Bira müzesi, deneyim merkezi ve barlar: Biranın başkenti Prag'da serin bir rota

Bira müzesi, deneyim merkezi ve barlar: Biranın başkenti Prag'da serin bir rota

Bira, Çek kültürünün ayrılmaz bir parçası. Dünyanın kişi başına en çok bira içilen şehri olan Prag, kişi başına düşen bar sayısında da dünya birincisi. Bira müzesinden deneyim merkezine ve tarihî barlara, kent sokaklarında serin bir tura çıkıyoruz.

Dünyanın kişi başına en çok bira içilen şehri Prag'da kişi başına yılda 180 litre kadar bira tüketiliyor. Günümüzde en çok tercih edilen bira tarzının buradan çıkmasına şaşırmamalı. 

  • Ayrıca Çekler, bira ile kültürlerini çok iyi harmanlamışlar. Daha doğrusu bira, Çek kültürünün ayrılmaz bir parçası dense yeri. Her etkinlikte, turda, gezide size bira ikram ediyorlar. Prag’a geldiğim ilk gün katıldığım tekne turunda, bira müzesinde, Pilsner Urquell Deneyim Merkezi’nde hep bira ikram edildi ve erken saatte şerbetçiotunun getirdiği uykuyla mayışırken şehri gezmek çok keyifli oldu. 

Şehirde görülecek yerler oldukça fazla, küçük bir şehir merkezi etrafında o ünlü Charles Köprüsü, Astronomik Saat'in yanı sıra Prag'ın kişi başına düşen bar sayısında da dünya birincisi olduğunu da unutmamak gerek.

Prag çok turistik bir yer olduğundan ve aynı zamanda avro bölgesinde olmadığından (Çek korunası kullanıyorlar) biraz dikkatli olmak lazım. Bira fiyatının bu kadar dalgalandığı başka bir şehir daha görmedim, şehrin bir kısmında içtiğiniz ucuz bir bira, turistik bir bölgede bir servete mâl olabiliyor. Üstelik bu barların arasında devasa bir fark olduğunu söyleyemem. Genel olarak tüm barlarda bulabileceğiniz temel biralar ile beraber bence Çekler, Belçikalılar gibi biralarını dünyaya o kadar açamamış, hepimizin günlük tükettiği birkaç bira markasından (Budvar, Pilsner Urquell gibi) fazlasını maalesef dünyaya çıkaramamışlar.

Çek birasını diğerlerinden ayıran özellikler aslında iki basit noktaya dayanıyor: İlki Avrupa’da Almanya’dan sonra en büyük şerbetçiotu üreticisi olmaları. Saaz adlı meşhur şerbetçiotları genel olarak "çıtır" aromasıyla Çek biralarını tatlandırıyor. Bir diğer etken ise yumuşak suları. Bu, birada istenmeyen tatları engelliyor. Çekler, aynı Bavyeralılar gibi biralarını dünyaya tanıtmak için "Çek Bira Festivali"ni 2007 yılında başlatmış olsalar da, bazı ticari başarısızlıklar ve pandemi nedeniyle maalesef festival bugün devam etmiyor. İkame başka festivaller yaratmaya çalışsalar da onlar da pek başarılı olmamış gibi gözüküyor.

U Krále Brabantského

Halloween’e denk geldiğim için müşteri mi çalışan mı olduğuna emin olamadığım, eski kıyafetlerle dolaşan güzel hanımefendiye kibarca seslendim:

"Acaba burada kablosuz internet var mı?" 

Bana kahkahayla cevap verdi: "Orta Çağ’dayız!" 

Menüyü okurken bıyık altından gülüyordum, çünkü sipariş ettiğim bifteğin yanında patates vardı. Ukalalık yapmak istemem lakin patates ilk olarak 18. yüzyılda sofralarda yer almaya başladı. Sonrasında servis ettikleri bira ise 1842 yılında ortaya çıkan meşhur mu meşhur Pilsner Urquel'di. 

Tüm bunlara rağmen Orta Çağ ortamı gayet güzel. İddiaya göre Mozart başta olmak üzere birçok tarihî karakter bu bara gelmiş. 1325 yılına tarihlenen barda, şımarık, mektepli bir tarihçi olmayı bırakıp, keyif almaya çalışırsanız benim aksime oldukça iyi bir deneyim yaşayabilirsiniz. 

Klostrofobiniz olmasa dahi biraz daralabileceğiniz, kafatasları ile kaplı bira salonu ise görmeye değer. Akşamları cambaz etkinlikleri de oluyormuş, turistik bir yer olması belki de son zamanlarda ayakta kalabilmesini sağlamıştır.

Prague Bira Müzesi

Biranın tarihini yazmak en zorlu şeylerden biri, çünkü çok eski zamanlardan beri üretilen ve tüketilen bir sıvı. Bence aynı zamanda bizi insanlaştıran da bir içki. 

  • Bira müzesinin giriş kısmında biranın tarihi hakkında bilgi bulabilirsiniz. Burada biranın tarihini baştan aşağı incelerken özellikle 19. yüzyılda nasıl bira üretildiğini ve Çekya’daki bira kültürünü öğrenebilirsiniz. 

Gezmesi oldukça eğlenceli müzede, biletinizle beraber üç adet ufak bira tadımı yapabilirsiniz. Binada farklı dönemlerden biralar, şişeler, fıçılar görebilirsiniz. Öte yandan buranın diğer içki müzeleri gibi daha interaktif bir deneyim sunmasını da beklerdim.

Tynska Bar and Books

Oldukça konforlu ve lüks hissettiren bu bar, aslında bir cigar saloon, yani içeride puro içebileceğiniz ve kaliteli zaman geçirebileceğiniz bir yer. Eski şehir denen bölgenin hemen yakınında bir ara sokakta olan bu bar, Çekya’da üretilen Golden Cock da dahil olmak üzere bir çok viskiye ev sahipliği yapıyor. 

Genelde Çekya’da gece hayatı biraz daha geç başladığı için, akşam saatlerinde gidip rahatlamak için çok keyifli bir yer. Golden Cock’un peated yani isli versiyonunu denedim ve gerçekten başarılıydı. Tabii 10 yıllık, 20 yıllıklarını da bana kibarca deneten barmen beyefendiyi de anmak gerek.

Hemingway Bar

Hemingway günümüzde bir bara girse hayal kırıklığına uğrayacağını düşünüyorum. Ağzındaki sigarayı hemen söndürmesini, rezervasyon yaptırmasını veya tenha bir bar sandalyesinde sadece 45 dakikası olduğunu söylerlerdi. Küfrederdi diye düşünüyorum. 

  • Dünyada bir insanın adına açılan çok az bar var. Prag’daki Hemingway Bar da bunlardan biri. Bu bar, Hemingway’in favori kokteyllerini modern şekillerde sunuyor ve bunu oldukça iyi yaptığını söyleyebilirim. 

Bir absinthe fountain’dan yukarıda fotoğrafı bulunan The Revenant adlı kokteyli denemenizi öneririm. Pernod absinthe, zencefil, limon ve kombucha. Biraz da nane ile tamamlanan kokteyl, hem paylaşmak için (bir çeşmeden doldurulduğu için çalışanları hiçbir zahmete sokmadan iki servis ile rica edilebilir) hem de tek başına ferahlamak için tercih edilebilir. 

Ayrıca çok geniş bir viski listeleri var, aradığınız neredeyse her şeyi bulabilirsiniz.

St. Urquel Experience Center

Dünyada en fazla bira içen milletin Çekler olduğunu söylemiştim. Ortalama bir Çek, bir Türk vatandaşından 18 kat fazla bira içiyor. En çok tüketilen markaların başında ise Pilsner Urquel geliyor. 

  • Pilzen, Prag’a yakın, sularının yumuşaklığı ile bilinen bir bölge. Bira üretimi oldukça gelişmiş olmak ile birlikte tarihi yüzyıllara dayanıyor. Zatec bölgesinde üretilen Saaz tipi şerbetçiotları ile Pilsner Urquel, iki farklı Çek bölgesinin evliliği ile doğuyor. 

1830’larda daha ucuz, daha yüksek kaliteli ve bira deyimiyle "çıtır" bira üretmek isteyen şehir sakinleri, Almanya’dan Joseff Groll'u (1813-1887) ufak bir bonservis ile transfer ediyorlar. Bu beyefendi, İngiltere’de ortaya çıkan pale ale'i yapmak için kullanılan yeni ocaklar (kiln) ile ilk Pilsner Urquel birasını üretiyor. Şehirliler büyük bir iş başardıklarını düşünürken patent alamamaları neticesinde pilsner tarzı bira tüm dünyaya yayılıyor.

Pilsner Urquell markası bunu bir reklam kampanyasına dönüştürmüş durumda, zekice bir pazarlama yöntemi. Urquell markası, biralarını üç farklı şekilde ustaca sunuyor: 

  • Hladinka bardakta üç veya dört parmak kadar köpük ile servis edilen hâli. Sadece bira içerken bu servis ediliyor ve eğer bir şey söylemezseniz biranız bu şekilde geliyor. 
  • Snyt bu ise 1/4 kadar sıvı bira, 3/4 kadar bira köpüğünden oluşuyor. Bunun amacı biranın köpüğünün o tatlı aromalarına daha çok varmak, ayrıca biranın bitter tadını azaltmak. Bu yöntemle biranız dakikalarca oksidize olmadan, kremasını ve o güzelim baloncuklarını kaybetmeden durabiliyor. 
  • Üçüncü yöntem ise Mliko. Böyle bir bira özel olarak sipariş etmeden gelse büyük ihtimal barmen ile kavga etmeye gidersiniz. Neredeyse tamamen köpük olan bu versiyon, dipteki azıcık bira ile aslında başka bir amaca hizmet ediyor. 

Çoğu insan bilmez ama bilimsel araştırmalar gösteriyor ki şerbetçiotu (humulus lupulus) içinde bulunan flavonoidler ve bazı önemli yağlar insanların uykusunu getiriyor ve uyku stresini azaltıyor. Böylelikle eğer sabah saatlerinde bira içiyorsanız bu tarzda bir birayı tercih edebilirsiniz. Tek sorun bu bira servis biçimlerini ancak yüksek protein oranı ile kalın köpük veren bir birayla ve fıçı bira dağıtım sistemi ile elde edebilmeniz. Şişe birayı böyle doldurmak maalesef fiziken mümkün değil. 

Slivovice R. Jelínek Müzesi

Eğer içkiler üzerine müzesi olan bir kente gidip müzeyi ziyaret etmiyorsanız o şehri tam anlamıyla gezmiyorsunuzdur. Böyle şans az bulunur. Bir şehri hissetmenin en hızlı yolu onun damarlarına girmektir. İçki müzeleri deneyimlediğim kadarıyla çok farklı şekillerde o kültürü hissetmenizi sağlar. 

  • Bu müze basit olmasına rağmen bir hasatı deneyimleyeceğiniz VR deneyimi için bile gidilir. Ben Brandy seven bir insan olarak aşırı memnun kaldım.

Bu ufak müzeye bence Prag seyahatinizde en azından bir saat kadar ayırmalısınız. Tadım menüsü Prague Card ile beraber oldukça makul bir fiyata gelen bu yerde, %50 civarında gezen alkol oranları ile Çek brendilerini ufak kanepeler eşliğinde tadabilirsiniz.

Gulden Draak Bierhuis

Eğer Prag sınırları içinde Belçika’yı özlerseniz burası tam size göre! Çeşit çeşit Belçika birası burada. Aynı zamanda prestijli şişe biralar da servis ediliyor. Dünyanın en iyi birası olarak anılan Westvleteren 12’yi yalnızca 20 avroya deneyebilirsiniz. 

En büyük sorun ise porsiyonların küçüklüğü. Normalde taproom olarak adlandırılan bir yere girdiğinizde, tadım biralarının 200 mililitre olduğunu, doğrudan içmek için olan biraların ise 400 mililitre olduğunu görürsünüz. Burada bu biralar sırasıyla 150 ve 250 mililitre. Tabii bu daha çok taze ve soğuk bira denemenizi sebep oluyor. 

Bira Müzesi

Buraya gitmişken, Türkiye’den gelen bar personeline selam vermeyi unutmayın. Tabii buraya sadece bunun için gitmedim. 30 farklı fıçı biraları var; hem Çekoslovakya’dan hem de tüm dünyadan. Biraz yorgun olduğumdan beni uykuya düşürecek, çok şerbetçiotlu bir IPA seçtim, Fat Bat adında. 

Burada hem Moldau nehrine karşı çeşit çeşit biraları deneyimleyebilirsiniz hem de sıcacık bir ortamda dinlenebilirsiniz. Bira ile sıcak ortamın iyi anlaşmadığını bilmekle beraber, biraz mayışmak için çok iyi bir tercihtir, deneyiniz. Küçük çaplı bira üreticilerini seven insanlar için güzel bir ortam. Sadece masa düzeni beni biraz kötü hissettirdi, herkesin kendine özel ayrı yeri varmış gibiydi. 

Lütfen Bira Müzesi ile Prague Bira Müzesi'ni karıştırmayın. Biri nehrin kenarında bir bira eviyken Museum of Beer gerçekten biranın tarihini anlatan, şehrin göbeğinde bir müze.

Becherovka

Çok fazla insanın zamanında hevesle Duty Free gibi yerlerden alıp, dolaplarında yaşlandırdıkları o meşhur likör becherovka, Çekya’da çokça tüketilen bir dijestif. 

  • Aslında birden fazla türü var. Ben altı adedini bir tadımda denedim, tabii ki deneme bardaklarında verdiler lakin tadımlarda genelde kullanılan 2 santilitrelik ölçü yerine oldukça fazla gelince bu "flight" adeta beni uçuşa geçirdi. 

Oldukça yüksek şeker oranına sahip olan bu likör, bir yerden sonra ağzınızı yapış yapış hâle getirse de ufak miktarlarda ben özellikle klasiğinden memnun kaldım.

Prag’ı evinize getirecek o kokteyl: Sunset on the Charles Bridge

Yazın içmelik, hafif bir bira kokteyli yaratmak istedim, Prag’dan alacağınız farklı likörlerle de yapabilirsiniz lakin herkesin faydalanması için ben Türkiye’de olan malzemelerle hazırladım.

Malzemeler:

  • 300 mililitre Budvar Lager
  • 30 mililitre Aperol  (Elde Varsa Fernet Stock, yerel Çek likörü)

Birayı soğuk bardağınızda döktükten sonra köpüğünü çok dağıtmadan Aperol’ünüzü dökün, böylelikle "Spaghett" adlı kokteylin basit bir Prag versiyonunu yapabilirsiniz, aslında elinizde varsa daha yerel bir ürün olarak Fernet Stock’u da kullanabilirsiniz, çok daha bitter ve otsu bir tat elde edersiniz. 

Prag’dan almanız gereken şişeler

  • Becherovka: 19. yüzyılın başında üretilmeye başlanan Becherovka, ismini üreten kişiden alıyor. Anason, tarçın ve zencefil tatları öne çıkıyor. Türkiye’de görece daha çok bilinen bu likör, %38 oranında alkol ihtiva ediyor lakin tadı baharatlı olsa da aşırı sert değil, yemekten sonra ufak miktarlarda tüketilebilir.
  • Fernet Stock: Fernet genelde İtalya’daki amarolara verilen isimlerden. İtalya’da yaşanan bir ekonomik kriz sonrası Çekya’daki bir üretici tarafından satın alınan firma, üretim merkezini Çekya’ya taşıyor ve günümüzde tüketilen Fernet Stock üretilmeye başlanıyor. 
  • Slivovice: Kısaca bahsetmek gerekirse rakiya geleneğinin biraz da brendi geleneği ile birleşmesi ile ortaya çıkan slivovice, Jelinek markasından denenmeli. Jelinek ailesi, 20. yüzyılın başlarında erik rakısı damıtmaya başlıyor. Maalesef Nazi kırımı ailenin büyük bir kısmının toplama kamplarında öldürülmesine neden oluyor. Sonrasında gelen Sovyet Rejimi ise ailenin üretimhanesine el koymalarına rağmen aile 50 yıllık bir aradan sonra, 1990’larda tekrar üretimi ellerine alıyor ve şu an çoğu yerde bilinen erik rakısını dünyaya satıyorlar.