Canan Sancak: Asıl yıpratıcı olan gerçeklerin kendisi değil, onlardan kaçma çabası
Canan Sancak'ın farklı coğrafyalara ve iklimlere uzanırken modern zaman kahramanlarının savaşlarına odaklanan 11 öykülük yeni kitabı "Kalp Bir Kastır Yorulur" ile okurunu "sekizinci iklim"e çağırıyor. Pek güvenli, rahat ve huzurlu olmayan alana...

"Saklı olanı ve gölgelerde kalanı açığa çıkarmakla ilgileniyorum."
Bir Michael Haneke filmi kahramanına aitmiş hissini veren bu ifade, ikinci öykü kitabı Kalp Bir Kastır Yorulur'u okurlarıyla buluşturan Canan Sancak'ın yazarlık mottosunun ifşası gibi. Devamında da edebiyat uğraşının sınırlarını çiziyor:
"Edebiyat, örtülerin ya da maskelerin aralandığı, insanın özüne yaklaştığı anlarda değerli ve anlamlı."
Farklılıkların hayatımızı zenginleştirdiğini düşünürüz. Bunu bize kim öğrettiyse artık... Sürekli peşinde koşsak da farklılıklar huzursuzluk kaynağıdır. Öte yandan "fark"ı yaratmak yetenek, tutku ve özellikle "yorgun kalpler" için ihtiyaç meselesidir, olan hayatın olası hayata cevabıdır. Kalp Bir Kastır Yorulur derken "farklılık" iddiasını ortaya koymuş Canan Sancak.
Çoğumuz bırakın konfor ve güvenlik alanın dışına çıkmayı sözüne bile tahammül etmiyor. "Öteki"nden, ötekilikten, sürüden ayrılandan, hayattan kopandan/koparılandan, çirkin ördek yavrusundan kaçıyor. Canan Sancak'ın öyküleri ise okurunu "sekizinci iklim"e çağırıyor; pek güvenli, rahat ve huzurlu olmayan alana:
"Dünya mı daha hızlı döner, kalp mi daha hızlı atar? Yaşarken şöyle düşünürüz: Duygular geçici, tutkular akıldışıdır..."
"Midesinde ölü bir kalple bir taksinin farlarını görmek için bekliyor..."
"Çok başka bir hayat yaşabilirdi aslında. Hem... herkes karısını her daim, çocuklarını ara sıra sıkıcı bulmakta özgürdür."
Farklılıklar huzursuzlanma, tiksinme ve suçlama gerekçesidir de. Oysa iki taraf da birbirlerine karşı birer adım atsa dünya daha merhametli yer olurdu.
Arada kalmışların, farklı olanların, farklılığının farkında olmayanların, kalbi yorulanların öyküleri bende ne etki yarattıysa onları sormaya çalıştım yazarına. Bunu yaparken de "büyük bir meydan okuma" olarak gördüğüm bir kitabın "cesaretiyle farklı" yazarını da tanımaya çalıştım...
Yazar, okuru için her yönüyle merak konusudur. Mesela yazmaya nasıl başladığı, yaşadığı zorluklar, hayal kırıklıkları...
Başkalarının öykülerini ve kendi öykülerini anlatmaktan hoşlanan aile üyeleriyle, yakın akrabalarla büyüdüm. Bir bakıma bu, ailenin doğal diliydi. Hemen hepsinin anlatacak komik, acıklı, tuhaf hikayeleri vardı. Tıpkı Marquez gibi, büyülü öykülerimi özellikle babaanne masallarına borçluyum.
Kendime dair hatırladığım en eski şey yazar olmak istediğimdir. Ailedeki ve okuldaki öğretmenlerin desteği bana bu açıdan daima cesaret verdi. Her birinin varlığı büyük şanstı. Hiçbir zaman derin bir umutsuzluğa kapıldığımı hatırlamıyorum. Elbette zorlandığım, yavaş ilerlediğini düşündüğüm dönemler oldu. Kolay olmasını beklemiyordum fakat yazarlık göründüğünden çok, çok daha zorlu bir yolmuş.
Yazmak, hayatınızın ne kadarını işgal eden bir uğraş?
Yazmak, zaman zaman bilinçli olarak ara vermiş olsam da, hayatımda her zaman kararlarımı şekillendiren en güçlü merkez oldu.
'Mahrem hayatlar ödünç alınmamalı'
Ciddi bir psikoloji eğitimi aldığınızı biliyorum. Sahada deneyiminiz de olmuş. Psikolojik birikimin ya da deneyimlerin kurguya, yazma uğraşına nasıl bir etkisi var?
İyi bir psikoloji eğitimi size ancak doğru yere bakmayı ve katmanları daha iyi görmeyi öğretir. Bakışı keskinleştirir. Bu yüzden bir yazar için zaman kazandırıcıdır. Bunun ötesinde ise bence belirleyici olan çok okumak ve farklı alanlardan beslenmek.

Gerçek bir kişinin psikolojik derinliğine inebiliyor olmak, onu bir kurgu kişiliğine dönüştürmek isterken bir zenginlik katıyor mu?
Gerçek insanların psikolojik derinliğini kavrayabilmek, elbette kurgu bir karakter yaratırken yazara zengin malzeme sunar. Böylece kurmaca karakter deneyimin, hayal gücünün ve bilginin birleşiminden doğabilir.
Burada bir parantez açmak isterim: Bir yazarın terapist kimliğiyle kurmaca metin üretmesini etik açıdan sorunlu buluyorum. Terapist ve yazar kimlikleri birbirine karışmamalı; en fazla birbirlerine teğet geçebilirler. Kurmaca; mahrem yaşam öykülerini ödünç alarak değil, onları dönüştürerek var olmalıdır.
İtalyanca eğitimi de aldınız. Bu okuma seçimlerinizi etkiledi mi?
İtalyanca öğrenmeye Cesare Pavese’nin şiirlerini orijinalinden okuyabilmek için başladım. Pavese’yle tanışmamı sağlayan ise Tezer Özlü’nün kitaplarıdır. Ben de tıpkı onun gibi Torino’ya, Pavese’nin bugün müze olarak kullanılan evine gittim. Daha sonra Torino Üniversitesi’nden tanıştığım akademisyenlerin de etkisiyle Venedik Ca' Foscari Üniversitesi’nde okuduğum dönemde Dante, Petrarca ve Leopardi gibi eski gelenekten gelen şairlere yöneldim. Bu süreç yalnızca okuma zevkimi değil, yazıya yaklaşımımı da etkiledi. İtalyan edebiyatındaki şiirsellik, mekan duygusu ve iç dünyaya dönük bakışı öykülerime bir nebze olsun yansıtabildiğimi umuyorum.
'Dürüst bir merakla...'
İnce bir mizah şalına sarılmış olsalar da öykülerinizde hâkim duygu hüzün. Öykülerin geneli insan ruhunun gri ve siyah alanlarında geziniyor sanki...
Saklı olanı ve gölgelerde kalanı açığa çıkarmakla ilgileniyorum çünkü. Anlatılmaya değer şeylerin bunlar olduğuna inanıyorum. İnsan gündelik hayatın içinde korkularını, arzularını ve çelişkilerini çeşitli şekillerde gizleyerek var oluyor. Edebiyat ise bu örtülerin ya da maskelerin aralandığı, insanın özüne biraz daha yaklaştığı anlarda değerli ve anlamlı.
Bu yüzden öykülerimde insan ruhunun karmaşık katmanlarına yer vermeye özen gösteriyorum. Bunu karamsarlıktan ziyade dürüst bir merakla yapıyorum. Gerçek benliğin en rahat ve en keyifli anlarda değil kırılma ve yüzleşme anlarında görünür hâle geldiğine inanıyorum. Mizah da burada devreye giriyor; karanlığın içindeki çatlaklardan sızan ışık gibi.
Kalp Bir Kastır Yorulur yeterince kışkırtıcı bir ifade. O gri ve karanlık alanlarda nasıl bir okuma deneyimi bekliyor okurları?
Kalp Bir Kastır Yorulur benim için dayanıklılığı ve kırılganlığı aynı anda taşıyan bir ifade. İstanbul’da bir kış Perşembesi'nde geçen 11 öykü, farklı coğrafyalara ve iklimlere uzanırken modern zaman kahramanlarının savaşlarına odaklanıyor. Kalbi çoğu zaman duyguların ve hatıraların metafizik merkezi olarak düşünürüz; oysa o sadece yorulan, yıpranan anatomik bir kastır. Aslında duyguları düşünceler aracılığıyla bedende hissederiz. Bu nedenle kalp ve duygular hakkında yazılmış, duygusal olmayan bir kitap olduğunu söyleyebilirim. Öyküler olaydan çok atmosfer üzerinden ilerliyor; okuru da büyük olaylardan çok bir ruh hâlinin içine davet ediyor.

Bir önceki kitabınızın kapağında da bir kalp illüstrasyonu var. Bilinçli bir tercih miydi bu tasarım?
Kesinlikle! Her iki yayınevinin tasarımcısı bu fikri mümkün kıldı. İlk kitaptaki kalp, aile ve kan bağı temalarının bir özetiydi; damarları ağaç dallarını andırıyor, yapraklarla çevreleniyor. İkinci kitapta ise kar küresinin içindeki anatomik kalbin, öykülerdeki kış atmosferiyle ve elbette kitap adıyla uyumlu olacağını düşündüm.
'Yalnızlık bir felaket değil'
Sizin de ilk öykünün kahramanı Terra Roza gibi "Acıklı şeyler çöplüğünüz" var mı?
Evet, elbette benim de bir "acıklı şeyler çöplüğüm" var. Yazarken biraz da onu karıştırıyorum. Yalnız beni geçmişin kendisinden çok, geride bıraktıkları ilgilendiriyor: Yaslar, özlemler, dönüşümler.
Zaten buruk bir nostalji de yayılıyor öykülerinizden...
Geçmiş bence bir hafıza ülkesi değil; biz görsek de görmesek de şimdinin içinde yaşamayı sürdüren canlı bir katman. Hem karakterlerimin ve yazdıklarımın hem de benim üzerimde sessizce etkisini sürdürüyor elbette.
"Terra Roza"da öyle bir yalnızlık vurgulanıyor ki... Bu duygu sizin için özel bir duyarlık alanı mı yoksa bir çaresizlik girdabı mı?
Yalnızlığı bir felaket olarak görmüyorum. Onu nasıl algıladığımızın ve nasıl doldurduğumuzun, kendimizle kurduğumuz ilişkiyle ilgili olduğuna inanıyorum. Bütün öteki yazarlar gibi ben de kişisel olarak yalnızlığı besleyici bulur ve kendi kendime vakit geçirmekten büyük keyif alırım. Yalnızlık benim öykülerimde çoğu zaman bir çaresizlik hâlinden çok, karakterlerin kendi seslerini duyabildikleri zorlu ama değerli anlar olarak yer bulur.
Öte yandan Kalp Bir Kastır Yorulur katı gerçekleri, keskin kontrastlarla dillendiriyor. Bu öyküleri okuyanlar sizin dünyaya çok karamsar baktığınız çıkarımında bulunurlarsa yanılmış olurlar mı?
Yanılmış olurlar. (Gülüyor.) Öykülerim karamsarlığın değil hakikatlerin ifadeleri bir kere. Söze döksek de dökmesek de bazı gerçekler varlığını sürdürür. Zorlu dönemeçler biz başka yöne baktığımızda ortadan kaybolmuyor. Hayatın yalnızca aydınlık taraflarından söz etmek bana eksik ve biraz da aldatıcı geliyor. Ben insan kalbinin zorlu deneyimler karşısında son derece dayanıklı olduğuna inanıyorum. Asıl yıpratıcı olanın gerçeklerin kendisi değil, onlardan kaçış çabası olduğunu düşünüyorum. Öykülerimde karanlıkla karşılaşan insanlar var; yönlerini de buluyorlar.
Ama ya Kalp Bir Kastır Yorulur öykünüz?
Evet, o öyküde biraz öyle bir hava var. Ben ironik bir tesadüf olarak kurgulamıştım; aynı gün içinde hem gaspa uğrayabilir ve hem bize acı veren deneyimlerimizi anımsayabiliriz. Bazı günler öteki günlerden daha tatsızdır, talihsiz durumlar yaşanmakta olabilir. Yine de kalp atmaya devam eder, zaman ise geçmeye... Bu dayanıklılığı mucizevi buluyorum.
Okur bir kurmacayı okuduğunda bir karakterin yarattığı/yaşattığı empati duygusunun çekimine kapılır. Lakin kahramanlarınız pek izin vermiyor buna.
Yazarken amaçladığım şey varoluşla, ilişkilerle veya kendileriyle hesaplaşma duygusu taşıyan ya da taşımış olan okurlarıma yalnız olmadıklarını hatırlatmaktı. Edebiyatın en büyük tesellisinin bu olduğuna inanıyorum. Belki de bir öykünün yapabileceği en değerli şey, okura kendi karanlığında tek başına olmadığını hatırlatmaktır.
Son soru okuma serüveninize dair olsun. Kitaplara nasıl yansıdı yılların okumuşluğu?
İlk kitaptaki öykülerimde özellikle Yahya Kemal'in izleri görülebilir. Ben öyküyü şiir ve romanla yakından ilişkili görüyorum, kimi zaman birbirlerinin yerine geçebileceklerine inanıyorum. Tanpınar, Yaşar Kemal ve Oğuz Atay edebiyatımızın en sevdiğim yazarlarıdır. Bu öyküler ise daha çok evrensel edebiyata açılıyor. Onlarda özellikle Latin Amerika, Japonya ve Avrupa edebiyatlarının izlerine rastlamak mümkün. Vargas Llosa, Doris Lessing, Melville ve Kawabata; çağdaşlardan ise Donna Tartt, Zadie Smith, George Saunders ve Murakami etkileri sezilebilir.
Kalp Bir Kastır Yorulur / Canan Sancak / Can Yayınları