İstanbul'da gecenin yüzleri | Hi-Fi ses sistemleri ve kraft içkilerin ötesinde: Listening bar nedir, ne değildir?

İstanbul'da gecenin yüzleri | Hi-Fi ses sistemleri ve kraft içkilerin ötesinde: Listening bar nedir, ne değildir?

Japonya'dan çıkıp Avrupa ve ABD'nin büyük şehirlerine yayılan odyofil barlar, tekdüzeliğe ve hızlı tüketime karşı deneyimi, süreci ve niteliği önceliklendiren analog kültürün yaygınlaşmasının bir temsili. Yeme-içmeyle müziği birleştiren bu anlayışın güncel versiyonlarından biri de Asmalı Mescit'teki taproomx. İstanbul'da gecenin yüzleri yazı dizisinin bu bölümünde plak ve kraft bira hissiyatının mekana bürünme hikayesini taproomx’in ortaklarından Can Çakmakçı'dan dinliyoruz.

Fotoğraflar: Bulat 

Özellikle pandemiden sonra Avrupa’nın ve ABD’nin büyük şehirlerinde sayısı artan odyofil barlar, Instagram’da sergilenen estetik pozların ötesinde dijitalleşmenin getirdiği tekdüzeliğe ve hızlı tüketime karşı deneyimi, süreci ve niteliği önceliklendiren analog kültürün yaygınlaşmasının bir temsili.

Konseptin kökeninin niteliği, zanaatı ve teknolojiyi bir potada eritmeyi başaran Japonya’dan çıkmasına da bu sebeple şaşmamak lazım. Japonya’daki jazz kissa gibi ilk örneklerinden ilhamla Avrupa'ya yayılan, çoğunlukla yeme-içmeyle müziği birleştiren listening bar’larda küçük, basit fakat artizan tabaklar ve kraft içkiler, özel tasarım Hi-Fi ses sistemleri ve plaktan çalınan müzikle buluşuyor. 

Tabii iyi bir ses sistemi olan her mekanı listening bar olarak adlandırmamak da mühim. Müziği merkeze koyan bir anlayış geliştirmek ve müzikteki anlayışı mekanın tümüne yaymak burada ayırt edici. Görsel ve işitsel trendlerden ziyade kültürel bir hareketlenmenin parçası olmak ve pek tabii müziğin mekanda durduğu yeri önceliklendirmek de öyle...

Günümüzde jazz kissa’lar gibi konuşmanın yasak olduğu, sadece müziğin merkezde olduğu, kahve veya bir içkinin servis edildiği mekanlar yaratmak ekonomik olarak hangi şehirde, ne kadar sürdürülebilir bir tartışma konusu. Fakat bu anlayışın bar ve restoranlarla birleştirildiği güncel versiyonları, şehirlerde gece ekonomisinin yeni oyuncuları olarak karşımızda. İstanbul’da da...

Ankara’dan İstanbul’a uzanan, dünyanın bir ucundan bir ucuna taşınan plakların ve kraft bira hissiyatının mekana bürünme hikayesi taproomx. 2023’te Jurnal Sokak’ın uyanmasına ve sokağın seslerine kavuşmasına alan açan, İstanbul’un analog kültürü ve müziği merkezine koyan, ilk odyofil, listening barlarından. Şimdilerde kapanan komşusu bordel’le birlikte sokakta yarattığı hareketlilik ve eski Babylon’un binasında yer alması gibi pek çok açıdan Asmalı Mescit’te bir tür uyanışa dair umut da oldu desek yeridir. 

  • Onu da bunu da şunu da koyalım derken kaybolan ve kimliğini kaybeden mekanların arasında sadece "plaktan müzik ve kraft bira" diyerek İstanbul’da duruşunu sağlamlaştıran ve niteliğin nicelikten öne konduğu nadir örneklerden burası. 

taproomx ve kraft bira markası SOMX’in ortaklarından Can Çakmakçı’nın hikayesi, böyle bir mekanı neden ve nasıl açtığını özetliyor. Ankara’da o dönemin jenerasyonu içinde müzikal etkileşim fevkalade fazla. Can’ın babası, ses sistemlerine ve yeni çıkan ekipmanlara meraklı biri. Dolayısıyla Can da küçük yaşlardan itibaren Hi-Fi sistemler, plaklar ve müzik kültürü içinde buluyor kendini. Müziğe meraklı her Ankaralı gibi onun için de Shades’in sahibi Süleyman Abi, müzik anlayışını şekillendiren isimlerden oluyor. Pek çok plağını hâlâ ondan alıyor. Daha 17-18 yaşlarındayken Ankara’daki kulüp kültüründe yer etmiş, Club 20 ve Faces gibi zamanının efsane yerlerinde çalmak da Can’ın müzik yolculuğunun önemli referans noktaları oluyor. 

Durum böyle olunca İstanbul’da gece ekonomisinin yeni oyuncusu taproomx'i Can’a soruyor; odyofil barlara ve İstanbul’daki konumlarına dair konuşuyoruz. 

Kendi üretiminiz SOMX biraları servis ettiğiniz bir brewery ve aynı zamanda analog müzik kültürünü benimsemiş bir listening bar açma fikri nereden ortaya çıktı? 

taproomx, bizim bira yapma düsturumuzun ve tutkumuzun berrak bir yansıması. Aslında tüm hikaye bira yapmak üzerinden yazıldı. Kendi üretimimiz el yapımı biralardaki incelik ve sofistikeliğin yanında alelade bir ses sisteminden gelen müziği dinletme ya da herhangi bir hamburgerin o biraya eşlik etmesi fikrine razı olamazdık. 

taproomx’te müzikten yemeğe, mekan tasarımından ambiyansa düşünülmüş detayları ve bu detayların her birinde de bira yapma anlayışımızı görmek istedik. taproomx, etkilendiğimiz ve beslendiğimiz zevklerin de toplandığı bir alan oldu.

taproomx’in İstanbul’da nasıl bir ihtiyaca cevap verdiğini düşünüyorsun?

taproomx tüm sunduklarıyla basmakalıp fikirlerin dışında bir yer. Bira ekseninde çoğu kişinin ilk aklına gelenlerin hiçbiri bizde yok. Yağlı, kızarmış yemekler, progressive rock, amber ışıkları burada bulamazsınız. Ya da tek bir kalıptan çıkmış “Irish Pub” değiliz. Yenilikçi ve global standartları tutturan bir yer olarak kısır ve kısa döngüleri kırdık ve sadık bir kitleye ulaştık. 

Tabii ki müzikal yaklaşımımız da bu kalıpların dışında kaldı. İnsanların iyi bir bira ve eşlikçi yemeğin tadına horn hoparlörlerden caz dinleyerek varabileceği bir yere ihtiyacı vardı. Sunduğumuz müzik anlayışıyla da, atmosferle de İstanbul gece hayatına bir soluk getirdiğimizi düşünüyorum. 

taproomx’in nasıl bir müzik anlayışı var? Bu anlayış, mekanın bütününe ve programına nasıl yansıyor? 

Vefat etmeden hemen önce birebir tanıştığım, zaman geçirdiğim ve aynı sahneyi paylaşma şansına da sahip olduğum; müzikal varlığına ek olarak hayatımda bilgeliğiyle de fevkalade bir yer edinen Andrew Weatherall’un çok sevdiğim bir sözü var: “Genres are for journalists.” Bu sebeple bu soruyu “Ne tarz müzikler çalıyorsunuz?” diye sormadığın için sana minnettarım. Çünkü işin doğrusu ben de bilmiyorum! Programlarımızda o akşam ne tarz müzik çalınacağını paylaşıyoruz ama bu o akşam taproomx’e gelecek kişilerin neyle karşılaşacaklarını bilmek istemesiyle alakalı. Aslında burada olup biten bir müzik tarzının çok daha ötesinde. 

taproomx özelinde nasıl bir müzik anlayışım olduğunu şöyle bir soruyla özetleyebilirim: “taproomx bir insan olsaydı nasıl müzikler dinlemekten hoşlanırdı?” Tamamen bu sorunun getirdiği hissiyat etrafına oturan bir shuffle var. Ve tıpkı bir insan gibi taproomx’in de müzikal anlamda kendi dönemleri var. 

Tabii bir çalma listemiz mevcut ve bu liste çok sıklıkla bahsettiğim hissiyatla güncelleniyor. Bunun dışında da haftanın belli günlerinde farklı DJ’leri ağırlıyoruz. Bu booking’ler de “taproomx bir insan olsa kimlerle arkadaşlık etmekten hoşlanırdı?” sorusuna cevap veriyor. Ve bu hissiyat, müthiş bir müzikal yelpazeyi de beraberinde getiriyor. 

Analog kültür: Jazz kissa’lardan listening bar’lara

Kökeni Japonya’da sadece müzik dinlemek üzere tasarlanmış, Hi-Fi sistemlerle donatılmış barlara ve jazz kissa’lara dayanan listening bar’lar, Avrupa’da özellikle son 5 yıldır oldukça popüler. Her yerde odyofiller için listening bar seçkilerinden oluşan listeler var. Her şeyden önce sence listening bar nedir, ne değildir?

Kabaca listening bar’lar, bahsettiğin Hi-Fi niteliklerle donatılmış ve genellikle caz seçkilerini plaktan çalan, odyofillerin sosyalleştiği ve sohbet etmek dışında müzik dinlemek için de buluşulan yerler. Bu akımın Japonya’dan çıkmasının tabii ki özel bir sebebi var. Japonya çoğu konuda olduğu gibi ses sistemleri konusunda da dünyadaki en büyük ihracatçı konumunda. Zanaatkar kültürünün derinliğini Hi-Fi teknolojisindeki öncülükleriyle birleştirerek bizlere müthiş bir armağan sundular. Bu akım, dediğin gibi, özellikle son 5 yılda Avrupa’da da çok popüler oldu ve kendi yorumuyla vuku buldu.

Çaldığı müziğin tarzına odaklanmadan Hi-Fi olarak belli bir standardın üzerinde ses sistemine sahip olan, odağına müziği koyan, çoğunlukla plaktan müziğin çaldığı mekanlar için listening bar diyebiliriz. Bu standartlara uymayan ama estetik olarak aynı şekli sağlamaya çalışan yerlere listening bar diyemeyiz. Vintage sistemlerle donatılması orayı bir listening bar yapmaz. Ses sistemlerinin özel üretim ya da tasarım olmasının da iyi bir ses kalitesi sağlamıyorsa bir kıymeti yok. 

Listening bar’ların “listening bar” olabilmesi için standart üstü ses ve atmosferin birarada sunulması esas. İstanbul’da Arkestra’nın Listening Room’u, Mezkla, bar olmasa da Outro ve Ankara’daki Stir, bir odyofil olarak en keyif aldığım yerler. Dünyada da iyi örnekler arasında Coltrane Coltrane, Rhinochiros, Public Records, Brilliant Corners, Bambino gibi yerleri sayabilirim. 

Baktığımızda listening bar olarak öne çıkan mekanların çoğunun menüsünde ve yaklaşımında benzerlikler var. Küçük, konforlu ama karakteristik tabaklar, naturel şarap veya kraft biralar, ses sistemini öne çıkaran mekan tasarımı. Bu yaklaşımlar arasında nasıl bir ilişki görüyorsun? Müzik dinlemeyi önceliklendiren bir mekan yaratmanın incelikleri neler?  

Hi-Fi yaklaşımı kesinlikle hayata dair de bir konfor anlayışı ve tabii bu ortak nitelikleri de beraberinde getiriyor. İyi bir naturel şaraptan veya craft bir bohemya pilsenerin basit ama derin aromalarından ve gastronomik katmanlardan anlamayı da içinde barındırıyor. Bu da ortak bir duruşu beraberinde getiriyor. 

Ancak bu özelliklere sahip bir yer olması da bir mekanı listening bar yapmaz. Yalnızca çok iyi bir ses sistemi koymak da bir yeri "müzik öncelikli" bir mekan hâline getirmez. Sistemin konumlanması, mekan akustiği, tavanda ve zeminde kullanılan malzemeler, masa düzeni, kablolama kalitesi, elektrik şebekesinin fazı gibi en zayıf zincire kadar kuvvetli olduğunuz detaylarla bezeli bir örgüyü tamamlayabilirseniz müzikal öncelikli bir mekan olursunuz. Ses sistemini öncelikli konumlandırmak sadece görünürde olmamalı.

1920’lerden bu yana var olan listening bar'ların neden tekrar ve tam da şimdi popüler olduğunu düşünüyorsun? Ulaşılabilirlik, analog tutkusu veya deneyim odaklı mekanlara ihtiyacın artması mı? Bunun gibi dinamikler üzerinden yorumlayacak olsan ne söylerdin?

Yaygınlaşan şey aslında hissiyat ve duruş. Bahsettiğin analog tutkusunu canlandıran da bu. Aynı üretim bandından çıkmış gibi müzikler, tabii ki nimetleri sonsuz olsa da dijitalleşmenin getirdiği kolay ulaşımdan gelen kolay tüketim bu durumun tetikleyicileri. 

Deneyimlerin kısıtlı bir alanda kalması, endüstrileşmenin getirdiği renksizlik ve tekdüzelik; el yapımı ve limitli üretimlerin, plak koleksiyonerliğinin, analog fotoğrafçılığın, yani süreci ve niteliği önceliklendiren konuların yükselişini getirdi. Listening bar konsepti de bunların hepsinin aynı potada eridiği bir atmosfer ve deneyimi en estetik hâliyle sunuyor. Dolayısıyla bu arayışa verilmiş doğal bir cevap. 

Nitelik arayışında: İstanbul’un odyofil barları

Deneyimi merkeze koyan bir anlayışla listening bar’lar, kokteyl barlar, brewery’ler ve komedi kulüpleri aslında oldukça eski konseptler olsalar da İstanbul için gece ekonomisinin yeni oyuncuları oldu. Bu kapsamda İstanbul’da listening bar’lar önümüzdeki yıllarda gece ekonomisi ve müziğin kesişiminde nasıl bir rol oynayabilir? 

İçi boşalmış yenilikçiliğe karşı bir analog kültür yükselişi var. Bu sebeple bahsettiğin konseptler yükselişte. Bunu doğru okumak gerekiyor. Kitlenin aslında yenilik arayışı yok, nitelik arayışı var. Eski konseptlerin çoğunda bu nitelik var, sadece bu konseptleri günümüze uyarlamak için güncellemek gerekiyor. Doğru örnekleri ayakta tutacak sürdürülebilirlik sağlandığında İstanbul’da bir canlanma bekliyorum. Tabii bu mekanları talep eden kitlenin de elini taşın altına koyan insanları desteklemesi gerekiyor. İstanbul’da bu canlılığa işletmeci olarak da tüketici olarak da hepimizin ihtiyaç duyuyoruz. Bu bir kültür meselesi. 

Son zamanlarda İstanbul’da bir kabuk değişimi var şüphesiz. Fakat bunu yeni bir trend gibi okuyan ekonomik anlamda eli güçlü işletmeler köşeleri kapmaya başladı bile. Dolayısıyla esas yanlış, bunu trend gibi okumak. Bunu trend gibi okuyanlar tarafından işletilen, içi boş ve tek tip örnekler hemen çoğalıyor. Umarım daha cesur ve genç işletmelerle yakın zamanda tanışırız. 

İstanbul’daki ve Avrupa’daki çoğu listening bar, müzik ve gastronomi birlikteliğinin birer örneği. İstanbul gibi bir şehirde bu birlikteliğin geleceği, avantajları ve dezavantajları neler? 

İstanbul'un alametifarikası müthiş bir devinim. Benim ümidim İstanbul’da kopyala-yapıştırın ötesinde kendi yorumumuzu kattığımız konseptlerin çoğalması. Geleceği burada görüyorum. Kitlenin hem bu farklılığa hem de yakınlığa ihtiyacı var. 

Diğer taraftan Hi-Fi bir sistem kurmak herhangi bir bar veya restoranın ihtiyacını karşılayabilecek bir ses sisteminden kat be kat daha maliyetli. Tabii buna konum ve estetik için ayrılan maliyetler de eklenince gerçek listening bar mekanlarının sayısının artması maalesef çok kolay değil. Tek gördüğüm dezavantaj bu. 

Listening bar’ların ve müzikte nitelik arayışının yaygınlaşması, şehrin müzik kültürünü nasıl etkileyebilir? Örneğin listening bar’ların şehirdeki plak dükkanlarıyla ilişkisi, plak dükkanları için neleri değiştirebilir? 

Özellikle benim büyüdüğüm dönemde şahit olduğum plak kültürünün yeniden yükseldiğini görmek umut verici. Bu, plak üzerinden müziğe dair konuşulan derinlikli konuların çoğalması açısından önemli. Sektörel olarak da bu durum, plak dükkanlarının canlanmasını ve akabinde plak çeşitliliğinin artmasını teşvik edebilir. Tabii ki konunun ekonomik ayağı da önemli. Şu anda yeni bir plak asgari ücretin onda biri ederinde. Bu maalesef çok fazla ve plağı herkes için ulaşılabilir kılmıyor. Diğer yandan Türkiye’de çok fazla plak ve plak koleksiyoneri var. Bu plakların raflardan çıkması açısından da listening bar’lar kıymetli. 

Listening bar konseptinin sadece bar ve restoran tekelinde olmamasını da umuyorum. Bu konuda Outro ve eksibir de öncü işler yapıyor. Tabii popüler olan her şeyde olduğu gibi bu alanda da elbette kötü örnekleri çıkacaktır fakat ben odyofil kitlenin doğru örneklere yöneleceğinden eminim. 

Jurnal Sokak mirası

İstanbul’un, özel olarak da Beyoğlu’nun ve Asmalı Mescit’in nasıl müzik mekanlarına ihtiyacı olduğunu düşünüyorsun? 

Beyoğlu, kültürel olarak mızrağın ucunda bir yer. En kıymetlisi ve en sivrisi. Bu sebeple de çok kırılgan. Bütün gözler üzerinde. Asmalı Mescit de bu devinimleri en sert yaşayan konum. Burada müthiş bir kültürel mirasa ve mekan hafızasına sahibiz. Geriye gitmektense gerinin nimetlerinin üstüne koymaya çalışmalıyız. Müzik anlamında sahiden bu anlayışı sahiplenen yerler görmek isterim. Tüm farklılıkların kabul edildiği bir alandayız. Bu çeşitlilikten faydalanmalıyız. 

taproomx, eski Babylon’un binasında yer alıyor. taproomx’in İstanbul müzik sahnesinin en önemli miraslarından birinin yerinde olması ve bu mahallede konumlanması, taproomx’e nasıl bir misyon yüklüyor?

taproomx’i bu binada açarak Asmalı Mescit’in ve mekanının hafızasının canlanması için bir adım attığımızı düşünüyorum. Özellikle Beyoğlu’nun kültürel olarak çoraklaşmaya başladığı yıllardan beri Asmalı Mescit’in dönüşümü İstanbul’un mühim konulardan biri. Tabii ki bu konuda sorumluluk hissederek buraya geldik ve en büyük ilhamımız da bulunduğumuz yerin hatırası. Jurnal Sokak da başlı başına müthiş bir miras. Bunun bilincinde Jurnal Sokak’ın en eskisinden en yenisine mahalle kültürünü kucaklayarak, mirasına saygı duyarak ve mahalle tarafından kucaklanarak burada var oluyoruz.

'İstanbul'da gecenin yüzleri' dizisinin önceki yazıları: