Binalar neden artık eskisi gibi 'süslü' değil?
Tarihin ve toplumsal olayların binaları nasıl değiştirdiğini ve geçmişin detaylı mimarisinden bugünün daha sade yapılarına nasıl geldiğimizi Erginoğlu & Çalışlar Mimarlık kurucu ortağı Kerem Erginoğlu ve SO? Mimarlık ve Fikriyat kurucu ortağı Sevince Bayrak’la birlikte inceledik.

Yüzyıllar önce inşa edilmiş bir yapıyla bugün yapılan bir binanın farklılıkları çoğu zaman ilk bakışta bellidir: Birinde oyulmuş taşlar, heykeller, sütunlar ve süslemeler öne çıkarken diğerinde daha sade yüzeylerle; cam, çelik ve beton gibi malzemelerle karşılaşırız. Ancak bu değişim, yalnızca geçmişte binaların daha “süslü” olmasıyla açıklanamayacak kadar uzun bir hikayenin sonucu.
Mimarlık, tarih boyunca dönemin inançları, iktidar biçimleri, toplumsal ihtiyaçları, mevcut malzemeleri ve yapım teknolojileriyle birlikte şekillendi; farklı dönem ve coğrafyalarda farklı mimari stiller ortaya çıktı. 4. yüzyıldan 15. yüzyıla uzanan Bizans mimarisinde kubbeler, anıtsal dinî mekanlar ve mozaikler öne çıkarken 15. yüzyıl İtalyası’nda yükselen Rönesans mimarisi, Antik Yunan ve Roma mirasını yeniden yorumlayarak simetri, oran ve klasik mimari öğeleri farklı bir anlayışla ele aldı.
Yazının devamı Aposto Premium'da.
Premium üyeler tüm yazıları okur. Üye değilseniz, Magazine'e kaydolup kapakları ve seçilmiş yazıları e-postanızda alabilirsiniz.