GÜNCEL SANAT

AVM'de dört yılın belgeseli: 'Secret Mall Apartment'

Yönetmenliğini Jeremy Workman'ın üstlendiği "Secret Mall Apartment", 2024 SXSW’teki dünya prömiyerinin ardından geçen ay izleyiciyle buluştu. Belgesel, Rhode Island’ın en büyük kenti Providence’ta bir AVM’nin içine gizli bir daire inşa eden ve bu dairede dört yıl geçiren sekiz genç sanatçıyı konu alıyor.

DENİZ AYTEKİN
DUENDE · 29 MAYIS 2025
2 DK OKUMA

Yönetmenliğini Jeremy Workman'ın, yapımcılığını ise Jesse Eisenberg’ün üstlendiği Secret Mall Apartment (Gizli AVM Dairesi), 2024 SXSW’teki dünya prömiyerinin ardından geçen ay izleyiciyle buluştu. Bir buçuk saatlik belgesel, Rhode Island’ın en büyük kenti Providence’ta kentsel dönüşüm çalışmaları kapsamında inşa edilen bir AVM’nin içine gizli bir daire inşa eden ve bu dairede beklenmedik biçimde dört yıl geçiren sekiz genç sanatçıyı konu alıyor.

Providence, 1990’larda farklı disiplinlerden geniş bir sanatçı ağına ev sahipliği yapıyordu. Bunun temel nedeni bir zamanlar sanayi bölgesi olan mahalledeki terk edilmiş fabrika binalarının işçi sınıfı ve bağımsız sanatçılar tarafından uygun fiyata kiralanarak yaşam alanı, atölye ve konser salonu olarak kullanılabilmesiydi. Secret Mall Apartment’ın merkezindeki Michael Townsend de bu sanatçılardan biri. Rhode Island School of Design’da (RISD) yaz okulunda ders veriyor ve gündelik yaşamla sanat arasındaki sınırların bulanıklaştığı projelere imza atıyor.

Michael aynı zamanda kentin underground sanat merkezi Fort Thunder’ın müdavimlerinden. Burası sanat okulu öğrencilerinin konser, sergi ve performans merkezlerinden biri olarak dünyaca üne kavuşmuş; Providence çıkışlı noise gruplarının ve dinleyicilerinin sıklıkla zaman geçirdiği bir buluşma merkezine evrilmiş.

1999 yılında Providence, soylulaştırma ve kentsel dönüşüm projelerinin yeni hedefi hâline geldiğinde, civarda yaşayan işçiler ve sanatçılar, yaşam alanlarını terk etmek zorunda kaldı. Müteahhitler piyasanın çok altında fiyatlara satılan arazileri satın alarak fabrika binalarını teker teker yıkmaya başladı. Soylulaştırma projesinin merkezinde ise dev bir alışveriş kompleksi yer alıyordu: Providence Place.

O yıllarda Rhode Island yönetimi, başkent Providence’ın yol üzerinde, içinden geçip gidilen bir kent olmasından rahatsızdı; buradaki yaşamı ve ekonomiyi hareketlendirmek, bölgeyi bir “cazibe merkezi” hâline getirmek istiyordu. Projenin kalbindeki Providence Place, kenti ikiye ayıran nehrin üzerine kurulu, iki kanattan oluşan devasa bir kompleks olarak tasarlandı. Öyle ki inşası için tren yolunun güzergahı ve nehrin yatağı yeniden düzenlendi.

Belgeselde yer alan eski görüntülerde kent sakinlerinin AVM içerisindeki mağaza profillerinin ekonomik olarak kentlileri aştığına, değil alışveriş yapmak yemek yemenin bile bütçelerinin üzerinde kaldığına ve binanın daha düşük gelirli kesimin yaşadığı doğu kısmına açılan bir kapısı bile olmadığına, kısacası burada istenmediklerine şahit oluyoruz. Bu anlamda Providence Place, Şirinevler ile Ataköy’ü bıçak gibi ayıran o meşhur üst geçidi andırıyor.

Townsend ve arkadaşlarını bu herkesin gözü önünde yapılan ancak kimsenin fark etmediği sanat projesini hayata geçirmeye iten, bardağı taşıran son damla ise AVM’nin televizyonlarda yayımlanan bir reklamı oluyor. Reklamda, bina içerisinde dolaşan bir kadın bu yeni merkezin ne kadar harika olduğunu anlatırken “Keşke burada yaşayabilseydim o zaman hayat çok daha kolay olurdu” diyor. 

  • Townsend’in o dönemki partneri, kent planlamacılarının eski fabrikalar gibi kullanılmayan alanları değerlendirme gayretiyle kenti dönüştürdüğü bir ortamda, kimsenin dikkatini çekmeden kısa bir süreliğine AVM’nin köşeye sıkışmış boş bir alanında zaman geçirme fikrini ortaya atıyor ve olaylar böylece başlıyor.

Sekiz arkadaşın, bir hafta boyunca bir alışveriş merkezinde yaşamak üzere başlattığı sanat projesi; AVM’nin iki kanadı arasında kaldığı için kimsenin fark etmediği, kullanılmayan bir alanda adım adım inşa ettikleri 70 metrekarelik bir eve dönüşüyor. Dayayıp döşedikleri bu alana 2,5 ton tuğla taşıyarak özel bir duvar örüyor; bir kapı takıyor; hatta burayı sanat kolektiflerinin buluşma mekanına çeviriyorlar. Proje, Townsend’in yakalanıp tutuklandığı ve Providence Place’e girişinin yasaklandığı güne kadar sürüyor.

Belgeselin büyük kısmı, Townsend’in avuç içi büyüklüğündeki düşük çözünürlüklü dijital bir fotoğraf makinesi ile kaydettiği görüntülerden oluşuyor. Kameranın boyutu sayesinde sekiz arkadaş AVM yönetimi ve güvenlik görevlileri fark etmeden koridorlarda dolaştıkları, yemek katında müşterilerden kalan yemekleri yedikleri, proje hakkında konuştukları, daireye çıkan dik metal merdivenden koltuk, büfe, televizyon gibi ev eşyaları taşıdıkları, acil çıkışları ve tren yoluna bağlanan dar geçiti kullanarak içeriye tuğlaları getirdikleri ve hatta güvenliğe yakalanıp atlatmayı başardıkları anları kaydetmeyi başarmış.

Burada akıllara takılan soru, sekiz gencin yıllar boyunca nasıl olup da kimsenin dikkatini çekmeden saatler boyunca açık alanlarda zaman geçirdiği, yasak bölgelere girip çıktığı ve tabii merkezin içerisinde alternatif bir yaşam alanında konakladığı. Ve kimlerin bu görünmezlik ayrıcalığına sahip olabileceği.

Townsend’in 2007’de yakalanmasından bu yana kimlikleri açıklanmayan diğer yedi üye, belgesel için ilk kez kamera karşısına geçerek süreci anlatıyor. Anlatılarına; kolektifin o dönemde imza attığı diğer projelerden görüntüler, gazete küpürleri ve haber arşivleri eşlik ediyor. Ayrıca fikir ayrılığı yaşadıkları anlara da yer veriliyor. Belgesel, bir stüdyo içinde aslına uygun şekilde yeniden inşa edilen daire replikasında yaptıkları buluşmayla tamamlanıyor.

Secret Mall Apartment, Jeremy Workman ve Jesse Eisenberg’in, New York sokaklarını adım adım dolaşan Matt Green’in hikayesini anlatan 2018 tarihli The World Before Your Feet belgeselini andırıyor. Burada da alınıp satılabilen ya da tekrar edilebilen sanat eserlerinin aksine, yalnızca bir kez ve belirli kişilerin deneyimleyebildiği, gündelik yaşamla sanatsal performans arasındaki sınırların bulanıklaştığı, protest bir müdahale karşımıza çıkıyor.

  • Son olarak: Providence, Fort Thunder ve noise denince aklına iki kelime gelen müzikseverleri belgeselde minik bir sürpriz beklediğini de ekleyelim.

Zarif, sade ve seçkin
bir yaşam rehberi.

Aposto Magazine haftada 3 gün e-posta kutunda.

Zevk, zanaat ve ritüel üzerine satırbaşları, keşifler ve incelemeler.