Cinsiyetli kentler: Kamusal alanlar kadınlar için tasarlansaydı ne olurdu?

Cinsiyetli kentler: Kamusal alanlar kadınlar için tasarlansaydı ne olurdu?

Günümüzde neredeyse tamamı erkekler tarafından planlanan kent meydanları ve sokaklar, çoğu kadın için güvensiz ve tedirgin edici alanlar. Oysa kadınların, çocukların, yaşlıların ve dezavantajlı gruplarının ihtiyaçları göz önüne alınarak planlanan kamusal alanlar, kentlerin gelişimine büyük katkılar sağlayabilir.

Jane Jacobs, bugün hâlâ modern kent planlaması üzerine yazılmış en etkili metinlerden biri kabul edilen 1961 tarihli Büyük Amerikan Şehirlerinin Ölümü ve Yaşamı kitabında büyük ölçekli kentsel dönüşüm projelerini, tepeden inme kararlarla düzenlenen steril şehircilik anlayışını ve otoyol odaklı kent planlamasını sert bir dille eleştirir. Ona göre kentler yaşayan ekosistemlerdir ve masa başında tasarlanan tektipleştirilmiş kentlerde mahalle yaşamı ölür, şehirler ruhsuz, işlevsiz ve güvensiz alanlara dönüşür.

Jacobs, kentlerin güvenliğini sağlamada "sokaktaki gözlerin" (eyes on the street) polis ya da koruma kuvvetlerinden daha işlevsel olduğunu savunur. Orada yaşayanlar önceliklendirilerek planlanan mahallelerde kaldırımlar ve yaya yolları geniştir; kafe ve dükkan gibi sokağa açılan mekanların bulunduğu sokaklarda sürekli bir hareketlilik vardır ve komşuluk ilişkileri gelişmiştir. Herkes birbirini tanır, bu da doğal gözetim ve güvenliği beraberinde getirir. Esnaf, dükkanların önünde oturur, çocuklar kapı önlerinde oyun oynar ve insanlar evlerinin pencerelerinden sokağı izler…

Yaşayan mahalleler, modern kentler kadar düzenli ve steril görünmese de kendi içinde eşsiz ve karmaşık bir düzen barındırır. Jacobs bu düzeni "kaldırım balesi" (sidewalk ballet) olarak adlandırır. İyi planlanmış bir kentin sokaklarında günlük hayat mahallelinin günlük rutinlerini yaparken birbirini tamamladığı, organik ve doğaçlama bir baleye benzer. 

Sabah erken saatlerde çöplerini çıkaran, işe ve okula giden insanların başlattığı bale, öğle yemeği yiyen esnaf, aynı kaldırımı paylaşan farklı sınıflardan insanların etkileşimi, mahallelinin sohbeti, bebek arabalarıyla gezen ebeveynlerle devam eder ve akşamüzeri işten dönenler, sokakta oynayan çocuklar ve alışveriş yapan kişilerin biraraya gelmesiyle kreşendoya ulaşır. Geceleri ise sokaklarda uykusu kaçan, eğlenmeye çıkan ve gece çalışanların derin gece balesi sahnelenir. Bu doğal düzen sayesinde sokaklar her yaş ve cinsiyetten kişi için daha güvenli ve canlı yaşam alanlarına dönüşür.

Viyana, neredeyse 40 yıldır "toplumsal cinsiyeti anaakımlaştırma" (gender mainstreaming) yaklaşımına öncülük eden dünya başkenti olarak anılıyor. Şehrin bu alandaki en çarpıcı somut örneği olan Aspern bölgesi, Avrupa'nın en işlevsel kentsel gelişim projelerinden biri olarak biliniyor. Kadın odaklı tasarımı, yapay gölü ve farklı ihtiyaçlara hitap eden kamusal alanlara ayrılmış geniş düzlükleriyle dikkat çeken bu mahallede Viyana’da binlerce sokağın erkek isimleri taşımasına misilleme olarak tüm sokak ve meydanlar kadın isimleriyle adlandırılmış durumda.

1997 yılında tamamlanan Frauen-Werk-Stadt (Kadın-İş-Şehir) projesi, bu yaklaşımın ilk büyük mimari başarısı olarak kabul ediliyor. Sadece kadın mimarlar tarafından tasarlanan bu sosyal konut kompleksi, her katta bulunan bebek arabası bırakma alanları, komşuluk ilişkilerini destekleyen geniş merdiven boşlukları ve sokak güvenliğini sağlayan alçak binalar gibi kadınların günlük yaşamını kolaylaştıran detaylarla dikkat çekiyor. 

Proje, kadın odaklı tasarımın ek maliyet getirmeden yaşam kalitesini artırabileceğinin en belirgin örneklerinden. Kadınlar için yapılan her iyileştirme aslında yayalar, yaşlılar ve çocuklar dahil tüm topluma fayda sağlıyor. 2005'ten beri uygulanan "toplumsal cinsiyet odaklı bütçe belirlemesi" sayesinde her departman, harcamalarının kadın ve erkeklere nasıl eşit fayda sağladığını raporlamak zorunda. 

Caroline Criado Perez’in Görünmez Kadınlar kitabındaki verilerden yola çıkarak parklar, oyun alanları ve meydanlar gibi kamusal alanların tasarımında genç kadınların ihtiyaçlarının gözetilmesine odaklanan Make Space For Girls (Kızlara Yer Aç) projesi ise parkların büyük kısmını kaplayan kaykay pisti veya halı saha gibi alanların neredeyse tamamen erkek çocuklar tarafından kullanıldığına, çocuklar ailelerinden bağımsız hareket etmeye başladıklarında parklardaki erkek çocuk oranının %80’e çıktığına dikkat çekiyor. 

Viyana’daki pilot projenin ardından Barcelona, Stockholm, Myanmar gibi kentlerdeki parkları genç kadınları tasarım sürecine dahil ederek yeniden tasarlayan vakfın Malmö’de eski bir otopark alanında yaptığı projede, alan bölgedeki 16-24 yaş arası bir grup genç kadınla istişare ederek tasarlandı.

Kentsel aktivite parkına bir tırmanma duvarı, çeşitli gösteri veya etkinlikler için bir sahne ve jimnastik barları yerleştirildi; tek bir grup tarafından domine edilmesini engellemek için alan küçük bölümlere ayrıldı. Rosens Röda Matta projesinin ardından parktaki genç kadın oranı %40’a çıktı; katılımcı grup, diğer kadınların şehir planlamasına katılımını teşvik etmek amacıyla Engaged in Malmö adında kalıcı bir savunuculuk grubu kurdu.

Paris’teki OASIS projesi iklim değişikliği ve sosyal eşitsizlikle mücadele etmek adına asfalt okul bahçelerini yeşil “kentsel vahalara” dönüştürüyor. Ağaçlar, bahçeler ve sosyalleşme alanları erkeklerin futbol maçlarının hakim olduğu geniş beton alanları farklı bölümlere ayırıyor. Bu düzen, genç kadın ve erkeklerin birlikte katılabilecekleri oyunları teşvik ediyor. Öğrenciler tırmanma, sosyalleşme veya bahçecilik arasında seçim yapabiliyor. Okul bahçeleri hafta sonları halka da açılıyor ve sıcak hava dalgaları sırasında mahalle sakinleri için serin bir sığınak görevi görüyor.

Stockholm yönetimi ise 2015 yılından beri kar temizleme stratejisinde kadın odaklı bir model uyguluyor. Yapılan araştırmalar, erkeklerin çoğunlukla özel araç kullandığını, kadınların ise yürüme, bisiklet ve toplu taşımayı daha fazla tercih ettiğini; buzlu yollarda düşerek yaralananların sayısının araç kazalarından üç kat fazla olduğunu ve bu kazaların çoğunlukla kadınları etkilediğini ortaya koymuştu.

Belediye bu verilerden yola çıkarak kar temizliğinde önceliği kaldırımlara, bisiklet yollarına, otobüs duraklarına ve kreş güzergahlarına vererek ana yolları ikinci plana aldı. Ek maliyet getirmeyen bu düzenleme, kamu kaynaklarının daha adil dağıtılmasını sağlarken şehri kış aylarında tüm sakinleri için daha güvenli ve erişilebilir hâle getirdi.

2005 yılından bu yana, başta Katalonya, İspanya ve Latin Amerika olmak üzere 130’dan fazla şehir ve kasabada faaliyet gösteren Col·lectiu Punt 6, feminist mimar, sosyolog ve şehir plancılarından oluşan bir kooperatif. Oluşumun temel amacı ise kent planlamasının merkezine kadınların güvenliğini, bakım emeğini, özerkliğini ve şehre katılım hakkını garanti altına alan "özenli şehirler" inşa etmek.

Kooperatifin işleyişinin merkezinde Anne Michaud tarafından geliştirilen işaretlenmiş, görünür, canlı, doğal denetime sahip, donanımlı ve toplulukçu kent ilkeleri yer alıyor. Bu ilkeler ışığında yönlendirme tabelaları, kesintisiz aydınlatma ve erişilebilir bakım altyapıları gibi projeler hayata geçiriliyor. Uygulama alanları arasında Barcelona metropol bölgesindeki gece vardiyasında çalışan kadınların yaşamlarını inceleyen Nocturnas ile kentsel güvenliğin feminist bir bakış açısıyla analiz edildiği keşif yürüyüşleri (marxes exploratòries) sonucunda belirlenen güvenlik önlemlerinin hayata geçirilmesi gibi projeler yer alıyor.