Beyrut’ta kahve makinelerinin ekseriyeti iki kolludur. Kahvenin bir kere değirmende dövülmesine saygıdan, tekrar bastırılmadan ustaca yerleştirilir o makineye. Domatesleri, mangoları ve muzları yeşilken satarlar, kabakları ise çiçekleriyle. Savaş yüzünden yurdundan olmuş insanlar, Tire’de bir bomba ile havaya uçan evlerini nasıl tekrar inşa ettiklerini gülerek anlatırlar. Taksiciler, kaşla göz arası birkaç banknotu hiç eder, pek konuşmaz. Oysa Mısırlı taksiciler bindiğiniz an koyu bir sohbete başlar.
- Yolları kısa gözükse de uzundur, yürü yürü bitmez. Barları o korkunç patlamadan üç dört gün sonra tekrar kepenklerini açmıştır, bir ay hiç müzik dinlenmemiştir barlarda. Misafirleri, kaybettiklerini o barlarda anmıştır.
Şehir dinlere ve etnik kökenlere ayrılmış gibi gözükse de, aslında dünyanın en karmaşık, kozmopolit şehirlerinden biri Beyrut. Ermeni bölgesi olan Dora’da, Etiyopya mahallesi arasına gizlenmiş bir Filipin mahallesi bulabilirsiniz. Bir apartmanda, bir Çerkez, bir Ermeni, bir Fransız ile Lübnanlı Arap komşu olabilir. Kendi dillerini koruyan, arada İngilizce çoğu zaman Arapça anlaşan bu insanlar Beyrut’un uzun yıllardır süren göçmen kültürünü yansıtıyor.
Lübnan’da barlar bazı bölgelerde, özellikle şehrin kuzeyinde yaşayan Hıristiyan mahallelerinde yoğunlaşıyor. Onun dışında şehrin her tarafına saçılmış ufak tefek barlar var. Bunların bazıları İtalya’daki tabacheria'lara benzeyen; kahve, sigara ve alkollü içkiler satan ufak büfelerken, maalesef günümüzde kapalı olsa da 2016 ve 2018 yıllarında dünyanın en iyi 50 barı arasında seçilen Central Station Bar gibi yerlere de ev sahipliği yapıyor.
- Bar bölgelerini kuzeydoğuda Mar Mikael, Gemmazeyah; güneyde Badaro, kuzeybatıda Hamra olarak ayırabiliriz. Şişelenmiş alkollü içkiler ise her yerde bulunabilmekte, önceden karıştırılmış yüksek alkollü votka karışımları popüler ve uygun fiyatlı.
Geleneksel olarak baktığımızda ise Lübnan’ın en meşhur içkisi Türkiye’deki rakıya benzeyen ve kelime kökeni olarak aynı yerden gelen arak. İki kelimenin de ortak kökeni terlemekten geliyor; bu da distilasyon işlemine bir gönderme olsa gerek. Arak, rakıya göre daha sert bir içki, bunun sebebi içinde rakıda bulunan eser miktarda eklenmiş şekerin olmaması, tabii alkol oranı da birazcık daha yüksek. Lübnanlılar bunu güzel kadehlerde ufak miktarlarda içiyorlar, restoranlarda ise bunu sipariş ettiğinizde genelde önceden karıştırılmış olarak geliyor, bir sürahinin içinde.
- Türkiye’de sek rakı içen insanlar olmasına rağmen, Lübnan’da sek bir şekilde arak içen kimseyi göremedim. Yani yanında su servisi siz istemediğiniz sürece yapılmıyor. Aynı Türkiye’de olduğu gibi Lübnanlılar da onu kokteyllerine katmışlar.
Lübnan’daki alkollü içki kültürünü belki de en çok etkileyen olay 4 Ağustos 2020’de 218 kişiyi öldürüp, 300.000 kişiyi evsiz bırakan büyük liman patlaması. Bar bölgeleri bundan kötü etkileniyor, lakin Lübnanlılar böyle şeylere (üzücü şekilde) alışkın, çoğu bar sahibi patlamanın ardından hızlı bir şekilde toparlanmış. 2019’da başlayan bankacılık ve para krizi ile beraber Lübnan lirasının yaklaşık %98 değer kaybetmesine rağmen barlar hâlâ ayakta. Lübnan’da bar işletmek gerçekten dünyanın en stresli ve yorucu işlerinden biri olmalı. Buna rağmen güleryüzlü Lübnanlılar, bu eksiklikleri kapatmak için çaba gösteriyor. Bu şehri anlamlı kılan bar insanlarına bir teşekkürü borç biliyorum.
Gelin hem modern hem de geleneksel anlamda Doğu’nun Paris’i olarak adlandırılan, geçmiş ile gelecek arasında bir köprü olmuş Beyrut'u yudum yudum gezelim.

The Bohemian
Mar Mikael, birçok farklı bara ev sahipliği yapan bir sokak, cadde de diyebiliriz. Bunların en ferahlarından biri Ortadoğu’dan esinlenerek, modern dokunuşlarla işlenmiş bir dekorasyona sahip. Kokteyl menüsü geniş, klasiklerin yanında tiki klasiklerine de odaklanmışlar; bu da onu daha ilgi çekici kılıyor. Malzeme olarak uzun bir listeye sahip; cin ve biri Fransa’dan diğeri ise Danimarka’dan gelen kiraz likörleri ile yapılması gerekiyor.
Aynı zamanda Triniad Tobago’dan gelen angostura, biraz da İran kökenli nar derken, bardakta enternasyonal bir toplantıya benzer Singapore Sling. Tat konusunda ise basittir, meyvemsi ve hafif. Cin arkada kalır, ardıç tadını pek almazsınız. Burada ise büyük ihtimal ikame malzemeler kullandıklarından yoğun bir ardıç tadı geliyordu.
Orijinal Singapur Raffles Bar bardağında sunmalarını zaten beklemiyordum, biraz fazla zorladığımı düşünerek çok daha basit kokteyller sipariş etmeye başladım. Önce bir negroni sonrasında ise bana hep öğle çayını anımsatan whiskey sour sipariş ettim, onlar da başarılıydı. Yakıcı Beyrut sıcağında içerisi adeta bir buzdolabı gibi.
Burayı asıl çekici yapan şey ise her gün akşam 17.00-20.00 arası kokteyller, daha doğrusu menüde olan her şey %50 indirimli. "Dünya mutfağı" denilen basit olan her şeyi içeren bir menüleri de var, ben denemedim ama onların da indirimli olduğunu hatırlatırım. Bu da aslında içki içmek için pahalı bir yer olan Beyrut’u biraz daha ulaşabilir kılıyor. Kokteyller ortalama 6 dolara geliyor. Belirtmem lazım, Beyrut’ta sadece Lübnan lirası değil dolar da geçiyor; 2019’da başlayan bankacılık krizi yüzünden kimse Lübnan lirasına güvenmiyor.
16MM
Lübnan’da barlar belli bar bölgelerine dağıldıkları için ortam gerçekten rekabetçi. Karşınıza farklı konseptler ve hizmetler sıkça çıkabiliyor. Bunlardan biri isminden de anlaşıldığı gibi bir sinema barı olan 16MM. Sessiz bir şekilde de olsa, durmadan kült filmleri yayımlıyorlar. Ben gittiğimde Back to the Future ve Amelie filmlerini bir projeksiyon yardımıyla gösteriyorlardı. Sürdürülebilirliğe çok önem verdiklerinden basit tekniklerle kokteyller yapıyorlar; süssüz, daha çok yeniden kullanılabilir malzemeler ile. Pipet de kullanmıyorlar, böyle ufak detaylar bence barları özel kılıyor.
Ben adaçayı çok sevdiğim için, Sister Sage (meşhur dizi The Boys’dan bir karakter) söyledim. Aslında bir paper plane twisti olan bu kokteylde, viskiyi adaçayında demlemişler ancak acıtmamışlar. Üstüne de kokteyli içine soda ekleyerek highball’a çevirmişler ki Lübnan sıcağında iyi bir fikir. Bütün kokteyller bol buzla geliyor; espresso martini gibi normalde buzsuz servis edilen kokteyller bile ki bu içimi kolaylaştırıyor, yoksa sipariş ettiğiniz bir koktelyin içerideki güçlü klimalara rağmen ortalama beş dakika içerisinde hızlıca ısınacağını tahmin edersiniz.
Aynı zamanda yemek servis ediliyor, lakin bir mutfakları yok. Barın bir köşesi mutfak, onlar da menülerini buna uydurarak basit seçenekler örneğin yakitori, derili tavuk şiş olarak çevirebileceğim ufak atıştırmalıklar ve hamburgerler yapıyorlar. Salty Dog adındaki basit kokteyl, greyfurt, cin veya votka ve limon suyundan oluşuyor lakin Lübnanlılar seviyor olacak ki her barın menüsünde var; menüsü duvardaki üç dört kokteylden ibaret olan barlarda bile. Sinemaseverler için iyi dizayn edilmiş bir bar, Lübnan bağlamından kopmamak için de yerel malzemeler ile yaptıkları arak bazlı kokteyller denenebilir.

Hemingway Bar and Lounge
Dünyada Ernest Hemingway’in şerefine açılmış yüzlerce bar vardır, Japonya’dan tutun (Hemingway Yokohoma) Arnavutluk’a (Hemingway Tirana) Hemingway’in şerefine birçok şehirde kadeh kaldırabilirsiniz. Her zamankinden, bir Papa Doble! İki porsiyon rum, iki porsiyona yakın taze greyfurt suyu, birer porsiyon lime suyu ve ünlü Maraschino kirazı likörü.
Lüks bir otelin teras barı olarak açılan bu yer, özenli bir servis sunsa da kokteylleri bir o kadar sıradan. Tabii Güvercin Kayalıkları'nın yanında (lakin onu görmeyen) manzarası muazzam ve içkinizin eksikliğini fazlasıyla kapatıyor. Şaşırtıcı olan şey ise fiyatlarının Beyrut’taki herhangi bir bardan farksız olması. Ben gün batımını izlemekle kalmayıp, Dünya Kupası'na denk geldiğimden hızlıca arkadaş olduğum barmen ile maçı izledim. Asya mutfağından yemekler sunuyorlar ve içeride bir puro/nargile lounge da var, çalışanlar ilgili. Güzel bir kokteyl içmek değil ancak güzel bir günbatımı izlemek için gidilmesi gereken yerlerin başında geliyor.

Dragonfly
Aynı sokağı kaçıncı defa aşındırdığımı bilmeden, kapı kapı barları gezmeye devam ederken içeri baktığım an beni bir sürprizin bekleyeceğini tahmin etmiştim. Dragonfly 2004 yılında açılmış, bu sokağın en eski barlarından biri. Tecrübeli barmen Nino, önlüğü ve kravatı ile beni halihazırda boş olan masaya oturttu. Hatırlatmam gerek ben bunları 3 Temmuz 2026 yılında, yani Güney Lübnan’ın İsrail tarafından bombalanması bittikten sadece birkaç gün sonra olan ziyaretim üzerine yazıyorum.
İçerisi bana Paris’teki Harry’s New York Bar’ı anımsattı. Kıyafetler, duvarlar, mermer Amerikan tarzı bar... Nino Bey burayı 2004 yılında Lübnan kökenli bir Alman’dan devralmış. Menüsü uzun ve karışık, bu sevmediğim bir şey olduğundan direksiyonu ona bıraktım. Bana Ferrari adındaki kokteyle benzeyen (Campari ve Amaro Montenegro’nun eşit miktarda karıştırılması ile oluşan) bir kokteyl yaptı. Yoğun bir bitter tada sahip olan kokteyl aynı zamanda aşırı fazla alkol ihtiva ediyordu. Tadı mükemmel olmasa bile Nino’nun anlattığı hikayeler, tüplü televizyonda gösterilen eski içki reklamları, geniş içki çeşitliliği derken vaktin nasıl geçtiğini anlayamadım.
Nino, Almanya’daki eski sahiplerinin anlattıkları üzere şuan Beyrut’ta gayet meşhur olan Gin Basil’i ilk defa bu barda yaptığını söylüyor. Kendisi bazıları herkesin bildiği, fesleğen ve nanenin yanında farklı kaktüsler ve tarhun gibi taze bitkileri de kokteyllerinde kullanıyor.
Nino barı restore etmek istiyor "İnsanlar artık fotoğraflara o kadar önem veriyor olacak ki, duvardaki sıva çatlakları burayı daha az, benim kendi sözlerim ile, 'instagramable' yapıyor" dedi. Ben ise buna karşı çıktım, bu bar bu hâliyle iyi. Sonra anlattığı şey steril dünyaya çok alışmış bizlere çok garip gelebilir: Lübnan’da 4 Ağustos 2020’de Beyrut Limanı’nın korkunç bir şekilde patlayarak 300.000 kişiyi evsiz bırakmasının sadece ve sadece üç gün sonrasında barı camları patlamış, içki şişeleri her tarafa devrilmiş bir şekilde hızlıca tekrar açtığını; ilk bir ay hiç müzik çalmadığını ancak misafirlerin gelmeye devam ettiğini söyledi. Her zaman eğlenmek, neşelenmek için kalkmıyor kadehler Lübnan’da; bazen de sevdiklerimizi, kaybettiklerimizi hatırlamak için kalkıyor.
Nino ile giriştiğimiz, barmenlik ve dünya üzerine olan uzun sohbetten sonra benden ilk başta para almayı reddetti. Ben bunu kabul etmeyince tiramisuya benzeyen, klasik ve tatlı olan bir shot ısmarladı. Onun yeni doğacak çocuğunun şerefine kadeh kaldırdık. İçki kültürü iki yabancıyı bu kadar hızlı bir şekilde arkadaş yapabiliyor. Nino’yu kesinlikle ziyaret etmelisiniz, iki kişinin çalıştığı bu minik barda, diğer barlar ve Beyrut'un bar hayatı hakkında epey bilgi elde edebilirsiniz.
Demo
Ben Nino’nun anlattığı Gin Basil’i kendi ellerinden deneyemedim çünkü gezecek çok fazla bar olduğundan aynı güne sıkıştırdığım bar turlarında, özel şeyler sunulmadıkça birden fazla kokteyl içmek pek alışkanlığım değildir. Pazar günü gittiğim ancak kapalı olan Demo’ya, Pazartesi günü uğradım, barın kapalı olduğunu söyleyen barmen Tarık beni hatırladı ve önceki gün gelip gelmediğimi sordu. Ben hemen bara oturup, Nino’nun selamını ilettim; teşekkür etti ve onun tavsiye ettiği Gin Basil’den istedim.
Bu kokteyl, ilk olarak Hamburg’daki Le Lion Bar de Paris adında kafa karıştırıcı bir ismi olan barda, 2008 yılında yapıldı. Büyük ihtimal birçok defa başka barlarada da yapıldı ve unutuldu; lakin onu meşhur eden yer bu bar. Lübnanlılar bu kokteyle bayılıyor çünkü ferah bir içimi var. Tarifi ise basit. Cin, fesleğen, limon suyu ve şeker. Evinde kavanozu ve bu dört malzemeye sahip olan herkesin yapabileceği bu kokteyl lezzetli. Demo diğerlerinin aksine o meşhur barlar sokağında değil, aynı caddenin üzerindeki bir ara sokakta bulunuyor; bu yüzden diğer barların muzdarip olduğu Beyrut trafiğinden uzak kalabiliyorsunuz. İçerisi ferah, bazı şeylerin el yapımı olduğuna eminim: Gerek masalar gerek duvardaki bazı süsler. Aynı zamanda ufak bir kış bahçeleri var, ben klima olduğundan içeriyi tercih ettim. Bir menüleri olmasa bile birçok klasiği yapabiliyorlar.
Elians Sports Bar
Ben her şehirde, barlardan ve insanlardan aldığım notları temize çekmek, onları bu okuduğunuz yazılara çevirmek için bir bar üssü seçerim. Bu üslerin özellikleri genel olarak ucuz, mahallede ve lokal olmalarıdır. Burada da Lübnan’ın halihazırda hâlâ aktif olan en eski barlarından biri olan, 1978’de kurulmuş Elians Sports Bar’ı tercih ettim.
Burası klasik bir spor barı. Basit yemekler, ucuz bira ve içkiler ile rahat bir mekan. Her gün sabah kalktıktan sonra gittiğim barda, nargilem eşliğinde bu yazıları yazıyorum. Dinlenmek, Bourh Hammoud’un kaosundan kurtulmak için uğranılması gereken bir mola noktası.
Al Moltaka Abdo's
Hamra’da gidebileceğiniz en mütevazı yer olabilir, yaşlı bir beyefendi olan Abdo'da ufacık dükkanına bir kahve makinesi, iki adet bira dolu buzdolabı ile Lübnan’da dışarıda içebileceğiniz en ucuz Almaza biralarını deneyimleyebilirsiniz. Birkaç sandalyesi var, pek bir şey vadetmese bile bir mahalle barında, tanıdıkları ile karşılaşan insanlar ile sohbet etmek keyifli.
Tora
Tora, Karantina Bölgesi’nde yer alan, buradaki her şeyin dağınıklığına rağmen yüksek tavanıyla ferah bir yer. Cihangir’den fırlamış gibi duran mekanda, Elmir marka craft biraları deneyimleyebilirsiniz. Elmir buğday birası denedim, ne yalan söyleyeyim pek hoşuma gitmedi lakin bu, diğer biralarının da kötü olduğu anlamına gelmez. Çalışmaya uygun olan bir yer olan Tora, Beyrut’un kalabalığından kaçabileceğiniz gizli noktalardan biri.

The Plub
Lübnan’da fıçı bira bulmak zor, çoğu yer sadece şişe bira satıyor. The Plub ise iki farklı konseptteki iki kapalı alanı ile Lübnan’da en fazla musluğa sahip craft bira barlarından biri. Lübnan’da craft bira kültürü her geçen gün büyüyor. Burada Round Two’nun Oat Stout’u ile beraber, birçok bira denedim.
En sevdiklerimden birisi ise kendi yaptıkları bira oldu. Anlaştıkları bir birahane ile beraber ürettikleri birayı da servis ediyorlar. The Plub'ı özel kılan şeylerden biri, barın bir kısmının futbola ayrılması. Maç günleri tıklım tıklım oluyor, renkli müdavimleri ve biranın ucuz olması insanları buraya toplayan şey. 1,8 litrelik sürahi biralar yaklaşık 11 dolar. Büyük ihtimal donuk bile olsa pizza ve bira kombosu sadece 10 dolar.
Biraver dediğimiz büyük grupların rahat hizmet almasını sağlayan sürahiler ise üç litrelik ki biz kalabalık bir grup olarak gittiğimiz için bunu tercih ettik. Ayrıca internet bağlantısı da var. Lübnan craft biralarını makul fiyatlara denemek için kesinlikle bu barı ziyaret etmelisiniz.

Torino Express
Yan yana dizilmiş bir sürü barın arasında Torino Express, neon tabelası ile benim dikkatimi çekti. Çalışan beyefendi beni kibar bir şekilde karşıladı. İçerisi güzel bir şekilde dekore edilmişti. Barda yalnızdım, bu sıcakta normalde pek tercih etmesem bile bir martini içmek istedim.
Beyrut’un ortasında bu kadar iyi bir şekilde hazırlanmış bir martini içeceğimi hiç düşünmüyordum. Önce buzluktan çıkardığı mixing glass’a, tekrar buzluktan çıkarttığı aletleriyle buz koydu, sonrasında oda sıcaklığındaki cini ve çok azıcık vermut ekledi; Beyrut'ta içtiğim en iyi martiniydi. Burada bir menü yok, kokteyller ise 13-16 dolar arasında değişiyor. Ardıç tadını pek sevmesem de arada bir martini içmek gerek, kokteyllerin mantığını anlamak için en azından.
Al Zouhour
Beyrut çok değişen bir şehir, her nesilde farklı trendlerin hüküm sürdüğü içkili mekanlarda, ara sokakta kalmış bir ocakbaşı Al Zouhour. Aynı Türkiye’deki ocakbaşı mekanları gibi, halihazırda yanan büyük mangalın etrafında etler pişerken, siz dolaptan farklı markalardan servis ettikleri araklar ile tek başınıza keyfinize bakıyorsunuz.
Yemekler keyifli, ben yediğim tavuk şişlerin yanında bir bardak kadar arak içmek istediğimden ve arak genel olarak tek başına satılmayan bir ürün olduğundan 5 cl’lik ufak, hani uçaklarda servis edilen o şişelerden, sipariş ettim. Geleneksel, genel olarak turistik olmayan bir yerde bulunan bu mekanın fiyatları makul. Şarap ve bira da olduğunu eklemem gerekiyor, hatta bazı bilindik viskiler bile var lakin yemekler ile nasıl eşleştirmeler yapacağınız tamamen sizin keyfinize kalmış.
Fat Monk
Beyrut’ta içki fiyatları mekanlarda yüksek, hatta Batı Avrupa standartlarında olabilir. Bir kokteyle 10 dolardan fazla ödemek normal bir şey, dışarıda bulunabilen biralar ise genel olarak Beyrut’un ve Lübnan’ın lokal biraları. Biraz farklı şeyler denemek, güzel bir bira gecesi yaşamak için Fat Monk’a gidebilirsiniz. Sipariş ettiğiniz biraları orada içebilir, veyahut kaldığınız yere götürebilirsiniz. Onlarca Belçika birasını deneyimleyebilirsiniz, hatta bazılarını fıçıdan bile içebilirsiniz. Buranın menüsü gerçekten zengin, neredeyse her çeşit Belçika birası var. Beyrut gezinizde ufak bir Belçika birası molası vermek için uğramalısınız.

Abu Elie's, The Red Night
Vietnam’ın kurtarıcısı Ho Chi Minh’in gözlerinin içine bakarak kim bira içmek istemez ki? Hamra’nın uçlarında kalan bu bar, dışarıdan çok iç açıcı gözükmese bile, içeriye girdiğiniz an 1980’lere, sol hareketin içine yeniden doğuyorsunuz. Duvarlar Filistin, Lübnan ve Küba’dan yüzlerce resim ile kaplı. Hatta duvarlarda, çalıştığına emin olduğum Sovyet döneminden kalma birkaç adet silah bile bulunmakta.
Kırmızının ve gözlerin tüm duvarları kapladığı bu barda, basit bir menü var, ben kendi fıçı biralarını denedim. Zaten böyle yerlere içecek için değil kültürü için gelirsiniz. Ufacık bir bar lakin tamamen dolu, oturacak yer bulmak biraz zor oldu, diğer barlar bomboşken. Farklı bir şeyler deneyimlemek için kesinlikle gidilmeli.
Ales and Tales
Lübnan özellikle savaşın yaralarını sarmaya çalıştığı lakin patlamalar ve ekonomik kriz ile boğuştuğu şu on yılda bir alan konusunda önemli başarılar elde ettiyse o da dünyaca ödüllü bazı alkollü içkiler üretmek olabilir. The Three Brothers Bathtub Gin bunlar arasında en ünlülerden biri. Dünya Cin Ödülleri’nde 2022 yılında en iyi karışım ödülü alan cinin hikayesi ise acıklı. Cini seven kardeşlerini bir trafik kazasında kaybetmeleri üzerine, en iyi cini üretmek için yola çıkan kardeşler gerçekten harika bir iş çıkartmış.
Ben daha önce ne hibiskuslu, cin likörü tarzında hazırlanmış hâlini ne de kendisini denemiştim. Burada bir farklılık olarak, markanın en prestijli kokteyl barı olan Ales and Tales’de, vermutsuz bir martini olarak denedim. Zaten bu cin markasının amacı, kokteyllerde değil de kendi başına da içilebilen bir sipping gin yaratmakmış. Tamamı Lübnan’dan gelen, servi ağacından tutun keçiboynuzuna farklı aromalara sahip bir cin. Barın atmosferi ise modern; kokteyl yapma konusunda hevesli ekibi, bana kendi ürettikleri arakı tattırdı, sonrasında ise zahter ile tatlandırılmış bir cin kokteylini denettirdi.
Aynı firmanın Lübnan’da farklı temalarda barları var: Li Beyrut, Rabbit Hole, Chaplin, Jerry Thomas Experience... Bunlar genel olarak birbirine yakın barlar, Hamra’nın sokaklarında rastlayabilirsiniz.

Hamra Express
Ben bu bara arak içebileceğim geleneksel bir yer ararken, tamamen yanlışlıkla gittim. Sahibi boynundaki kırmızı fuları ve şapkası ile sizin keyif aldığınızdan emin oluyor. Eski, farklı dönemlerden objeler ile süslü tahta barda, Hamra’nın o meşhur bar sokaklarından birinde keyifli vakit geçirebilirsiniz. Ben burada arak denedim, sert olduğu için biraya döndüğümü belirtmem gerek.
Captain's Cabin
Hamra’nın ara sokaklarından birinde, pek de ilgi çekici gözükmeyen bir bar olan Captain’s Cabin, içeri girdiğiniz an size 1980’lerin o eski spor, gençlik barlarını hatırlatıyor. Bilardo salonu ve denizcilik temalı dekorasyonu ile duvardaki nesneleri izlerken biranızın ne ara bittiğini anlamıyorsunuz bile. İçerisi Lübnan’da gördüğüm neredeyse en büyük bar alanlarından biri. Eskisi kadar misafiri olmayan bu bar, ucuz biraları ve genç arkadaş gruplarının enerjisi nedeniyle tercih edilebilir.
Beyrut'u evinize getirecek o kokteyl: Rakı-arak basil!
Bu kokteyli ben yaratmadım, Fatih Akerdem’den ödünç alıyorum. Kendisi rakılı kokteyl fikrinin en önemli öncülerinden biridir. Yaklaşık elli yıldır barın arkasında olan Fatih Bey, belki dünyanın en kompleks şehirlerinden biri olan Beyrut’a gitmiş olsaydı, kenti böyle basit ve ferah bir kokteylle anlatırdı. Gin Basil’in ne kadar meşhur olduğunu anlatmıştım, hadi şimdi onu arak, Türkiye’deki karşılığı olan kuzeni rakı ile yapalım.
Malzemeler:
60 mililitre rakı (Eğer elinizde varsa arak. Arak ile yaparsanız şekerini çok az daha fazla koymayı unutmayın.)
6-8 yaprak fesleğen
30 mililitre limon suyu
20 mililitre şeker şurubu
Öncelikle karıştırma kabınıza fesleğenleri ekleyin, bir tokmak veyahut sert bir cisim yardımıyla fesleğenleri ezin. Bu aromatik yağlarının ortaya çıkmasına ve içeceğinize geçmesine sebep olacaktır. Sonrasında malzemeleri önce şeker şurubu sonra limon suyu en son da baz alkolünüz olacak şekilde ekleyin. Eğer arzu ederseniz köpürtücü kullanabilirsiniz. Önce tek başına sonrasında ise buz ile çalkalayın. İki kez süzeceğiniz kokteyli, kısa bir bardağa ekleyin. Tadını hafifletmek isterseniz biraz soda ekleyebilirsiniz, hatta içine çok az chili biberi ekleyerek, kokteylinizi yazın sizi hem terletecek hem de ferahlatacak acı bir kokteyle bile çevirebilirsiniz.
Beyrut’tan almanız gereken şişeler
Dikkatinizi çekmek istediğim önemli bir husus bulunmakta: Eğer Şam üzerinden geçecekseniz alkollü içkiler 2026 Mart’tan itibaren sıkılaştırılan kanunlar yüzünden bazen sıkıntı çıkartmakta. Three Brothers Bathtub Gin almanızı tavsiye ederim. Sadece buzla büyük bir keyifle içebileceğiniz bu cin, cini önde tutan kokteylleri çok farklı bir seviyeye çıkartacaktır. Ales and Tales’in de içinde bulunduğu bar grubunun barlarından temin edebilirsiniz; yeni yeni şarap ve arak da üretmeye başlayan grubun diğer içkileri de denemeye değer.
Arak Fakra: Lübnan’ın yerel içkisi olan arak, farklı kalitelerde ve farklı fiyatlarda üretiliyor ve tüketiliyor. Bazı şişeler o kadar ucuz ki camdan bile yapmaya tenezzül etmemişler. Arak Fakra ucuza alabileceğiniz belki de en kaliteli arak. Daha premium şişeleri de olsa ben klasik %55 alkollü olanını deneyimledim.
