Algoritma zamanında moda: İçinde yaşadığımız çağın ortak estetik dili nasıl hatırlanacak?

Algoritma zamanında moda: İçinde yaşadığımız çağın ortak estetik dili nasıl hatırlanacak?

Eskiden trendler sezonluk olarak değişirdi. Daha da geriye gittiğimizde on yıllık dönemlerin ayırt edici özelliklerini hemen seçebilirdik. Bugün ise birkaç hafta içinde ortaya çıkıp kaybolabiliyorlar. Sessiz lüks, clean girl, mob wife ya da office siren gibi akımlar hızla yükseliyor, aynı hızla yerlerini yenilerine bırakıyorlar. Peki bu çağın ayırt edici ortak estetik dili gelecekte nasıl hatırlanacak?

Öğrenmek istediğim şey her neyse onun en köküne, başlangıcına inerek araştıran bir jenerasyondan geliyorum. Bir konuyu merak ettiğimizde önce ansiklopedilere başvurur, yetmezse kütüphaneye giderdik. İlgi duyduğumuz alanlarda aylık ya da haftalık dergilere abone olmak öğrenme sürecinin doğal bir parçasıydı. Görsel dünyamız ise sinema, televizyon ve video kasetlerle şekilleniyordu.

90’larda çocuk olanlar için geçmişe ait referanslar oldukça somuttu. Daha eski bir dönemin moda anlayışını anlamak için annenizin ya da anneannenizin fotoğraf albümlerini karıştırmanız çoğu zaman yeterliydi. Saç stilleri, makyajlar, silüetler, kumaşlar ve renkler dönemin ruhunu açıkça yansıtırdı. Her dönemin kendine has belirgin bir estetik dili vardı. Bu nedenle geçmişi anlamak ve onunla bağ kurmak daha kolaydı. Bir dönemin nasıl giyindiğini anlamak için ise önce nasıl yaşadığını anlamak gerekiyordu.

Geçmişin modasını ne şekillendirdi?

20’lerin ihtişamını savaş sonrası gelen özgürleşme duygusuyla açıklayabiliriz. 30’ların ekonomik buhranı güzellik anlayışını ve tüketim alışkanlıklarını değiştirirken 40’larda savaşın etkisi silüetlere yansımıştı. 50’ler ise savaşın ardından gelen yenilenme arzusunun estetik karşılığıydı. 

Büyük kırılmalardan biri de 60’larda yaşandı. Dünya değişiyor, gençlik ilk kez kendi kültürel gücünü fark ediyordu. Swinging London, The Beatles, Twiggy ve mini etek yalnızca moda tarihinin değil, toplumsal dönüşümün de sembolleriydi. Mary Quant, genç kadınları modanın merkezine taşırken dönemin sonlarına doğru San Francisco’dan yükselen hippi hareketi daha büyük bir dönüşümün habercisi oldu. 

  • Bu kuşak yalnızca ne giyeceğine değil, nasıl yaşayacağına da kendisi karar vermek istiyordu. Moda tarihinde ilk kez tüketicinin tercihleri tasarımcıların belirlediği kurallar kadar etkili olmaya başladı. 

70’ler bu özgürleşmenin devamıydı. 80’lerde ise televizyonun ve kitle iletişim araçlarının yaygınlaşmasıyla görünür insanların etkisi arttı. Prenses Diana’dan süper modellere birçok figür milyonlarca insan tarafından takip ediliyordu. Yine de trendlerin yönü büyük ölçüde tasarımcılar tarafından belirleniyordu. 

90’larda tablo yeniden değişti. MTV’nin yükselişi, süper modellerin küresel ikonlara dönüşmesi ve pop kültürünün etkisiyle moda daha geniş kitlelere ulaştı. Ancak dönemin estetik kodları hâlâ belirgindi. Bugün 90’ları düşündüğümüzde aklımıza benzer bir estetik algının gelmesi iletişim araçlarının yoğun etkisine karşılık bu etki alanının hâlâ kitlesel düzeyde olmasıyla açıklanabilir.

Ortak estetik dil nasıl kaybolmaya başladı?

2000’lerle birlikte görünürlük demokratikleşmeye başladı. İnternetin yaygınlaşması, reality şovların yükselişi ve paparazzi kültürü sayesinde yalnızca tasarımcılar, editörler ya da ünlüler değil; kendi medya alanını yaratan bireyler de görünür olmaya başladı. Kim Kardashian ve Paris Hilton gibi isimler yalnızca ne giydikleriyle değil, görünür olma biçimleriyle de yeni bir dönemin habercisiydi. 

  • Bu dönüşüm bir yandan özgürleştiriciydi. Daha fazla stil görünür oluyor, daha fazla insan söz sahibi oluyordu. Öte yandan ortak estetik dil de parçalanmaya başlıyordu. 

Instagram’ın hayatımıza girmesiyle bu süreç hızlandı. Blog yazarları artık yalnızca yazan kişiler değil, kendi görsel dünyalarını kuran yayıncılardı. Sokak stili podyum kadar etkili hâle geldi. Artık önemli olan yalnızca ne giydiğiniz değil, bunu nasıl sunduğunuzdu. 

O dönemde dergiler hâlâ sektörün merkezindeydi. Blog yazarları yükseliyor olsa da birçok kişi onların moda dünyasında kalıcı bir yer edinebileceğine inanmıyordu. Instagram sonrasında ise bir anda dünyanın en önemli defilelerinde, daha birkaç yıl önce “blogger” olarak tanımlanan isimlerle dergilerin yayın yönetmenlerini aynı front row’da görmeye başladık. 

Sektör dijital gücü düşündüğünden çok daha hızlı kabul etti. Bu ilk dijital içerik üreticilerinin büyük bölümü araştırmaya, kaynak göstermeye ve uzmanlaşmaya önem veren bir anlayıştan geliyordu. Çoğunun kendi mesleği, kendi uzmanlık alanı vardı. Sosyal medyayı da bu birikimin üzerine inşa ediyorlardı ve henüz bugün olduğu kadar hızlı akmayan zamana eşlik ederek kendi editöryel dünyalarını yaratmaya odaklanmışlardı. 

Yıllar içinde dijital dünyanın hızı arttıkça her şey değişmeye başladı. Özellikle TikTok’un yükselişiyle birlikte bu değişim moda tarihine geçecek boyutlara ulaştı. Eskiden trendler sezonluk olarak değişirdi. Bugün birkaç hafta içinde ortaya çıkıp kaybolabiliyorlar. Sessiz lüks, clean girl, mob wife ya da office siren gibi akımlar hızla yükseliyor, aynı hızla yerlerini yenilerine bırakıyorlar. 

  • Çünkü artık trendleri yalnızca tasarımcılar belirlemiyor. Algoritmalar da belirliyor.

Business of Fashion’ın da işaret ettiği gibi moda endüstrisi artık ürünleri piyasaya “iten” bir sistemden, tüketici talebini analiz ederek ürün geliştiren bir sisteme doğru ilerliyor. Markalar yalnızca neyin satıldığını değil, neyin konuşulduğunu, neyin paylaşılacağını ve neyin viral olabileceğini de takip ediyor.

Bir zamanlar tasarımcıların öngörüleriyle şekillenen trendler artık veri analizleri, sosyal medya etkileşimleri ve algoritmalar tarafından yönlendiriliyor. Bu yüzden kuşaklar arasındaki fark çoğu zaman kolayca anlaşılmıyor. Bizim kuşağımız bilgiye ulaşmak için zaman harcamayı öğrenmişti. Bugün ise bilgiyle çok daha yüksek bir hızda karşılaşıyoruz. 

Uzun süre bu değişimi anlamakta zorlandım. Sonra şunu fark ettim: Eğer insanlar artık bilgiyi bu şekilde tüketiyorsa mesele onları eski yöntemlere döndürmek değil, bildiklerimizi onların diline çevirebilmek

Bugün modanın yetişilemez bir hızla dönüştüğü bir çağdayız. Pandemi sonrası değişen tüketim alışkanlıkları, ekonomik belirsizlikler, savaşlar ve gelecek kaygısı insanları daha çok “şimdi”ye odaklanmaya itiyor. Görünür olmak, trendleri yakalamak ve dijital dünyada yer edinmek hiç olmadığı kadar önemli hâle geliyor. 

Yine de tüm bu hızın içinde dikkat çekici bir çelişki var. Son yıllarda sürdürülebilirlik, sessiz lüks ve zamansızlık gibi kavramlar öne çıkıyor. Ancak sessiz lüks bile zamanla yüksek sesle konuşulan bir trende dönüşebiliyor. Algoritmalar özgünlüğü bile yeniden paketleyip dolaşıma sokabiliyor. 

Ansiklopedilerden algoritmalara uzanan bu yolculukta bilgiye hiç olmadığı kadar hızlı ulaşıyoruz. Fakat belki de ilk kez neyin gerçekten bize ait olduğunu ayırt etmekte zorlanıyoruz. Belki de bu yüzden bugün özgünlük, her zamankinden daha değerli. 2023 yılının kelimesi seçilen “authentic” üzerine biraz daha derin düşünmek gerek!