Aklımız havalarda: Bir kuşun peşinden dünyayı yeniden dinlemek

Aklımız havalarda: Bir kuşun peşinden dünyayı yeniden dinlemek

Şu sıralar herkesin “aklı havada” ve bunun çok haklı bir sebebi var: Bir kuşun peşine düşmek, dikkatimizi yeniden bulunduğumuz yere çevirmek ve yaşadığımız dünyanın daha büyük hikayesine dahil olmak demek. Kuş Kolektifi’nin kurucusu, Şehir Kuşçuları radyo programının bir parçası, doğa savunucusu, meraklısı ve kuş gözlemcisi Yaz Güvendi ile kuşların bize öğrettiklerini, doğayla bağ kurmanın yollarını ve şehirde kuş gözlemciliğinin imkanlarını konuştuk.

Bir bahar günü sabah saatleri. Şehrin ormanı, Atatürk Kent Ormanı’ndayım. Bir ses adımlarım arasında mesafe yaratıyor. Yavaşlıyorum. Birkaç adım yürüyüp sesi duyduktan sonra tekrar duruyorum. Önce başımla sağa sola 40-60 derecelik açılar yapıyorum, sonra 180 dereceye kadar çıkıyorum. Tam olarak sesin geldiği yönü tespit edince bu defa kafamı yukarı aşağı hafif hareketlere oynatarak gözlerimle dalları tarıyorum. 

  • Aradığım şeyin fiziksel olarak neye benzediğini bilmemenin verdiği keşfetme arzusu ve ihtimallerin merakıyla kalbim çarpıyor. Bu kez Merlin Bird ID  yardımı olmadan bulacağım bu sesin sahibini. Dikkatim seste, geri kalan tüm duyularım da sesin peşinde destekte. Dallar arasında bir hareket, kulaklarıma çalınan bir kanat sesi ve kavuşuyoruz. Bulmanın rahatlatıcı memnuniyetine devam eden merakın hazzı eşlik ediyor. 

Karşımda yeşillerin arasında bir renk paleti gibi mavi-sarı bir mavi baştankara. Gönlümde ferahlık. O başka bir dala yolculuk edip gözden kaybolana kadar izliyorum. Fark etmeye dair, zihne ve kalbe kazınan geçici bir an yaşanıyor. 

Mavi baştankara

Kendimi bildim bileli, kuşların dünyadaki en karizmatik canlılar olduğunu düşünürüm. Kanatları, tüylerindeki desenler ve renkler, davranışları, sesleri, ritüelleri; fani topraklarda yaratıcılığın ve karizmanın vücut bulmuş hâli gibidirler. Hem bizle içle dışlı yaşamları hem de bizim insanlık olarak erişemediğimiz semalarda uçabilmeleri, beni bilmediğim dünyalarla buluşturabileceklerine dair bir heyecan uyandırır. Dünyanın bambaşka coğrafyalarından ve tarihinden geçmiş, nice kültüre tanıklık etmiş bilge gezginler gibi gelirler bana. Onlardan öğrenebileceğim çok şey olduğunu hissederim. Merakımı cezbederler. 

Tabii bir de uçabilmelerine hayran kalırım. Kendimi uçmaya ve özgürleşmeye en yakın hissettiğim anları kalbimde yeniden yaşatır onları uçarken izlemek. Gel gelelim ki uzaktan süzmeler ve birkaç türle tanışmalarım dışında aramızdaki iletişim çok gelişmiş değildi. Fakat her biriyle karşılaşmam, bu hayranlığı derinleştirmek üzere bir dili öğrenmem gerektiğini bana hatırlatır. 

Bu dili öğrenmek üzere geçen Nisan ayında Doğa Derneği ve Roots & Shoots Türkiye’nin düzenlediği Kuş Okulu'na katıldım. Kuşların ekosistemdeki yeri ve dünyayla ilişkileri, uzaktan duyduğum meraktan çok daha derin bir dünyanın kapısını araladı. Türleri ayırt etmeyi, yaşam alanlarını, göç yollarını, türler arası ilişkileri ve kuş gözlemciliğinin etik ilkelerini öğrendikçe merakım sevgiye, sevgim saygıya dönüştü. İçimde keşfetmeye ve zaten parçası olduğum yaşam döngülerine daha bilinçli katılmaya dair bir coşku uyandı. Eğitim boyunca ve sonrasında etrafa "kuş gözüyle" baktıkça bunun yalnızca bana ait bir dönüşüm olmadığını fark ettim.

Son yıllarda sosyal medya ve dijital platformlar üzerinden de görünür hâle gelen bir hareket olarak kuş gözlemciliği, dünyanın pek çok yerinde yalnızca doğa meraklılarının uğraşı olmaktan çıkarak daha geniş bir ilgi alanına dönüşüyor gibi görünüyor. Bunun bir nedeni, kuş gözlemcilerinin topladığı verilerin bilimsel araştırmalara ve doğa koruma çalışmalarına katkı sağlaması. 

  • Bir diğer nedeniyse belki de daha kişisel bir yerde duruyor: Hızın, ekranların ve dikkat ekonomisinin belirlediği bir çağda kuşları izlemek; dinlemeyi, beklemeyi ve yaşadığımız çevreyle yeniden ilişki kurmayı hatırlatan bir pratik olarak öne çıkıyor. Sosyal medya da bu merakı paylaşmayı, farklı coğrafyalardaki gözlemcilerin biraraya gelmesini ve kuşlarla kurulan ilişkinin daha görünür hâle gelmesini sağlıyor.

Yapılan araştırmalar, kuşları görmenin ya da seslerini duymanın ruh hâli, dikkat ve iyi oluş üzerinde olumlu etkileri olabileceğine işaret ediyor. Belki de kuş gözlemciliğinin kişisel anlamda en basit ama en güçlü dönüşümü, bedende yarattığı yavaşlama hissinde ortaya çıkıyor. Doğayı ve biyolojik çeşitliliği sanat yoluyla görünür kılmayı; kuşların sesini daha geniş kitlelere ulaştırmayı hedefleyen Kuş Kolektifi’nin kurucusu, doğa savunucusu/meraklısı ve kuş gözlemcisi Yaz Güvendi de bu dönüşümü şöyle anlatıyor: 

“Kuşlar sizi yavaşlatıyor, dikkatinizi bulunduğunuz ana getiriyor ve yaşadığınız yerle yeniden ilişki kurmanızı sağlıyor.”

Yaz Güvendi

Bu ilginin Türkiye'deki karşılığını merak ederek küçük bir anket ve sözlü araştırma yaptım. Katılımcıların yaklaşık %90'ı kuş gözlemciliğine yönelme nedenini doğayla yeniden bağ kurma isteği, merak ve kuşlara duydukları ilgi olarak tanımlıyor. Ancak asıl dikkat çekici olan, kuş gözlemciliğinin zaman içinde yarattığı dönüşüm. 

  • Katılımcılar çevrelerindeki ayrıntıları daha fazla fark etmeye başladıklarını, doğada daha çok vakit geçirdiklerini, yaşadıkları şehri farklı gözlerle görmeye başladıklarını ve seslere karşı daha duyarlı hâle geldiklerini anlatıyor. 

Pek çoğu kuş gözlemciliğini yalnızca bir hobi değil; dikkat pratiği, doğayla uyumlanma ve insan merkezli olmayan bir var olma biçimi olarak tanımlıyor. Çoğu, kuş gözlemine başlamadan önce de doğaya ilgi duyduğunu söylese de bu pratiğin kendilerini doğanın daha fazla parçası ve ona karşı daha sorumlu hissettirdiğini ifade ediyor. 

Belki de en çarpıcı bulgu şu: Katılımcıların önemli bir bölümü, kuş gözlemciliğine başlayana kadar yaşadıkları bölgede hangi kuşların bulunduğunu bilmiyor. Kuşları tanımaya başladıkça mahallesindeki yaşamı da yeniden keşfetmeye başladığını anlatıyor. Kuş gözlemciliği çoğu kişi için uzak coğrafyalarda yapılan özel bir uğraş değil, henüz fark edilmemiş bir ihtimal gibi duruyor.

Temmuz ayı, yine sabah saatleri. Bu sefer Yaz Güvendi ile röportaj yapmak üzere Atatürk Kent Ormanı’nı yolundayım. Zihnimde merak, kalbimde ortak duyguları paylaşmanın verdiği heyecan. Elimde bitirmek üzere olduğum, oyuncu ve yazar Lili Taylor’ın Kuşlar Bize Ne Öğretir? kitabı ve aklımda şu cümlesi: 

“Başımı gökyüzünden yere doğru eğiyorum. Etrafımdaki insanlar hep aşağı bakıyor. Yukarıda harikalar diyarı var ama onlar müjdeyi duymamışlar.”

Belki de yaşadığımız dünyayı tanımanın ve onunla bağ kurmanın yolu, önce etrafımızdaki seslere kulak vermekten geçiyor. Sonra başımızı kaldırıp o seslerin öznelerine hayranlık duymaktan, izlerini sürmekten ve en sonunda dünyaya dışarıdan bakan biri değil, onun ritmine karışmış bir canlı olduğumuzu yeniden hatırlamaktan. Tam da bu sebeple, bugün Yaz’la kuşların bize öğrettiklerini, doğayla bağ kurmanın yollarını ve şehirde kuş gözlemciliğinin imkanlarını konuşuyoruz. 

En baştan alalım. Kuş gözlemciliği nedir?

Kuş gözlemciliği, en basit hâliyle kuşları gözleyip onları tanımaya çalışmak ama bence bundan çok daha fazlası. Çünkü kuşları izlemeye başladığınızda doğaya bakışınız değişiyor. Daha önce fark etmediğiniz sesleri duymaya, mevsimlerin değişimini hissetmeye, yaşadığınız mahallenin bile ne kadar zengin bir canlılığa sahip olduğunu görmeye başlıyorsunuz.

Kuş gözlemciliğini doğayla yeniden ilişki kurmanın en erişilebilir yollarından biri olarak görüyorum. Özel bir ekipmana ya da uzak coğrafyalara gitmeye gerek yok. Bazen evinizin penceresinden, bazen bir parkta, bazen de yürüdüğünüz sokakta başlayan bir merak yolculuğu. Her gözlem, hem kuşlar hakkında hem de yaşadığımız dünya hakkında yeni bir şey öğretiyor.

Kuş gözü açılınca

Doğayla ilişkin çocukluğundan bu yana yıllar içinde nasıl gelişti ve hayatında nasıl yer buldu? 

Çocukluğumdan beri kendimi en huzurlu hissettiğim yer doğaydı. Ne zaman uzaklaşmaya ya da nefes almaya ihtiyaç duysam kendimi ya deniz kenarında ya da bir parkta bulurdum. Ama doğayla ilişkim, üniversiteden sonra bambaşka bir boyut kazandı.

WWF'de çalışmaya başlamak benim için adeta ikinci bir okul oldu. Doğa korumayı, kuş projelerini ve doğanın farklı katmanlarını orada tanıdım. Ardından Doğa Derneği'nin Doğa Okulu'na katıldım. Kuş Okulu, Dağ Okulu, Gece Okulu... Her biri doğaya bakışımı derinleştirdi.

Daha sonra WWF Akdeniz'in Blue Panda teknesinin ülkeler arası iletişimini yürüttüm ve yaklaşık altı ay boyunca Akdeniz'de kampanyalar üzerine çalıştım. Sonrasında Change.org'da savunuculuk ve kampanyacılık alanında çalışarak yerelde değişim yaratmaya odaklandım.

Yıllar içinde şunu fark ettim: Sürekli sorunları anlatmak insanı yoruyor. Ben doğayı korumak için insanlara umut veren, merak uyandıran ve ilham veren bir yol arıyordum. Kuş Kolektifi de tam bu arayıştan doğdu. Sanatla doğayı buluşturan, insanları suçluluk duygusuyla değil, hayranlık ve bağ kurma hissiyle harekete geçiren bir alan yaratmak istedim.

Asya Yeşil Arıkuşu (Merops orientalis)

Kuş gözün nasıl ve ne zaman açıldı? Diğer bir deyişle kuş gözlemciliğine nasıl başladın?

Sivil toplumda çalışmaya yeni başladığım bir dönemde, Adana'da turnalarla ilgili bir proje için bir gezi düzenliyorduk. O gezi benim için bir başlangıç oldu. İstanbul'a döndüğümde Üsküdar-Beşiktaş vapurundaydım. Denize bakarken yüzlerce, belki binlerce kuşun vapura doğru geldiğini gördüm. Herkesin bunu fark ettiğini sanmıştım ama kimse dönüp bakmıyordu bile.

Sanırım kuş gözüm o an açıldı. O günden sonra kuşlar hayatımın önemli bir parçası oldu. Kuş gözlemeyi çok sevdim ama bir yandan da bu heyecanı başkalarıyla paylaşmak istedim.

Bugün Kuş Kolektifi, sosyal medya içerikleri ve Şehir Kuşçuları radyo programıyla insanları kuşlarla yeniden tanıştırmaya çalışıyorum. Aslında onlara yeni bir şey öğretmiyorum; sadece her gün yanı başımızda olan ama çoğu zaman fark etmediğimiz canlıları yeniden görmelerine yardımcı oluyorum.

Kuşlar sabretmeyi, dikkat etmeyi ve fark etmeyi öğretiyor 

Kuş gözlemciliğine ve kuşlara dair yıllar içinde neler öğrendin?

Kuşlar bana önce sabretmeyi öğretti. Sonra da dikkat etmeyi. Bir kuşu tanımaya başladığınızda aslında tek bir canlıyı değil, onun yaşadığı habitatı, mevsimleri ve ekosistemi de okumaya başlıyorsunuz.

Bir de şunu öğrendim: Kuşlar sandığımızdan çok daha yakınımızda. Onları görmek için uzaklara gitmek gerekmiyor. İstanbul'un ortasında, her gün geçtiğimiz sokaklarda, vapurda ya da bir parkta inanılmaz bir yaşam var. Biz sadece çoğu zaman başımızı kaldırıp bakmıyoruz. Belki de en büyük ders bu oldu. Doğa hiçbir zaman bizden uzak değildi; ben onu fark etmeyi öğrendim.

Kızılgerdan

Bu öğretiler, hayatına nasıl yansıdı?

Bu bakış açısı doğa korumaya yaklaşımımı da değiştirdi. Mesela artık bir zeytin ağacına baktığımda sadece bir ağaç görmüyorum. Dallarında yuva yapan karatavuğu, yavrularını uçuran üveyiği, tohum arayan alakargayı; dibinde açan siklamenleri ve orkideleri, gölgesinde dolaşan sincabı, kaplumbağayı ve bukalemunu görüyorum. Bir zeytinliği koruduğumuzda aslında tek bir ağacı ya da tek bir türü değil, birbirine bağlı koca bir yaşam ağını koruyoruz.

Doğaya baktığınızda canlıları tek tek değil, aralarındaki ilişkilerle görmeye başlıyorsunuz. İşte o zaman doğayı korumanın anlamı da değişiyor.

Bir kuşu tanımak, bir yaşam ağını tanımak 

Kuş gözlemciliği ekosistem için ne anlama geliyor? 

Bir bölgede hangi kuşların yaşadığı, hangilerinin azaldığı ya da geri döndüğü bize o ekosistemin sağlığı hakkında çok şey anlatıyor. Kuş gözlemciliği de bu sebeple sadece kuşları izlemekten ibaret değil. 

Gözlemcilerin paylaştığı kayıtlar, biliminsanlarının kuşların dağılımını, göç yollarını ve popülasyonlarındaki değişimleri takip etmesine katkı sağlayabiliyor. Bugün dünyada pek çok bilimsel çalışma, gönüllü kuş gözlemcilerinin yıllar boyunca topladığı veriler sayesinde mümkün oluyor.

Bir diğer tarafına gelecek olursak… Bir kuşu tanıdığınızda onunla bir bağ kuruyorsunuz. Bağ kurduğunuz şeyi de korumak istiyorsunuz. Bence kuş gözlemciliğinin en büyük katkılarından biri de bu: İnsanların doğayı uzaktan izlenen bir manzara olarak değil, parçası olduğumuz canlı bir sistem olarak görmesini sağlamak.

Sonuçta kuşları korumak, sadece kuşları değil; ormanları, sulak alanları, tarım alanlarını ve hepimizin yaşamını destekleyen ekosistemleri korumak anlamına geliyor.

Kerem Ali Boyla ve Yaz Güvendi

Kuş gözlemciliği doğayla uyumlanma, insan merkezli olmayan bir var olma hâli. Yalnızca bir hobi olmadığı için yaygınlaştırmak farklı kulvarlarda önem taşıyor. Kuş gözlemciliğini nasıl yaygınlaştırabiliriz?

Bence kuş gözlemciliğini yaygınlaştırmanın yolu, onu sadece bir uzmanlık alanı ya da niş bir hobi gibi anlatmaktan vazgeçmek. Çünkü aslında bu, doğayla yeniden ilişki kurmanın en erişilebilir yollarından biri.

İnsanların kuş gözlemcisi olmasına değil, önce kuşları fark etmesine ihtiyacımız var. Bir parkta, vapurda ya da mahallesinde gördüğü kuşun adını merak etmesi bile büyük bir başlangıç.

Bu durumda sanatın, hikaye anlatıcılığının, radyonun, sosyal medyanın ve kamusal alanların burada önemli bir rolü olduğunu düşünüyorum. İnsanlar önce bir bağ kuruyor, sonra merak ediyor, en sonunda da korumak istiyor. Bence doğa korumanın en güçlü yolu da bu.

Kuş Kolektifi: Hayranlık duygusundan doğa korumaya

Gelelim Kuş Kolektifi’ne. Kuş Kolektifi kuruluş amacına istinaden kuşlara dair nasıl bir farkındalık aşılıyor? 

Aslında her şey tek bir fikirle başladı. Nesli tehlike altındaki kuşlarımızın sesleriyle, kaybolmaya yüz tutmuş çalgılarımızın seslerini buluşturan bir müzik albümü yapmak istedim. Müzik geçmişim yoktu ama iyi bir fikrin insanları bir araya getirebileceğine inanıyordum.

Proje kabul edilince bir kuş araştırmacısı, bir müzik araştırmacısı ve müzisyenlerden oluşan bir ekip kurdum. Her besteyi farklı bir habitatla eşleştirdik. Kuş seslerini hem sahada kaydettik hem de kuş gözlemcilerinin arşivlerinden yararlandık. Böylece Miras albümü ortaya çıktı.

İstanbul Boğazı'nda bir yılan kartalı | Kerem Ali Boyla

Sonra işler kendiliğinden büyümeye başladı. Albümün ardından kuş gözlem yürüyüşleri, gözlem sonrası dijital müzik atölyeleri, konserler ve belgesel gösterimleri düzenledik. Farklı disiplinlerden insanlar biraraya geldi. Daha bir yıl dolmadan Kuş Kolektifi bir projeden çok, bir topluluğa dönüştü.

Bugün amacımız insanlara sadece kuşları anlatmak değil; doğayla yeniden bağ kurabilecekleri deneyimler tasarlamak. Çünkü insanlar doğayı ancak onunla bağ kurduklarında koruyor. Biz de sanatı bir araç olarak kullanarak bu bağı güçlendirmeye ve doğa korumaya yaratıcı yollarla katkı sunmaya çalışıyoruz.

Uzun vadede hayalim, Türkiye'de daha güçlü bir kuş gözlem kültürünün oluşması ve sanat, bilim ve doğa korumayı buluşturan bir topluluğun büyümesi. Doğayı yalnızca öğrenilen bir bilgi olarak değil, hissedilen ve ait olduğumuz bir yaşam alanı olarak deneyimlememizi sağlayan daha fazla hikaye, üretim ve buluşma yaratmak istiyorum.

Şehrin doğal hafızası

Kuş Kolektifi’nin eylemlerinden ve Şehir Kuşçuları radyo programına aldığınız yorumlardan da hareketle şehirde kuş gözlemciliğinin mümkün olduğunu göstermek için neler yapılabilir? 

Önce insanların "Kuş görmek için şehirden çıkmak gerekir" fikrini kırmamız gerekiyor. Çünkü İstanbul gibi bir şehirde bile vapurda, bir parkta, okul bahçesinde ya da mahallenizde onlarca farklı kuş türüyle karşılaşabilirsiniz.

Kuş Kolektifi'nde yaptığımız şehir yürüyüşlerinde bunu hep görüyoruz. İnsanlar yaşadıkları semtte ilk kez bir ağaçkakan, yalıçapkını, küçük orman kartalı gördüklerinde çok şaşırıyor. O merak başladığında kuş gözlemciliği zaten kendiliğinden geliyor.


Bu farkındalığı yaratmak ve kuş gözlemciliğini yaymak ortak yaşam alanlarımızda neleri dönüştürebilir? 

Kuşları fark etmeye başladığınızda yaşadığınız yere de farklı bakmaya başlıyorsunuz. Bir park artık sadece yürüyüş yaptığınız bir yer olmaktan çıkıyor; kuşların beslendiği, yuva yaptığı ve göç sırasında konakladığı bir yaşam alanı olduğunu görmeye başlıyorsunuz.

Bunun en güzel örneklerinden biri Validebağ Korusu. Yıllardır düzenli gözlem yapan kuş gözlemcileri sayesinde bugün koruda 171 kuş türünün kaydedildiğini biliyoruz. Bu kayıtlar, Validebağ'ın sadece bir park ya da yeşil alan değil, önemli bir yaşam alanı olduğunu ortaya koyuyor.

Bir alanın hangi canlılara ev sahipliği yaptığını bildiğinizde, o alanı korumak için çok daha güçlü bir gerekçeniz oluyor. Kuş gözlemcileri sadece kuşları gözlemlemiyor; yaşadıkları kentin doğal hafızasını da kayıt altına alıyor.

Şu an da İstanbul Hacıosman’da Atatürk Kent Ormanı’ndayız. Burada hangi kuşları görebiliriz? 

Hacıosman Kent Ormanı, İstanbul'un en güzel kuş gözlem noktalarından biri. Bugüne kadar burada yaklaşık 150 kuş türü kaydedildi. Orman kuşlarını, çalılık alan türlerini, park kuşlarını görebiliyorsunuz. Göç dönemlerinde ise yırtıcı kuşlara da rastlamak mümkün.

Kuş Kolektifi olarak burada sık sık yürüyüşler düzenliyoruz. En sık karşılaştığımız türlerden biri kızılgerdan. Göğsündeki turuncu renk sayesinde tanıması oldukça kolay. Özellikle meraklı bir kuştur; bazen sizi uzaktan izler, bazen de hiç beklemediğiniz kadar yakına gelir.

Bir diğer tanıdık tür ise büyük baştankara. Sarı gövdesi ve göğsünden aşağı inen siyah çizgisiyle kolay ayırt edilir. Sürekli hareket hâlindedir; dallar arasında dolaşırken ince "ti-ti-ta" seslerini duyabilirsiniz.

Kış aylarında ise uzun kuyruklu baştankaraları görmek çok keyifli oluyor. Genellikle küçük gruplar halinde dolaşırlar. Minicik, yuvarlak gövdeleri ve neredeyse gövdeleri kadar uzun kuyruklarıyla onları görünce insanın yüzünde istemsiz bir gülümseme oluşuyor.


Kuş gözlemine başlamak için birkaç faydalı araç

eBird: Dünyanın en büyük kuş gözlem veri tabanlarından biri. Gözlemlediğiniz türleri, tarih ve konum bilgisiyle kaydederek bilimsel araştırmalara katkı sunabilirsiniz. Aynı zamanda bulunduğunuz bölgede hangi kuşların görüldüğünü keşfetmek için de kullanılabilir. 

Merlin Bird ID: Yeni başlayanlar için en kolay araçlardan biri. Fotoğraf, ses kaydı ya da birkaç gözlem bilgisi üzerinden kuş türünü tanımlamaya yardımcı olur. Kuş seslerini öğrenmek için de oldukça kullanışlı fakat bazen yanılabildiğini bilmekte fayda var. 

TRAKUS Türkiye’nin Kuşları: Türkiye’de görülen kuş türlerini tanımak için hazırlanmış kapsamlı kuş rehberi. Fotoğraflar, tür bilgileri ve dağılım haritalarıyla sahada başvurulabilecek temel kaynaklardan biri. Dijital ve basılı versiyonları var.

Türkiye ve Avrupa’nın Kuşları (Collins Bird Guide): Avrupa’daki türleri ayırt etmek için uluslararası ölçekte en çok kullanılan saha rehberlerinden biri.

iNaturalist: Sadece kuşlar değil, bitkiler ve diğer canlılar için de kullanılabilen bir doğa gözlem platformu. Gözlemlerinizi paylaşabilir, topluluktan destek alabilirsiniz.