'Dead Man’s Wire': Devrim canlı yayınlanırsa ne olur?
Gus Van Sant’ın 1970'lerde yaşanan gerçek bir rehin alma olayını beyazperdeye taşıdığı "Dead Man’s Wire"da kurmaca, gerçeğin ilginçliğinin gölgesinde kalıyor. Film, yönetmenlik ve kurgu açısından sınıfta kalsa da gerçek suç hikayelerinden zevk alanların ilgiyle izleyeceği bir hikaye anlatıyor.

Film: Dead Man’s Wire
Yönetmen: Gus Van Sant
Yapım yılı: 2025
Süre: 105 dakika
8 Şubat 1977; günlerden Salı. 45 yaşındaki, Indianapolisli sıradan vatandaş Tony Kiritsis, yüklü miktarda borcu olan mortgage şirketinin ofisine 12 kalibrelik Winchester 1400 model kesik namlulu bir av tüfeğiyle giriyor. Şirketin iki numarası ve CEO’nun oğlu Richard O. Hall’u rehin alan Kiritsis, işini kendi icadı olan bir düzenekle garantiye alıyor: Rehine kaçmaya çalıştığı ya da kendisi etkisiz hâle getirildiği anda ateşlenecek silahı, bir telle rehinenin boynuna bağlıyor.
Kendini borçlarının silinmesini değil sadece ertelenmesini talep edecek kadar dürüst biri olarak tanımlayan Kiritsis’in amacı çok basit: Potansiyel müşterilerini caydırmak suretiyle işlerini baltaladığı, dolayısıyla arazisinde gözü olduğunu düşündüğü şirketin CEO’sunun canlı yayında özür dilemesi ve muhtemelen birçok müşterisine aynı şeyi yaptığını itiraf etmesi.
Oysa hiçbir şey beklendiği gibi gitmiyor. Kiritsis, Florida’da keyfini çatan CEO M.L. Hall yerine oğlu Richard O. Hall’u rehin alıyor ama esas kaosu yaratan medyanın bu olay karşısındaki tutumu oluyor. Ulusal kanalların dahi ilgisini çeken ve toplamda 63 saat süren bu rehine krizinin hemen hemen her dakikası canlı yayınlanıyor. Sabrı taşmış sıradan bir adamın şiddete ve suça başvurmayı seçtiği başkaldırısı, kapitalizme karşı açılmış bir savaş ya da bir devrimin başlangıcı olarak televizyon ve radyolara taşınıyor.
Kiritsis kendini ulusal kahraman ilan ediyor. Onu destekleyen kitle gittikçe büyüyor. Krizin çözüme ulaşmaya yaklaştığı dakikalardaki basın toplantısı, Hall’un herkesin gözleri önünde öldürülmesi ihtimaline rağmen (hatta belki de bu ihtimalin getireceği reytinglerin umuduyla) canlı yayınlanmaya devam ediyor.

Dead Man’s Wire | Kaynak: Bir Film
My Own Private Idaho, Good Will Hunting, Elephant ve Milk gibi filmlerle tanınan, Amerikan bağımsız sinemasının önemli isimlerinden Gus Van Sant, 2018 tarihli belgesel yapım Dead Man’s Line’da etraflıca anlatılan bu olayın çekiciliğinin farkına varmış olacak ki, belgeseli temel alan kurmaca filmle karşımıza çıktı. Prömiyeri geçen yaz sonunda Venedik Film Festivali’nde yapılan, Kiritsis’i Bill Skarsgård, Hall’ları ise Dacre Montgomery ve Al Pacino canlandırdığı film, ne yazık ki gerçeğin ilginçliğinin kurmacayı gölgede bıraktığı bir durumdan muzdarip.
Gus Van Sant’ın neye odaklanacağına karar veremeyen rejisinin ve filmin gerçek görüntüleri de kullanmakta ısrar edince dağılan kötü kurgusunun da ortaya çıkan sonuçta oldukça olumsuz etkisi var. Çok taraflı olmakla tarafsız olmak arasında gidip gelen bir anlatımla, hiçbirini tamamına erdiremediği yan karakter hikayeleriyle, Stockholm Sendromu ya da 70’lerin Siyah Özgürlük Hareketi referanslarını acemice kullanmasıyla sık sık kafa karıştıran film, her şeye rağmen izlenmeyi ve merak uyandırmayı gerçeğin ta kendisinin ilginçliğiyle sağlıyor.
İzlerken, böylesi ilginç bir hikayenin, böylesi ilginç hikayeleri anlatmakta ve gerçek ile kurmacayı harmanlamakta ustalaşmış Bart Layton’ın (The Imposter, American Animals) elinde nasıl bir şeye dönüşebileceğini düşünüp durmaktan kendimi alamadım.

Dead Man’s Wire | Kaynak: Bir Film
Siyah Özgürlük Hareketi’nin önemli sloganlarından birine dönüşmüş, şair ve müzisyen Gil Scott-Heron’un 1970 tarihli albümündeki konuşma kaydıyla efsaneleşmiş “The revolution will not be televised” (Devrim televizyonda yayınlanmayacak), devrimin izleyici değil katılımcı olmayı gerektirdiğini öğütlemenin yanında medyanın manipülatif ve gösteri odaklı olduğunu hatırlatır.
- Dead Man’s Wire’a konu olan olaylar, devrim yaptığını düşünen bir adamın medyanın müdahalesiyle nasıl da bir sirk hayvanından farksız hâle getirildiğini gösteriyor.
Bir yandan kritik bir rehine krizi medyanın ilgisiyle gösteriye dönüşüyor, Kiritsis’e gelen “Öldür!” telefonları gibi sonuçlarla olayların gidişatı medya tarafından doğrudan etkilenmiş oluyor. Bir yandan da kapitalizme karşı bir toplumsal hareketin fitilini ateşleyebilecek güce sahip tekil bir eylemin değeri ve anti-kahramanın itibarı onu bir reality-show karakterine dönüştürmek suretiyle azaltılıyor. Medya, “Sizin de başınıza gelebilecek bu mağduriyetin suçlusu kapitalizm ve patronlardır” mesajının yerine ulaşmaması için tüm eylemi “Öldürecek mi, öldürmeyecek mi?” basitliğine indirgemekte bilinçli ya da bilinçsiz bir rol oynuyor.
Devrimin televizyonlarda canlı yayımlanmayacağı, devrim olabileceklerin televizyonda yayınlandığı anda değerini kaybettiği gösterilerek bir kez daha kanıtlanmış oluyor.
Kapanış jeneriğinde Scott-Heron’un tarihe geçmiş kaydını kullanan filmin, medyayı temsilen siyah bir radyocu ve siyah bir televizyoncuya odaklanmış olması da ironik. Colman Domingo’nun canlandırdığı radyocu Fred Temple ve Myha’la’nın canlandırdığı televizyon muhabiri Linda Page, neredeyse tek sorumlu gibi lanse ediliyor.
Birden susarsa bütün yenilgiler
Tekil hayatlar da bir gün devrim yapar ya- "İkarus Başarsa", Sakin
Dead Man’s Wire, yönetmenlik ve kurgu açısından sınıfta kalsa da, gerçek suç hikayelerinden zevk alanların ilgiyle izleyeceği bir hikaye anlatıyor. Tuhaf ve psikopatlığa kaçan rollerde görmeye alıştığımız yetenekli oyuncu Bill Skarsgård’ın performansı da filmi izlenir kılanlardan.

Dead Man’s Wire | Kaynak: Bir Film
Nerede izleyebilirsin? Dead Man’s Wire, bugün gösterime girdi.
Benzer işler:
- All the Money in the World (2017, Ridley Scott)
- Stockholm (2018, Robert Budreau)