Giriş fotoğrafı: Uygar Bulut
Fotoğraflar: Kaan Walsh
Bir yaz akşamı, hava tam kararmamış. Gün doğmak üzere mi, güneş yeni mi batmış ışığa bakarak söylemesi güç. Burada kerteriz alabileceğimiz hareket, koku ve ses.
“Midye var taze” işlek caddelerin köşelerine konuşlanmış; müşterilerini tavlamayı bekliyor. Köprü yolunda arabalar hareketsiz; yaşam belirtisi kornadaki seste. Hemen her yerde yaya trafiği akıcı ama yoğun. Trafiği oluşturanlar hem işe gidenler hem işten çıkanlar; yaşam belirtisi harekette.

Boğaz’da başka bir telaş, köprü altında serenat ve çilingir sofrası hazırlığı. Şimdilik görüntü ve ses kirliliği makul seviyede. Ayaküstü bir şey atıştıranların ve içenlerin kafe, bar ve büfeler önünde kümelenmiş hâllerini gözle seçmek de kokuyla takip etmek de yayılan uğultudan ayırt etmek de mümkün.
Pera’nın ara sokaklarında ve parkların girişinde incecik bir ip gibi sıralanmış bir şekilde, müziğe doğru hareket edenler görünüyor. Yağlı patlamış mısır kokuları Hayriye Caddesi ve Ayhan Işık Sokak’tan yükseliyor. Yer yer bira kokusunun ele geçirdiği sokaklarda da sarı taksilerin korna sesleri. Kiminin cepleri tam da bu saatlerde doluyor. Güneşin yenice battığı ve yerini gecenin hareketine ve gölgesine bıraktığı haber veriliyor artık.
- Saat biraz daha ilerledikçe kadınların ayak sesleri daha çok duyuluyor. Çoğu şeyin aksine eşitsizlik ve güvensizlik gün ağarmadan önce daha görünür oluyor.
İstanbul’a ömrünü vermiş, İstanbul’da bir dönem olsun yaşamış veya bu şehirden yolu geçmiş hemen herkes katılacaktır ki İstanbul idealize değil, romantize ettiğimiz şehirlerden. Boğaz’ı, martısı, kahvaltısı, kedisi, hareketi, vapur sesi, kokusu... Konu gecesine geldiğinde de sorunların ve soruların öncesinde insanın aklında bir yaz gecesi hayali bitiveriyor. Ardından gecenin örttükleri kadar örtemedikleri de aklımızı kurcalıyor.

İdeali romantiği bir tarafa, şehirde gece denince aklımıza belki ilk ve ağırlıklı olarak hava karardıktan sonra sosyalleşilen alanlar, özgürlük, bastırılmışlık, ses, sessizlik gibi yan yana kavramlar geliyor. Sonra gecenin güvenliği ve tedirginliği gibi toplumsal referanslar ve kültürel olarak gecenin temsiliyetleri. Fakat çoğumuz bir günün yarısını temsil eden geceyi sembolik ve pratik anlamları dışında bir kümeye koyup üzerine pek kafa yormuyoruz. Oysa şehirlerin ve pek tabii ülkelerin ekonomik ve sosyokültürel kimliklerinin önemli bir bölümü hava karardıktan sonra işleniyor.
- Bu artık gözardı edilmeyen bir konudur ki bugün dünyanın pek çok büyük şehrinde gece ekonomisi üzerine çalışan özel birimler bulunuyor. Evet, konu mühim ve yeni değil.
Benim ışıkları yakıp tam anlamıyla şehirde geceye bakmaya başlamam ise 2024 yılında bir panelde World Cities Culture Forum Direktörü Laia Gasch’ın konuşmasına dayanıyor. Gasch, bir şehrin başarılı olması için neye ihtiyaç olduğunu soruyor ve bir süre düşünmemiz için zaman veriyor. Aklımdan Monocle’ın "Quality of Life Survey"indeki konular geçiyor. Huzur, güvenlik, mimari, yaratıcılık, iyi bir ekonomi, yeşil, iyi sokak yemekleri, temiz hava, parklar, iş imkanları, mutlu insanlar… Kültür. Bir şehrin “başarılı” olabilmesi için evet, kültüre ve kültür aracılığıyla insanlarının bağ kurmasına ihtiyacı var. Elbette!

Gasch, kültürün iyi bir şekilde korunduğu şehirlerden ve örnek çalışmalardan bahsediyor. Değindiği örnek konulardan birinde zihnimdeki ışıklar yanıyor: Şehrin gece ekonomisi. Ve gece, bugün de burada bizi buluşturan oluyor.
World Economic Forum, gece ekonomisini “yalnızca barlar, kulüpler ve eğlence sektöründen ibaret olmayan; kültür, ulaşım, gastronomi, perakende, yaratıcı endüstriler ve kamusal yaşamın gece saatlerindeki bütün ekonomik ve sosyal faaliyetlerini kapsayan” şeklinde tanımlıyor. Burada bir başlangıç olarak fitili ateşlemek istediğimiz odak da gecenin ilk akla gelenleri birarada tutan kültür-sanat, eğlence, ağırlama ve yaratıcı sektörlerin oyuncuları, üzerine giriş niteliğinde İstanbul’un gece soruları ve sorunları.
Zamansal olarak tanımlamak gerekirse burada gece, bir yerde şehrin altın saatleri; yani akşam 6’dan sabah 6’ya. Kurumsal çalışanların kendine vakit ayırdırdığı o esenlikli saatler, gece ekonomisinin paydaşlarının mesaisinin yeni başladığı çalışkan saatler. Peki neden altın saatler?
Hem kurumsal hem de bireysel düzlemde nüfusun çoğunluğunun 8-5 ve 9-6 olarak belirlenen aktif çalışma saatlerinin dışında kalan bu saatler ve gece ekonomisi üzerine aslında uzun bir süredir dolaylı bir şekilde düşünüyor ya da onun bir parçası oluyoruz. Günlük hayatımızda dönem dönem şehirdeki müzik ve alkol satış yasaklarını konuşuyor; seyahat ettiğimiz şehirde gecenin canlılığına ve güvenliğine dair araştırma yapıyor; kültür-sanat, eğlence ve ağırlama sektörlerinin gidişatı üzerine uzun uzun tartışıyor; mahallede akşamları sokağa masa atan bara sesten dolayı söyleniyor veya canlılık getirdi diye minnet duyuyor; hepimiz bir şekilde bir restoranda, bir tiyatro salonunda, bir dans pistinde, bir barda, gece metrosunda, sabah okuduğumuz gazete ve dergide, hatta hava kararınca sokakta yürürken gece ekonomisinin bir parçası oluyoruz.

Peki bu konu ne zamandır kavramsal ve kurumsal olarak gündemde? Gece ekonomisi kavramı bugünkü anlamıyla ilk kez 1980'lerin sonu ve 1990'larda İngiltere'de ortaya çıkıyor. Sanayisizleşme sonrası şehir merkezlerinin ekonomik olarak yeniden canlandırılması amacıyla geliştirilen “24 Saatlik Şehir” politikaları, geceyi ekonomik ve kültürel bir kaynak olarak değerlendirmeye başlıyor. Özellikle Londra, Manchester ve Amsterdam gibi şehirlerde gece yaşamının yalnızca eğlence değil; istihdam, kültür, turizm ve kentsel dönüşüm açısından da önemli olduğu fark ediliyor.
Ancak gece ekonomisinin şehir ve turizme katkısının sistematik bir biçimde ölçülmeye başlanmasına yönelik çalışmalar, 2000’li yıllarda hızlanıyor. Bu dönemde şehir yönetimleri gece harcamaları, ziyaretçi hareketliliği, kültürel etkinlik katılımı, güvenlik ve istihdam gibi göstergeleri düzenli olarak takip etmeye başlıyor. 2010'lardan itibaren de "Night Mayor", "Night Commissioner" ve "Night-Time Economy Office" gibi birçok şehirde geceden sorumlu birimler ve kurumsal yapılar kuruluyor.
Bugün bu altın saatlerin farkına varıldığını sayılarda da görüyoruz: World Cities Culture Forum verilerine göre küresel şehirlerin %97'si gece ekonomisini destekleyen politikalar geliştiriyor. %59'unun resmî bir gece ekonomisi stratejisi var. İstanbul da canlı ve kültürel olarak zengin gecesi ve yapısal eksiklikleriyle gece ekonomisi tartışmalarının içinde kendine yer buluyor.
İstanbul'un en güçlü potansiyellerinden biri, elbette gün batımından sonra da yaşamaya devam eden çok katmanlı kültürel yapısı. Gece ekonomisi İstanbul’da yalnızca tüketim değil, sosyal yaşam da üretiyor. Yalnızca turizm değil; mahalle ölçeğinde sosyalleşme, yeme-içme, sahil kullanımı, konser ve etkinlik ekonomisi üzerinden ilerliyor. İstanbul’da gece, hiçbir yapı olmadan kendiliğinden yaşıyor.

Daha geniş perspektiften bakıldığında şehirde gece ekonomisi büyük ölçüde yeme-içme ve eğlence ekseninde ele alınıyor. Bugün bu yazı dizisinde bir araya getirdiğimiz kültürel alan tutucuların çoğu da burada konumlanıyor. Konuşmaya kültürel tartışmaların, yaratıcı üretimlerin, bağımsızlığın, özgürlüğün ve kısıtlanmanın aynı anda yaşandığı buluşma mekanlarımızdan başlıyoruz. Hava karardıktan sonra buluştuğumuz yerlerin kapısını çalıyoruz.
- Kendi topluluğuyla yaşayan yerlerin: İstanbul’da bir tiyatro mekanı, bir caz bar, bir konser salonu, bir kokteyl bar, bir fırın, bir restoran, bir gece kulübü, bir kültür-sanat dergisi… Hepsi kendi yöntemiyle ve açtığı alanla şehri hava karardıktan sonra işliyor. En azından paylarına düşen kadar, güçleri yettiğince.
Dünyadaki örnekler; geceyi kültürel üretim, öğrenme, karşılaşma ve topluluk oluşturma alanı olarak değerlendiren şehirlerin hem ekonomik hem de sosyal açıdan daha güçlü sonuçlar elde ettiğini gösteriyor. İstanbul'da güvenlik, ulaşım, temizlik ve acil durum hizmetleri gece boyunca farklı kurumlar tarafından yürütülse de gece ekonomisini, kültürel üretimi ve kamusal yaşamı bütüncül biçimde ele alan bağımsız bir gece ofisi ya da gece komiserliği modeli henüz bulunmuyor. Bu da İstanbul’da gece yaşamının güçlü bir sosyokültürel gerçeklik olmasına rağmen gece ekonomisini bütüncül biçimde yöneten kurumsal bir yapının kurulamadığına, dolayısıyla da şehirde gecenin kültürel kuvvetinin ve potansiyelinin yeterince görülmediğine işaret ediyor.
Oysa İstanbul için gece ekonomisinin geleceği bu tam da bu noktadan; güvenlik, kamusal programlar, kültür-sanat destekleri, erişilebilirlik, işletmecileri ve çalışanları koruyan yasalar gibi konuların gündeme gelmesini ve yürütülmesini sağlayacak bütünsel ve kurumsal bir yapının kurulmasından geçiyor. Çünkü bu yaklaşım, geceyi tüketimden çok bağlantı ve kültürel katılım alanı olarak yeniden tanımlama potansiyeli taşıyor. Yani Gasch’ın da değindiği gibi, dolaylı olarak bir şehrin başarısının ön hazırlığı.

Bu dosyayla burada ilk adım olarak İstanbul’da akşam 6’dan sabah 6’ya bir yürüyüşe çıkıyoruz: Kültür-sanat mekanlarında soluğu alıp Boğaz’da evlilik teklifi piyasasına tanıklık ediyor, gecenin tedirginliğini ve gecekonduların gecesini dinliyor, gece karnımızı doyuranlara uğruyor, İstanbul’da aynı zamanda başka yerlerde ıssız ve canlı geceyi kolaçan ediyoruz. Dünyadaki yeme-içme ve eğlence eğilimlerinin İstanbul’daki yansımalarına bakıyor; İstanbul’un mekanlarının, müziğinin, sokaklarının zaman içindeki değişimine tanık oluyoruz. Bu sırada herkesin burnuna bir İstanbul gecesi kokusu gelecek diye hayal ediyoruz. Ancak esasen karanlıkta kalmış düşüncelere, araştırmalara, eylemlere bir ışık yakmak ve İstanbul’u İstanbul yapan gecesine ve aktörlerine en azından dikkat çekmek niyetiyle başlıyoruz.
Öyle ya, İstanbul’da hava kararınca insanın aklında bir yaz gecesi hayali bitiveriyor. Ardından gecenin örttükleri kadar örtemedikleri de insanın aklını kurcalıyor.
- Editörün notu: Bu dosya Mart 2024’te hazırlanmıştır. Mücbir sayılabilecek sebeplerle yayını ertelenmiştir. Güncel İstanbul gecesi düşünceleriniz, düşleriniz ve araştırmalarınız için bize yazın: [email protected]
6'dan 6'ya İstanbul
