SİNEMA VE TV

‘Geber Aşkım’: Lynne Ramsay ile aşk ve delilik üzerine

Lynne Ramsay’in son filmi “Die My Love”, başta filmin yapımcılığını da üstlenen Jennifer Lawrence’ın performansı ile geçen yılın öne çıkan yapımlarından biriydi. Geçen hafta MUBI kataloğuna eklenen, evlilik ve annelik, aşk ve delilik üzerine bu film hakkında, yönetmen Lynne Ramsay ile konuştuk.

EMRE EMİNOĞLU
DUENDE · 26 OCAK 2026
4 DK OKUMA

New York’tan kırsala taşınan Grace ve Jackson, yeni doğan bebekleriyle birlikte izole bir hayata uyum sağlamaya çalışıyor. Ancak her şey o kadar kolay değil. Yalnızlık ve artan baskı, Grace’in kendisi ve çevresiyle olan bağını giderek zayıflatırken, lohusalık dönemi depresyonu ve ilişkisine yabancılaşmaya başlaması onu sevgi ile delilik arasında bir yere sürüklüyor. 

Ratcatcher, We Need to Talk About Kevin ve You Were Never Really Here gibi filmlerle tanıdığımız Lynne Ramsay, Die My Love’da evin ve ailenin güvenli sayılan sınırları içindeki sessiz çözülüşü kendine has sinema diliyle anlatıyor; başrollerde ise Jennifer Lawrence ve Robert Pattinson var. Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye için yarışan, ödül sezonunda Jennifer Lawrence’ın performansıyla öne çıkan film, 23 Ocak’ta MUBI kataloğuna eklendi ve hemen ertesi gün bazı sinemalarda gösterime girdi.

Lynne Ramsay ile romanı uyarlama süreci, biçimsel tercihleri, Jennifer Lawrence ile çalışmak, aşk ve delilik üzerine konuştuk.

Die My Love | Kaynak: MUBI

Filmlerinde sık sık izole, yabancılaşmış karakterler görüyoruz ve yas, travma, parçalanmış aile bağları gibi ağır temaları ele alıyorsun. Bu temalara bilinçli olarak mı yöneliyorsun ve bunlarla çalışmak duygusal olarak seni etkiliyor mu?

Gerçekten üç boyutlu karakterlere, içinde hem karanlık hem aydınlık olan, hayatında ilginç bir şeyler yaşanan karakterlere yöneliyorum. Bu bazen geçmişteki bir travma oluyor, bazen olmuyor. Bu filmde bir ışığın olmasını istedim. Bir karakteri üç boyutlu olarak keşfetmenin duygusal bir bedeli olduğunu düşünmüyorum. Aksine, bu bana çok ilginç geliyor. İnsan olmanın ne anlama geldiğini kurcalıyorsunuz ve bazen daha uç karakterler bunu açığa çıkarmayı sağlıyor.

Die My Love | Kaynak: MUBI

Die My Love, Arianna Harwicz’in romanının bir uyarlaması… Bu romanda ilgini çeken ne oldu ve filme uyarlarken özellikle neleri korumaya karar verdin?

Bana romanı Jennifer (Lawrence) gönderdi ve sanırım romanda beni en çok çeken şey karakter oldu: İzolasyonu, sıkışmışlığı, ilişkisinin ve zaman zaman zihninin dağılması…. Aynı zamanda gerçek olanla olmayanın birbirine karıştığı, sürreal bir tarafı da vardı. Romanın bu meseleleri ele alış biçimini ve aile temasını oldukça ilginç buldum. Ama aynı zamanda filmde mizah da olmasını istedim. Bir de genelde görmeye alışık olmadığımız, pişmanlık duymayan bir karakter istiyordum.

Romana doğrudan bir lohusalık depresyonu hikayesi olarak mı yaklaştın yoksa evlilik ve şehirden uzaklaşmanın da karakterin psikolojisi üzerinde eşdeğer bir etkisi olduğunu düşünüyor musun?

Bu bence çok katmanlı bir hikaye. Bir aşk hikayesi, evlilikle de ilgili ama lohusalık depresyonu da bunun bir parçası. Bunların hepsi romanda da vardı. Aynı zamanda yazamayan bir yazar; sıkışmış durumda. Karakterin çözülmesine yol açan pek çok şey var. Ama bunda bir tür özgürleşme de söz konusu. Sonuçta o ve eşi farklı yerlere savruluyorlar. Benim için bu asla tek bir meseleyle açıklanabilecek bir hikaye değildi.

Jennifer Lawrence ve Robert Pattinson, Die My Love | Kaynak: MUBI

Jennifer’la karaktere ve onun yolculuğuna nasıl yaklaşacağınız konusundaki konuşmalarınızdan biraz bahsedebilir misin?

Bir tür vahşi noktaya gitmekten bahsettik. Uygunsuz sayılabilecek ama aynı zamanda çok dürüst olan şeyler söylemesi üzerine çok konuştuk. Market kasiyerine ya da havuz başındaki partide insanlara pat diye bir şeyler söyleyebilen, filtresiz biri o. Bu dürüstlüğü ve izolasyon hissini, yeni bir aile kurmanın getirdiği tüm duygularla birlikte ele aldık. Hayvani bir tarafı da olsun istedik ve bunun performansına yansıdığını düşünüyorum. Başta çok konuştuk, sonra Jennifer karakteri fazlasıyla içselleştirdi. Yer yer oldukça uç noktalara gidiyor ama benim için hem karanlık hem de aydınlık tarafların birarada olması çok önemliydi.

Sence aşk ve delilik arasında bir bağ var mı?

Bu film özelinde bunun pek çok şeyle ilgili olduğunu düşünüyorum: Taşınma, izolasyon, yeni bir çocuk, çiftin birbirinden uzaklaşması… Kadın karakter giderek daha çok kendi zihninin içine çekiliyor ve artık birbirlerini anlayamaz hâle geliyorlar ama yine de birbirlerini seviyorlar. Dolayısıyla belki evet, bir bağlantı var: Aşk, deliliktir. Delilik, aşktır. Eşinin onu istemesini, fark etmesini, onunla olmasını istiyor. Farklı yerlere savruluyorlar ama aralarındaki sevgi hâlâ orada.

Die My Love | Kaynak: MUBI

Sık sık roman uyarlaması filmler çekiyorsun. Sürecin bir noktasında kaynak materyali tamamen unuttuğun oluyor mu yoksa çekim sırasında romana çok sık geri dönüyor musun?

[Bir roman uyarlarken] belli damarları ve unsurları alıyorsun. Film, romandan yer yer oldukça farklı ama onun ruhunu taşıyor. Roman oldukça vahşi; cinsellik, bunun kaybı ve kendini kaybetme üzerine. Umarım bu unsurlar filmde de hissediliyordur. Ben hiçbir zaman birebir uyarlama yapmaktan yana değilim. Kendi yolumu bulurum ve beni en çok ilgilendiren şeylere odaklanırım. 

Die My Love’da biçimsel olarak, bu hikayeyi nasıl filme çekmek istediğinle, neleri nasıl aktaracağınla ilgili ne gibi kararlar aldın?

Başından beri, bunun daha önce yaptığım hiçbir şeye benzememesini istediğimi biliyordum ve bunun yollarını arıyordum. Romanı alıp kendi yolumda ilerledim. Görsel olarak pek çok karar aldım: Portre formatında, Akademi Oranı’nda çekmeye karar verdim. Ev içindeki renkler başta olmak üzere pek çok şey buna göre belirlendi. Ev, bu kadraj içinde gerçekten çok iyi çalışıyordu. Daha önce bu formatı hiç kullanmamıştım, bu yüzden çok sayıda test yaptık. Ayrıca day-for-night [gece görüntüsü vermesi gereken bir sahneyi, kameranın önüne mavi filtre koyma veya az pozlama yapma gibi tekniklerle gündüz çekme yöntemi] çekim yaptık; bu günümüzde çok sık yapılan bir şey değil. Reversal Film kullandık; bu da renkleri ve onun zihinsel durumunu daha yoğun hissettiren bir etki yarattı.

Die My Love | Kaynak: MUBI

Filmlerindeki rüya gibi ya da kabus gibi anları, karanlık görsel şiirselliği çok seviyorum. Bu sineman için neden bu kadar önemli? Sana bir yönetmen olarak ne sağlıyor?

Romanın açılış sahnesi beni gerçekten yakalamıştı: Karakter, ailesini sanki dışarıdan biri gibi izliyordu; neredeyse bir sapık gibi. Çok uç bir yerde duruyor ve her an her şey olabilir hissi veriyordu. Sinematik olarak, görseller ve ses aracılığıyla izleyiciyi bir yöne götürüp sonra başka bir yöne sapabilirsiniz. Bu tür bir yön kaybı karakterin ruh hâline çok uygundu. Day-for-night çekimle o alacakaranlık hissini yakaladık — ne tam gündüz ne tam gece. Bu, onun zihinsel durumuna çok uyuyordu. Görüntüler ve sembollerle çok sezgisel düşünüyorum; bunlar film boyunca tekrar ediyor. Roman benim için bir sıçrama noktasıydı ve zaten çok güçlü imgeler içeriyordu. Ayrıca içinde bulunduğu karanlıkta bir özgürlük hissi de var ve beni cezbeden de bu oldu.

Görsellerin yanı sıra ses tasarımı da—özellikle doğa sesleri ve köpek sesi—gerilimi sürekli yükselten çok etkili unsurlardı. Prodüksiyon sırasında ses tasarımı ekibinden beklentin neydi?

Ah! Dünyanın en sinir bozucu köpeği! Ses üzerine çok erken düşünmeye başlarım. Doğal sesleri kullanmak ve karakter baskı hissetmeye başladıkça bunları giderek yükseltmek istedim. Cannes miksini sadece beş günde yaptık, bu yüzden başlangıçta her şey çok yoğundu. Sonrasında üzerinde biraz daha çalıştık; daha zihinsel, daha içsel bir hâle getirmek istedim. Daha kısıtlı, daha rafine bir miks yaptık. Ses tasarımcım Paul Davies ile belirli sesleri öne çıkarma, tek bir sese odaklanma ve hem epik hem de içsel bir atmosfer yaratma üzerine çok konuştuk. Normalde miks için iki-üç haftanız olur. İlk hâli daha çok eskiz gibiydi. Üzerine yeniden çalışmak filmi çok daha etkili kıldı. 

Lynne Ramsay | Kaynak: MUBI

Çok sık film yapmıyorsun; son filmin 8 yıl önceydi, ondan önceki 6 yıl daha önce. Şimdi Die My Love, ardından Joaquin Phoenix’li Polaris ve Julianne Moore’lu Stone Mattress geliyor. Bu hızlanma bir tesadüf mü yoksa daha sık film yapmaya mı karar verdin?

COVID döneminde çok yazıyordum ve bu projelerden birini çekmek üzereydim. Her şey biraz organik gelişiyor. Ama bundan sonra filmler arasında bu kadar uzun boşluklar olmasını istemiyorum. Yeni bir filme daha çabuk geçmek istiyorum. Çok yazdım ve sıraya giren birkaç proje birden var. COVID her şeyi altüst etti; çekime girmek üzereyken her şey durdu. Bazen her şey hızla olur, bazen de mekanlar ya da filmin ölçeği yüzünden yıllar alır.

Zarif, sade ve seçkin
bir yaşam rehberi.

Aposto Magazine haftada 3 gün e-posta kutunda.

Zevk, zanaat ve ritüel üzerine satırbaşları, keşifler ve incelemeler.