MODA VE TASARIM

Cinsiyetli kentler: Kamusal alanlar kadınlar için tasarlansaydı ne olurdu?

Günümüzde neredeyse tamamı erkekler tarafından planlanan kent meydanları ve sokaklar, çoğu kadın için güvensiz ve tedirgin edici alanlar. Oysa kadınların, çocukların, yaşlıların ve dezavantajlı gruplarının ihtiyaçları göz önüne alınarak planlanan kamusal alanlar, kentlerin gelişimine büyük katkılar sağlayabilir.

DENİZ AYTEKİN
SOLİ · 15 MART 2026
3 DK OKUMA
PREMIUM

Jane Jacobs, bugün hâlâ modern kent planlaması üzerine yazılmış en etkili metinlerden biri kabul edilen 1961 tarihli Büyük Amerikan Şehirlerinin Ölümü ve Yaşamı kitabında büyük ölçekli kentsel dönüşüm projelerini, tepeden inme kararlarla düzenlenen steril şehircilik anlayışını ve otoyol odaklı kent planlamasını sert bir dille eleştirir. Ona göre kentler yaşayan ekosistemlerdir ve masa başında tasarlanan tektipleştirilmiş kentlerde mahalle yaşamı ölür, şehirler ruhsuz, işlevsiz ve güvensiz alanlara dönüşür.

Jacobs, kentlerin güvenliğini sağlamada "sokaktaki gözlerin" (eyes on the street) polis ya da koruma kuvvetlerinden daha işlevsel olduğunu savunur. Orada yaşayanlar önceliklendirilerek planlanan mahallelerde kaldırımlar ve yaya yolları geniştir; kafe ve dükkan gibi sokağa açılan mekanların bulunduğu sokaklarda sürekli bir hareketlilik vardır ve komşuluk ilişkileri gelişmiştir. Herkes birbirini tanır, bu da doğal gözetim ve güvenliği beraberinde getirir. Esnaf, dükkanların önünde oturur, çocuklar kapı önlerinde oyun oynar ve insanlar evlerinin pencerelerinden sokağı izler…

Yazının devamı Aposto Premium'da.

Premium üyeler tüm yazıları okur. Üye değilseniz, Magazine'e kaydolup kapakları ve seçilmiş yazıları e-postanızda alabilirsiniz.

PREMIUM'A GEÇ

Zarif, sade ve seçkin
bir yaşam rehberi.

Aposto Magazine haftada 3 gün e-posta kutunda.

Zevk, zanaat ve ritüel üzerine satırbaşları, keşifler ve incelemeler.