Doku ve ilişki başrolde, teknoloji bir adım geride: Salone del Mobile.Milano'dan tasarım trendleri

Doku ve ilişki başrolde, teknoloji bir adım geride: Salone del Mobile.Milano'dan tasarım trendleri

Uluslararası mobilya fuarı Salone del Mobile.Milano'nun 21-26 Nisan tarihleri arasında Rho Fiera Milano’da düzenlenen 64. edisyonu, 32 ülkeden 1.900’ün üzerinde katılımcıyı biraraya getirdi. Bu yıl teknoloji hâlâ sahnedeydi ancak artık biraz daha geri plandaydı. Öne çıkan ise malzemenin dokusu ve objelerin kullanıcıyla kurduğu ilişki oldu.

Salone del Mobile.Milano bugün ekonomik etki yaratan, kentsel dönüşümü tetikleyen, kültürel üretimi besleyen ve yeni nesil tasarımcıları destekleyen bir ekosistem. Bu yaklaşımın kültürel ayağını Salone del Mobile.Milano’nun Başkanı Maria Porro’nun şu sözleri tamamlıyor: 

“Hafıza toz tutan bir şey olmamalı; arşivler canlı kalmalı, yeni nesiller için bilgi ve ilham kaynağına dönüşmeli.” 

2026 edisyonu ise bu ekosistemin geleceğe nasıl evrileceğini açıkça ortaya koydu ve tasarımın artık bir sistem, bir anlatı ve kolektif bir sorumluluk olduğunun altı çizildi. 

Maria Porro

21-26 Nisan tarihleri arasında Rho Fiera Milano’da düzenlenen 64. edisyon, 32 ülkeden 1.900’ün üzerinde katılımcıyı biraraya getirdi. Fuar, sadece mobilya ve tasarımın vitrini değil, fikirlerin üretildiği, ilişkilerin kurulduğu ve geleceğin senaryolarının yazıldığı dinamik bir platform. Nitekim Maria Porro’nun da vurguladığı gibi: 

“Bizim için süreç, sonuç kadar önemli; bu yalnızca bir lansman değil, projenin kendisini, düşünce biçimini ve onu şekillendiren nedenleri paylaşma biçimi.” 

2026 edisyonu ise bu yapıyı daha da ileri taşıyarak bağlantılı, erişilebilir ve küratoryal olarak güçlü bir deneyim sundu. Bu yıl tasarımın daha sezgisel ve duygusal bir dil kurduğu açıkça görülüyordu. Teknoloji hâlâ sahnede ancak artık geri planda, öne çıkan ise malzemenin dokusu ve objelerin kullanıcıyla kurduğu ilişki.

Ahşap, taş ve cam gibi doğal malzemeler ileri üretim teknikleriyle yeniden yorumlanıyor; sürdürülebilirlik ise artık bir trend değil, tasarımın temel kriterlerinden birine dönüşüyor.

Yenilikler: Raritas, Contract ve anlatı mekanları

Bu yılın en dikkat çekici yeniliklerinden biri koleksiyonluk tasarıma odaklanan Salone Raritas oldu. Küratörlüğünü Annalisa Rosso’nun üstlendiği, mekansal kurgusu ise Formafantasma tarafından tasarlanan bu yeni bölüm benzersiz objeler, sınırlı üretimler ve “outsider” parçalar üzerinden tasarım ile sanat arasındaki sınırları yeniden tanımlıyor.

Salone Raritas

Bir diğer önemli gelişme ise 2027’de hayata geçecek Salone Contract projesinin temellerinin atılması. Masterplan’ı OMA’dan Rem Koolhaas ve David Gianotten’a emanet edilen bu yeni yapı; konaklama, perakende, gayrimenkul ve denizcilik gibi büyüyen sektörlere odaklanarak tasarımın sistemler, hizmetler ve deneyimler üzerinden yeniden tanımlandığı bir alan açıyor. Maria Porro bu projeyle ilgili düşüncelerini şu sözlerle ifade ediyor: 

“Yaptığımız hiçbir şey gökyüzünde parlayan geçici bir havai fişek değil; kalıcı olan, yıl boyunca değer üreten bir yapı inşa etmeye inanıyoruz.”

Lüks kavramı ise bu yıl “A Luxury Way” başlığı altında yeniden yorumlandı. Maison Numéro 20 imzalı Aurea, an Architectural Fiction enstalasyonu, hayalî bir otel kurgusu üzerinden iç mekan tasarımını teatral bir anlatıya dönüştürdü. 

Mutfak ve banyoda yeni tasarımlar 

2026 edisyonu, iki önemli bienalin geri dönüşüne sahne oldu: EuroCucina ve International Bathroom Exhibition. EuroCucina, FTK – Technology For the Kitchen ile birlikte mutfağın evin kalbi olmanın ötesine geçerek teknolojik, sezgisel ve kişiselleştirilebilir bir yaşam alanına dönüştüğünü yeni tasarımlarla bize gösterdi. Yapay zeka destekli sistemler, görünmez pişirme yüzeyleri, biyofilik tasarım ve sürdürülebilir malzemeler mutfak deneyimini yeniden tanımlıyor. 

Miele

Banyolarda ise daha sakin ama derinlikli bir yaklaşım hâkimdi. Su tasarrufu, hijyen ve uzun ömürlülük gibi kriterler tasarımın omurgasını oluştururken renk ve malzeme çeşitliliğindeki artış dikkat çekiyordu. Özellikle çok renkli yüzeyler ve farklı dokular, banyoyu daha kişisel ve karakter sahibi bir mekana dönüştürme arzusunun güçlü bir göstergesiydi.

SaloneSatellite

700 genç tasarımcı ve 23 uluslararası okulun katılımıyla düzenlenen SaloneSatellite, bu yıl “Zanaatkârlık + İnovasyon” temasıyla geleceğin üretim biçimlerini tartışmaya açtı. El işçiliği ile teknolojiyi buluşturan bu yaklaşım, tasarımı kültürel ve politik bir ifade biçimi olarak konumlandırdı.

Emu

LCM Marin Design Studio tarafından tasarlanan Collier üçlü koltuk, zamansız zarafeti ve uyumlu form diliyle öne çıkan klasik bir kanepe. 

Collier üçlü koltuk

Denizin kıvrımlı hareketlerinden ve doğal geometrilerinden ilham alan Antigua daybed, alüminyum gövdesi ve ince çelik örgü yüzeyi sayesinde hem iç hem dış mekanda kullanılabiliyor. 

Antigua

Christophe Pillet tasarımı Café koltuğu ise çağdaş çizgileri klasik dokunuşlarla birleştirerek farklı dekorasyon stillerine kolayca uyum sağlayan şık bir oturma çözümü sunuyor.

Café ikili koltuk

Qeeboo


Malibu lambader

Stefano Giovannoni tasarımı Malibu lambader, palmiye yaprağını andıran formuyla hem iç hem de dış mekanlarda ışık ve dekorasyonu şiirsel bir biçimde biraraya getiriyor. 

Lapu Lapu puf

Paola Navone imzalı Lapu Lapu puf ise yumuşak, akışkan ve davetkar hatlarıyla öne çıkıyor. Adını mercan resiflerinde yaşayan tropikal bir balıktan alan tasarım, özgürlük ve uyum fikrini simgelerken, cömert formuyla bedeni doğal bir şekilde sararak rahat ve samimi bir konfor sunuyor.

Magis


Bishop sandalye

Magis için Konstantin Grcic tarafından tasarlanan Bishop sandalye, güçlü dikey duruşuyla istikrar ve zarafeti birleştiriyor. Dört ayak, oturum ve sırtlıktan oluşan neredeyse arketipik form, detaylardaki titizlikle öne çıkıyor. 

Ancora masa

Ronan Bouroullec imzalı Ancora masa ise tasarımcının sözleriyle “beton bir mimari” olarak tanımlanıyor, incelik üzerinden güç üretmeyi hedefleyen bu tasarım, masa tablasını strüktürel hassasiyet ve taşıyıcı elemanların ritmiyle dengeliyor. 

Scavolini


Flair koleksiyonu, kıvrımlı formlar, dokunsal yüzeyler ve dengeli oranlarla çağdaş yaşam alanlarına yumuşak ve sofistike bir yorum getiriyor. Mutfak, salon ve banyo arasında kurduğu bütüncül dil, ev içi deneyimi kesintisiz bir akışa dönüştürüyor.

Lema

Carlo Colombo tasarımı Aurel sofa, mekanı biraraya getiren sakin ve aydınlık bir odak noktası olarak öne çıkıyor. Adını Latince “Aurelius”tan alan tasarım, altın fikrinden ilhamla, kendini dayatmayan ama mekana değer katan dengeli bir estetik sunuyor.

Smeg


Smeg, Porsche işbirliğinde otomotiv dünyasının prestijini yaşam alanlarına taşıyarak ikonik tasarımlarını Salone del Mobile kapsamında sergiledi.

Gervasoni

Paola Navone tasarımı LOLL 09 koltuk, güçlü formu ve dengeli oturum–sırt oranlarıyla dikkat çekiyor. Yüksek yoğunluklu poliüretan dolgusu ve sarıcı yapısıyla, kullanıcıyı adeta bir koza gibi içine alan konforlu bir deneyim sunuyor.

Loll koltuk ve puf

Porro

Yabu Pushelberg tarafından tasarlanan Arnaldo koltuk, kolçak ve sırtlık arasında asılı duran oturumuyla doluluk ve boşluk arasında dengeli, kompakt ve sarıcı bir siluet oluşturuyor.

Arnoldo koltuk

CRS Porro imzalı Guitar sehpa koleksiyonu, farklı yükseklik ve ölçülerde kurgulanan katmanlı yapısıyla zarif bir kompozisyon sunarken Piero Lissoni imzalı Brezza sandalye, sade çizgileriyle rafine bir şıklık ortaya koyuyor.

Guitar sehpa

Laufen

Kartell-LAUFEN işbirliği, banyoyu renk, ışık ve tasarımın şiirsel birlikteliğiyle yeniden düşünüyor. Bu yaklaşım, mekanı akışkan, dönüşen ve kişisel ifadeye açık bir yaşam alanı olarak yeniden kurguluyor.

Roberto Cavalli Home Interiors 


Roberto Cavalli Home Interiors da Mediterranean Heritage koleksiyonuyla Salone del Mobile’de dikkat çekti. Marka, bu özel koleksiyonla köklerine saygı duruşunda bulunurken çağdaş yaşamı gelişmiş, rafine ve bilinçli bir vizyonla yeniden yorumluyor.