Mantarlar, milyonlarca türü ve yeryüzünde yaşamın devam etmesindeki kritik rollerine rağmen insanlığın en az tanıdığı ve tarih boyunca bir hayli yanlış anlaşılmış organizmalar. Bitkilerden ziyade hayvanlarla daha yakın akraba olan; mikroskobik türlerden tuhaf formlara kadar şaşırtıcı bir yaşam tarzı ve çeşitliliğe sahip bu canlılar; gıda döngüsünün, insan sağlığının, ekosistemlerin ve küresel atmosfer kimyasının sürdürülmesini sağlıyor.
- Bu yazıyı okurken bile farkında olmadan sporlarını soluduğunuz mantarları insanların tarih öncesi çağlarda bile yemek için topladığı düşünülüyor. Mantarlardan bahseden ilk kaynağın Euripides'in yazıları (MÖ 480-406), bitkileri sistematik bir şekilde sınıflandırmaya çalışan ilk kişinin ise Yunan filozof Eresuslu Theophrastos (MÖ 371-288) olduğu tahmin ediliyor.
Mantarların bugün kabul ettiğimiz mikolojik tanımını yapan ve onları resmeden ilk kişi ise İtalyan Pier Antonio Micheli (1679-1737) idi. Micheli, sporların yeni mantarlar üretebileceğini kanıtlamış olsa da, çalışmaları zamanının çok ilerisindeydi ve çoğu yayımlanmadı ancak 1737'de kaleme aldığı Nova Plantarum Genera, modern mikoloji döneminin başlangıcını temsil eder. Floransa'da yayımlanan bu dönüm noktası niteliğindeki kitap; otların, yosunların ve mantarların sistematik sınıflandırmasının temelini atmıştı. Micheli zamanında hak ettiği değeri görmese de mirası bugün aspergillus, mucor ve puccinia gibi isimlendirdiği cinslerde yaşıyor.
"Modern taksonominin babası" sayılan Carl Linnaeus (1707–1778) ise farklı mantar türlerini aynı isimler altında gruplandırarak önemli bir adım atmıştı ancak mantarları bitki krallığına dahil ederek mikoloji çalışmalarını aslında geriletmişti.
Mantarlar 1960’lara kadar "fotosentez yapamayan garip bitkiler" olarak görülüyordu. Amerikalı ekolog Robert Whittaker, 1969 yılında canlıları beş farklı aleme ayıran (five-kingdom system) ünlü sınıflandırmasını ortaya attı. Whittaker, mantarların besinlerini bitkiler gibi üretmediğini (fotosentez) veya hayvanlar gibi yemediğini, bunun yerine emerek (absorbsiyon) temin ettiğini fark ederek onları ayrı bir krallık (fungi) olarak tanımladı. Bu, mantarların bitki olmadığına dair ilk büyük resmî ilerlemeydi.
Mantarların hayvanlarla olan "akrabalığına" dair kesin kanıtlar, DNA teknolojisinin gelişmesiyle ortaya çıktı. 1993 yılında moleküler biyolog Mitchell Sogin ve ekibi (özellikle Wainright ve arkadaşları), rRNA (ribozomal RNA) sekanslarını kullanarak bir soyağacı hazırladılar. Bu çalışma, mantarların genetik olarak bitkilerden çok hayvanlara benzediğini bilimsel olarak kanıtladı. Bu keşif sonucunda mantarlar ve hayvanlar, opisthokonta adı verilen dev bir evrimsel klanın içine dahil edildi.
Bilim insanları dünyada yaklaşık 2,5 milyon mantar türü olduğunu tahmin ediyor ancak mevcut mantar türlerinin yalnızca %5'inden biraz fazlası (155.000 tür) bilimsel olarak isimlendirilmiş durumda. Yalnızca 2020-2023 arasında bile 8.600'den fazla bitki ve 10.200'den fazla mantar türü bilimsel olarak tanındı. Peki bu gizemli uygarlığı yakından incelemek ve keşfetmek isteyenler nerelere gitmeli?

Meteora Doğa Tarihi ve Mantar Müzesi (Kalambaka, Yunanistan)
Trikala’yı Egnatia'ya bağlayan yol üzerindeki Meteora Doğa Tarihi ve Mantar Müzesi, Meteora’nın manastırları arasında, bölgenin doğal geçmişini ve kültürel dokusunu farklı bir açıdan görmek isteyenler için ilgi çekici bir durak.
2014 yılında açılan müze, iki ana bölümden oluşuyor. Doğa Tarihi bölümü, Meteora’nın jeolojik oluşumunu anlamaya yardımcı olan fosiller, memeliler, kuşlar, mineraller ve meteoritlerle zengin bir içerik sunarken; Mantar Müzesi, Yunanistan’ın köklü mantar toplama geleneğini ve mantarların bilimsel dünyasını ayrıntılı modeller üzerinden keşfetme imkanı tanıyor.
İnteraktif sergileriyle hem yetişkinlere hem de çocuklara hitap eden müze, Yunan mutfağı ve kültüründe önemli bir yere sahip olan mantarların hikayesini görünür kılıyor. Mantar Müzesi, renk, biçim ve boyut açısından birebir gerçeğine uygun olarak üretilmiş mantar heykellerinden oluşan zengin bir koleksiyona sahip. Mantarlar, doğal ortamı simüle eden özel olarak tasarlanmış bir alanda yaşam döngülerini aktarmak amacıyla üç farklı gelişim aşamasında sergileniyor ve her tür; kayın, çam, köknar, meşe ya da çayır gibi doğal olarak yetiştiği ekosisteme göre konumlandırılıyor.
Bu bölümün ardından, yerel ressam ve heykeltıraşların imzasını taşıyan freskler aracılığıyla mantarların halk mitolojisi ve geleneklerle kurduğu bağ anlatılıyor. Müzenin son bölümünde ise artırılmış gerçeklik teknolojisiyle tasarlanmış kısımda, mantarların besin değeri ve tedavi edici özellikleri aktarılıyor.

Her ay iki gün gece turları ve mantar keşif gezileri de düzenleyen müze aynı zamanda yılda bir kez özel bir Mantar Festivali düzenliyor. Keşiflere ve festivale katılanlar, eğitilmiş trüf arama köpekleri ve eğitmenler eşliğinde Meteora çevresindeki ormanları, mevsimsel olarak yetişen mantar ve özellikle trüf çeşitlerini keşfediyor; değerli mantarları doğada nasıl bulacaklarını ve toplayacaklarını öğreniyor. Turun ardından özel bir şef, toplanan malzemelerle ormanın içindeki trüf ve mantarlarla bir yemek hazırlanmasına eşlik ediyor ve tur müze gezisiyle sonlandırılıyor.

Musée du Champignon (Saumur, Fransa)
Saumur'da eski bir yer altı taş ocağında kurulu olan Mantar Müzesi (Le Musée du Champignon), 1978 yılından bu yana ziyaretçilerini ağırlayan ve bölgenin mikolojik mirasını tanıtan pedagojik mantar çiftliği niteliğinde bir üretim merkezi ve sergi alanı. Yer altı mantar yetiştiriciliği Paris’te 17. yüzyılda başlamış, ancak 19. yüzyılda metro inşaatıyla üretim Loire mağaralarına taşınmış. Mağaralar, yıl boyunca 12-14 derece sıcaklık ve yüksek nem sağlayarak mantarlar için uygun bir ortam sunuyor.

Tesiste Paris mantarı, istiridye mantarı , shiitake ve mavi ayak (pied-bleu) gibi bilinen türlerin yanı sıra 12'den fazla farklı tür yetiştiriliyor ve yılda yaklaşık 10 ton mantar hasat ediliyor. Ziyaretçiler mantarların yaşam döngüsü, mycelium (kök) sistemleri ve dünyadaki yaklaşık 2.000 yenilebilir mantar türü hakkında bilgi alabiliyor.
Nantes’in 15 kilometre doğusunda, Loire Vadisi’nin bağları ve kaleleri arasında yer alan müze ayrıca kayaya oyulmuş; salon, mutfak ve yatak odası doğal bir klima sağlayan eski bir troglodyt (mağara) evini ziyaret etme imkanı sunuyor. "Myco-maniaque" evi olarak adlandırılan bu alanda, 50'den fazla ülkeden toplanmış, ahşap, porselen, kristal ve metal gibi farklı materyallerden yapılmış çok sayıda mantar şeklinde obje sergileniyor. Her yıl Ekim ayı boyunca düzenlenen festivalde; mikolojik sergiler, çocuklar için yaratıcı atölyeler ve mantar bazlı bira (shiimaké) gibi özel tadımlar yapılıyor. Müze mağazasında ise taze ve kurutulmuş mantarlar, mantar yetiştirme kitleri ve çocuklar için mycelium paketleri gibi ürünler bulunuyor.

Kew Gardens - Fungarium (Londra, İngiltere)
Londra'daki Kew Gardens bünyesinde 1879 yılında Miles J. Berkeley’in bağışıyla kurulan Fungarium, 1,25 milyondan fazla kurutulmuş mantar örneğiyle dünyanın en büyük, en eski ve bilimsel olarak en değerli mantar arşivini barındırıyor. Fungarium koleksiyonunda yedi kıtadan küresel çeşitliliğin yarısını temsil eden mantarlar, Charles Darwin ve Alexander von Humboldt gibi isimlerin topladığı nadide örnekler bulunuyor.

Fungarium halka yalnızca özel günlerde ve tematik sergi dönemlerinde açılıyor ancak araştırma yapmak için müzeyi ziyaret etmek isteyenler en az iki hafta önceden internet sitesindeki formu doldurarak koleksiyonu inceleyebiliyor. Ayrıca, yeni açılan Veri Portalı sayesinde 1,1 milyon örneğe dünyanın her yerinden ücretsiz ve dijital olarak erişilebiliyor. Ayrıca benim de bu yazıyı hazırlamama vesile olan, Kew Gardens araştırmacıları tarafından hazırlanan Fungarium kitabı, mantarların dünyasını keşfetmek isteyenler için değerli bir kaynak.

Wufeng Mantar Müzesi (Taichung, Tayvan)
Taichung'daki Wufeng, komşu Xinshe ile birlikte Tayvan'da mantar yetiştiriciliğinin merkezi olarak anılıyor ve bu iki kentteki mantar yetiştiriciliği bölge ekonomisinde önemli bir rol oynuyor. Mantar yetiştiriciliğindeki “uzay torbaları” (space bags) gibi teknikler bu bölgede geliştirilmiş ve mantar üretiminde daha verimli, kontrollü bir büyüme sağlanmıştı.
Wufeng Mantar Müzesi, Wufeng Çiftçiler Birliği’nin ofis binasında yer alsa da bu mütevazı mekan zengin bir mantar arşivi sunuyor. Ziyaretçileri, girişteki dev mantar heykeli karşılıyor. İçeride ise biyolojik taksonomi, ekolojik önem, Tayvan mantar endüstrisinin gelişimi, değerli tıbbi mantarlar, küresel mantar mutfağı ve mantar temalı sanat galerisi bulunuyor. Nadir örnekler arasında, böceklerin vücudunu ele geçiren ve sonunda böceğin kafasından filizlenen parazit mantar cordyceps de var.

Müzede ayrıca etkileşimli bir ses enstalasyonu alanı bulunuyor. Araştırmalar, mantarların miselyum ağlarını kullanarak elektriksel sinyaller ürettiğini öne sürüyor. Ziyaretçiler, bu bölümde canlı mantarlara sensörler takarak sinyalleri melodik bir mırıltı şeklinde dinliyor ve mantarların “iletişim kurma” biçimini deneyimleme şansına sahip oluyor.
