İnsanla doğa arasındaki ilişkiyi belki de en tutkulu ve en macera dolu haliyle yaşatan Defender Trophy, farklı coğrafyaların iklimi, bitki örtüsü ve zorluklarıyla katılımcılara bir off-road yarışının ötesinde hayatları boyunca unutamayacakları güçlü anılar bırakan, dönemin adrenalin tutkunları için de bugün hâlâ özlemle andıkları bir nostaljik serüven.
1980’den bu yana 14 farklı ülkeden takımların katıldığı, birbirinden zorlu parkurlarda geçen bu yolculuğu 1987’de usta fotoğrafçı ve gazeteci Coşkun Aral’ın on yıl boyunca belgelediği kareler, 1989 ve 1991’de Türk takımlarının elde ettiği başarılar ve daha pek çok unutulmaz anı eşliğinde yeniden hatırlıyoruz.
Bir serüvenin başlangıcı
Bundan tam 46 yıl önce, 1980’de, yalnızca üç Alman ekiple başlayan Defender Trophy, Brezilya kıyılarından yola çıkıyor; nehirleri aşarak Amazon ormanlarına doğru ilerliyor. Yarışmanın ilk yılında herhangi bir lojistik plan olmadan yola çıkılıyor. Hatta iki araç kullanılamaz hâle geliyor, bir araç ise parkur devam ederken yanıyor. Tüm bu aksaklıklara rağmen, yarışmanın sonunda altı Alman yarışmacı da bitiş noktasına ulaşmayı başarıyor.

1982’de Papua Yeni Gine’de düzenlenen yarışta ise Alman ekiplerinin yanı sıra Hollanda, İtalya ve Amerika’dan gelen takımlar da yarışa katılıyor. Dünyanın en izole kabilelerine ev sahipliği yapan bu coğrafyada yarışma bir dönüm noktasıyla birlikte ilk kez uluslararası bir boyut kazanıyor.
- Aynı zamanda bu etapta ekipler, çamurdan yapılmış maskeleriyle tanınan ve “Mud Men” olarak bilinen yerel halkla karşılaşıyor. Bu topluluğun Trophy ile verdikleri pozlar, 1982’den akıllarda kalan en unutulmaz anlardan biri oluyor.
1983’te Zaire Afrika parkurunda bu kez araçlar, zorlu iklim koşullarına uyum sağlayacak şekilde pek çok ekipmanla donatılıyor. Aynı yıl, yarışmaya eşlik eden takım doktorları yalnızca ekiplere değil, parkur boyunca karşılaşılan yerel halka da sağlık hizmeti sunmaya başlıyor. Bu adım, yarışma organizasyonunun bir parçası hâline gelen yeni ve kalıcı bir insani yaklaşımın da başlangıcını temsil ediyor.

1984’te Brezilya’ya tekrardan dönüşte, rota Amazon’un yağmur mevsimine denk gelerek Trophy’nin ruhunu belirleyen doğa ve iklimi tekrar hatırlatıyor.
1985’te rota yeniden Endonezya’ya, dünyanın en büyük üçüncü adası Borneo’ya döndüğünde; dünya genelinden yarım milyonu aşkın başvuruyla, 16 takım ve 8 ülkenin katıldığı organizasyon, yarışma tarihinin en büyük edisyonu hâline geliyor. Yağmur mevsimine denk gelen bu zorlu parkurda araçlar sık sık sular altında kaldığı için dönemin araçları “sarı denizaltılar” olarak anılıyor.
Altın Yıllar, Türk takımların zaferi
1980’lerin sonlarına gelindiğinde Trophy, en parlak dönemine giriyor. 1987’de usta fotoğrafçı ve gazeteci Coşkun Aral, on yıl sürecek bir yolculukla yarışmayı belgelemeye başlarken aynı yıl Kazım Aya ve Metin Kap ile birlikte ilk kez bir Türk takımı organizasyona dahil oluyor.
1988’de ise Galip Gürel ve Ali Deveci’den oluşan Türk takımı, Sulawesi Adası parkurunu birincilikle tamamlayarak organizasyon tarihinde önemli bir başarıya imza atıyor. Kaynaklara göre bu etapta Türk takımının aracı, bir nehir geçişi sırasında köprü üzerinde çöküyor; araç bir süre nehirde sürükleniyor. Buna rağmen ekip, yarışmayı tamamlayarak birinciliğe ulaşıyor.

1990 yılına gelindiğinde, sayısız tropik iklime sahip coğrafya; yemyeşil ormanlar, dev çamur çukurları ve egzotik canlılarla geçen yılların ardından Trophy onuncu yılını kutluyor ve bu kez bambaşka bir rota çiziyor: Sovyetler Birliği.
Bu etap, aynı zamanda ülkenin uluslararası ölçekte ev sahipliği yaptığı ilk organizasyonlardan biri olma özelliğini taşıyor.

Trophy bu yıl, ilginç bir şekilde Doğu ile Batı arasında sembolik bir köprü görevi de görüyor. Dönemin gergin politik atmosferinde iki Sovyet kargo uçağı, yarış araçlarını transfer etmek üzere İngiltere’ye iniş yapıyor. Basın konvoyu Moskova’ya ulaştığında ise halk, elitlere ya da siyasilere ait olmayan araçlarla ilk kez bu ölçekte karşılaşıyor.
Yarış, Sibirya’nın sert ve dondurucu soğuğunda başlıyor. Toplam 16 ülkenin katıldığı bu etapta Sovyetler Birliği ve Yugoslavya ekipleri ilk kez organizasyona dahil oluyor. Yugoslavya takımı ilk yılı olmasına rağmen dikkat çekici bir başarıyla ilerlerken, Hollanda ekibi yarışı birincilikle tamamlıyor.

1991 yılında Trophy, Tanzanya-Burundi parkurunda düzenleniyor. Bu etapta Menderes Utku ve Bülent Özler’den oluşan Türk takımı yarışı birincilikle tamamlıyor. Bu yıl yarışmanın rotası, kaşif David Livingstone’un 1866-1871 yılları arasında Nil’in kaynağını bulmak için izlediği keşif yolundan ilham alıyor.
Tarih 1992’yi gösterirken Trophy, son kez Amazon’da bir parkura taşınıyor. Bu yıl katılımcılar çok sayıda nehir geçişi yapıyor; ilk kez araçlardan uzak bir noktada, Kaieteur Şelalesi’ne ulaşmak için yürüyüşe çıkıyor.
1992 etabının zorluğunu anlamak için Kaieteur Şelalesi’nden bahsedebiliriz: Niagara Şelalesi’nden yaklaşık dört kat daha büyük olan bu şelale, dünyanın en büyük şelaleleri arasında yer alıyor. Bu yıl Amerikalı ekip, Trophy tarihinde ilk kez birinciliğe ulaşıyor.
Doğa ile uyumlu rotalar
Bir sonraki yıl Trophy, bir macera organizasyonu olmanın ötesine geçerek doğa koruma ve somut fayda üretme fikrine de kapı aralıyor. 1993 organizasyonunda ekipler Malezya’da, dünyanın en eski yağmur ormanları arasında yer alan bir coğrafyaya giriyor.
Bu rota, Malezyalı çevre aktivisti Tengku Adlin’in öncülüğünde 1980’lerin başına kadar dış dünyaya kapalı kalan ve onun en önemli doğa koruma projelerinden biri olan Maliau Havzası’nı kapsıyor. Trophy ekipleri burada bir gece yürüyüşüne çıkıyor. Yarışma sırasında ekipler, bilimsel araştırmalar için kalıcı bir merkez inşa ediyor.

Tengku Adlin ve İtalyan ekibinden bir yarışmacı
1993’te başlayan çevre bilinci ve doğaya duyulan saygı perspektifi, 1994’te Trophy tarihinde bir ilke zemin hazırlıyor. Bu kez yarış, üç ülkeyi kapsayan tek bir parkur rotası üzerinden ilerliyor. Yolculuk Arjantin’de başlıyor; Paraguay üzerinden devam ederek Şili’de sona eriyor. Yaklaşık 2.400 kilometre süren bu parkur, Trophy tarihinin en uzun rotalarından biri olarak öne çıkıyor.
- Ekipler, And Dağları’nda sıcaklığın –20 dereceye kadar düştüğü koşullarla, Atacama Çölü’nde 40 derecenin üzerine çıkan sıcaklıklarla ve Paraguay ormanlarında neredeyse %100’e varan nemle karşılaşıyor.
1997 yılında Trophy, yenilikçi bir yaklaşım benimseyerek Moğolistan’da bambaşka bir rota çalışması geliştiriyor. Yeni bir coğrafya ve kültürle buluşan organizasyon, o dönemde popülerleşen macera sporlarıyla da uyum sağlayarak yarışma anlayışını yeniden kurguluyor. Bu kez parkurlar, konvoy hallinde ilerleme ve birbirini geçme psikolojisinden uzaklaşıyor; her ekibe farklı şekilde donatılmış araçlarla, keşif ve deneyim odaklı yeni rotalar sunuluyor.
Bu yarışta amaç, ekiplerin yalnızca parkuru tamamlaması değil; içinde bulundukları coğrafyayı yakından keşfederek tanıması oluyor.

1998 yılında Trophy, beklenmedik biçimde romantik bir hikayeye de ev sahipliği yapıyor. Yarışmanın efsane isimlerinden Mark ve Belen Collins bu yıl tanışıyor. Mark, 1998’de Güney Afrika ekibiyle yarışırken Belen ise İspanya takımında yer alıyor. 2000 yılında evlenen çift, ilerleyen yıllara rağmen Trophy’nin ruhunu yaşamaya devam ediyor; yaşlarına rağmen pek çok adrenalin sporunda hâlâ aktif olarak yer alıyor.

Son Trophy yarışının üzerinden 26 yıl geçtikten sonra, bu efsane serüven Defender Trophy ile yeniden hayat buluyor. 2026 Mart ayına kadar başvuruları süren organizasyon, mirasına sadık kalarak ekip deneyimini ve doğayla uyumu merkezine alıyor; bu edisyonda ise biyoçeşitliliği ve yaban hayatı korumak için yola çıkan TUSK ile iş birliği yapıyor.
Defender 110 Trophy Edition modelleri ise Deep Sandglow Yellow ve Keswick Green renkleriyle geçmişe atıfta bulunurken, gelişmiş arazi donanımlarıyla bu yolculuğa eşlik ediyor.
- Defender Trophy’e dair tüm detaylara ve başvuru adımlarına buradan ulaşabilirsiniz.
