Backrooms: Hayatında hiç köpek görmemiş biri nasıl bir köpek çizer?
Yılın merakla beklenen korku filmlerinden, genç yönetmeni Kane Parsons’ın aynı adlı kısa filmi ve YouTube serisinden uyarlanan "Backrooms", liminal alanların doğasındaki tekinsizlikten besleniyor.

Film: Backrooms
Yönetmen: Kane Parsons
Yapım yılı: 2026
Süre: 110 dakika
Rüya görmeye alışık ve rüyalarını hatırlayan biriyseniz kendi tecrübelerinizden bildiğiniz değilseniz de Leonardo DiCaprio’nun Inception’daki karakterinin öğretilerinden öğrenmiş olabileceğiniz gibi rüyaların başını, rüyalarda bulunduğumuz ortama ve duruma nasıl geldiğimizi ya da her şeyin nasıl başladığını hatırlamayız. Kane Parsons’ın 7 Ocak 2022’de YouTube kanalına yüklediği ve bugün itibarıyla 80 milyona izlenme rakamına yaklaşmış kısa filmi The Backrooms (Found Footage), başarısını bence tam olarak bu rüya gibi hâline borçlu.
Kısa film, 90’lar öncesinde ilk denemelerine yine korku sinemasına rastlanan fakat asıl popülaritesini 1999 tarihli The Blair Witch Project’e borçlu olan, 2000’lerde bize REC filmlerinden (2007-...) Cloverfield’a (2009), Chronicle’dan (2012) Late Night with the Devil’a (2024) birçok kalburüstü korku filmi bahşetmiş "buluntu görüntü" alt türünün mükemmel bir örneği. Kamerayı elinde tutan kişinin kim olduğunu bilmediğimiz gibi, onun filme adını veren backrooms’a nasıl girdiğini, buranın ne ya da nerede olduğunu, kısacası her şeyin nasıl başladığını bilmiyoruz. Tıpkı bir rüyada olduğu gibi...

Yönetmen Kane Parsons, Chiwetel Ejiofor ile Backrooms setinde | Kaynak: TME Films
Sonradan bir web serisine dönüşecek, 20 yaşındaki Kane Parsons’ı A24’un teklif götürdüğü en genç yönetmen haline getirecek The Backrooms (Found Footage), yönetmen için gerçekten bir rüya olabilir ama konusunu (ve türünü) düşününce kabustan farksız tabii ki: Terkedilmiş, sarı duvar kağıtlarıyla kaplı, labirenti andıran bir plana sahip, floresan ışıklarla aydınlanan, penceresiz bir mekanda çaresizce dolanan kahramanımızın karşısına çıkanlar (ve hatta daha çok karşısına çıkabileceğini düşündüklerimiz) benzerine az rastlanan bir minimal korku filmi çıkarıyor ortaya. Sadece 9 dakikada...
Film bizi başlangıcından haberdar etmemeyi seçtiği gibi, sona erdiğinde de bizi hiçbir sorumuzu yanıtlamamış, hiçbir şeyi açıklamamış bir şekilde, sadece olağanüstü bir huzursuzluk ve tekinsizlik hissiyle bırakıp gidiyor. Parsons’ın ilk uzun metrajlı filmi, senaryosunu Will Soodik’in yazdığı, A24 etiketli Backrooms, atası olan kısa filmin görsel dünyasını, atmosferini ve yaratıcılığını ödünç alırken ve bu kulvarda bayrağı başarıyla taşırken, ondan farklılaştığı yer bir şeyleri açıklamak ve soruları yanıtlamak konusundaki ısrarın onu saptırdığı yol oluyor.
9 dakikalık bir fikir filmini 110 dakikalık bir uzun metrajlı filme genişletmek pek tabii ki bir hikayeye oturtma zorunluluğunu beraberinde getiriyor. Tam da bu zorunluluk nedeniyle Backrooms, kısa filmin özünden saptığı gibi başarısını da yakalayamayacak gibi duruyor.

Chiwetel Ejiofor, Backrooms | Kaynak: TME Films
Backrooms, merkezine mimarlık diplomasına sahip olasa da bir mobilya mağazası işletmek zorunda kalmış, eşinden ayrılmanın eşiğindeki Clark (Chiwetel Ejiofor) ve terapisti Mary’i (Renate Reinsve) alıyor. Geceleri mobilya mağazasında uyuyan Clark, mağazanın alt katında sonsuzluğa açılan bir dünya (backrooms) keşfediyor. Burayı haritalandırmayı, anlamlandırmayı kafaya takıyor. İki çalışanını peşinden sürüklediğinde backrooms gizemli işvelerini bir kenara bırakıp korku dolu dünyasının kapılarını açıyor. Clark’ın seanslarını kaçırmasından endişelenen terapisti onun peşinden gidiyor ve böylece backrooms anlam kazanmaya, danışan ile terapist kendi geçmişleriyle yüzleşmeye başlıyor.
Backrooms, ana karakterlerini aralarında bir danışan-terapist ilişkisi olan iki kişi olarak seçiyor zihnimizi ve bilinçaltımızı terapistimize açtığımız o savunmasız, saf ve karşılıklı güvene dayalı ilişkiyi sağlam bir metafor olarak kullanıyor. Clark, backrooms’u ilk tasvir etmeye çalıştığında "hayatında hiç köpek görmemiş birine köpeğin ne olduğunu anlatmak ve sonra ondan bir köpek çizmesini istemek gibi" benzetmesi yapıyor örneğin. Filmin sırtını dayadığı 'liminal alanlar' kavramının deforme olmuş bir versiyonuyla daha da tekinsiz hale gelişini açıklayan bu benzetme, bir yandan da terapistimize anlattıklarımız ile onun anladıklarının birebir örtüşmeyebileceğine de işaret ediyor.
Terapist 'köpeğin' ne olduğunu tam olarak anlayamadığında çizdiği köpek aynı olmadığı gibi, zihnimizin içinde dolaşırken de doğru haritayı çizemediği için bize yol gösteremediği gibi kendisi de kaybolabilir diye düşünüyorum. Ama Backrooms’un bana anlattığı 'köpekle' benim çizdiğim de aynı çıkmıyor; filmin sonuna yaklaştıkça düşündüklerimin beni filmden uzaklaştırdığını, filmin yanıt arama ve izleyiciyi çözüme ulaştırma takıntısının beklentimi karşılamadığını fark ediyorum.

Renate Reinsve, Backrooms | Kaynak: TME Films
Geceyarısı boş bir havaalanı terminali, yaz tatili sırasında bir okul koridoru ya da sabah erken saatlerde bir otel koridoru... Türkçede 'geçiş alanı' ya da 'eşik alanı' da diyebileceğimiz 'liminal alan' / 'liminal space' kavramını bilmeyenlerin çoğu Backrooms’un pazarlama stratejisi sayesinde duymuş olabilir; en kötü ihtimalle şu an, bu yazı sayesinde duyuyor. Backrooms’un yeniden gündeme getirdiği liminal alanlar, biz milenyaller için çok da yabancı değil aslında: Yaşıtlarımın aklına ilk Windows masaüstü bilgisayarlarının ekran koruyucuları ya da belki Dawson’s Creek’in Joey ve Pacey’i gece bir hipermarkette mahsur bırakan o muhteşem bölümü geldi bile...
Liminal alanların doğasındaki tekinsizlik, Backrooms’un doğasının yapıtaşı gibi... Bu tekinsizlik hissi, kimin tuttuğunu bilmediğimiz bir hareketli kameradan izlendiğinde çok daha korkutucu ve çok daha içselleştirilebilir olsa da, uzun metrajlı filmin ihtiyaç duyduğu çatı hikaye, birden fazla karakterler ile onların karakter gelişimleri 'liminal alan' deneyimini her yeni açılan pencereyle biraz daha etkisiz kılıyor. Artık kamerayı tutan biri değil, kameranın gördüğü birileri var. Sadece o kişinin değil, onun zoruyla ya da onun peşinden oraya girenlerin de neden ve nasıl backrooms’a girdiğini biliyoruz. Backrooms’da gördüklerimiz saf bir tekinsizlik ve huzursuzluk hissi yaratmak için değil, belli amaçlar uğruna, tanıdığımız karakterlerin bilinçaltının izdüşümleri olarak oradalar. The Backrooms (Found Footage) basit bir his arayanların, korkuyu hissetmek isteyenlerin ve bilinmeze doğru koşanların filmiyken, Backrooms yanıtların ve açıklamalara ihtiyaç duyanların ve aldıkları yanıtlarla parasının karşılığını alacağını düşünenlerin filmi sanki.

Backrooms | Kaynak: TME Films
Kane Parsons’ın son yılların en yaratıcı zihinlerinden ve korku sineması adına en heyecan verici keşiflerinden olduğuna tüm dünya hemfikir, ben de. Fakat ilk uzun metrajlı filmi, niş bir kitle tarafından baştacı edilecek denli tutmuş bir formülü daha geniş kitlelere yayma isteğinin getirdiği dezavantajların ve pazarlama stratejisinin yükselttiği beklentilerden olumsuz etkilencek gibi duruyor.
Filmin içeriği ve biçimi bir kenara bırakıldığında, yılın bir diğer çarpıcı ve sarsıcı korku filmi ve yakın gösterim tarihleri sebebiyle en büyük rakibi Obsession’dan ayrıştığı nokta da bu: Curry Barker’ın Blumhouse etiketli filmi, sessiz sedasız bir pazarlama stratejisi ile yola çıktı ve kulaktan kulağa pazarlamanın etkisiyle ilk hafta değil, sonraki haftaları hedefledi. The Hollywood Reporter’ın haberine göre 750 bin dolar bütçeli film, Noel dönemi dışında ilk iki hafta sonu gişe rakamları arasındaki en büyük artışı (17.2 milyon dolardan 23.9 milyon dolara, %40’a yakın bir artış) gösteren film olarak tarihe geçti. Bu, birçok filmin ilk haftadan sonra düşüş ivmesi gösterdiği günümüzde, heleki bir korku filmi için çizgidışı bir gösterge.
Backrooms’un gişede hiç de aşağı kalır bir yanı olmayacağını düşünüyorum. Hatta 10 milyon dolar bütçeli film, henüz gösterime girmeden, ABD’deki ilk hafta sonu ön bilet satışları ile bütçesini çıkardı ve ilk hafta sonunda hedeflediği 50-60 milyon dolar gişe rakamına doğru emin adımlarla ilerliyor. Obsession’ın aksine açılış hafta sonunu hedefleyen Backrooms’un bu seçimi, benim gibi kısa filmi izlediğindeki kadar etkilenmeyecek izleyecinin kulaktan kulağa etkisini yaratmayacağı düşünüldüğünde oldukça doğru bir seçim. Üstelik şimdiden henüz ortada olmayan ikinci projesi için A24 ile anlaşan Kane Parsons’ın bir sonraki filmi için de heyecan verici bir başlangıç.
Nerede izleyebilirsin? Backrooms, 29 Mayıs’ta gösterime girdi.
Benzer işler:
- Vivarium (2019, Lorcan Finnegan)
- Exit 8 (2025, Genki Kawamura)