Garth Jennings: "Umarım bu belgeseli izleyen herkes Pulp’a âşık olur"
Garth Jennings’ın yönettiği "Pulp: Son Bir Şarkı Daha" (Pulp: What Do You Do for an Encore?), 24 Eylül’de MUBI’de. Belgesel, grubun “More” turnesindeki en büyük arena konserini, geçmişte daha önce hiç görülmemiş arşiv görüntüleriyle buluşturuyor. Belgeselin anlatıcısı ise vokal Jarvis Cocker. Yönetmen Garth Jennings ile Zoom’da biraraya geldik.

Garth Jennings’ın yönettiği Pulp: Son Bir Şarkı Daha (Pulp: What Do You Do for an Encore?) 24 Eylül’de MUBI’de. Belgesel, grubun “More” turnesindeki en büyük arena konserini, geçmişte daha önce hiç görülmemiş arşiv görüntüleriyle buluşturuyor. Belgeselin anlatıcısı ise vokal Jarvis Cocker.
Belgeselde “Disco 2000” gibi grubun hit şarkılarında yalnızca seyirci olmaktan çıkıyor, kendimizi konserin tam ortasındaymışız gibi hissediyoruz. Jarvis’in danslarının, sözlerinin ve müziğinin ardındaki hikayeleri dinleyip şarkılara eşlik ederken buluyorsunuz kendinizi.

Garth Jennings, grubun şarkılarıyla kurduğu derin bağ ve yaşadıkları kayıpların ardından hâlâ sahip oldukları birlikteliği, müziğin yalnızca bir sanat formu değil, yaşayan bir organizma olduğunu güçlü bir şekilde hatırlatıyor. Film sona erdiğinde ise kendimi 14 yıl öncesine, Pulp’ı ilk kez izlediğim ana dönüp bakarken buluyorum ve müziklerinin zaman içinde zihnimde nasıl dönüştüğünü düşünüyorum.
Garth Jennings ile Zoom’da buluşuyoruz ve ‘Pulp: Son Bir Şarkı Daha’nın perde arkasını konuşuyoruz.
Belgeseli izledikten hemen sonra Pulp şarkıları dinlemeye başladım. Sizin de grup ile ilk işbirliğiniz 90’larda müzik videolarını çekmenizle başlıyor. O dönem göremediğiniz ama bugün Pulp hakkında fark ettiğiniz şey nedir?
Ben zaten belgeseli bu yüzden yaptım. Çünkü gruba bayılıyorum. Kimse benden böyle bir şey yapmamı da istemedi; “Bunu sen çeker misin?” demedi. Hatta o sırada bir animasyon filmin üzerine çalışıyordum. Bunlarla uğraşmak için hiçbir sebebim yoktu.
90’larda müziklerini ilk keşfettiğimiz zaman da onları seviyordum. Şimdi o müzik benim için çok daha fazlasını ifade etmeye başladı. Belgesel üzerinde çalışmaya başladığımda gruba olan sevgim katlanarak arttı. Dolayısıyla bu film benim için bütün hikayeye dönüp bakmanın ve bu grubu neden sevdiğimi anlatmaya çalışmanın bir yolu oldu. Umarım onların hayranı olmayan seyirci de Pulp’a âşık olur. Daha önce Pulp izlememiş ya da müziklerini duymamış insanların film bittiğinde “Evet bu adamları dinlemem lazım” demelerini umuyorum. Bütün umudum bu.
Belgeselde arşiv görüntüleri oldukça önemli bir yer tutuyor. Önemli anları seçme süreciniz nasıl oldu?
Bu gerçekten çok zaman aldı. 70’lerin sonunda kurulan bir grupla çalışıyorsanız elinizde de inanılmaz miktarda arşiv görüntüsü olabiliyor. Her şeyi kaydetmişler; ev videoları bile vardı. Eski fotoğraflarınıza bakıp içinde kaybolduğunuz o duyguyu hiç yaşadınız mı? “Aman Tanrım, bu bizim arabamızdı. Aa, bu da büyükannem!” dersin. Sonra günlerce o görüntülerin içinde kaybolursun. Tam olarak öyle anlarımız oldu. Benim de bütün bunları biraraya getirmeme yardımcı olan çok iyi bir ekibim var.

Filmin başlangıç fikri şuydu; kapsayıcılık. Sadece hayranlara yönelik değil, herkesin izleyebileceği bir film olsun istedik. Eğlenceli bir şekilde izlenebilmeli, ağır ilerleyen bir şeye dönüşmemeliydi. Aynı zamanda tek bir hikayeyi takip etmemiz gerekiyordu ve bunu anlatmak için de sınırlı bir zamanımız vardı.
Arşivde enteresan ve tuhaf şeylerle de karşılaştık. Mesela Jarvis’in pencereden düşmesi gibi… Her türden harika ya da garip, küçük anlar vardı.
Ama mutlaka kullanabileceğimiz bir görüntü, bir fotoğraf ya da başka bir şey çıkıyordu. Üzerinde çalışabileceğim inanılmaz büyük bir arşiv olduğu için gerçekten çok şanslıydım.
'Geleneksel müzik belgesellerinden farklı olmasını istedik'
Siz sadece Pulp’ın geri dönüşünü belgelemekle kalmadınız, grubun çekimi yapılan konserinin de tasarlanmasına yardımcı oldunuz. Peki hangi noktada artık sadece olan biteni belgelemekle kalmadığınızı, aslında grubun tarihinin bir parçası hâline geldiğinizi fark ettiniz?
Tuhaf bir duyguydu çünkü ben sadece onları videoya çekeceğimi sanıyordum. Sonra Jarvis geldi ve “Konseri tasarlamama yardım et” dedi. İlk başta sahneye uçarak girmek istediğinden falan bahsediyordu. Ben de “Peki, anlaşıldı, büyük oynayacağız” moduna girdim. Sonra süreç gerçekten çok tuhaf bir hâl aldı. Çünkü filmlerde genellikle her şey senaryo üzerinden ilerler ve ne yapacağınız bellidir. Buradaysa durum daha çok, “Şunu bir deneyelim. Bu işe yarıyor. Bir de bunu deneyelim” şeklinde ilerledi.

Belli bir planım yoktu. Bildiğim tek şey, bu belgeselin bugünlerde yapılan geleneksel müzik belgesellerinden biri olmayacağıydı. İnsanların kameraya bakıp sadece konuştuğu o alışılmış şeyleri yapmak istemiyordum.
Hikayeyi size bizzat kendilerinin anlatmasını istedim. Her şeyin onların tavan arasından, bodrum katından ya da evin başka bir köşesinden çıkmış gibi hissettirmesini istedim. Harika bir süreçti. Bu yüzden nihayet filmi dünyayla buluşturabildiğimiz için çok mutluyum.
Sizce bir konseri çekmenin doğru ya da ideal bir yolu var mı? Eğer varsa, çekim yaparken öncelikleriniz nelerdi? Seyirci, grup üyeleri arasındaki ilişki, Jarvis’in sahne karizması...
Grubu istediğim gibi çekebilseydim çok daha fazla kamera kullanırdım. Müzik videoları çekerken her anı tek tek planlardım. Müziğin her anını görüntüye aktarmak isterdim. Ama sahnede bunu yapamazsınız; bunun için çok fazla kameraya ihtiyacınız var. O zaman da başka bir sorun ortaya çıkıyor. Çok kamera ile grubun hareket alanını kısıtlayabiliyorsunuz. Jarvis de bu konuda çok netti; önünde kesinlikle hiçbir şey istemiyordu.

Eğer arkasından bir çekim yapılacaksa kameramanın yalnızca bir kez hareket edip hemen geri dönmesine izin verdi. Bu aslında oldukça iyi bir şey çünkü sizi gerçekten düşünmeye zorluyor. “Tamam, bunu şuradan çekeceğim, şunu da şuradan alacağım” diyorsunuz.
Mesela Stop Making Sense belgeseli bu açıdan muazzamdır çünkü tüm yapım yönetmenle, film ekibiyle çok daha entegre bir şekilde hazırlanmıştı. Böylece bazı bölümleri seyirci olmadan, kendi başlarına da çekebilmişlerdi. Ben öyle yapmadım. Ama umurumda da değil, elde ettiğimiz sonuca bayılıyorum.
'Jarvis’ın gücü çok iyi bir hikaye anlatıcısı olması'
En sevdiğiniz Pulp şarkısı hangisi?
Aslında hepsini seviyorum ama zihnimde bir ışık yakan ilk şarkı “Razmatazz” olmuştu. İnsanın tüylerini diken diken eden bir etkisi var. Ne zaman dinlesem ilk duyduğum zamana gidiyorum ve o son nakarat tek kelimeyle harika.
Jarvis, tüm bu kariyerine baktığında “Bu çok güzel bir yolculuktu” diyor. Bu belgesel Pulp için ne anlam ifade ediyor?
Açıkçası Pulp adına konuşamam ama filmi onlara gösterdiğimde Noel’den hemen önceydi. Hepsi gerçekten çok memnun kaldı. Özellikle Jarvis ve menajeri çok beğendi. Filmin grubun özünde bir şeyi yakaladığını, onları kutlayan bir tarafı olduğunu düşündüler. Ben onları sevdiğim için, umarım bu sevginin filme de yansıdığını hissetmişlerdir. Ve umarım bu seyirci için de işe yarar.
Herkes grubun ruhuna dair bir şeylerin yakalanmış olmasından ve onları kutlayan bir iş çıkmasından ötürü çok memnundu. Ama bunun onlar için tam olarak ne ifade ettiğini bilmiyorum. Ve sanırım onlara duyduğum sevgiden ötürü, bunun filme yansıdığını hissettiklerini ve bu duygunun seyirciye de geçeceğini umuyorum.
Jarvis belgeselin anlatıcısı da… Peki Jarvis yapıma, başka hiç kimsenin katamayacağı ne kattı?
O, hayatım boyunca tanıdığım herkesten çok farklı biri. Her şeyden önce, şarkı yazarlığı ve sahne performansı zaten tamamen kendine özgü. Ama tanıdığım çok fazla insan yok ki kendi hikayesini bir seyirciye bu kadar iyi anlatabilsin. Kendi hikayeni gerçekten anlatabilmek oldukça zekice ve güzel bir yetenek. Üstelik onu tanımasanız ya da müziğini daha önce hiç duymamış olsanız bile... O çok, çok iyi bir hikaye anlatıcısı.

Aslında birçok grup, müzik aracılığıyla iletişim kurmanın bir yolunu buldukları için çok iyiler. Ama bazen böyle doğrudan iletişim kurmakta o kadar iyi olmayabiliyorlar. Ancak Jarvis’in sihirli bir numarası var. Hikayesini anlatma konusundaki yeteneği sayesinde ister istemez ona doğru eğilip dinliyorsunuz. Bence onun özel gücü, hikaye anlatıcılığı.
'Pulp dünyasına giren bir daha çıkmak istemiyor'
Belgesel hem sadık dinleyicilere hem de Pulp’ı ilk kez keşfeden daha genç hayranlara hitap ediyor. Müzikte nesiller boyunca karşılık bulmalarını sağlayan ne?
Konseri çekmeye gittiğimizde, seyirci çeşitliliğine inanamadım. Her yerden gelen çok genç insanlar vardı. Sanki bir kast ajansına gidip “Bize dünyanın dört bir yanından güzel insanlar bulun” demişiz gibiydi. Böyle bir şey her zaman olmaz. Konserin benim yaşımdaki insanlardan oluşacağından endişeleniyordum ama öyle değildi. Çok fazla genç vardı.
Bence insanlar bir kez Pulp dünyasına adım atıp o deneyimi yaşadıklarında buna bayılıyorlar ve harika bir şey izleyeceklerini biliyorlar. Jarvis’in onlara muazzam bir şov sunacağını biliyorlar.
Genç nesle hitap etmelerinde canlı performans deneyiminin kilit olduğunu mu düşünüyorsunuz?
Bence öyle. Bunun içinde otantik bir şey var. Gerçek, samimi, komik ve kişisel bir tarafı... Bu durum günümüzde daha da özel bir hâle geldi.
Belgesel aynı zamanda bunca yıldan sonra Pulp’ı birarada tutan şeyin ne olduğunu gösteriyor. Sizin gözlemlerinize göre bir grubu bu kadar uzun süre birarada tutmak ne kadar zor?
Birkaç grup tanıyorum ve bunu kolayca başarabilmiş tek bir grup bile görmedim. Bunun gizli bir formülü var mı, bilmiyorum. Dünyanın en büyük gruplarından bazıları bile ayrılmak zorunda kaldı. The Beatles bile dağıldı. Demek istediğim, grupların birarada kalmasından ziyade dağılması daha normal bir süreçmiş gibi geliyor. Ama belki bazı ilişkilerde olduğu gibi, bazen ayrılmaları ve sonra yeniden biraraya gelmeleri gerekiyordur. Belki kendi hayatlarını yaşamaları için zamana ihtiyaçları vardır. Kendi müziklerini yapmak, kendi sanatsal arayışlarına yönelmek için...

Ayrıca gruplar genellikle oldukça genç yaşta kuruluyor. Gençken başarılı olursanız bunun getirdiği enerji sizi hayat boyu tek başına taşıyamıyor. Çünkü insanların aileleri, çocukları oluyor, babaları vefat ediyor ya da başka şeyler yaşanıyor… Hayat akıp gidiyor ve bu durum hem ailenin hem de grubun dinamiğini değiştiriyor.
Dolayısıyla bazen insanların birbirlerinden ayrılması ve sonra yeniden biraraya gelmesi gerekiyor. Bazen de bazı grupların sadece ara vermeye ihtiyacı oluyor. Dağılmak değil; sadece bir süre birbirlerini görmemek gibi. Bildiğim tek şey, birlikte çalıştığım bütün grupların birer ilişki gibi olduğu. Birbirlerine aile kadar yakınlar. Bu yüzden o bağı korumak için çok dikkatli olmaları ve çok çaba sarf etmeleri gerekiyor.
Bir nevi evlilik gibi...
Beş ya da altı kişinin dahil olduğu bir evlilik gibi. O bağı da canlı tutmak zor. Diyelim ki bir eşiniz var ve eşiniz arkadaşlarınızın eşleriyle anlaşamıyor. Aman Tanrım, ne kadar çok drama çıkar! Bir de işin içine para, şöhret ve ünü katarsanız... Gerçekten büyük problemler olabilir.
Bence grubun bu yaştaki hâlinde çok güzel bir şey var; Jarvis 60’larında ve sanki omuzlarındaki o yük kalkmış gibi. Hiçbir şeyin önemi kalmamış gibi... Artık kimseye bir şey kanıtlamak zorunda değiller. Sadece yapmak istedikleri için yapıyorlar. Bu da özgürleştirici bir şey.
'Şu anda ‘Sing’ animasyon serisinin üçüncü ve son filmi üzerine de çalışıyorum'
Jarvis’in kariyerinin hangi dönemini daha ilginç buluyorsunuz?
Şu anı. Çünkü nereye evrileceğini bilmiyorum ve bu belirsizliğe bayılıyorum. Gerçek anlamda en çekici kısmı bu. Ama insanların hayattaki yönlerini, tutkularını keşfetmelerine dair hikayeleri de çok ilginç buluyorum. O küçük çocuğun Pulp’ın müziği ile gözlerinin parladığını görmek... Bunu gerçekten çok seviyorum.

Dünyanın herhangi bir yerindeki herhangi biriyle, “Yapmayı en çok sevdiğin şeyi ne zaman keşfettin? O an neydi? İçindeki o ışığı yakan neydi?” diye konuşmayı çok seviyorum. Bence inanılmaz ilgi çekici. O ışık ne zaman yandı? İster bilim insanı olmak isteyin ister başka bir şey, o küçük ışığı nasıl buldunuz? İşte bu beni büyülüyor. Yani o iki uç nokta; her şeyin başladığı an ve nereye doğru gittiği. Evet, buna bayılıyorum.
Pulp’ın hikayesi, insanların onlardan beklediği kişiye dönüşmeyi reddetmeleriyle de ilgili. Sizin kariyeriniz de benzer bir dürtüyle mi şekillendi? Yani belirli bir tür yönetmen olma baskısına direnmek gibi...
Bana kimse baskı yapmadı. Yaklaşık 12 yaşından beri kendime baskı yapıyorum. “Bu işte başarılı olmalıyım, film yapmalıyım” diyordum. Müzik videoları çekmek çok keyifliydi. 25-26 yaşlarına geldiğimde Steven Spielberg’ün 26 yaşındayken Jaws filmini çektiği gerçeğine takıntılı hâle geldim.
Sevdiğim müzik videoları çekiyordum ama henüz bir uzun metrajlı film yapamamıştım ve treni kaçırdığımı düşündüm. Derken çok ağır hastalandım. Beni sekiz hafta boyunca yatağa bağlayan bir hastalıktı. O süre zarfında üzerimde kurduğum baskıyı yeniden gözden geçirmem gerekti. Aslında hastalanmam iyi oldu. Sanırım bu biraz Jarvis’in pencereden düşmesine benziyor. Bazen birilerinin sizi durdurması gerekiyor. “Bir dakika, ne yapıyorsun?” demesi gerekiyor.

Bu işi yaparım, sonra bakarsınız animasyon projeleri yapıyorumdur. Bu yüzden kariyerim çok gariptir. Ve buna bayılıyorum. Mesela şu anda Sing serisinin üçüncü ve son filmi üzerinde çalışıyorum. Bu da birine âşık olmak gibi bir duygu. O kadar güzel bir proje ki. Bayılıyorum ve yıl sonunda çıkacak olan kısa filmim için de aynı şey geçerli.
Bunların hiçbiri kariyer planı ya da ticari fikirler tarafından yönlendirilmiyor. Demek istediğim, Pulp filmi tamamen bir gönül işiydi. Hiçbir özel sebep olmadan, sadece yapmak istediğim bir şeydi. Bir şeyi yaparken onu seviyor olmanız en geçerli sebeptir.