar ve lezzetli kokteyllerin eşlik ediyor.
- Wine is fine: Menüsünden şarap seçkisine, dekorasyonundan ekibine kadar kendisine hayran bırakan bir diğer mekan ise Wine is Fine. Hırdavatçılar çarşısı diyebileceğimiz bir lokasyonda, 70’lerden günümüze ışınlanmış gibi görünen beyaz masa örtüleri, kırmızı vintage sandalyeleri, geniş natürel şarap seçkisi ve lezzetli paylaşımlık tabakları ile ister öğlen ister akşam yemeği için tercih edilebilir.
- Taverna ton Filon: İki arkadaş—biri sommelier, diğeri şef—Kolonos’ta terk edilmiş bir restoranla karşılaştıklarında, bunun bir tesadüf değil kader olduğunu hissettiler. Güneşli köşe dükkanı restore ederek orijinal duvar resimlerini, açık mutfağını ve çıplak tuğlalarını korudular ve ortaya retro ruhlu bu taverna çıktı. Kısa ama öz menüde, tatlı-ekşi yeşil fasulyeyle servis edilen ızgara peynir ya da ipeksi tatlı patates püresiyle gelen haşlanmış horoz gibi sürprizler sizi bekliyor.
- Papadakis: Ünlü şef Argiro Barbarigou’nun çocukluk hayalinden doğan Papadakis, Paros’tan Atina’ya uzanan bir tutkunun lezzetli meyvesi. Ailesiyle birlikte mutfakta yemek pişerek büyüyen Barbarigou, Yunan mutfağına getirdiği zarif dokunuşlarla Kolonaki semtindeki bu restoranı 2005’te açtığından beri hem Atinalıların hem de turistlerin kalbini kazandı. Kızarmış kabak çiçekleri, bakla püresi ve karidesli baharatlı linguini gibi tabaklar mutlaka denenmeli.
- Ex Machina: Yöresel malzemeler ile Asya ve Ortadoğu reçetelerini birleştiren Ex Machina, tüm duyulara hitap eden bir menü sunuyor. Restoranın şefi Adam Kotovas, 2019, 2021 ve 2022’deki restoran açma denemeleri üç kez başarısızlıkla sonuçlandıktan sonra 2023’te hayallerini gerçekleştirmiş ve "hikayesi olan" yemeklerle dolu bu mekanı açmış.
- Ayrıca: Seychelles, Akra, Karamanlidika, Kapani ve Oikonomou da listeye alınması gerekenler.
NEREDE İÇMELİ?
Atina'nın mis kokulu kahvecileri
Atina’nın sokakları tarih kadar kahve de kokar. Şehirde dolaşırken mutlaka bir yerlerden burnunuza taze çekilmiş kahvenin kokusu çalınır. Her köşe başında farklı bir karaktere sahip kafeler var, ama içlerinden bazıları sırf orada kahve içmek için yolunuzu değiştirmeye değer.
- Minu: Atina’da güne başlamanın en keyifli yollarından biri Yunanistan’ın en havalı kafesi olarak anılmayı fazlasıyla hak eden Minu. Üçüncü dalga kahveci ve butik olarak hizmet veren bu şık mekanda avokado tosttan smoothie bowl’a kadar pek çok sağlıklı seçenek var. Hava güzelse bahçeye kurulabilir ya da kahvenizi aldıktan sonra civardaki antika dükkanlarını keşfedebilirsiniz.
- Portatif: Kendinizi bir arkadaşınızın evine kahve içmeye gitmiş gibi hissedeceğiniz bu nostaljik kafe; vintage mobilyaları, büyükannenizin fincan takımlarını andıran çay takımları, pastel renkleriyle öne çıkıyor. Taze çekilmiş kahvelerin, özenle seçilmiş çayların yanında Antep fıstıklı kekini de denemeden geçmeyin.
- Yiasemi: Burası, Atina'nın en fotojenik bistrolarından biri. Plaka'nın taş merdivenlerine atılmış minik masaları, çiçekli saksıları ve vintage atmosferiyle hem göze hem damağa hitap ediyor. Her sabah taze, yerel malzemelerle hazırlanan vejetaryen kahvaltı büfesi sunuluyor. İçerideki nostaljik salonda ise piyanist Vaya Nassi'nin melodileri kahvenize eşlik ediyor. Tatlılar ise gerçekten unutulmaz!
- The Underdog: Bu ödüllü kafe, Atina’daki en iyi kahveyi içebileceğiniz yerlerden. Kahveler doğrudan çiftliklerden temin ediliyor ve her gün kendi fabrikalarında kavruluyor. Menüsünde sürekli değişen sekiz farklı single estate kahve bulunuyor; her biri kendine has bir aroma profiline ve kökene sahip. Lezzetli bir brunch menüsü de var.
Taf Coffee: Kahveseverlerin Atina’daki ilk duraklarından biri olan Taf Coffee, şehirde adeta bir kahve mabedi muamelesi görüyor. 2009’dan bu yana, dünyanın dört bir yanından özenle seçilmiş kahve çekirdekleriyle sayısız harman ve lezzet sunuyor.
Skakistiko Kafenio "Panellinion": Mavromichali 16 adresinde bulunan bu satranç kafesinde zaman durmuş gibi. Melina Mercouri ve Onassis'in kahvelerini yudumladığı, satranç efsanesi Karpov'un aynı anda 30 tahtada maç yaptığı masalarda oturmak, unutulmayacak bir deneyim.

Ödüllü kokteyl barları, şarap evleri ve pub'lar
Atina'nın canlı gece hayatı, neredeyse rakipsiz. Ödüllü kokteyl barlar ve pub’lar, klasik tariflere modern dokunuşlar katarken her yudumda büyük maceralar sunuyor. Çağlar Avcı'nın apéro'da yazdığı tavsiyeler eşliğinde bir seçki...
- The Clumsies: Atina’daki en ünlü barlardan biri olan The Clumsies, 2014’te açıldıktan sadece bir yıl sonra World’s 50 Best Bars listesine girdi ve o zamandan beri listede yer almaya devam ediyor. Kokteylleri her zaman yaratıcı ve eğlenceli, ama asla zorlama değil. "Bardakta Yunan salatası" olarak özetleyebileceğimiz Mediterranean Gimlet gibi tatlar her zaman popüler. Ancak cheddar peyniriyle hazırlanan “Catching a Falling Star” gibi orijinal yorumları da denemeye değer. Ayrıca üzümsüz meyve şarapları, biraları ve yaratıcı yancıları da meşhur. Öte yandan The Clumsies'in eski enerjisini kaybetmesinin sebepleri arasında mekanın turistlerin uğrak noktalarından biri olmasının yanında, siparişlere yetişmekte zorlanan çalışanların kokteylleri son sürat hazırlaması da sayılabilir.
- Line: Atina'daki eski bir sanat galerisi, Vasilis Kyritsis ve Nikos Bakoulis tarafından dünyanın en iyi kokteyl barlarından birine dönüştürülmek üzere tasarlandı. İkilinin şehir merkezindeki ilk mekanı The Clumsies'e sadece birkaç kilometre uzaklıkta olan Line, barmenlik zanaatını yeniden tanımlayarak ürünlerinin birçoğunu kendisi üretiyor. Ekmek, bira ve şaraptan oluşan üç temel üzerine inşa edilen bu yenilikçi bar, "anarşiyi" sürdürülebilirlikle harmanlayan bir menüye sahip.
- Walk In: Eğer hâlâ Vasilis ve Nikos’tan sıkılmadıysanız bu ikilinin mahalle barı konseptini bir tık yukarı taşıyan yeni mekanları Walk In de sizi bekliyor. Line'ın içki ve yiyecek menüsünü daha erişilebilir bir lokasyona taşıyan Walk In, ikilinin Atina sınırlarını aşan sosyal çevreleri ile The Clumsies ve Line tecrübelerini tek potada eriten ortamıyla akşam bir şeyler yudumlayıp kendini müziğin ritmine bırakmak isteyenlere farklı bir alternatif sunuyor.
- Baba Au Rum: Thanos Prunarus, 2009 yılında Baba Au Rum’u açtığında Atina bar sahnesinde ışıklar henüz bu kadar parlak değildi. Karayipler'in sıcak esintisi ile hızla yayılan bu kıvılcım, birçok mekan için tek bir alanda farklılaşıp uzmanlaşarak bunu en iyi seviyede sunmak anlamında bir ilham kaynağı oldu. Fransız mutfağının meşhur Baba au Rum tatlısından esinlenen adıyla bu mekan, dünyanın dört bir köşesinde damıtılmış onlarca farklı romu sek, kokteylde ya da klasik kokteyl twist’lerinde farklı birer element olarak deneyimleyebileceğiniz oldukça eğlenceli bir yer.
- Barro Negro: Son dönemde listelerde üst sıralara tırmanan ve şeker kamışı yerine agave etrafında şekillenen menüsüyle envai çeşit tekila ve mezcal sunan Barro Negro, mutlaka Atina bar rotanıza girmeli. Barın arka duvarını süsleyen, çoğunluğu Oxaca, Meksika menşeli içkiler, hem klasik kokteyllere hem de mekanın kendi reçetelerine baz oluşturuyor.
- Ayrıca: Yukarıda bahsi geçen barların yanı sıra bira meraklılarını cezbedecek Barley Cargo, Strange Brew Taproom, Flint ve The Stranger; yerel ve natürel şaraplardan bir seçki sunan şarap barı Gamay ve Warehouse; sepya tonlu Jazz in Jazz ve geceyi sonlandırmak için The 7 Jokers ile Galaxy Bar da bu listede bulunması gereken diğer duraklar arasında.
NEREDEN NE ALINIR?
Atina alışveriş rehberi
Alışveriş dendiğinde Atina'da akla ilk gelen mahalle Kolonaki. Voukourestiou Caddesi boyunca lüks markaları; Skoufa, Anagnostopoulou ve Patriarchou Ioakim caddelerinde ise özgün butikleri bulabilirsiniz. Vintage meraklıları için ilk durak ise Monastiraki. Özellikle Avissinias Meydanı, mobilyadan kıyafete, mücevherden antikaya kadar her şeyi bulabileceğiniz dükkanlarla dolu. Pazar günleri kurulan bit pazarında hazine avına da çıkabilirsiniz. Damak tatlandıracak bir alışveriş için ise baharatların, şifalı otların, Yunan şarküterilerinin kokularıyla dolu Varvakeios Agora doğru adres.
- Anthologist: Anthologist’in kurucusu Andria Mitsakos, el işçiliğine ve tasarıma karşı her zaman özel bir ilgi duymuş. Seyahatleri sırasında eski kimonolardan dokuma kumaşlara, antika mücevherlerden benzersiz objelere kadar pek çok parça toplamış. İşte bu merak, onu Atina’da Anthologist adlı çok yönlü bir mekan açmaya yönlendirmiş. Anthologist bir dükkandan çok daha fazlası: Sergi salonu, galeri, etkinlik alanı ve butik bir mağaza. Monastiraki’deki bit pazarını gezdikten ve şehrin en iyi falafel restoranı Zanoubia'de bir şeyler atıştırdıktan sonra buraya mutlaka uğrayın—ama randevu almayı unutmayın. İçeride sizi yerel zanaatkarların ellerinden çıkmış çantalar, aksesuarlar, seramikler ve kağıt ürünleri bekliyor. Hepsi özenle seçilmiş, hikayesi olan parçalar.
- Karavan Clothing: Sintagma Meydanı'ndaki mağazada satılan benzersiz, rengarenk desenler, monokromlar ve rahat siluetleriyle bu kıyafetler, Atina'da tasarlanıyor; yerel zanaatkarlar ve ustalar tarafından üretiliyor; yüksek kaliteli malzemelerle işleniyor.
- Nidodileda: Kifissia'da el yapımı ve bohem kıyafetlerin yanı sıra aksesuarlar ve ev eşyaları da satan yerel bir konsept mağaza.
- Mashu: Yunan tasarımcı Ioanna Topouzoglou tarafından 2017 yılında kurulan Mashu, Atina'daki zanaatkarların elleriyle ürettiği çantalarıyla artık ünü Yunanistan sınırlarını aşmış yerel bir marka.
- Hermina Athens: Yunan mitolojisinden ilham alan mücevher tasarımlarını Atina'daki atölyelerinde üreten Hermina'nın renove edilmiş neoklasik bir binada yer alan butiğinde beyazlar, altın detaylar, mermer yüzeyler ve Yunan mitolojisinden ilham alan dokunuşlarla hem zarif hem dingin bir atmosfer yaratılmış.

Hyper Hypo
- Hyper Hypo: Monastiraki'de, Hadrianus Kütüphanesi'nin yakınlarındaki Hyper Hypo, sanat ve tasarım odaklı çağdaş bir kitapçı ve yayıncı. Klein mavisi duvarlarıyla sergi alanını andıran mekanda fotoğrafçılıktan mimariye, modadan pop kültüre uzanan özenle seçilmiş yayınlar sunuluyor. Ödüllü grafik tasarımcı Stathis Mitropoulos ve moda editörü Andreas Kokkinos tarafından kurulan dükkan, sadece bir kitapçı değil, aynı zamanda konuşmalar, film gösterimleri ve performanslarla zenginleşen bir kültür merkezi. Hyper Hypo, ayrıca sanatçılarla yaptığı işbirlikleri ve kendi yayımladığı seçkilerle Atina’nın yaratıcı sahnesinde özel bir yer tutuyor.
- Melissa Books: Sanat, folklor ve bilim odaklı bu kitapçı, Atina'dan eve getirecek özgün bir hediye arayanları mutlu edecek. Fotoğraf albümleri ve koleksiyon kitaplarının yanında çocuk kitapları serisi de dikkat çekici. Farklı dillerdeki bu kitaplar, çocukları kalıpların dışında düşünmeye yönlendiriyor.
- It’s Oh So Souvenir to Me: 50’den fazla Yunan tasarımcı ve sanatçının buluştuğu bu yaratıcı dükkan, dekoratif objelerden takılara kadar uzanan özgün tasarımlarla “Yunanistan hatırası” kavramına yeni bir anlam katıyor.
- naked summer: Christina Mandilari, Yunanistan'daki bitmeyen yaz ruhunu tişört, pareo ve çantalara işleyerek her birini aydınlık tasarımlara dönüştürüyor.
- A Future Perfect: 2013 yılında Atina’da iki kadın mimar tarafından kurulan bu konsept markanın ürün yelpazesi ev eşyaları, kırtasiye, dekoratif objeler ve kişisel aksesuarlar ile takıları kapsıyor.
- Yesterday's Bread: Exarchia'daki bu dükkanda vintage parçaları bulmak için ideal.

Ode to Socks
- Ode to Socks: Atina çıkışlı çorap markası Ode to Socks, hem renkli tasarımları hem de doğaya duyarlı üretimiyle öne çıkıyor. Tarım ve moda eğitimi alan kurucusu Xenia Vanikioti, yüzde 90 Yunan pamuğundan üretilen çoraplara, Yunan tarihinden esinlenen karakterlerle bir hikaye yazıyor.
Sea You Soon: Grigoris ve Constantinos Samaras kardeşlerin kurduğu Sea You Soon, Ege kıyılarının ruhunu büyük boy plaj havlularına, bornozlara ve çantalara taşıyor. Bohem çizgiler, doğal tonlar, hafiflik ve kum tutmayan dokular markanın imzası. Ürünler, Yunanistan ve Türkiye'deki yerel üreticilerle birlikte, doğaya duyarlı bir anlayışla üretiliyor.
Giorgio Hatter: Atina’nın tarihî merkezinde yer alan Giorgio Hatter, üçüncü kuşak bir aile işletmesi olarak şehrin en şık şapka koleksiyonunu sunuyor. 1978’den beri faaliyet gösteren mağaza, el örmesi şapkalarıyla hem erkeklere hem de kadınlara hitap ediyor.
Nora's Deli: Kolonaki'deki bu dükkan, sayısız Yunan şarküteri ürünüyle gurmeler için adeta bir cennet. Kesinlikle uğramaya değer.
Mr. Vertigo: Paul Auster’ın aynı adlı kitabından ilham alan bu şarap mahzeni; sürpriz tadımlar, şarap turları, özel şarap kulübü ve kütüphanesiyle Yunanistan'ın yükselen şarap sahnesini anlamak için adeta bir vaha.
- Attica: Butiklerden çıkıp tam teşekküllü bir alışveriş deneyimine dalmak istiyorsanız, kentin en büyük AVM'sinde alışverişin dışında güzellik salonları, şarap barları, restoranlar ve terziler de bulabilirsiniz.




