Gölgeden çıkan zanaat: Türkiye'de bağımsız saatçiliğin sessiz yükselişi

Gölgeden çıkan zanaat: Türkiye'de bağımsız saatçiliğin sessiz yükselişi

Kuruçeşme'de, sadece randevuyla hizmet veren Salon Kantiem, Türkiye'nin ilk bağımsız saatçilik butiği olma iddiasında. Ama bir mağazadan çok bir buluşma noktası olarak tasarlanmış. Türkiye'de bağımsız saatçilikte yaşanan dönüşümün ortasında duran isimlerden biriyle, Turkish Watch Guy'ın kurucusu ve yeni açılan Salon Kantiem'in ortaklarından Doruk Ünlü'yle saatlerin anlattığı hikayelerden ve Türkiye'nin potansiyelinden sohbet ediyoruz.

Türkiye'nin saatle kurduğu ilişki hiç de yeni değil. Sünnet saatinden damat saatine, dededen kalan yadigarlardan Osmanlı saray saatlerine kadar bu topraklarda saat, her zaman zaman ölçen bir aletin ötesinde bir anlam taşıdı. Gelir seviyesinden bağımsız olarak her kesimin hayatına bir şekilde dokundu. 

Ancak son birkaç yılda bu köklü kültürün üzerine bambaşka bir katman ekleniyor. Sosyal medyanın, uzun metrajlı içeriğin ve genç bir kuşağın merakıyla şekillenen, "bağımsız saatçilik" dünyası, artık büyük markaların gölgesinden yavaş yavaş çıkıyor. Bir zamanlar yalnızca forumlarda ve fuar kulislerinde konuşulan isimler, bugün Türkiye'de kendine bir sahne buluyor.

Bu dönüşümün tam ortasında duran isimlerden biri, Turkish Watch Guy'ın kurucusu ve yeni açılan Salon Kantiém'in ortaklarından Doruk Ünlü. Kendi deyimiyle saatçiliğin ikinci kuşağından geliyor; babası o çok küçükken profesyonel olarak bu işe girmiş, önce mücevhere, sonra saate yönelmiş bir aile içinde büyümüş. İlginç olan, ilk anısının bir nesne değil bir kelime olması: İsviçre'nin saatçilik başkenti La Chaux-de-Fonds.

"Aslında ben bu anlamda ebeveynlerim sağ olsun çok şanslıyım. Küçükken ailemle ilk yurt dışı seyahatimde La Chaux-de-Fonds'daki o meşhur saatçilik müzesine gitmişiz. Fransızca bilenler için bile telaffuzu, yazması çok zor bir kelime. O kelimeyi söylemeye çalıştığımı ama söyleyemediğimi hatırlıyorum. Yani saatçiyle ilk haşır neşir oluşum bir obje ile değil, aslında bir kelimeyle oldu. Herhalde dilime geçen ilk yabancı kelimelerden biri La Chaux-de-Fonds."

Ailenin hikayesi de en az bu kadar sinematik. Sıfırdan gelen, turizm okuyan, seksenlerin başında Antalya'da gitar çalıp bar işleten, Batı'nın harcama alışkanlıklarıyla erken tanışan, sonra İstanbul'da mücevher operasyonunun içinde saat fikrini ortaya atan bir baba var karşımızda. O fikir başta kimsenin aklına pek yatmıyor, kanıtlaması isteniyor.

"Babam tek yön bir İsviçre uçak bileti alıyor. Dergilerde okuduğu, uzaktan gördüğü onlarca üreticiye faks çekiyor: 'Türkiye'de bir firmada çalışıyorum, saat satmak istiyoruz' diye. Gidiyor, Neuchâtel'de on gün kalıyor. Yani iyice kendinden emin ki, bugün bile on gün kalınacak bir şehir değildir orası. Orada markalarla tanışmaya başlıyor. İlk anlaştığı markalardan biri de Girard-Perregaux oluyor."

İlk vitrin Akmerkez'de açılıyor. Sonrasında, 2003 yılında mücevherattan tümüyle ayrılıp yalnızca saat toptancılığına odaklanan aile firması kuruluyor ve bugün yaklaşık 23 yıldır bu alanda faaliyet gösteriyorlar. Ama işin bugünkü hâline giden yol, aile mesleğinden çok kişisel bir tutkudan geçiyor. 

Doruk, Belçika'da Leuven Üniversitesi'nde okurken bir sınıf arkadaşı onu vintage saatlerle tanıştırıyor; bit pazarları, antikacılar, forumlar derken saat onun için bir hobiye dönüşüyor. 2014-2015 yıllarında vintage henüz "dede saati" olarak görülürken o Avrupa'daki genç kuşağın bu alanı nasıl havalı hâle getirdiğini uzaktan izliyor. Pandemiyle Türkiye'ye döndüğünde ise karar netleşiyor.

"Kendime dedim ki, ben bunu başkalarından, birilerinin öğretmesinden, anlatmasından beklemeyeyim. Kendim araştırayım, araştırdığımı da dilim döndüğünce anlatayım. Bir-iki sene tereddüt ettim, cesaret edemedim, sonra 2023'te İstanbul'dayken bir YouTube kanalı açtım. Orada kendi sevdiğim, kendi ilgimi çeken saatleri insanlarla paylaşmak istedim."

Beklediğinden çok daha derin bir merakla karşılaşıyor. Kendisinden çok daha fazla bilen insanlarla, Türkiye'de ve dünyada bu işi kaliteli yapan Türklerle tanışıyor.

"Ben Türkiye'de bu denli saat meraklısı, bu denli saat entelektüeli olduğunu bilmiyordum. Bu benim cehaletimmiş. Her gün şaşırmaya devam ediyorum. Hiç bilmediğim, bu işi çok kaliteli yapan insanlarla biraraya geldim. O bana inanılmaz bir erişim, inanılmaz bir kapı açtı."

Onun savunduğu, saati bir statü nesnesinden çok bir hikaye taşıyıcısı olarak görmek. Borsaya kote, kâr marjı baskısı altındaki büyük grup markalarının ekosistem için gerekli olduğunu kabul ediyor, ama asıl derdi başka: İnsan emeğinin yüksek, üretimin düşük olduğu, ömrünü bir zanaata adamış butik üreticileri anlatmak. Ve bu dünyada paranın her zaman belirleyici olmadığını savunuyor; Cenevre'deki dev fuar Watches and Wonders'ı örnek veriyor.

"Orada birinin bileğinde 100 dolarlık bir Swatch da görebiliyorsun. Ama genelde niş bir Swatch oluyor; o insan için özel, komik, kıymetli bir Swatch oluyor. Kimse buna maddi değerinden ötürü bir anlam yüklemiyor. Herkes ortak bir paydada buluşup sohbet edebiliyor. Maddiyat burada her zaman kısıtlayıcı olmak zorunda değil."

Ona göre mesele fiyat etiketi değil, o saatin taşıdığı hikaye.

"Bir saat fuarında restoranda yemek yerken birinin kolunda 90'lardan bir saat görüyorsan belli ki o insan için bir hikayesi var. O insanın kim olduğuyla ilgilenmene gerek yok; onun o saatle ilgili sana anlatacağı bir şey var. Biz de artık biraz buna yaklaşmaya çalışıyoruz. Her gelir grubundan, her yaştan insan saatçilikte kendine özgü bir şeyler bulabilir; biz de onu keşfetmelerine yardımcı olmak istiyoruz."

Bu felsefe, bu maceranın en yeni adımı Salon Kantièm'de somutlaşıyor. 2025'in sonunda ortaklarıyla kurduğu bu yapı, temelde saatlere entelektüel bir açıdan bakan aynı kitleye hitap etse de işi fiyata göre ayırıyor: Daha erişilebilir segmentteki bağımsız markalar Turkish Watch Guy'ın alanına girerken, çok daha yüksek el işçilikli üretim yapan yüksek saatçilik markaları Salon Kantièm'in uzmanlık alanına giriyor. Kuruçeşme'de, sadece randevuyla hizmet veren mekan, Türkiye'nin ilk bağımsız saatçilik butiği olma iddiasında. Ama bir mağazadan çok bir buluşma noktası olarak tasarlanmış.

"İnsanların gelip burayı bir mağaza gibi görmelerini istemiyoruz, mekanı da öyle tasarlamadık zaten. Gelip oturacakları, çaylarını, kahvelerini, içkilerini yudumlayıp saat sohbeti edebilecekleri bir yer olsun istedik. Hafta sonları paneller, eğitimler, izleme etkinlikleri yapacağız. Örneğin yeni markalarımızdan Laurent Ferrier'nin baş saat ustasıyla bir dekorasyon atölyesi düzenleyeceğiz; koleksiyonerler o teknikleri kendileri uygulayıp görecek. Burayı saat koleksiyonerlerinin buluşacağı bir alan olarak hayal ettik."

Türkiye'nin potansiyeline dair ısrarlı bir iyimserliği var. Ülkenin saat ithalatında ilk 20'de, İsviçre'den alım yapan ülkeler arasında 17-18. sıralarda olduğunu hatırlatıyor. 2025'te GPHG'nin, yani saat dünyasının "Oscar"larının finalist saatlerinin ilk kez İstanbul'da sergilenmesini ve kendisinin Türkiye'den akademiye davet edilmesini de bu yükselişin bir işareti olarak görüyor. En çok da, dijital bir çağda mekanik bir nesneyle kurulan o nadir ilişkinin değerini anlatıyor.

"Bugün her şey dijital. Telefonunun ekranı, akıllı saatinin kadranı, önündeki bilgisayar, tablet, hatta arabalar bile artık elektrikli. Oysa eline aldığında sen kurduğunda çalışan, sen kurmadığında duran bir objeden bahsediyoruz. O mekanik ilişkiyi hayatının kaç alanında kullanıyorsun, düşünüyorsun; o kadar azaldı ki. Bir de bunu konuşabileceğin, öğrenebileceğin insanlarla biraraya gelince, özellikle gençler korkunç bir ilgi gösteriyor."

Ve her koleksiyoncu gibi onun da bir hayali var. Erken dönem perpetual calendar kronograflara duyduğu tutkuyu gizlemiyor.

"Son dönemde müzayede fiyatları çılgın seviyelere ulaştığı için işimiz her geçen gün zorlaşıyor. Ama erken dönem perpetual calendar kronograflara inanılmaz bir sevdam var. Bir gün bileğime bir Patek Philippe pink on pink, 1518, 2499 ya da 3970 referanslarından birini takabildiğim gün, kendi koleksiyonerlik yolculuğum açısından en tatmin edici günlerden biri olacak."

Gürültünün her yeri sardığı bir çağda, sessizce çalışan bir mekanizmanın etrafında toplanan bu topluluk, belki de tam olarak bunun için var.