Gaz bombalı, sarhoş, polis kılığında: Tarihin en büyük müze soygunları nasıl yapıldı?
Pazar sabahından beri tüm dünya, Louvre Müzesi’ndeki hırsızlık vakasına kilitlendi ancak olayla ilgili ayrıntılar halen gizemini koruyor. Aslında tarih boyunca müzeler pek çok defa hırsızların hedefi olmuştu. Soygunların bazıları filmlerdeki gibi aylar önceden planlanmış, bazıları zevk olsun diye ya da ders vermek için yapılmıştı. Onlarca yıl sonra hâlâ konuşulan müze soygunlarını hatırlıyoruz.

Pazar sabahı tüm dünya Louvre Müzesi’nin Seine Nehri’ne bakan kısmında, mücevherlerin bulunduğu Apollon Galerisi’ne mobilya taşıma asansörü dayayarak giren 3-4 kişilik grubun imza attığı müze soygununu konuştu. Çaldıkları paha biçilmez mücevherlerin akıbeti gibi kim oldukları, soygun planını nasıl yaptıkları ve güvenlik görevlilerini nasıl etkisiz hâle getirdikleri de halen belirsizliğini koruyor.

Fransa hükümeti, müze içerisindeki ve çevresindeki güvenlik önlemlerinin artırılacağını söylerken sosyal medyada günlerdir Louvre’un güvenlik sisteminin “sıradan bir kuyumcudan beter” olması ve hırsızların kaçarken yolda düşürdüğü III. Napolyon’un eşi İmparatoriçe Eugénie’ye ait taç konuşuluyor.
Aslında tarih boyunca müzeler pek çok defa hırsızların hedefi olmuştu. Soygunların bazıları filmlerdeki gibi aylar önceden planlanmış, bazıları zevk olsun diye ya da ders vermek için yapılmıştı. Onlarca yıl sonra hâlâ konuşulan müze soygunlarını hatırlıyoruz.

1911: Louvre Müzesi, Paris
1911’de, Louvre’daki nöbetçi sayısının nispeten az olduğu bir yaz günü, daha önce müzede tamir ve nakliye işlerinde çalışan Vincenzo Peruggia, Mona Lisa tablosunu çerçevesinden çıkardı, montunun içine soktu ve müzeden çıkıp gitti. O dönem şimdiki kadar popüler olmayan tablo, iki yıl boyunca bulunamadı.
Kendi deyimiyle “tablonun İtalya’ya geri dönmesi gerektiğini” düşünen Peruggia aylarca gazete manşetlerinde kalmasının ardından Aralık 1913’te eseri Floransa’da bir sanat tüccarına satmaya çalışırken yakalandı. Mona Lisa ise 1914’te Louvre’a dönüşünün ardından bir efsaneye dönüştü.
1964: Doğa Tarihi Müzesi, New York
Ekim 1964’te “murph the surf” lakabıyla tanınan parti ve plaj çocuğu Jack Roland Murphy ve suç ortağı Allan Dale Kuhn, New York Doğa Tarihi Müzesi avlusuna çıkan çitleri aştıktan sonra, müzenin yangın merdivenine tırmandılar. J.P. Morgan Taşlar ve Mineraller Salonu’nun üzerindeki bir sütuna bağladıkları iple sallanarak açık olan dördüncü kat penceresinden içeri girdiler. Cam kesici ve bant kullanarak üç vitrinin koruma camlarını açtılar ve aralarında dünyanın en büyük safiri Star of India, en kusursuz yakut olarak bilinen DeLong Star Ruby ve en büyük siyah safir Midnight Star’ın da bulunduğu 20'nin üzerinde değerli taşı çaldıktan sonra geldikleri yoldan aynen geri dönüp, iki ayrı araca binerek olay yerinden uzaklaştılar.
- Yapılan incelemelerde, sergi salonunun hırsız alarmının pillerinin aylar önce bittiği, pencerelerde alarm bulunmadığı ve mücevherlerin korunduğu salonda sabit bir gece nöbetçisi olmadığı ortaya çıktı. Murphy ve Kuhn, genç yaşlarına ve deneyimsizliklerine rağmen arkalarında tek bir parmak izi bile bırakmadı.
Olayın ardından James Walsh isimli dedektif, bir muhbirden Kuhn, Murphy ve kaçtıkları Cadillac'ın sürücüsü Roger Frederick Clark’ın müzeye çok da uzak olmayan bir otelde esaslı bir parti verdiklerini öğrendi. Otel odasında yapılan aramada uyuşturucu madde (esrar), müzenin kat planı ve değerli taşlar hakkında kitaplar bulundu.
Polis odayı ararken Clark içeri girdi ve Kuhn ile Murphy’nin Florida’ya kaçtığını söyledi. Yakalanan Clark, Kuhn ve Murphy, mücevher soygunundaki rollerini kabul etti ve üçer yıl hapis cezasına çarptırıldı.
New York Times’a göre, Ocak 1965’te çalınan taşlardan bazıları Miami’de otobüs terminalinde bulundu. Kurtarılan taşlar arasında Star of India da vardı. DeLong Star Ruby, taşı ele geçiren kişi 25.000 dolarlık fidye karşılığında iade etmeyi kabul ettikten sonra Eylül 1965’te geri alındı. Midnight Star da benzer bir anlaşmayla müzeye döndü.

1990: Isabella Stewart Gardner Müzesi, Boston
18 Mart 1990’da Isabella Stewart Gardner Müzesi’nin güvenlik görevlileri polis üniforması giymiş iki adamı “gürültü ihbarı” için geldiklerini sanarak içeri aldı. Hırsızlar, güvenlik görevlilerini bağladı ve sonraki bir saat boyunca müzeyi yağmaladı.
Soygunda yaklaşık 500 milyon dolarlık 13 sanat eseri çalındı. Bu eserler arasında Johannes Vermeer’in bilinen 34 tablosundan biri olan ve dünyadaki en değerli kayıp tablo olarak kabul edilen The Concert, Rembrandt’ın tek deniz manzarası olan The Storm on the Sea of Galilee ve başka eserleri, Edgar Degas, Édouard Manet ve Govert Flinck’e ait tablolar ve eskizler de vardı.
Hırsızlar ayrıca maddi değeri çok düşük kartal figürlü bir süs ve bir Çin bronz gu vazosunu da beraberlerinde götürdüler. Tarihin en büyük sanat soygunu kabul edilen olayın ardından eserlerin çerçeveleri kaybın hatırlatıcısı olarak hâlâ boş duruyor.
- İzleme önerisi: This is a Robbery: The World's Biggest Art Heist (Netflix)

1994: Ulusal Müze, Oslo
2 Şubat 1994’te, yani Lillehammer Kış Olimpiyat Oyunları'nın açılış gününde, Louvre’daki son soyguna benzer biçimde Norveç’te iki kişi, Ulusal Müze’ye bir merdivenle tırmanıp pencereyi kırarak ülkenin en ünlü tablosu, Edvard Munch’un Çığlık eserini çaldı.
- Tabloyu duvara sabitleyen teli keserek eseri 50 saniyede çalan ikili, arkalarında “Zayıf güvenliğiniz için binlerce teşekkür” yazılı bir not bıraktı.
Soygundan birkaç gün sonra ülkedeki kürtaj karşıtı bir grup, eğer Norveç Ulusal Televizyonu kürtaj karşıtı bir filmi yayımlarsa tabloyu geri getirebileceklerini iddia etti; iddia asılsız çıktı.
Tablo, hükümetin bir milyon dolarlık fidye talebini reddetmesinden üç ay sonra Oslo’nun 65 kilometre güneyindeki Åsgårdstrand kasabasında bir otelde bulundu. Olaya karışan dört kişi, 1996’da Los Angeles’taki Getty Müzesi temsilcisi kılığına giren gizli ajanların yürüttüğü kapsamlı bir operasyonla yakalandı. Bu kişiler arasında, 1988’de Munch’un Vampir adlı eserini çalmaktan hüküm giymiş olan Paal Enger de vardı.
Enger bu kez 6,5 yıl hapis cezasına çarptırıldı. 1999’da bir gezi sırasında hapisten kaçtı ancak 12 gün sonra sarı peruk ve koyu renk güneş gözlüğü takarak Kopenhag’a tren bileti almaya çalışırken yakalandı.
2000: Ashmolean Müzesi, Oxford
31 Aralık 1999 gecesi milenyum kutlamalarındaki havai fişek gösterileri sırasında bir hırsız, renovasyon çalışmaları yapılan Ashmolean Müzesi’ne kurulan iskeleye tırmandı ve müzenin Hindley Smith Galerisi üzerindeki bir tavan penceresini kırdı. Ardından halattan merdivenini aşağı sarkıtarak galeriye indi ve içeri bir gaz bombası attı. Yanında bir çanta, içinde bir neşter, bant, eldiven ve küçük bir vantilatör bulunuyordu.
- Galeri zeminine indikten sonra, vantilatörü kullanarak dumanı etrafa yaydı; güvenlik kameralarının görüş alanını kapattı ve sanat eserleriyle dolu galeriden tek bir şey aldı: Ashmolean koleksiyonundaki tek Paul Cézanne tablosu Paysage d’Auvers-sur-Oise.
Tabloyu yanına alıp tekrar halat merdivenden tırmanarak kaçtı; geride çantasını, aletlerini, dumanla dolu bir oda, kırılmış bir çerçeve ve tablonun asılı olduğu yerde yanıp sönen bir alarm bıraktı. Bugüne kadar tablonun nerede olduğu ya da hırsızın kimliği hakkında bilgiye ulaşılamadı.

2003: Kunsthistorisches Müzesi, Viyana
11 Mayıs 2003 günü sabaha karşı Viyana’daki Kunsthistorisches Müzesi’nde görev yapan üç güvenlik görevlisi alarm çaldığını duydu. Alarmın hatalı olduğunu düşünerek kapattılar ve sinyalin geldiği odayı kontrol etmeden işlerine geri döndüler. Sabah müze açılmadan önce gelen temizlik görevlisi ve bir başka güvenlik, galerinin bir penceresinin kırıldığını, bir vitrinin parçalandığını ve Rönesans döneminin en önemli heykeltıraşlarından Benvenuto Cellini'nin en az 50 milyon avro değerindeki Saliera adlı eserinin artık orada olmadığını gördüler.
Müze o sırada tadilattaydı ve binanın bir cephesinde iskele bulunuyordu. Soyguna imza atan alarm teknisyeni Robert Mang, birkaç hafta önce bir müze turuna katılmış ve güvenlik sisteminde ciddi açıklar fark etmişti. Olay gecesi bir partide sabahın ilk ışıklarına dek içip eğlenen Mang, eve dönerken “güvenliğin ne kadar zayıf olduğunu göstermek için” iskeleye tırmandı, pencereyi kırdı ve bir tabloyu taşımanın zor olacağını düşündüğü için vitrini parçalayıp Saliera’yı aldı.
Olayı “çocuk oyuncağı” olarak tanımlayan Mang, ilk olarak kimliğini gizleyerek katıldığı bir radyo programında, müzenin güvenlik önlemleriyle alay etti. Bir başka sefer ise 5 milyon avro fidye talep etti. Ekim 2005’te, polise Saliera’nın üç dişli çatalını (trident) gönderdi ve bu kez 10 milyon avro istedi.
Polisle mesajlaşarak iletişim kurdu ve ekipleri Viyana’da bir tür hazine avına çıkardı ancak son anda korkup eseri teslim etmekten vazgeçti. Fakat polis çoktan cep telefonunu satın alırken çekilmiş güvenlik görüntülerine ulaşmıştı.
Kimliği ortaya çıkınca Mang, önce polisi arayıp suçu inkar etti; ardından avukatına her şeyi itiraf etti. Yetkilileri yazlık evinin yakınlarındaki, bazı ağaçlar üzerine işaretler koyduğu ormana gönderdi. İşaretlerin altında toprağa gömülü metal bir kutu içinde, keten ve naylonla su geçirmeyecek biçimde sarılmış Saliera duruyordu.

2010: Modern Sanat Müzesi, Paris
Çocukluğundan itibaren tırmanmayı seven, genç yaşta Paris'in zengin mahallelerindeki apartmanların duvarlarına ve balkonlarına tırmanarak mücevher hırsızlığı yapmaya başlayan ve en büyük vurgunundan önce defalarca hapse girip çıkan Vjeran Tomic, namı-diğer Paris’in Örümcek Adamı 20 Mayıs 2010’da gün ağarmadan Paris Modern Sanat Müzesi’nin Palais de Tokyo cephesinde nöbetteydi. Altı gündür vidalarını gizlice gevşettiği pencere camını söktü ve içeri girdi. Alarm sisteminin arızalı olduğunu gözlemleri sırasında fark etmişti. Soğukkanlı bir şekilde ilerleyerek beş tabloyu müze dışına çıkardı ve arabasının bagajına yükledi.
- Sabah müze açıldığında Le Pigeon aux petits pois (Pablo Picasso), La Pastorale (Henri Matisse), L’Olivier près de l’Estaque (Georges Braque), La Femme à l’éventail (Amedeo Modigliani) ve Nature morte aux chandeliers (Fernand Léger) müzede değildi.
Güvenlik kameralarındaki görüntülerden hırsızın cinsiyeti bile anlaşılmıyordu. İzini aylarca süren polis ekipleri, Tomic'in bagajında başka çalıntı sanat eserleri bulunca soygundaki rolü netleşti.
Tomic, sorgulamada tabloları antika satıcısı Jean-Michel Corvez’in siparişi üzerine çaldığını itiraf etti. Corvez’in, eserleri "kompülsif hırsız" Yonathan Brin'e teslim ettiği ortaya çıktı; Brin ise eserleri panikle parçaladığını iddia etti.
Dava sonucunda Tomic 8, Corvez 7 ve Brin 6 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Soygun, modern sanat dünyasının en büyük skandallarından biri, hâlâ bulunamayan eserler ise “Paris’in kayıp beşlisi” olarak anılıyor.
- İzleme önerisi: Vjeran Tomic: The Spider-Man of Paris (Netflix)

2019: Yeşil Kasa, Dresden
25 Kasım 2019 sabahı şafak sökmeden, Dresden Sarayı yakınlarındaki bir elektrik dağıtım kutusunun önüne el yapımı bir bomba yerleştirildi. Patlamanın etkisiyle müzeye çıkan sokaklar karanlığa gömüldü.
Almanya’nın tanınmış mafya ailesi Remmo'nun iki üyesi müzeyi soygundan önce bir ay boyunca gözlemlemiş; girecekleri pencerenin metal parmaklıklarını önceden kesip yeniden yerine bantlamıştı. Pencereden giren maskeli ikili, ellerindeki baltalarla cam vitrinleri kırarak 18. yüzyılda Augustus the Strong’un biraraya getirdiği mücevherlere ve mücevherleri sergilemek için tasarladığı Yeşil Kasa’ya (Grünes Gewölbe) ulaştı.
İkili, 18. ve 19. yüzyıldan kalma, eski hükümdarlara ait yaklaşık 100 milyon dolarlık mücevherleri çaldıktan sonra izlerini yok etmek için salona yangın söndürücü köpük sıktı. Bir Audi’ye atlayıp olay yerinden uzaklaşan hırsızlar, park ettikleri aracı da ateşe verdikten sonra Berlin’e döndü.
Bir yıl süren soruşturmanın ardından zanlılar yakalandı ve çaldıkları mücevherlerin yerini açıklamayı kabul ederek hafifletilmiş cezalara çarptırıldı. Bu sayede birçok çalıntı eşya geri müzeye döndü ancak bazı parçalar hâlâ kayıp.