GÜNCEL SANAT

Caz Datça’nın ritmine karışırken: DatJazz'da Melina ile Doğu Akdeniz müziği üzerine

Datça’nın doğası ve Akdeniz ruhunu cazla buluşturan DatJazz’ın ilk yılında festivaldeydik. Yunan ve Fransız kültürü arasında büyüyen genç sanatçı Melina ile buluştuk ve geleneksel ile moderni buluşturan Doğu Akdeniz müziği üzerine konuştuk.

EDA SOLMAZ
DUENDE · 24 AĞUSTOS 2026
4 DK OKUMA

Bu yıl, 19-23 Ağustos tarihleri arasında ilki düzenlenen DatJazz Festivali’ndeyiz. Festivalin ilk yılındaki hedefi konserleri daha erişilebilir kılmak, bölge halkını müziğin bir parçası hâline getirmek, tatil ajandalarında kendine yer edinmek ve tabii ki en önemlisi Akdeniz ruhunu yansıtan müziklere ev sahipliği yapmak. Festival programı bu hedefin izinde yerli ve yabancı müzisyenleri, farklı caz türlerini ve disiplinlerarası etkinlikleri biraraya getiriyor.

  • Festival deneyimi sahnedeki sanatçılarla sınırlı değil. Burada performanslar kadar konserden hemen önce yürüdüğünüz sokaklar, denize girdiğiniz koylar ve gecenin sonunda Datça’nın bir köşesinde devam eden sohbetler de festivalin parçası oluyor.

Beş günlük program kapsamında Datça Marina’da Mayan ve J’ale; Datça’da Melina, Naked ve Jülide Özçelik; Kairos Valley Wellness & Longevity Hotel’de ise İmge Mıngıroğlu’nu izleme şansım oldu. Datçalılarla yaptığım sohbetlerde, son iki yılda Datça’daki turist yoğunluğunun azaldığını ve festivalin bölge için bir can suyu olma potansiyeli taşıdığını sık sık duydum. 

Beni en çok etkileyen ise yemek yediğiniz ya da kapısından içeri baktığınız bir esnafın festivale geldiğinizi duyduğunda gösterdiği ekstra ilgi ve kibarlık ile karşılaması oldu. Bu sahiplenme sahnedeki yabancı müzisyenlere de yansıyordu. Sanatçıların yalnızca iyi performans sergilemekle kalmayıp karşılarındaki kalabalıktan ne kadar memnun olduklarını dile getirerek sahneden ayrılmalarına şahit oldum.

Datça’nın zaten yavaş akan, kendine özgü ritmiyle cazın doğaçlamaya açık dünyası da şaşırtıcı derecede iyi örtüşüyor. Burada caz, şehrin günlük hayatının üzerine eklenmiş bir etkinlik gibi değil; sokaklara, sofralara ve denize karışan doğal bir ses gibi duyuluyor.

Muğla Valiliği, Datça Kaymakamlığı ve Datça Belediyesi’nin katkılarıyla, e.t.c. events / collective tarafından düzenlenen festivalin arkasında Sıraç Aksoy, Ertan Tezcan, Ece Dönmez Koçkan, Ülker Uncu ve Ezgi Karadayı bulunuyor. Ekip için mesele yalnızca iyi müziği Datça’ya getirmek değil; cazın kentin kendi ritmiyle buluştuğu, yerel halkın da kendisini içinde bulduğu sürdürülebilir bir festival kültürü oluşturmak.

  • İlk yılındaki DatJazz’ın bunu ne ölçüde başardığını değerlendirmek için elbette uzun bir yol var. Ancak beş günün sonunda geriye yalnızca izlenen konserler değil, Datça’nın müzikle birlikte biraz daha hareketlendiği hissi kalıyor. Belki de festivalin hedeflerinden biri sonraki yaz yeniden gelmek için cazın yanına Datça’yı da sebep olarak koymak.

Festival sırasında Melina ile biraraya geliyorum. Sanatçı, ekibinde yer alan davul ve perküsyonların başındaki Doğan Yılmaz ile seyircinin ayağa kalkıp dans etmesini sağlıyor. Doğu Akdeniz’in sıcacık ruhunu sesine ve melodilerine taşıyan Melina ile müziğini konuşuyorum.

'Geleneksel sesler geleceğin müziğidir'

Fransız ve Yunan kültürleri arasında büyüdün. Bu iki kimlikten hangisi müziğin üzerinde daha belirgin bir etkiye sahip?

Kesinlikle Yunan kültürü diyebilirim. Çünkü müzikteki ilk aşkım. Evde her zaman dinlediğim sesler bunlardı. Ancak zamanla Fransız kültürü de müziğime bir şekilde sızdı. Şarkılara yaklaşım biçimim sanırım Fransa’dan geliyor. Yunanistan’da bu tür deneysel imkanlar daha kısıtlı. Özetle müziğimin kalbi ve ruhu Yunan, bakış açısı ve zihniyeti Fransız.

Evde hangi şarkıları dinleyerek büyüdün?

Çok fazla Yunan sanatçı... Eski Rebetiko şarkıcılarından Marika Papagika ve Marika Ninou gibi isimler benim için çok özeldir. Daha yakın döneme gelirsek Haris Alexiou ve Despina Vandi gibi isimleri de çok severim. Bunun yanında Mısır ve Lübnan pop müziğine örneğin Nancy Ajram’a bayılırım. Ve tabii ki Türk pop müziği. Türk müziğini de evde her zaman dinlerdik. Türk ve Yunan müziklerinin bazı açılardan birbirine inanılmaz benzediğini düşünüyorum. Özellikle Anadolu müziği ve o bölgenin ezgileri çocukluğumdan beri bildiğim Yunanistan ve Türkiye’nin ortak paylaştığı sesler. Son zamanlarda ise bir arkadaşım sayesinde bağlama çalan sanatçıları ve Alevi müziğini tanıdım. Bu köklü enstrümanların ve makamların dünyasını yeni yeni keşfediyorum. 

'Türk dinleyici müziği ruhunda hissediyor'

Peki, sence müzikte sınırların bir anlamı var mı?

Gerçekten yok. Sosyal medya olmasa bile müzik bir yolunu bulup seyahat ederdi. Dil ise müzikte hem önemli hem de değil. Müzik sınır tanımadığı için tek bir halka veya tek bir ulusa ait kılınamaz. Öte yandan her kültürün kendine özgü detaylarına saygı duymak ve onları araştırmak harika bir şey. Fransa ile Yunanistan’daki konserlerdeki insanların tepkileri aynı olmuyor. Sözleri anladığınızda müzik sizde farklı bir yere dokunuyor. Öte yandan Türk dinleyicilere ya da Fas’ta çaldığımızda insanların şarkı sözlerini anlamasalar bile müziği ruhlarında hissettiklerini görüyorum. Demek ki mesele sadece dil değil; melodiler, müziğin yapılış şekli ve hissettirdikleri...

Instagram hesabına baktığımda tren beklerken bile enstrümanını çıkarıp çaldığını görüyorum. Müziğinde doğaçlama ne kadar yer tutuyor?

Doğaçlamayı çok seviyoruz. Hatta buraya gelmeden hemen önce teknede bir video çektik ve tamamen anlık gelişen bir doğaçlamaydı. Doğaçlama, müziğimin ve canlı performanslarımın merkezinde yer alıyor; aynı zamanda bir şarkı yaratmanın ilk adımı. Konserlerde bile repertuvarım asla taşa kazınmış değildir, her zaman serbest bir alan bırakırım. Tabii ki belli kurallarımız var, tamamen kuralsız değiliz ama ben o kuralların içinde özgür olmayı seviyorum.

'Müziğimin tek bir kalıptan çıkmadığını anlamalarını isterim'

Müziğin hayatının anlamı olduğunu nasıl anladın?

Melina projesiyle ilk konserim Paris’teydi. Başka bir Yunan sanatçı olan Dafni Kritsaras’ın ön grubu olarak sahneye çıkmıştık. Gösteriden sadece yarım saat önce gelip “30 dakika çalar mısın?” diye sordu. Hazırda kurulmuş bir projem bile yoktu ama “Evet” dedim. Sahneye çıktığım an, “Tam olarak ait olduğum yerdeyim” diye düşündüm. Kulağa bir klişe gibi gelebilir ama doğduğumdan beri yapmam gereken şeyin bu olduğunu ve bu yolda devam etmem gerektiğini o an hissettim.

Müzik endüstrisinde bağımsız bir kadın sanatçı olarak karşılaştığın en büyük zorluk ne oldu?

Kesinlikle teslim tarihleri. Kısıtlayıcı zaman sınırlarından hiç hoşlanmıyorum. Bağımsız bir sanatçı olmak bir yandan harika çünkü ne istiyorsam onu yapmakta özgürüm ama endüstrinin ritmine ayak uydurmak istediğinizde bu özgürlük kısıtlanabiliyor. Fransa’da müzik piyasası sizi sürekli bir kategoriye sokmak istiyor. Ya dünya müziği ya da pop kategorisine itilmeye çalışıyorsunuz. Bazen “Daha fazla pop yap” diyorlar, bazen de “Bu yeterince geleneksel değil” diye eleştiriyorlar. İnsanlara müziğin tek bir kalıptan ibaret olmadığını anlatmak bazen yorucu olabiliyor. Müziğimi sadece müzik olarak anlamalarını istiyorum.

'Kano Traka’nın viral olması beni çok mutlu etti'

Sence yeni nesil, geleneksel müziği ve eski şarkıları yeniden mi keşfediyor?

Kesinlikle evet. Dünyanın her yerinde gençlerin eski şarkıları dinlediğini hissediyorum. Zaten geleneksel dediğimiz şey çok değişken. Dünün modern müziği bugünün geleneksel müziği oluyor. Bugünün gelenekseli ise yarının moderni olabilir. Bence geleneksel sesler geleceğin müziğidir. 

“Kano Traka” şarkının TikTok’ta viral olması seni şaşırttı mı?

Çok mutlu oldum ve şaşırdım. Yunan bir aileden gelsem de Fransa’da yaşıyorum. Şarkıyı tek başıma yaparken özellikle Yunan dinleyicisine ulaşmasını umuyordum. Şarkı sözleri benim için çok kişiseldi. Şarkının ve videonun Yunanistan’da bu kadar sevilmesi ve karşılık bulması beni derinden etkiledi. Çünkü ben o şarkıyı tam olarak onlar için yazmıştım.

Bir müzisyen olarak en büyük hayalin nedir? 

En büyük hayalim, farklı tarzları dilediğimce deneyimleme özgürlüğümü korumak ve müzik yapmaya devam etmek. Özellikle sevdiğim insanlarla ortak besteler yapmak ve işbirlikleri geliştirmek istiyorum.

Şu anda yeni albümüm ve projem üzerinde çalışıyorum. Yine bildiğiniz çizgide olacak ama biraz daha farklı bir sound taşıyacak. İçinde makamlar ve yeni dokular yer alacak. Doğru sound’u bulmak için üzerinde titizlikle çalışıyorum.

Türkiye’de ilk kez çalıyorsun. Buradaki dinleyici ve atmosfer hakkında ne düşünüyorsun?

Türkiye’ye daha önce gelmiştim ama performans sergilemek için ilk gelişimiz. Yaklaşık iki yıldır Türkiye’de çalmayı çok istiyordum ve sonunda burada olduğum için inanılmaz mutluyum. Türk dinleyicisinin müziğe ne kadar açık olduğunu, Yunan müziğini ve bu ortak tınıları ne kadar çok sevdiğini biliyorum. Onlar için çalmak benim için tarif edilemez bir mutluluk.

Zarif, sade ve seçkin
bir yaşam rehberi.

Aposto Magazine haftada 3 gün e-posta kutunda.

Zevk, zanaat ve ritüel üzerine satırbaşları, keşifler ve incelemeler.