SOLİ Rehber #4 | Yer, gök dünya: Yeni başlayanlar için İzlanda

SOLİ Rehber #4 | Yer, gök dünya: Yeni başlayanlar için İzlanda

Şelalelerin, dalgaların ve rüzgarların, hatta uçsuz bucaksız sessizliğin içinde dahi gezegeni duyduğun bir coğrafya İzlanda. Her ada gibi ama aynı zamanda hiç diğerleri gibi değil. Doğanın öfkesini fışkırttığını, coşkusuyla titrediğini, sürekli olarak kendini yeniden yarattığını gördükçe insan kendi doğasına da yaklaşıyor burada.

Sıcak ve soğuk, puslu ve berrak, sert ve yumuşak, siyah ve beyaz, yüksek ve alçak, sessiz ve gürültülü. Dünya gezegenini var eden zıtlıkların ve zarif dansların içinde, dünyanın kuvveti ve kaynaklarıyla yükselmiş bir ada. Her ada gibi ama aynı zamanda hiç diğerleri gibi değil. Şelalelerin, dalgaların ve rüzgarların, hatta uçsuz bucaksız sessizliğin içinde dahi gezegeni duyduğun bir coğrafya. 

Gezegenin öfkesini fışkırttığını, coşkusuyla titrediğini ve tesadüfi görünen binbir münasebet ve olayla sürekli olarak kendini yeniden yarattığını görmenin insanı kendine, kendi doğasına yaklaştırdığı o uzaklarda. İzlanda.

Uçaktan inerken temiz ve soğuk hava yüzüme çarpacak zannediyorum. Hava, adımlarımı attıkça kulaklarımdan, burnumdan, ağzımdan yumuşak yumuşak içeri giriyor. Yine beklediğimin aksine soğuğu değil, tenimin üzerinde ferahlığı hissediyorum. Yalnızlığın, varoluşçuluğun, doğanın yüceliğinin, melankolinin satır satır işlendiği ülkenin uçsuz bucaksız yollarında o satırların içinden cümleler seçip okuyorum. Yol boyu kulaklarımda rüzgarlı bir “re:member” çalıyor. 

Yağmur yağmaya başlıyor. Aradan geçen yarım saat içinde güneş kendini tam göstermeden bir gökkuşağı beliriyor yolun karşısında. Varacağımız noktaya kadar bizi takip ediyor. Ya da biz onu. Göklerin betonlarla kaplandığı şehirlerden gelenler için görülmesi gerekenler listesinin başını gökyüzü çekiyor. Her an tüm renkleriyle gökkuşağı ya da yeşil bir oyun gökyüzünde sahnelenebilir. Gözünüzü gökyüzünden ve yerden ayırmayın. Burada yer, gök dünya gezegeni. 

Dışarıda hayat ferah ve şenlikli. Şimdilik. İçeride nasıl? Yol kenarında alçak apartmanlar görmeye başlıyorum. İçerinin dışarıya nasıl karıştığı bir yerdir burası diye düşünüyorum. Hiçbir dairenin perdesi yok. Bu evlerde göğe bakarak yolunu bulan insanların yaşadığına eminim. Yüceliği kendinden bilmeyenlerin. Bir zamanlar sıkışan güçlerle yerden yükselen dağların, enerjisini püskürtmüş ve rahatlamış bir yanardağların ve sert mizaçlı hırçın okyanusun çevrelediği bu kara parçasında, gezegenin içindeki enerji akışını ayağını bastığı ve gözünün gördüğü hemen her yerde hissetmenin verdiği bir mütevazılıkla yaşayan insanların.

En kuzey başkent

En kuzeydeki başkentteyim. 874 yılında Norveçli Viking lideri Ingólfur Arnarson tarafından kurulan Reykjavik’te. Ingólfur, gezegenin yerdeki gösterisini; bölgedeki sıcak su kaynaklarının buharının karadan yükseldiği görünce buraya İzlandaca "tüten körfez" anlamına gelen "reykjavik" ismini veriyor. 

Bu çetin coğrafyada yaşam yavaş yavaş başlıyor. Zaman akıyor, 18. yüzyılda Danimarka’nın egemenliği altındaki ticaretin serbestleşmesiyle kuzeyde ekonomik ve kültürel bir merkez hâline gelen şehirde sonraki yüzyılda sanayi ve altyapı gelişmeye başlıyor. 20. yüzyılda da İzlanda’nın başkenti oluyor. Böylece tüten körfez, en kuzeydeki başkent unvanını alıyor. 

İzlanda’nın kısa tarihi

Gezegenin ve şehrin anlatıları camdan izlene dursun, gelelim Vikinglerden beri atların kutsal sayıldığı İzlanda’nın kısa tarihine. İzlanda, diğer Nordik ülkelere göre biraz izole görünse de ilişkiler bakımından durum hiç öyle değil. Bir Danimarka’nın, bir Norveç’in egemenliğinde yıllar geçiyor. Hatta 2. Dünya Savaşı’nda hem İngiltere hem de ABD stratejik konumu sebebiyle İzlanda’yı işgal ediyor. 

Biraz daha geriye saralım. İzlanda, 9. yüzyılda Norveçli ve Kelt kökenli yerleşimciler tarafından sömürgeleştiriliyor. 930 yılında Avrupa’nın en eski parlamentosu sayılan Alþingi kuruluyor ve o dönemde bu pratik ilk demokrasi örneklerinden sayılıyor. Toplum, merkezî bir kral olmadan, klan temelli bir hukuk sistemiyle yönetiliyor. 13. yüzyıla gelindiğinde İzlanda, Norveç Krallığı'na katılıyor. 1814'te Danimarka'ya bağlanana kadar da Norveç hükmünde kalıyor. 

Bu geçen yüzyıllar boyunca yoksul, izole ve tarıma dayalı bir toplum olarak kalıyor. Ta ki 19. yüzyıla kadar... Bu dönemde İzlanda’da, ulusal kimlik uyanışı başlıyor; dil, edebiyat ve bağımsızlık bilinci güçleniyor. 1944'te da tam bağımsızlığını ilan ediyor. Bugün İzlanda, demokratik ve eşitlikçi yapısıyla biliniyor. Ekonomisi de büyük ölçüde doğal kaynaklara ve sürdürülebilir enerjiye dayanıyor. 

Yüceliği doğaya bırakan şehir 

Reykjavik’e geldik. Burası diğer Nordik başkentlerle kıyaslandığında pek mütevazı. Dağların eteğinde, okyanusun kıyısında serpiştirilmiş evlerin oluşturduğu bir kasaba izlenimi veriyor. Şehrin merkezine doğru ilerleyince karşılaşılan birkaç heybetli yapı dışında şehir, yüceliği doğaya bırakmış. 

Nitekim bu heybetli yapılar arasında Reykjavík’in eski limanında, okyanusla neredeyse iç içe duran Harpa Concert Hall, İzlanda’nın doğayla kurduğu diyaloğun camdan bir yansıması gibi. Şehrin neredeyse her noktasından görülebilen anıtsal kilise Hallgrímskirkja’nın da yükselen cephesi, donmuş lavların yukarı doğru kristalleşmiş hâlini anımsatıyor. 

Şehir, kelimenin tam anlamıyla doğayla ahenk içinde. Hiçbir şey birbirinin üzerinden, birbirinin üzerine basarak yükselmiyor. En hiddetli itişme, Kuzey Amerika Levhası ile Avrasya Levhası arasında. O da doğası gereği dalgalanıp duruluyor. Durum böyle olunca şehrin mimarisi, yaşamın ritmi, zamanın akışı ve insanın hâli de bu tavırla şekilleniyor. Doğaya saygı ifadesinin altının hâlâ dolu olduğu, rüzgarın sesinin duyulduğu bir şehir oluşuyor böylece. 

Sıcak, hareketli, kudretli: Altın Çember

Reykjavik’ten Selfoss’a ve Altın Çember’e (Golden Circle) doğru ilerledikçe yerkürenin enerjisinin yukarı doğru çıktığı iyice hissedilmeye başlanıyor. İzlanda’nın en çok ziyaret edilen noktalarından Altın Çember, yaklaşık 300 kilometrelik hareketli ve sıcak bir çember oluşturuyor. 

  • Adanın tarihini, jeolojisini ve doğa gücünü çember boyunca dinliyor, okuyor, izliyor, kokluyor ve dokunuyorum. Kuzey Amerika ve Avrasya birbirinden ayrılıyor, aralarındaki yarıklar dünyanın en berrak sularından biriyle doluyor, göz alabildiğine lav ovaları insanın içinde ıssızlık, kırılganlık ve gücü aynı anda uyandırıyor.

Geysir Jeotermal Alanı’nda Strokkur, birkaç dakikada bir 20-30 metre yüksekliğe kadar sıcak su fışkırtıyor. Gezegenin öfkesini, coşkusunu, sıcaklığını gözle görülür kılıyor. Toprak kaynıyor, keskin kükürt kokusu bir an bile insanı bırakmıyor. Şelaleye varınca ferahlık yeniden burnunun ucunda. Bu defa tüm duygular gürül gürül, buzdan suya dönüşüyor, sonra saniyede ortalama 109 metreküp suyla akıp gidiyor. Toprak, ateş, su, hava ve zaman, gezegeni ve üzerindeki her şeyi burada yoğuruyor. 

Doğaya saygı kültürü

Burada ilerlerken İzlandalı sanatçı Ólafur Elíasson’ın işlerini düşünüyorum. Eserlerindeki İzlanda’nın dramatik doğası, buzulları, volkanları ve kuzey ışıklarını tekrar tekrar hafızamda canlanıyor. Işık, su, sis, aynalar ve hareket gibi unsurları kullanarak insanları mekanla ve birbirleriyle etkileşime girmek üzere teşvik etmesi, bu topraklara gelmeden bu topraklardaki yaşamı anlatmak üzere seçilebilecek en zarif yollardan diye geçiriyorum aklımdan. Demokrasinin doğduğu vadinin, püsküren dağların, birbirini ittiren levhaların, uçsuz bucaksız okyanusun, lavla ve yosunla kaplı ovaların, ovaların üzerinde koşturan atların, kararlı bir yavaşlıkta hareket eden kuzuların, okyanusun vurduğu siyah kumsalların arasında yerkürenin üzerindeki hâlime bakıyorum. 

Doğayı ezerek inşa edilen şehirlerin içinde kendimizi hapsettiğimiz güvensizliklerin ve göğün görünmediği pencerelerin arasındaki umutsuzluğun kendimizi koyduğumuz hapisanelerin harcı olduğunu düşünüyorum bir kere daha. İzlandalıların koyduğu her kuralın ve tuğlanın, attığı her adımın ve fikrin arkasında gördüğüm doğaya saygı, burada yaşamın temel felsefesini oluşturuyor. 

İzlanda halkının bir kısmının görünmez elflerin (huldufólk) ve doğa ruhlarının varlığına inanmaları ve modern İzlanda’da bile inşaat projelerinde dikkate alınması, bazı yolların ve binalar elflerin yaşadığı düşünülen yerlerden geçmemek için değiştirilmesi, doğaya saygı kültürünün mistik bir göstergesi yalnızca. 

Taş, toprak, ağaç biliyor, duyuyor, görüyor. İster inanın, ister inanmayın diyor.

YOLA ÇIKMADAN ÖNCE

İklim koşulları, bavula koyulacaklar, okunacaklar... İzlanda yolculuğuna çıkmadan önce bilinmesi gerekenler...

Mevsim normalleri 

Reykjavik, Kuzey Yarımküre'nin kalanıyla aynı ilkbahar, yaz, sonbahar, kış sıralamasını paylaşsa da mevsim normalleri bildiğiniz gibi değil. Rüzgar, hissedilen sıcaklık üzerinde ve dışarıda yapılacak aktiviteler üzerinde son sözü söylüyor. Dolayısıyla sıcaklık 7-8°C’de bile rüzgarlı bir havada hissedilen -7°C’ye kadar düşebiliyor. Kışlar uzun ve karanlık, yazlar kısa ve hep aydınlık. Baharlar, ılımlı görünen sürprizli zamanlar. 

İlkbahar, Nisan sonu Haziran başına kadar geçen dönem. Sıcaklık rüzgarlı günleri hesaba katmadan 5-12°C arasında seyrediyor. Doğa canlanıyor, günler uzamaya başlıyor ve kışa nazaran şehrin sokaklarında dolaşmak kolaylaşıyor. Ayrıca balina ve deniz papağanı gözlemi, Gullfoss ve Skógafoss gibi şelalelerin en taşkın hallerini görmek için en iyi zaman.

Haziran ortasından Ağustos sonuna kadar güneşin batmadığı, zaman duygusunun kaybolmaya başladığı dönem. Reykjaviklilerin şehrin içinde en fazla açık alanda vakit geçirdiği, yünlü kazakları kısa bir süreliğine üzerinden çıkardığı yaz. Rüzgardan ve soğuktan çekinenler için Golden Circle ve doğa yürüyüşleri için en uygun mevsim. Sıcaklığın 10-15°C’lerde seyrettiği dönem aynı zamanda şehrin en yoğun turist aldığı yüksek ve pahalı sezonu.

Sonbahar, köprüden önce son çıkış. Reykjavik’in kıştan, karanlıktan ve ıssızlıktan önce son kutlama havası. Şehrin kuzeydeki varlığının en naif ve şiirsel anlatısı kuzey ışıklarının görünme şansının arttığı Eylül ayından Ekim ayının sonuna kadar süren, ağza bir parmak bal çalmalık sonbahar renklerinin göründüğü dönemde sıcaklık 3-10°C; hava değişken, bazen yağışlı, bazen aşırı rüzgarlı. Şehrin ve bölgenin sert kışını yaşamadan doğanın nimetleriyle tanışmak için en ideal zaman. 

Ve uzun kış. Reykjavik’te Kasım ayında başlayan kış Mart sonuna kadar sürüyor. Karanlık ve günlerin 4-6 saat sürdüğü bu dönemde sıcaklık 0°C ve kar yağışı sık görülüyor. Soğuk duyulsa da Kuzey Avrupa’ya göre ılıman sayılabilir. Kuzey ışıklarını görmek için en ideal zaman bu dönemde başlıyor. Özellikle Şubat-Mart olasılıkların en arttığı dönem. Yollar kapalı olabileceği için doğanın içine yolculuklar sekteye uğrayabilse de buz mağaralarını görmenin tam zamanı. Tabii dışarıdaki soğuğa karşı sıcacık kaplıcalara girmenin romantizminin de arşa çıktığı zamanlar. 

Nasıl gidilir? 

Icelandair, Pazartesi ve Cuma günleri İstanbul Havalimanı’ndan Reykjavik-Keflavík Havalimanı’na direkt uçuş düzenliyor. Perşembe ve pazar günleri de aynı hat üzerinde dönüş seferleri var. Yaklaşık 6 saat süren uçuş, 5 Eylül 2025’ten beri düzenleniyor. Öncesinde Avrupa üzerinden ve Birleşik Krallık’tan aktarma seferlerle iki şehir arasında ulaşım sağlanıyordu. 

Bavula ne konur?

Dalgalı ve ıslak hava koşulları: Çok sıcak, çok soğuk, az rüzgarlı, çok rüzgarlı, yağmurlu, güneşli. Yaz mevsimi dışında her mevsimde bir gün içinde çeşitli hava durumuna ve sıcaklığa hazırlıklı olmak gerekiyor. Bu sebeple de kat, kat, kat ve daha çok kat giyinmek ve hava koşullarına uygun, fonksiyonel bir bavul hazırlamak bu seyahatte şart. Sonbahar ve kış sezonunda konforlu ve sıcak ayaklar, rüzgardan korunmuş ense ve kulaklar, gününüzün güzel geçmesi için kritik noktalar. Diğer bir deyişle uzak komşu Nordik ülkelerin başkentlerindeki sokak modasını takip etmek burada sonbahar ve kış aylarında pek mümkün değil. Evet, kat kat demişken pantolon üzerine saten dantelli elbise ve kazaklardan değil; sıcaklık için iç katman, korunma için orta katman, rüzgar ve yağıştan korunmak için dış katman prensibinden bahsediliyor.

Doğayla iç içe: İzlanda seyahatine şehir tatiline değil de doğada vakit geçirilecek bir seyahate gider gibi hazırlanmakta fayda var. Reykjavik, büyük bir başkent gibi değil, doğanın içinde kurulmuş küçük bir kasaba gibi. Dolayısıyla şehre arabayla 10-15 dakikalık mesafede bile kendinizi doğanın kalbinde buluyorsunuz. Nitekim Reykjavik’in müzelerinden, restoranlarından, mimarisinden çok aynı zamanda hem sessiz ve ıssız hem de coşkulu ve vahşi İzlanda topraklarını keşfetmeye geldiniz. Her mevsim ayakkabılarınızın doğa yürüyüşüne uygun olması önemli. Şelale gibi alanları ziyaret ederken ve yağışlı havalarda suya dayanıklı pantolonlar tercih etmekte fayda var. Gore-Tex olmayan, sıcak tutmayan, rahatsız hissettiren spor ayakkabılar götürmek en büyük pişmanlık. 

Sonbahar-kış için tam liste: Suya geçirmez pantolonlar ve altlar, Gore-Tex ve doğada yürümeye uygun ayakkabılar, sıcak tutan kaşmir içlikler, yün kazaklar, suya ve rüzgara dayanıklı mont ve ceketler, eldiven, bere, atkı, boyunluk, fotoğraf makinesi ve telefon için su geçirmez kaplar, kuzey ışıkları gözlemi için dürbün/monoküler, yürüyüşe uygun hava alan ve sıcak tutan kalın çoraplar, su geçirmez çanta ya da kılıfı, şemsiye yerine yağmurluk, her daim musluktan su doldurup içebilmek için termos, rüzgardan ve soğuktan cildi korumak için yoğun nemlendirici el, yüz ve dudak kremi, uzun doğa yürüyüşlerinde kullanmak için taşınabilir batarya.

Ne okunur?

Yalnızlık, varoluşçuluk, melankoli, kimlik, doğa, mitoloji, yücelik, ıssızlık… Nordik edebiyatının yanından geçtiği, sığındığı, genişlettiği, içine daldığı konular. Genelden özele gidecek olursak İzlanda edebiyatı, Avrupa’nın en eski ve özgün edebiyatları arasında gösteriliyor. Orta Çağ Dönemi üretilen tarih, mitoloji, kahramanlık gibi konuların işlendiği destanlar: Sagalardan modern İzlanda edebiyatına duyguların yüksek sesle anlatılmadığı, doğadaki elementlerin ve imgelerin sıkça geçtiği bir edebiyatın izini sürmek mümkün. 

Kültüre işlemiş minimalist ve doğaya saygılı tavrın edebiyatta da görüldüğü ülkede, kişi başına düşen yazar sayısı da oldukça fazla. Hemen herkesin şiir yazdığını duymak mümkün fakat önce en profesyonellerin işleriyle başlamalı diyenlere 1955’te Nobel alan Halldór Laxness’ın 20. yüzyılda geçen ama İzlanda’nın Orta Çağ detanlarından referanslar taşıyan eseri Independent People'ı, basit hayatların anlatılarının felsefi birer metne dönüştüren Jón Kalman Stefánsson kitaplarından Heaven and Hell'i, önerilir. 

Yazar Sarah Moss’un 2009’da ailesiyle Reykjavik’e taşınmasını ve bunun üzerine ülkeye ve şehre dair gözlemlerini konu alan Names for the Sea: Strangers in Iceland'ı okumak da şehre varmadan şehri koklamak üzere birebir. 

Meraklısına: Destansı hikayeler olan geleneksel Sagalar; kahramanlık, aile, intikam, aşk ve doğa temalarını işler, hem tarihsel hem edebi değeriyle İzlanda kimliğinin temel taşlarından biri kabul edilir. En bilinen örneklerden bazıları Njál’s Saga, Egil’s Saga ve Laxdæla Saga’dır.

Ne dinlenir? 

Neo-klasik müziğin şahsına münhasır ismi, müziğinde doğadaki seslerin izlerini okuduğumuz Ólafur Arnalds. Yine Ólafur Arnalds ve Janus Rasmussen ikilisinin deneysel tekno işi Kiasmos. Ve pek tabii elektronik, deneysel ve endüstriyel müzik türlerini harmanlayan Björk

“re:member” dinlerken ufaktan bilet bakmaya başlayıp “Looped” dinlerken bileti alıp “Utopia” dinlerken bavulunuzu hazırlayabilirsiniz. Yaklaşık 6 saatlik uçuşta uyuklarken dinlemek üzere önceden Ólafur “saman” albümünü indirmek şiddetle tavsiye edilir. Sonra kulaklar doğaya odaklanacak, dinlenen müziğin arkasındaki hisler taranacak. 

Nasıl aurora yakalanır? 

Bu mevsimde Nordik ülkeleri ziyaret etme sebeplerinin başında kuzey ışıkları gözlemi yapmak geliyor. Dolayısıyla ava hazırlıklı olmak da şart. Başlangıç seviyesi için My Aurora Forecast & Alerts öneriliyor. KP indeksi, aurora olasılığı, güneş rüzgârı gibi verileri veriyor. Aurora Forecast, biraz daha bu işi ciddiye alan “aurora avcıları” için tasarlanmış. Gerçek zamanlı güneş rüzgarı aktiviteleri, jeomanyetik aktivite tahminleri yer alıyor. Gerçek zamanlı tahminlerin ve kullanıcı paylaşımlarının bulunduğu Hello Aurora ve dünyanın her yerinden webcam’ler aracılığıyla auroraların takip edilebildiği Aurora Webcams de av süresince kullanmak üzere indirilmeli. 

Bilmekte fayda var: Kuzey ışıklarını görebilmek biraz şans ve sabır işi. Kp indeksi, jeomanyetik aktivite (örneğin güneş rüzgarı Bz bileşeni) gibi ölçümler, bulut örtüsü, ışık kirliliği gibi faktörler kuzey ışıklarının görünüp görünmeyeceğini ve ne derece görüneceğini etkiliyor. Uygulamalardaki gerçek zamanlı paylaşımlar, teknik detaylarda boğulmak istemeyenler için elverişli. 

ADRES DEFTERİ

Nerede kalınır?

The Reykjavik EDITIONOld Harbor bölgesinde konumlanan otel, şehrin beş yıldızlı segmentteki ilk oteli. Konser salonu Harpa Concert, Viking gemisini temsilen Jón Gunnar Arnason tarafından tasarlanan heykel The Sun Voyager ve alışveriş caddesi Laugavegur gibi şehrin ziyaret noktalarına yakın ve denize nazır otelden, kış aylarında uygun hava koşulları yakalandığında kuzey ışıkları da izlenebiliyor. Panoramik manzaraya hakim restoranı ve teras barıyla şehrin en keyifli adreslerinden. 

The EDITION Reyjkavik

ION City HotelDesign Hotels seçkisinde yer alan otel, Laugavegur caddesinde konumlanıyor. Şehir merkezine ve Guðjón Samuelsson tasarımı kilise Hallgrímskirkja’ya birkaç dakika uzaklıkta. Panoramik manzaralı ve özel saunalı odalarıyla öne çıkan otel, İzlanda minimalinin temsilcisi bir tasarım anlayışına sahip. Şehrin favori Akdenizlisi ve otelin restoranı Sümac, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’dan esinlenen lezzetler sunuyor. 

101 HotelTasarımcı Ingibjörg S. Pálmadóttir’ın tasarladığı 38 odalı otel, eski liman bölgesinde konumlanıyor ve Design Hotels seçkisinde yer alıyor. Esja Dağı’nın etkileyici manzarasına bakan özel odalar, siyah-beyaz bir tasarım anlayışını benimsiyor ancak dev halılar ve tüy dolgulu yorganlarla bu minimalist tarz sıcak ve samimi bir hale bürünüyor. Spa’sı, spor salonu ve sanat galerisi de bulunan otelin restoranı Kastrup, modern Nordik bistro menüsünden seçkiler sunuyor. 

Grandi By Center HotelsCenter Hotels bünyesindeki otel, şehrin kıymetli ve sokak sanatının yaygın olduğu bölgelerinden Old West Side’da, eski limana ve şehir merkezine 5 dakikalık yürüme mesafesinde. Spa’sı, spor salonu, restoranı ve lokallerle otel misafirlerinin biraraya geldiği Hygge isimli kafesiyle kompakt bir seyahat ve minimal oda arayışındakiler için ideal. 

ION Adventure Hotel

Bonus: Selfoss

ION Adventure Hotel: Design Hotels kürasyonundan Ion Adventure, çevreye duyarlı bir lüks deneyimi ve İzlanda’nın güneyini keşfetmek için ideal. Reykjavik dışında dünya gezegeni üzerinde olduğunuzu daha güçlü hissettirecek bir lokasyonda, Golden Circle bölgesinde ateş ile buzun buluştuğu noktada, Reykjavik’te arabayla 45 dakika uzaklıkta Selfoss’ta konumlanıyor. Otelin binası, aslında Nesjavellir enerji santrali çalışanlarına ev sahipliği yapmak üzere inşa edilmiş. Doğayı odaların içine davet eden tasarımıyla şehirdeki kardeş oteline alternatif. Otel restoranı Silfra, bölgedeki en iyi Nordik mutfak örneklerinden bazılarını sunarken, esas ziyaret sebebiniz Northern Lights Bar olabilir. Adı üzerinde, kuzey ışıkları altında bir bar. 

Nerede yiyip içilir?

ÓX: Burada yemek, yaklaşık 4 saatlik Michelin yıldızlı bir yolculuk. Retro tarzdaki kokteyl bar, Şef Thrainn Freyr Vigfusson’un büyükannesinin oturma odasından ilham alınarak tasarlanmış; 17 kişilik mutfak tezgahı ise şefin diğer büyükannesinin mutfağındaki dolapların geri dönüştürülmüş parçalarıyla donatılmış. Sunulan yemekler, İzlanda mutfağının modern dokunuşlarla yeniden yorumlanmış hâli.

ÓX

Dill2009’da Şef Gunnar Karl Gíslasson tarafından açılan ve İzlanda’nın ilk Michelin yıldızı alan restoranı, bugün Şef Ragnar Eiriksson yönetiminde. Masa kapmayı başarabilirseniz şefin geleneksel İzlanda mutfağını korumaya ve geliştirmeye kararlı menüsüyle tanışma fırsatı yakalayabilirsiniz. Erken rezervasyon yapmak önerilir. 

Matur og Drykkur2017 Nordik Michelin Rehberi’ne giren restoranlardan. İsmini, ünlü bir İzlanda yemek kitabından geliyor. Geleneksel tarifleri yenilerken pişirme yöntemlerine sadık kalan restoranın ortaklarından ve şefi Gisli Matthias Auðunsson.

JómfrúinDanimarka usulü ekmeküstü cenneti. Yirmi yılı aşkın süredir bir çeşit açık sandviç olan, Danimarka’nın meşhur smørrebrød’ünü servis eden restoran, lokallerin özel günlerini kutladığı, Noel zamanı boş masa bulmanın neredeyse imkansız olduğu müdavim mekanı. Luxury platter ve Jacob’s plaice kesin sipariş edilmeli, üzerine snaps (soğutulmuş shot) olarak fıçıları bir geminin ambarında, deniz tuzu, nem, sıcaklık ve dalgalanma etkisiyle doğal olarak olgunlaşan, kimyon ve portakal kabuğu aromaları içeren Norveç içkisi Lysholm Linie Aquavit denenmeli. 

Torfan RestaurantŞehir merkezinde yer alan en eski evlerden birinin içinde hizmet veren Torfan, modern Nordik mutfağından lezzetler sunuyor. Malzeme tedariğini lokal üreticilerden sağlayan restoranın Arctic char, cod tongues “Gellur”u, biralı dondurması meşhur. 

Lava Restaurant

Lava Restaurant at the Blue LagoonSauna ve lagün deneyimi sonrası, üzerinizde bornozlarla bebek mavisi lagüne karşı taze Morina balığı ve mantar çorbası içmek üzere uğramalı. Turistik bir lokasyonda olması ve adı sizi aldatmasın, her şey son derece lezzetli, özenli ve keyifli. 

Fridheimar Restaurantİzlanda’da domates yetişir mi? Yetişir, çorba ve Bloody Mary bile yapılır! İzlanda’nın önemli sera projelerinden Fridheimar, yetiştirdiği domateslerle taçlandırdığı yemek menüsü ve iyi bir şarap seçkisine sahip restoranı/şarap barıyla da Altın Çember turunun ardından turistlerin ve domates özleyen lokallerin uğrak noktası. Ambiyansı ve bahçesi de uzun bir haftasonu masası kurmaya davet ediyor. İzlanda menşeli domates çorbası denenmeli. 

Ráðagerði Veitingahús: Avrupa’nın en kuzey başkentinin en Akdenizli restoranı. Kuzey ışıkları izleme noktalarından deniz feneri Grótta civarındaki restoranın menüsü İtalyan ağırlıklı fakat İzlandalı eşlikçilerle. Okyanusa bakan yeşil bir kulübenin içinde konumlanan restoran, İzlanda’nın açık havada oturma alanına sahip nadir mekanlarından. Morina balığı, foccacia’sı, pizzası ve manzarası takdire şayan.

Ráðagerði Veitingahús

 

HyggeGrandi by Center Hotels’in içinde yer alan Hygge, ismi gibi “esenlik” veren bir mekan. Loş ışıkları, ahşap ağırlıklı dekorasyonu, sıcak çorbaları, kahveleri, tatlıları ve sandviçleriyle rüzgarda ve soğuk havalarda sıcak bir sığınak. Lokaller ve turistler bir arada güne burada başlıyor. 

Sandholt1920’de aile işletmesi olarak açılan fırın, bugün beşinci kuşak ustaların elinde faaliyetini sürdürüyor. Başında İzlanda Ulusal Şefler Takımı’yla birçok ödül kazanmış olan Asgeir Sandholt bulunuyor. Tarçınlı çörekleri meşhur. 

Rontgen Bar2019’dan beri şehrin en dinamik ve sıcak barı. Naturel şaraplar, tehlikeli kokteyller ve sıcak atmosferiyle dikkat çekiyor. Şarap tadımları, konserler ve diğer etkinlikler için mekanın takvimini takip etmekte fayda var. 

Sandholt

Ísbúð VesturbæjarKar kış demeden Reykjaviklilerin uğrak noktası. Onlara sorarsanız soğukta diş kamaştıran dondurma yemeden şehirden dönmek olmaz. Kremamsı dondurma üzerine meyve, kuruyemiş, şekerleme, çikolata. Dondurma demişken canı İtalyan gelato’su isteyenler için adres Gaeta

Ne alınır?

66°North: “1926’dan beri İzlanda’yı ısıtıyoruz” sloganı boşuna değil. Hans Kristjánsson tarafından Kuzey Atlantik'in sert koşullarında çalışan balıkçılar ve işçiler için koruyucu giysiler üretmek amacıyla kurulan marka, bugün fonksiyonelliği ve estetiği bir araya getiriyor. Ürün yelpazesinde montlar, polarlar, yağmurluklar ve aksesuarlar gibi çeşitli dış giyim ürünleri var. Nordik iklime hazırlık için uğramalı, daha dayanıklısını bulmak zor. 

Kirsuberjatréð: 1993’te kurulan ve İzlandalı kadın sanatçıların ve tasarımcıların işlerini bir araya getiren dükkan ve kolektif, lokal markaları keşfetmek için mahzen. Subba seramikler, Disa balık derisi çantalar, Hulda B Agustsdottir tasarımı takılar burada. 

HAF STORE: Reykjavik merkezli çok disiplinli bir tasarım stüdyosu HAF STUDIO’nun mağazası. Tasarımcılar Hafsteinn Júlíusson ve Karítas Sveinsdóttir tarafından kurulan stüdyonun mağazasındaki ürünler, minimalist ve güçlü İzlanda tasarım ve estetik dilini yansıtıyor. Ürün seçkisinde ağırlıklı olarak dekorasyon ürünlerini ve mobilyaları yer alıyor. Ayrıca sanatçı işbirliklerinden oluşan koleksiyonlar da dikkat çekici. 

Atlantik usulü: Ayrıca Atlantik kıyısına gitmişken 17. yüzyıldan kalma geleneksel yöntemlerle, tamamen jeotermal enerji kullanarak el yapımı deniz tuzu üreten Saltverk ve İzlanda'nın saf sularından elde edilen mineral açısından zengin tuzlarıyla tanınan Nordur’dan tuz almamak olmaz. Ve pek tabii geleneksel olarak kullanılan ve son yıllarda farklı mutfaklardan da içeri giren dulse yosunu. İzlanda’nın batı sahillerinde yetişen ve mineral ve vitaminler açısından oldukça zengin dulse, hem yemeklerde kullanılıyor hem de doğrudan atıştırmalık olarak yeniyor. 

Skyr: Yoğurt gibi ama değil. İzlanda mutfağına özgü geleneksel süt ürünü skyr, görünüş ve dokusu yoğurda benzese de teknik olarak bir peynir türü. Düşük yağ ve yüksek protein oranıyla da memnun eden yoğurdumsu, lokaller tarafından özellikle kahvaltıda taze meyvelerle birlikte yeniyor. 

Jeotermal bakım: İzlanda'nın beyaz kilinden elde edilen, cildi derinlemesine temizleyen, gözenekleri sıkılaştıran ve cilt bariyerini güçlendiren silica maskesi, lav taşlarından üretilen scrub’lar, mikroalgler ve minerallerle zenginleştirilmiş maskeler ve kremler İzlanda doğasından ilhamla ve kaynaklarla üretilen ürünlerden yalnızca birkaçı. Blue Lagoon Skincare, Sóley Organics, BIOEFFECT, Angan Skincare gibi lokal markalarda doğal kaynaklarla üretilen ve sert iklim koşulları için ihtiyacınız olan bakım ürünlerini bulmak mümkün. 

Ne yapılır?

Şehir merkezinde

Harpa Concert Hall: Reykjavík’in eski liman bölgesinde yer alan ve 2011’de açılan Harpa, konser salonu hem konferans merkezi olarak hizmet veriyor. Mimarları Henning Larsen Architects ve Batteríið Architects, cephesi sanatçı Ólafur Elíasson’ın işi. Binanın cam cephesi gökyüzünde ve okyanusta olup biteni yansıtacak şekilde tasarlanmış. İzlanda’nın 2008’de yaşadığı finansal krizden sonra yeniden doğuşunun simgesi olarak kabul ediliyor. 

Hallgrímskirkja

Hallgrímskirkja: Reykjavík’in siluetini tanımlayan bu anıtsal kilise, 1937’de planlandı, yapımı 1945’te başladı ve 1986’da tamamlandı. Mimar Guðjón Samúelsson, bazalt lav sütunlarından ilham aldı. 74,5 metrelik çan kulesi şehri panoramik olarak izlemeye olanak veriyor ve içerisi minimalist Nordik tarzıyla dingin bir atmosfer sunuyor. 

Reykjavik Art Museum: Üç farklı mekanda hizmet veren müze, çağdaş ve modern İzlanda sanatına adanıyor. Koleksiyonunda resim, heykel ve multimedya eserleri bulunuyor. Sanatçılar arasında Erró, Jóhannes S. Kjarval ve diğer yerel isimler öne çıkıyor. 

Meraklısına: Reykjavik sokakları mural ve grafitilerle bezeli. Böyle olunca sokaklar açık hava müzesi gibi, ava çıkılabilir. 

Reykjavik Photography Museum: İzlanda ve uluslararası fotoğrafçıların eserlerini biraraya getiriyor. Fotoğraf tarihine ve modern uygulamalara odaklanıyor. 

Perlan: 1991’de açılan bu cam kubbeli yapı, 20 milyon litrelik sıcak su tankları üzerinde yükselen mimarisiyle dikkat çekiyor. Jeotermal enerjiyle ısınan seralar, sergiler ve gözlem terasını içinde bulunduran müze, İzlanda doğasını izlemek için ziyaret edilmeli. 

Laugavegur: Şehrin kalbinde yer alan cadde, hem alışveriş hem kültürel yaşamın merkezi olarak bilinir. Butikler, kitapçılar, tasarım mağazaları, kafeler ve barlar sıralanır; İzlanda tasarımı markalarından ikinci el dükkanlara kadar her şey burada.

Eski liman bölgesi

Eski liman bölgesi: Şehrin eski limanı, balıkçılık ve denizcilik geçmişini yansıtıyor. Günümüzde kafeler, restoranlar ve turistik tekne turlarıyla hareketli bir bölge.

The Sun Voyager (Sólfar): 1990’larda heykeltıraş Jón Gunnar Árnason tarafından tasarlanmış bir Viking gemisi heykeli. Güneş ve keşif temasını yansıtıyor. 

Grótta: Şehrin batı ucunda bir yarımada ve fener bölgesi. Özellikle kuş gözlemi ve kuzey ışıkları için popüler. Gitmişken civardaki Kvika Footbath’e ve restoran Ráðagerði Veitingahús’a da uğramalı.

Kvika Footbath: Reykjavík’deki jeotermal kaynaklardan beslenen sıcak ayak banyosu. Lokaller burada taşların üzerine oturup ayaklarını sıcak suya sokarak sohbet ediyor. Evet, tıpkı her mahallede bulunan termal havuz ve saunada yaptıkları gibi. 

Reykjavík Balık Pazarı (Fiskmarkaðurinn): Şehir merkezindeki eski liman bölgesinde yer alan bu mekan, İzlanda’nın denizcilik kültürünün bir yansıması. Markette taze somon, morina, deniz tarakları ve arktik karides gibi yerel ürünler öne çıkıyor. Hem restoran hem de gurme market işlevi görerek ziyaretçilere hem tat hem hikaye sunuyor. Market, limanın sabah sessizliğini, taze deniz ürünlerinin kokusunu ve şehrin canlı atmosferini bir arada koklama fırsatı veriyor. 

Altın Çember’de

Thingvellir Ulusal Parkı: UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan bu parkta, 930’da İzlanda’nın ilk parlamentosu Alþingi kuruldu. Aynı zamanda Kuzey Amerika ve Avrasya tektonik plakalarının ayrıldığı vadi. Jeolojik çatlaklar, berrak nehirler ve lav tarlalarıyla doğa ve tarih burada birarada. 

Thingvellir Ulusal Parkı

Geysir Jeotermal Alanı: Dünyadaki tüm gayzerlere adını veren alan. Strokkur, her birkaç dakikada bir 20–30 metreye kadar sıcak su fışkırtıyor. Dolayısıyla dünyada aktif olan nadir heybetli geysirlerden biri burada. Yoğun buhar ve kükürt kokusuna hazır olun. 

Gullfoss Şelalesi: Doğal güç, heybet ve güzellik simgesi. İzlanda’nın sesi, bu şelalenin sesi olabilir. Hvítá Nehri’nden gelen su, iki basamaklı olarak burada kanyona dökülüyor. Yüksekliği yaklaşık 32 metre ve dakikada 6.500 m³ su akışı olan şelale, buzul erimeleriyle besleniyor. 

Gullfoss Şelalesi

Kerid Krater Gölü: Yaklaşık 3 bin yıl önce volkanik bir patlama sonucu oluşmuş bir krater. Kırmızı lav taşları ve turkuaz göl rengiyle dikkat çekiyor. Etrafında kısa bir yürüyüş yapmak, insana coğrafya dersi bilgilerini hatırlatıyor. 

  • Bilmekte fayda var: İzlanda'da arabayla giderken karşınıza yolun kenarında katılaşmış lav üzerinde yosun tabakaları çıkacak. Üzerinde yürümeye uygun ayakkabınız olduğunu düşünüp aman yürümeyin. Dolaşmak yasak ve ezilen yosunun yenilenmesi onlarca yıl sürüyor.

Güney İzlanda’da

Skógafoss Şelalesi: Yaklaşık 60 metre yüksekliğe ve 25 metre genişliğe sahip dev şelale. Efsaneye göre, bir Viking hazinesi şelalenin arkasına gömülü. Yol kenarındaki merdivenlerle tepesine çıkmak mümkün. Arkasında gökkuşağına denk gelince hayranlık kat be kat artıyor. Gece kuzey ışıkları gözlemlemek için de şahane olduğu söyleniyor. Kalmaya cesaret edene. 

Seljalandsfoss: 60 metre yüksekliğinde, arkasından yürüyerek geçilebilen şelale. Volkanik lav tabakalarının üzerinden düşen su, özellikle gün batımında etkileyici.

Reynisfjara Plajı: Mars mı dünya mı? Volkanik bazaltlardan oluşan siyah kumlarıyla ünlü plaj. Reynisdrangar adlı deniz kayaları ve güçlü dalgalarıyla dramatik bir manzara sunuyor. 

Eyjafjallajökull: 2010’da patlayan ve Avrupa hava trafiğini durduran bu volkan. Şimdi buzulla kaplıdır. Volkanik faaliyetler bölgenin jeolojik dinamizmini gözler önüne seriyor. 

Kaynar sular ve jeotermal alanlar

Seltún: Reykjanes Yarımadası’nda renkli jeotermal alan. Kükürt ve sıcak çamur havuzlarıyla dikkat çekiyor. Suyun çıktığı alanlardaki kaya ve toprağın renk dönüşümü gözlemlemek etkileyici. 

Blue Lagoon

Sky Lagoon: Atlantik manzarasına karşı, buz gibi havada sıcacık suyun içinde şifalanmak, Atlantik’i izlerken terlemek için adres. Reykjavík yakınlarında doğal jeotermal havuz ve spa kompleksine en az iki saat ayrılmalı. Ayrıca rüzgarlı havalarda bere takılması şiddetle önerilir. 

Blue Lagoon: Grinin içinde mavi, mavi göz alabildiğine mavi. Grindavik’teki ünlü jeotermal spa. Mineral açısından zengin mavi suları, cilt bakımı, rahatlama ve şifa için hem lokallerin hem de turistlerin uğrak noktası. Jeotermal enerjiyle ısınan suların içinde silica ve mikroalg maskenizi yapmadan çıkmayın. Ayrıca çıkışta bornozlarınızla Lava Restaurant’ta yemek molası vermek şiddetle önerilir.