Global Design Forum İstanbul'un ardından: Ben Evans ile İstanbul’dan dünyaya açılan tasarım diyaloğu üzerine

Global Design Forum İstanbul'un ardından: Ben Evans ile İstanbul’dan dünyaya açılan tasarım diyaloğu üzerine

Mayıs ayında Global Design Forum İstanbul için kente gelen London Design Festival Direktörü Ben Evans ile tasarımın günümüzde üstlendiği rolü, uluslararası tasarım festivallerinin yarattığı etkiyi ve İstanbul’un yaratıcı geleceğini konuştuk.

Mayıs ayında Global Design Forum İstanbul için kente gelen London Design Festival Direktörü Ben Evans ile tasarımın günümüzde üstlendiği rolü, uluslararası tasarım festivallerinin yarattığı etkiyi ve İstanbul’un yaratıcı geleceğini konuştuk. 

Ben Evans tasarımın sınırları aşan evrensel bir dil olduğunu vurgularken İstanbul’un üretim kültürü ve yaratıcı enerjisiyle dünya tasarım haritasında daha güçlü bir yer edinebileceğini söylüyor.

Bu yıl Global Design Forum, İstanbul’da farklı disiplinlerden ve kültürlerden yaratıcı sesleri biraraya getirdi. Bu edisyonla özellikle hangi bakış açılarını teşvik etmeyi amaçladınız?

Forumun temelinde yerel ve uluslararası izleyiciler arasında bir diyalog ve ilişki alanı açma fikri var. Dünyanın farklı ülkelerinden konuşmacılar davet ettik, her biri kendi perspektifini, deneyimini ve vizyonunu paylaşıyor ve bu hikayelerin tamamı İstanbul’daki bir izleyici için anlamlı. İstanbul çok canlı ve güçlü bir tasarım çevresine ve yaratıcı topluluğa sahip. Ancak bu topluluklar izole şekilde gelişemez, diyalog içinde büyürler. 

Tasarımın en güzel yanı ise sınır tanımamasıdır. Başka bir ülkeye gittiğinizde yeniden eğitim almanız gerekmez, tasarım dili evrenseldir. Elbette dil ve kültür farklılıkları var, ancak bu iki gün boyunca paylaşılan hikayeler gerçekten çok zengin ve çeşitlilik açısından etkileyiciydi. Bu etkinlikler tek seferlik değil, sürekli gelişen bir diyalog ve hikaye yaratıyor. Umarım gelecek yıl ya da başka bir zamanda geri döndüğümüzde, burada başlayan bazı konuşmalar yeni yönlere evrilmiş olur. Aynı şekilde, farklı ülkelerde düzenlediğimiz etkinliklerin de İstanbul’daki bu deneyimden beslenmesini ve buradan ilham almasını, öğrenmesini diliyorum.

Londra Tasarım Festivali kapsamında her yıl düzenlediğimiz bir etkinliğimiz de var, bu anlamda aslında bir “döngü” oluşuyor. Her konuşma başka bir konuşmayı besliyor. Tasarım aracılığıyla farklı fikir ve bakış açılarına merak duymayı teşvik ediyoruz. Aynı fikirde olmak zorunda değiliz, farklılıklar çok değerli.

London Design Festival yıllar içinde uluslararası tasarım diyaloğunu şekillendirmede önemli bir rol oynadı. İstanbul gibi şehirlerin küresel tasarım kültürünün geleceğine katkısını nasıl görüyorsunuz?

İlk tasarım etkinliğimizi 2003 yılında düzenledik. O dönemde tasarımı aktif olarak destekleyen sadece beş ya da yedi küresel şehir vardı. Bugün bu sayı 200’ün üzerinde. Artık her şehir tasarım mükemmelliğini kutlamak ve kendi hikayesini tasarım üzerinden anlatmak istiyor.

Şu anda İstanbul’da büyük ölçekli bir tasarım haftası yok ve umarım bu forumun sonuçlarından biri burada yeni bir tasarım etkinliğinin doğması olur, tercihen gelecek yıl. Çünkü İstanbul ve Türkiye çok güçlü bir tasarım ve kültür birikimine sahip. Türkiye aynı zamanda hâlâ üreten bir ülke, bir üretim kültürü var. Benim ülkem ise daha çok hizmet ekonomisine dönüştü ve eskisi kadar üretim yapılmıyor. Üretim ile tasarım arasındaki ilişki çok güçlüdür. Burada çok güçlü bir zanaat geleneği de var ve etkinlik boyunca bunun güzel örneklerini gördük. Burada büyük bir potansiyel ve hikayelerini uluslararası ölçekte anlatmak isteyen bir yetenek topluluğu var. Tasarım haftaları, yıl içinde tasarımın sesinin en güçlü şekilde duyulduğu anlar yaratır. Aksi hâlde birçok ses duyulmadan kalabilir. Bu yüzden tasarım festivalleri önemli, fikirleri görünür kılar ve bir platform oluşturur.

Tasarımın sürdürülebilirlik, teknoloji ve sosyal etki ile giderek daha fazla ilişkilendiği bir dönemde, önümüzdeki on yılı hangi temaların şekillendireceğini düşünüyorsunuz?

Günümüzde tasarımcılar problem çözücülerdir. Karmaşık sorunları ele alma ve yaşamı ekonomik, sosyal ve dijital anlamda iyileştirme konusunda giderek daha yetkin hâle geliyorlar. Son nesilde tasarımcılar diğer tasarımcılarla, farklı disiplinlerle ve farklı sektörlerle daha fazla işbirliği içinde çalışmaya başladı. Bu yaklaşım bugün için en doğru çalışma biçimlerinden biri. Dünyayı daha geniş bir perspektiften görmeyi sağlıyor.

Son yirmi yılda sürdürülebilirlik, yeniden kullanım ve döngüsellik zaten tasarımın merkezinde yer aldı. Ancak şimdi yapay zeka ve teknoloji ile yeni bir dönüşümün eşiğindeyiz. Gelecek on yılın en önemli arayüzü muhtemelen yapay zeka olacak. Ben bunun bir araç olduğuna inanıyorum ve tasarımcılar da bu aracı nasıl kullanacaklarını öğreniyorlar. Bundan korkmamalıyız, aksine benimsemeliyiz. Teknoloji tek başına anlaşılması zor olabilir, ancak tasarım onu deneyimleyebileceğimiz ve anlayabileceğimiz bir mercek hâline getirir.

London Design Festival’i yönetirken genç tasarımcıların yaratıcılık ve inovasyona yaklaşımında önceki nesillere kıyasla bir değişim gözlemlediniz mi? Sizi en çok heyecanlandıran şey ne oldu?

Evet, belirgin bir değişim var. Geçmişte tasarımcılar belirli bir disiplin içinde eğitim alır ve kariyerlerini o alanda sürdürürlerdi, mobilya tasarımcısı, grafik tasarımcı ya da ürün tasarımcısı gibi. Bugün uzmanlık hâlâ önemli, ancak tasarımcılar diğer disiplinleri ve daha geniş konuları görmezden gelemez, özellikle sürdürülebilirlik ve teknoloji gibi alanları. Bugünün genç tasarımcılarının açık fikirli olmaları ve meraklarını kaybetmemeleri gerekiyor. Fikirlerine inanmalı, risk almaktan korkmamalılar. Çünkü her başarısızlık, aslında yeni bir öğrenme ve gelişim fırsatı sunar. Geleceğin tasarımcılarının merakla beslenen, iş birliklerine açık, paylaşımcı ve farklı görüşlerden öğrenmeye istekli bir yaklaşımı benimsemeleri büyük önem taşıyor. Tasarımcılar problem çözücü olarak ekosistemimizde kritik bir rol oynuyor ve bu becerileri nasıl kullandıkları geleceği şekillendirecek.

Ben iyimserim. Genç tasarımcılar merak duygularını koruyup farklı fikirlere açık oldukları, sorgulamaya devam ettikleri ve işbirliklerini benimsedikleri sürece tasarımın dünyayı daha iyi bir yöne taşıyacağına inanıyorum. Zaten gördüğüm kadarıyla bu yönde ilerliyorlar.