Sagrada Familia ikilemi: Yarım kalmış bir mimari eser tamamlanmalı mı?

Sagrada Familia ikilemi: Yarım kalmış bir mimari eser tamamlanmalı mı?

Bir yapı yarım kaldığında onu tamamlamak mimarın vizyonunu sürdürmek anlamına mı gelir, yoksa bu yarım kalmışlık da mimarlık tarihinin bir parçası olarak korunmalı mıdır? Sagrada Familia örneği üzerinden yarım kalmış mimari eserlerin geleceğini, ODTÜ Mimarlık Fakültesi öğretim üyesi Celal Abdi Güzer ve Atatürk Kültür Merkezi’nin mimarı, MURAT TABANLIOĞLU Studio kurucusu Murat Tabanlıoğlu’na sorduk.

Tarih boyunca pek çok mimari eser savaşlar, ekonomik krizler, siyasi değişimler ya da mimarlarının ölümü gibi nedenlerle yarım kaldı. Bu yarım kalmış yapıların belki de en ünlüsü, Antoni Gaudí’nin yarım kalan başyapıtı ve Barcelona’nın simgesi Sagrada Familia. 

10 Haziran 2026’da 172,5 metre yüksekliğe ulaşarak dünyanın en yüksek kilisesi hâline gelen ve görkemli bir gösteriyle açılışı yapılan Sagrada Familia, yalnızca mimarlık tarihinin en uzun süreli şantiyelerinden biri değil, aynı zamanda yarım kalmış mimari eserlerin nasıl ele alınması gerektiğine dair küresel bir tartışmanın da merkezinde yer alıyor.

  • Peki bir yapı yarım kaldığında onu tamamlamak mimarın vizyonunu sürdürmek anlamına mı gelir, yoksa bu yarım kalmışlık da mimarlık tarihinin bir parçası olarak korunmalı mıdır?

Bu sorunun izini sürerken Sagrada Familia örneği üzerinden yarım kalmış mimari eserlerin geleceğini, ODTÜ Mimarlık Fakültesi öğretim üyesi Celal Abdi Güzer ve Atatürk Kültür Merkezi’nin mimarı, MURAT TABANLIOĞLU Studio kurucusu Murat Tabanlıoğlu’nun bakış açısından değerlendiriyoruz.

Antoni Gaudí’nin Sagrada Familia için hazırladığı erken dönem çizimleri ve proje eskizleri (1884–1916) | artikabooks.com

Gaudí, yaşamının son yıllarını neredeyse bütünüyle Sagrada Familia’ya adamasına rağmen, 1926'da öldüğünde 1882’de temeli atılan yapının yalnızca küçük bir bölümü tamamlanmıştı. Geri kalan kısımlar, büyük ölçüde atölyesinde bıraktığı maketler, fotoğraflar ve geometrik çalışmalar esas alınarak projelendirildi.

Ancak mimarın atölyesindeki bazı maket ve belgelerin 1936’daki İspanya İç Savaşı sırasında zarar görmesi ve bazılarının yok olması, projenin gelecekte nasıl sürdürüleceğine dair belirsizlikleri de beraberinde getirdi.

Sagrada Familia iç mekanı tavan görünümü. Fotoğraf: Andy Tam | Shutterstock

Gaudí’nin doğadan ilham alan yaklaşımı, paraboloidler, hiperboloidler ve elipsoidlerden oluşan karmaşık bir geometrik sistem üzerine kuruluydu. Bu sistem, modern hesaplama teknikleri ve dijital modelleme teknolojilerinin gelişmesiyle birlikte daha doğru biçimde analiz edilebilir ve üretilebilir hâle geldi. Yapının tamamlanması teknik açıdan mümkündü ancak Gaudí’nin bıraktığı fikirlerin ne ölçüde yeniden üretilebileceği ve bu üretim sürecinin çağdaş yorumlar içerip içermediği üzerine yeni tartışmalar gündeme geldi.

Sagrada Familia, yaklaşık bir buçuk asırlık inşa sürecinin ardından, Gaudí’nin ölümünün yüzüncü yılına denk gelen 2026 Şubat’ında kritik bir eşiğe ulaştı. Bazilikanın merkezinde yer alan, İsa’ya adanmış ana kulenin en üst parçasının yerleştirilmesiyle yapı 172,5 metreye yükseldi; böylece hem dünyanın en yüksek kilisesi unvanını aldı hem de Gaudí’nin çizimlerinde öngördüğü yüksekliğe erişmiş oldu.

Bu önemli eşiğin gölgesinde, Gaudí’nin ölümünden sonra projeyi yedi farklı baş mimarın devralması ve kimi tasarım kararlarının yeniden yorumlanması da yapının hikayesinin parçası hâline geldi.

Sagrada Familia’nın son konstrüksiyon görüntülerinden | Fotoğraf: Foundation Construction Board of the Expiatory Temple of the Sagrada Familia.

Bu eşiğin resmî kutlaması ise 10 Haziran 2026’da Papa 14. Leo’nun Sagrada Familia’da ayin düzenleyerek bazilikayı dünyanın en yüksek kilisesi yapan İsa Mesih Kulesi’ni resmen kutsamasıyla yapıldı. Bazilikanın içinde dokuz bin, çevresindeki sokaklarda ise yaklaşık 120 bin kişinin toplandığı tören, ışık ve drone gösterisiyle taçlandı. Papa, vaazında bazilikayı “bir anıttan çok, hâlâ sürmekte olan bir eser” olarak tanımlayarak inşaatın sürekliliğine işaret etti. Üstelik kulenin dışı tamamlanmış olsa da iç mekan çalışmalarının 2028’e kadar süreceği belirtiliyor; yani “tamamlanma” süreci halen devam ediyor.

Papa XIV. Leo’nun Sagrada Família Bazilikası’ndaki ayininden bir kare | Fotoğraf: Alessandra Tarantino, AP

Sagrada Familia’yı benzersiz kılan nokta da tam olarak bu: Yapı bir yandan mimarlık tarihinin en ünlü “tamamlanmamış” projelerinden biri olarak anılırken, diğer yandan Gaudí’nin maketleri ve geometrik prensipleri sayesinde güçlü bir bilgi mirası üretmiş durumda. Günümüzde milyonlarca ziyaretçiyi çeken, kültürel ve ekonomik bir fenomen hâline gelen Sagrada Familia, dinî bir mekan ile küresel bir turistik cazibe merkezi arasında çok katmanlı bir kimlik taşıyor. 

  • Bu bağlamda Sagrada Familia’nın tamamlanması etrafında yürütülen tartışma, yarım kalmış mimari eserlerin nasıl ele alınması gerektiğine dair bir tartışma alanı açıyor.

Bu tartışmanın mimarlık pratiği ve kuramsal düşünce açısından nasıl değerlendirilebileceğini anlamak için Celal Abdi Güzer ve Murat Tabanlıoğlu’nun görüşlerini paylaşıyoruz.

Sol: Murat Tabanlıoğlu Arşivi: Sagrada Familia. Sağ: Kolumba Müzesi, | Fotoğraf: Rasmus Hjortshøj

 MURAT TABANLIOĞLU Studio Kurucusu, Murat Tabanlıoğlu:

“Geçen yıl, uzun bir aradan sonra yeniden Barcelona’ya gittiğimde dünyanın en çok ziyaret edilen yapılarından biri olan Sagrada Familia’yı tekrar görme fırsatı buldum. İçeriye girmek mümkün değildi, bu nedenle yapıyı dışarıdan gözlemledim. Gaudí’nin en önemli eserlerinden biri olan Sagrada Familia’da, onun mimari dilinin sürdürülmeye çalışıldığı açıkça hissediliyor. 

Ancak bu yaklaşımı, Köln’deki Kolumba Müzesi’nde önce Gottfried Böhm’ün müdahaleleri, ardından Peter Zumthor’un yarattığı dönüşümle karşılaştırdığımda önemli bir fark görüyorum. Sagrada Familia’daki süreç daha çok teknik ve mühendislik odaklı bir tamamlama hissi veriyor. Oysa Kolumba’da farklı dönemlere ait mimari yaklaşımlar biraraya gelirken yapı aynı zamanda yeni bir işleve kavuşarak müzeye dönüşüyor. Bu yönüyle geçmiş ile bugün arasında daha güçlü bir ilişki kuruluyor.

Yenileme, restorasyon ve ekleme projelerinde asıl önemli olan, mevcut yapıya yeni bir yaşam kazandıran ve günümüzle ilişki kurabilen özgün mimari tavrın ortaya konulabilmesidir.”

Sagrada Familia | Fotoğraf: iStock Images

ODTÜ Mimarlık Bölümü'nden Prof. Dr. Celal Abdi Güzer:

“Antoni Gaudi’nin 1883 yılında devraldığı ve tasarımını tamamen değiştirdiği, yapımı hâlâ devam eden La Sagrada Familia, tarihte inşaatı en uzun sürmüş binalardan biridir. Yapı bugün sadece özgün tasarımı ile değil aynı zamanda yarım kalmışlık hikayesi üzerinden de bir kimlik, marka ve işaret değeri inşa etmiştir. Belki de bu nedenle bitirilmiş bir yapıdan çok bu yarım kalmışlık öyküsünü öne alan bir süreç yaşanmakta, yapının tamamlanması zamana ve aşamalara yayılmaktadır. Gaudi, 1926’da talihsiz bir kaza sonucu öldüğünde yapının yaklaşık dörtte biri tamamlanmıştı. 

Buna ek olarak Gaudi’nin tasarımı kesin çizimlerden çok maketler üzerinden yürüttüğü anımsandığında bugün gelinen noktada projenin orijinalliği ve bütünlüğü tartışmaya açık kalmaktadır. Öte yandan zaman içinde kent ve kentli ile bütünleşik hâle gelen, arka plan öyküsünün yanı sıra yaşayan bir süreç olarak da bir kültür mirasına dönüşen yapı geleneksel koruma ve özgünlük tartışmalarının dışında kalan özel bir örnektir.

Böyle bakıldığında da karşı karşıya kaldığımız sadece bir mimarın ilginç ve dönemi için radikal sayılacak bir tasarımı değil, kendi bağlamını aşan bir aidiyet, sürdürülebilir bir bellek değeridir. Bu durum yapının kendisi ve mimarlıkla sınırlı olmayan bir anlam, sosyal ve kültürel bir değer zemini oluşturmaktadır. Gaudi’nin de inşaatın bitirilmesi konusunda aceleci olmadığı, kesin kaynakları bulunmasa da Tanrı’yı kastederek 'müşterim acele etmiyor' diyerek kendini savunduğu söylenmektedir. Bu anlayış içinde yapı tek kişiye ait bir tasarımdan çok nesillerden nesillere emanet edilen bir süreç, bir öyküdür.”