'Disclosure Day': Steven Spielberg'den iletişim dersleri
"Disclosure Day", Spielberg’ün rüya fabrikası yaratıcı dünyasını, kurmaca ya da dönem filmleriyle günümüze ışık tutan ciddi sineması ile birleştirirken, filmografisinde kullandığı tüm iksirleri bir kazanda karıştırıyor.

Film: Disclosure Day
Yönetmen: Steven Spielberg
Yapım yılı: 2026
Süre: 145 dakika
Ben bir 90’lar çocuğuyum ve çocukluğumu Spielberg filmleri şekillendirdi: Evrende yalnız olmadığımıza emindim; her 23 Nisan gecesi farklı bir televizyon kanalının yayımladığı E.T.: The Extra-Terrestrial’ı (1982) defalarca izleyip gezegenimizin ötesindekileri hayal ettim, astronomiye merak saldım. Türkiye’deki şehir isimlerinden daha fazla dinozor türü sayabiliyordum; Jurassic Park’ı (1993) izlediğimde büyülenmiştim; bu büyüyü korkudan annemin kollarını parçaladığım mutfak sahnesi dahi bozamamıştı. En sevdiğim masal Peter Pan idi; Hook’un (1991) etkisiyle, asla büyümeyeceğime dair kendime söz vermiştim.
Ama büyüdüm. Spielberg sineması hâlâ yanımdaydı ve bu kez öğretmeye, düşündürmeye başlamıştı. Sinemayla ilgilenmeye başladığım lise yıllarımda onun daha ciddi filmleriyle tanıştım; Amistad (1997) ya da Munich’in (2005) ifade ettiklerinin o gün hâlâ taşıdığı anlama kafa yordum. A.I. Artificial Intelligence (2001) ve Minority Report’ta (2002) bugün çok daha yakın gelen gelecek tasvirlerini izleyip gelecek üstüne düşündüm.
Sonra küstük. 2010’lar boyunca üretmeye devam eden Spielberg’ün tek bir filmini beğenmedim. Onu ve sinemasını yaşlanmakla suçladım, onunla ve filmleriyle dalga geçtim. Sanki Hollywood’un "rüya fabrikası" peri tozunu kaybetmiş, "hayallerin ustası" hayal kurmaktan vaz mı geçmişti?

Steven Spielberg | Kaynak: UIP Türkiye
Hayır. Spielberg, kolektif travmamız pandemiden sonra gözle görülür şekilde geri döndü. Önce sinema tarihinin en görkemli müzikallerinden birini çağımıza ayak uyduran bir versiyonla yeniden yorumlayan West Side Story (2021), yaşlanmadığını kanıtladı. Sanki Peter Pan Neverland’e geri dönmüş, sinemanın peri tozunu nasıl kullanacağını, nasıl hayal kurulacağını yeniden hatırlamıştı.
Hemen ardından aynayı kendine çevirdi: Belli ki, hepimizin o dönemde yaptığı gibi geçmişini, ailesini, kariyerini, insan ilişkilerini ve bu dünyadan göçüp gittiğinde geride bırakacaklarını sorgulamıştı. The Fabelmans (2023) bir yandan sinema ile ilişkisinin nasıl şekillendiğini, Spielberg’ün nasıl Spielberg olduğunu anlatıyor, bir yandan da ailesine, ebeveynlerine ama en çok da annesine dair hislerini önümüze seriyordu. Tıpkı filmdeki Sammy Fabelman gibi, Steven Spielberg de bize söyleyemediklerini kameranın arkasına geçip üreterek söylüyordu.

Disclosure Day | Kaynak: UIP Türkiye
Spielberg’ün en yeni filmi Disclosure Day, onun 2020’lerdeki özüne dönüşünün ve aynayı kendine çevirdiği yeni döneminin bir uzantısı. Ailesine ve sinemaya nasıl başladığına dair söylemek istediklerini önceki filminde harikulade biçimde ortaya koyan yönetmen, şimdi de filmografisini gözden geçiriyor sanki. Tıpkı Miyazaki’nin The Boy and the Heron’da, Almodóvar’ın Pain and Glory’de yaptığı gibi on yıllar boyunca ele aldığı temaları, insanlığa ve insan doğasına dair söyleyip durduklarını harmanlayıp önümüze koyuyor. Ama en çok da uzaylıları...
Spielberg bu filmi ile, kariyerinin üçüncü uzun metrajlı sinema filmi Close Encounters of the Third Kind (1977) ile başladığı, sonrasında E.T. The Extra-Terrestrial (1982) ve War of the Worlds (2005) ile devam ettiği "evrende yalnız değiliz" söylemine 20 yıl sonra geri dönüyor. 70’lerde bilinmeze olan keşif ve merak duygusuyla yaklaştığı, 80’lerde dost olmaya çalıştığı, 11 Eylül sonrasında ise düşmanlaştırdığı uzaylıların varlığına emin bir sineması var artık. Soru ise şu:
"Korku, kutuplaşma ve iletişimsizlik sebebiyle kendi kendini yok etmek üzere olan insanlık bunu bilmeye, kabul etmeye hazır mı?"
Disclosure Day, bizi bir anda olayların içine atan bir kovalamaca sahnesiyle başlıyor. Kaçan, ABD’de yönetimler ve hükümetler üstü bir kurum tarafından uzun süredir saklanan, uzaylıların varlığını kanıtlayan bilgi, belge ve videoların insanlığa ifşa etmek için sızdırmaya çalışan, taraf değiştirmiş bir çalışan, Dr. Daniel Kellner (Josh O’Connor). Fakat Daniel filmin tek kahramanı değil, başka bir şehirde, tüm bunlardan habersiz olan, yerel bir televizyon kanalında hava durumu sunucusu olarak çalışan Margaret Fairchild (Emily Blunt) filmin diğer, belki de asıl kahramanı. Margaret’ın ansızın insanlarla olağanüstü bir empati kurabilme kabiliyeti kazanması onu ve çevresindekileri korkutuyor. Daniel belgeleri ve videoları içeren bellekleri kaçırmaya çalışırken, Margaret’ın hisleri bir şekilde ikisinin yollarını kesiştiriyor. Köprünün iki ucu biraraya gelmeye başladıkça "ifşa günü" de yaklaşıyor.

Josh O'Connor, Disclosure Day | Kaynak: UIP Türkiye
E.T. The Extra-Terrestrial’da, resmî kurumlar Taylorlar’ın evini basıp, E.T.’yi ele geçirip, Elliott ve E.T. arasındaki bağı anlamaya çalışırken, Elliott’ın uzaylının düşüncelerini mi okuduğunu sorarlar. Oysa Elliott, E.T.’nin hissettiklerini hissedebiliyordur. Spielberg sineması, "ötekileri", "uzaylıları", "dinozorları" ya da "köpekbalıklarını" düşman, saldırgan, işgalci, avcı olarak gören kurumların, sistemin ve "yetişkinlerin" dünyasına isyan eder. Diğerleri E.T.’yi bir tehdit olarak görüp, gezegeni tehdit eden planlar yaptığını düşünürken, Elliott E.T.’nin sadece evine dönmek (ya da telefon etmek) istediğini biliyor, dahası hissediyordur.
Spielberg uzaylıları sadece War of the Worlds’de bir tehdit ve yok edici olarak gösterir; burada da filmin uyarlandığı Wells romanındaki şu alıntıyı hatırlatmak için elinden geleni yapar:
"Onları [uzaylıları] sert biçimde yargılamadan önce, kendi türümüzün sözde aşağı ırklara karşı ne kadar acımasız ve topyekûn bir yıkım gerçekleştirdiğini hatırlamalıyız."
Kendi türüne ve gezegendeki diğer türlere karşı oldum olası düşmanca, saldırganca, işgalci ve sömürücü davranan insanlığın kendisidir. Spielberg sanki kamerayı ters çevirip, "ötekinin" insanlık olduğu bir senaryoyu önümüze koyar ve "Bakın, nasılmış" der. Zaten onun sinemasında kötücül olan "ötekiler", "uzaylılar", "dinozorlar" ya da "köpekbalıkları" değil, onlarla karşılaştığında onları anlamak yerine incelemeye, sömürmeye, laboratuvar ya da kafeslere kapatmaya hevesli, "plajları kapatmamakta" direnen ya da "kafeslerin güvenli olduğuna" emin olan sistemdir.

Disclosure Day | Kaynak: UIP Türkiye
Disclosure Day’de sistem, bir kez daha sözde insanlığın yararı için sırları saklamak, iletişimsizliği sürdürmek ve uzaylıları türlü işkenceye maruz bırakan yöntemleri meşrulaştırmak için canla başla çabalıyor. Silahları, zırhlı araçları ve tüm güçleriyle Margaret ve Daniel’ın önünü kesmeye, onlara ve kendilerinin çok ötesindeki amaçlarına engel olmaya çalışıyorlar. Gizlemeye çalıştıkları şey uzaylıların varlığını kanıtlayan videoların yayılması kadar onlara nasıl davranıldığının görülmesi de.
Filmin en etkileyici sahnelerinden birinde Margaret, Daniel ve etrafındakileri gerçek anlamda görünmez kılan Spielberg, iletişimsizliğin gözümüzün önündekini görmemizi engellediğini, belki biraz kör göze parmak şekilde ortaya koysa da, bunun gibi birçok sahnede sinemasındaki büyü, nostalji ve aksiyonu tek bir sahneye sığdırmayı, imgelere indirgemeyi başarıyor. Uzun planlar hâlinde çekilmiş aksiyon sahneleri filmin duygusal ağırlığı yüksek, temposu düşük sahneleriyle denge sağlarken, Spielberg’ün en büyük iş ortaklarından John Williams’ın imzasını taşıyan müzikler tüm bunlar arasındaki dengeyi sağlamaktaki en önemli araçlardan biri olmaya devam ediyor. Filmin tartışmasız en büyük kozu ise kariyerinin zirve performanslarından birini veren Emily Blunt’ın oyunculuğu.
Öte yandan, filmin ABD merkezci bakış açısı ve kurtarıcı rolüne iki beyaz insanı yerleştirmiş olması elbette ki çağımızın gerisinde kalmış bir düşüncenin uzantısı. Uzaylıların mütemadiyen bu ülkeyi ziyaret ettiği ya da iki elçi olarak bu ülkeyi ve bu iki beyaz insanı seçtiği bir gerçekliğin, filmin eleştirdiği küresel iletişimsizliğin ve kutuplaşmanın kaynaklarıyla akraba olduğu göz ardı edilemez. Ama 70’lerden bu yana Hollywood sineması ile özdeşleşmiş bir yaratıcının, Hollywood’un süregelen bakış açısından sıyrılmasını beklemek, çağımıza ayak uydurmaya başladığı dönemde bile mümkün değil belli ki.

Emily Blunt, Disclosure Day | Kaynak: UIP Türkiye
Özetle, Disclosure Day, Spielberg’ün rüya fabrikası yaratıcı dünyasını, kurmaca ya da dönem filmleriyle günümüze ışık tutan ciddi sineması ile birleştirirken, filmografisinde kullandığı tüm iksirleri bir kazanda karıştırıyor. On yıllardır büyülemeye, etkilemeye çalıştığı, hikayeleriyle beslediği insanlığın tehlikede ve yok oluşun eşiğinde olduğunun farkında ve sorunun iletişimsizliğimiz olduğunu söylüyor bize. Söylemiyor da, her zamanki gibi sinemasına ve "ötekilere" söyletiyor: Filmin son repliğinin "Dinleyin" olması kesinlikle tesadüf değil.
Nerede izleyebilirsin? Disclosure Day, 12 Haziran’da gösterime girdi.
Benzer işler:
- Arrival (2016, Denis Villeneuve)
- Project Hail Mary (2026, Phil Lord ve Christopher Miller)