Kahire'nin kalbinde ölümle yaşam arasında: Al-Qarafa nekropolü

Kahire'nin kalbinde ölümle yaşam arasında: Al-Qarafa nekropolü

Dünyada, yaşamın ve ölümün bu kadar radikal bir şekilde iç içe geçtiği sayılı mekandan olan Al-Qarafa’nın sakinleri için ölüm, korkutucu bir son olmaktan çıkıp günlük hayatın sıradan bir parçasına dönüşmüş. Bugün bu bölgede, çocuklar mezar taşlarının gölgesinde oynuyor, kadınlar lahitlerin üzerinde yemek pişiriyor, dükkanlar ise türbe duvarlarına yaslanıyor.

Haruki Murakami, İmkansızın Şarkısı kitabında şöyle der:

"Ölüm, yaşamın karşıtı olarak değil, onun bir parçası olarak vardır."

Bu felsefeyi yeryüzünde fiziksel olarak görebileceğiniz en sarsıcı yerlerden biri, muhtemelen Kahire’nin kalbindeki “Ölüler Şehri” olarak anılan devasa nekropol Al-Qarafa’dır.

Neden 'Ölüler Şehri' olara anılıyor?

Resmî adı Al-Qarafa olan bu bölgenin dünyada “Ölüler Şehri” olarak bilinmesinin nedeni aslında buranın 7. yüzyıldaki Arap fethinden bu yana Kahire’nin ana mezarlık alanı olması ancak burayı gerçekten “ölü” kılan şey mezarlar değil, o mezarların içine yerleşmiş olan diri hayatlardır. 

Dünyada, yaşamın ve ölümün bu kadar radikal bir şekilde iç içe geçtiği sayılı mekandan biri olan Al-Qarafa’nın sakinleri için ölüm, korkutucu bir son olmaktan çıkıp günlük hayatın sıradan bir parçası olarak var oluyor. Bugün bu bölgede, çocuklar mezar taşlarının gölgesinde oynuyor, kadınlar lahitlerin üzerinde yemek pişiriyor, dükkanlar ise türbe duvarlarına yaslanıyor.

Bölgedeki yaşam, yıllar boyunca mezarlık alanının kendine has mimari yapısına uyum sağlayarak gelişmiş. Mezarların geniş avluları çamaşır asmak, küçük tamirat işleri yapmak veya mahalle toplantıları düzenlemek için ortak kullanım alanlarına dönüşmüş durumda. Elektrik ve su gibi temel ihtiyaçların da kısıtlı olduğu bu bölgede halk, günlük ihtiyaçlarını mezarlık sınırları içerisindeki küçük bakkallar, fırınlar ve atölyeler aracılığıyla gideriyor. Böylece Kahire’nin ortasında dışarıya kapalı bir şehir içinde şehir ekosistemi oluşuyor.

Tepeden bakıldığında tozlu ve karmakarışık bir labirenti andıran Al-Qarafa, Kahire’nin doğusunda, Mukattam Tepeleri’nin eteklerinde yaklaşık 7 kilometrelik bir hatta yer alıyor. Graffitilerle kaplı dar sokaklarının her birinin farklı bir mezara ve hayat hikayesine açıldığı kentte ülkedeki konut krizi ve ekonomik zorluklar nedeniyle yaklaşık 500 bin ile 1 milyon arasında insan yaşadığı tahmin ediliyor. Ancak, bölgenin büyük ölçüde kayıt dışı yapısı nedeniyle net bir sayı verilemiyor.

Geçmiş ve bugün: Kutsal bir durağın suç mahalline dönüşü

Al-Qarafa’nın dönüşümü aslında modern Mısır’ın da bir özeti gibi. Geçmişte burası Memlük sultanlarının görkemli türbeleriyle bezeli, dervişlerin inzivaya çekildiği, bayramlarda halkın ruhani huzur için piknik yapmaya geldiği prestijli bir kutsal alanmış.

Günümüzde ise, 1992 yılında yaklaşık yarım milyon insanı evsiz bırakan Kahire Depremi ve hızla artan yoksulluk burayı birçok insan için mecburi bir sığınağa dönüştürmüş durumda. Bugün Kahire halkı, bölgeyi oldukça tehlikeli buluyor ve Kahire’yi ziyaret eden turistlere de bu bölgeden uzak durmaları öneriliyor. Al-Qarafa’nın labirenti andıran yapısı ve dar sokakları suçluların gizlenmesini kolaylaştırıyor ve devlet otoritesini zayıf bırakıyor. Ayrıca, mezarlıkta yaşamak sosyal bir damga olarak görüldüğü için de burası şehrin geri kalanından izole ve tekinsiz bir kara delik olarak kodlanıyor.

Çaresizliğin ötesinde: Neden orada kalıyorlar?

Peki bu insanlar sadece yoksulluktan dolayı mı buradalar? Bu sorunun cevabı, hayır. Ölüler Şehri'ni onlar için yuva yapan başka motivasyonlar da var:

  • Manevi muhafızlık: Bölgedeki pek çok aile, kuşaklardır zengin ailelere bevvablık (mezar bakıcılığı) yapıyor ve mezar sahiplerine hizmet etmek onlar için hem bir geçim kaynağı hem de bir vefa borcu anlamını taşıyor.
  • Huzur: Biraz ironik gelebilir ama Kahire’nin dip dibe, havasız gecekondularına kıyasla Al-Qarafa; geniş avluları, açık havası ve sessizliğiyle bölgede yaşayan birçok insan tarafından daha huzurlu ve konforlu kabul ediliyor.
  • Ruhani yakınlık:  Mısır halk kültüründe büyük bir evliyanın veya alimin komşusu olmak, onun manevi koruması altına girmek anlamına gelir. Dört büyük fıkıh mezhebinden biri olan Şafii mezhebinin kurucusu İmam Şafii ve peygamber soyundan gelen Seyyide Nefise gibi kutsal kabul edilen bazı şahsiyetlerin türbeleri burada yer alıyor. Birçok sakin için de onların yanı başında uyumak onlar tarafından korunmak ve onlardan bereket almak demektir. Bu yüzden burayı tekinsiz bir yer olarak değil, kutsanmış bir toprak olarak görüyorlar.

Büyük Kahire Projesi ve etkileri

Bugün Al-Qarafa, belki de tarihinin en büyük tehdidiyle karşı karşıya: Greater Cairo Project (Büyük Kahire Projesi). Hükümet, Kahire’nin trafik sorununu çözebilmek için şehirdeki yolları yenilemeyi, genişletmeyi ve yeni bağlantı yolları yapmayı hedefliyor. Planlanan yeni otoyol güzergahı nekropolün içinden geçtiği için 1979 yılından bu yana “Tarihî Kahire” kapsamında UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan bu bölgedeki bazı eski mezarlar çoktan yıkıldı. Bin yıllık tarihî yapılar ise risk altında. 

UNESCO, Al-Qarafa’yı sadece kutsal bir mezarlık alanı olduğu için değil, 7. yüzyıldan bugüne dek İslami şehirleşme ve mimari sürekliliğin dünyada en nadir örneklerinden biri olduğu için koruma altına almıştı. Tarihçiler ve aktivistler, bir otoyol uğruna bin yıllık bir hafızanın yok edilmesine karşı çıkarken, yoksulluktan muzdarip bölge halkı ise tek sığınaklarını kaybetme korkusu yaşıyor.

Murakami’nin de dediği gibi ölüm yaşamın bir parçasıysa Al-Qarafa bu kabullenişin dünyadaki en somut anıtıdır. Ancak modern şehirleşme; ölümü yaşamın dışına itmeye, mezarları betonlarla örtmeye çalışıyor. Yıllardır yoksullara ev olmuş ölüler şehri Al-Qarafa ise bugün modernitenin tarihle, yaşamın ise kendi sonuyla girdiği bitmek bilmeyen kavganın tam merkezinde yer alıyor.