GÜNCEL SANAT

George Lucas’tan Fellini’ye: Sinemanın hafızasını taşıyan müzeler

George Lucas’ın 1970’lerden itibaren toplamaya başladığı sanat eserleri ile Mellody Hobson’ın koleksiyonunun biraraya gelmesiyle oluşan Lucas Museum of Narrative Art, 20 yıllık bekleyişin ardından Los Angeles’taki Exposition Park’ta ziyarete açıldı. Açılıştan hareketle dünyanın dört bir yanındaki film müzelerini keşfediyoruz.

DENİZ AYTEKİN
SOLİ · 4 EKİM 2026
5 DK OKUMA

George Lucas ve Mellody Hobson tarafından kurulan Lucas Museum of Narrative Art, sayısız ertelemenin ardından 22 Eylül 2026’da Los Angeles’taki Exposition Park’ta kapılarını açtı. Görsel hikaye anlatımının farklı kültürlerdeki tezahürüne ve dönemler boyunca geçirdiği dönüşüme odaklanan müze, tarih öncesi mağara resimlerinden illüstrasyona, çizgi romandan sinemaya ve duvar resimlerine uzanan geniş bir koleksiyonunun yanında sinema salonları, araştırma kütüphanesi, dev kampüsü ve restoranıyla da yılın en heyecan verici müze açılışı olarak anılıyor.

Lucas’ın 1970’lerden itibaren toplamaya başladığı sanat eserleri ile Hobson’ın koleksiyonunun biraraya gelmesiyle oluşan müze fikri yaklaşık 20 yıl önce ortaya çıkmış San Francisco ve Chicago planlarının hayata geçirilememesinin ardından projenin inşasına 2018’de Los Angeles’ta başlanmıştı.

Yaklaşık 5,5 hektarlık alana yayılan 29 bin metrekarelik müzenin 30’dan fazla galerisine yayılan açılış sergileri, 1.300’den fazla eserle görsel hikaye anlatımının gelişimine ışık tutuyor. İlk kattaki The History of Narrative Art: Heroes • Myths • The Sacred, mağara resimleri, resimler, mozaikler ve heykeller üzerinden mitlerin, inançların ve toplulukların oluşumunda görsel anlatının rolüne odaklanıyor. Sergide dünyanın farklı bölgelerindeki bazı eser ve alanların aslına sadık yeniden üretimleri de bulunuyor. Bu üretimler arasında Sistina Şapeli’nin tavanı, Sargon II Sarayı’ndaki insan başlı kanatlı boğalar, İspanya’daki Altamira mağara resimleri ve Aztek Güneş Taşı bulunuyor.

Üst katlardaki galeriler ise aşk, aile, topluluk, çocukluk ve gündelik yaşam gibi temalar ile fantastik, romantik ve macera gibi türlere ayrılmış durumda. Vincent van Gogh, Frida Kahlo, Jacob Lawrence, Beatrix Potter ve Ernie Barnes gibi sanatçıların eserleri; çizgi roman, manga, grafik roman, fotoğraf ve illüstrasyon örnekler; Norman Rockwell, N.C. Wyeth, Jessie Willcox Smith, Maxfield Parrish ve Frank Frazetta gibi illüstratörlere ayrılmış galeriler bu bölümde yer alıyor.

Sinemaya ayrılan bölümde Lucas’ın arşivinden parçaların bulunduğu Star Wars in Motion sergisi yer alıyor. İlk altı Star Wars filmindeki araçlara odaklanan sergide Luke’un A New Hope filmindeki Landspeeder’ı gibi araçların konsept tasarımları, modellemeleri, aksesuarları ve kostümleri yer alıyor. Müzede aynı zamanda iki sinema salonu da var. Robert Flaherty Theater’da belgesel sinema ve görsel anlatının tarihine, Slavko Vorkapich Theater’da ise ışık, hareket, ses, renk ve kurgu gibi sinemanın temel unsurlarına odaklanan filmler gösteriliyor.

Ma Yansong’un MAD Architects ve Stantec'in tasarladığı, kıvrımlı ve uzay gemisini andıran müze binası, Exposition Park’taki ağaçların oluşturduğu doğal örtüden ve bulutlardan ilham alıyor. İki ana bölüm arasında daire biçiminde bir açıklık bulunuyor. Binanın çevresindeki park ve bahçelerde 300’den fazla ağaç, amfitiyatro, yeşil alanlar, bir çeşme ve 10 anıtsal heykel yer alıyor.

Müzenin ücretsiz araştırma kütüphanesinde ise 30 binden fazla çizgi romanın yanı sıra nadir kitaplar ve arşivler bulunuyor. Koleksiyonun dikkat çeken parçaları arasında, George Lucas’ın Star Wars’ı yaratırken yararlandığı, Joseph Campbell’ın kişisel kütüphanesinden 2.900’den fazla kitap da yer alıyor. 

Müzenin en üst katındaki mid-century modern tasarıma sahip Skywalker Grill adlı restoranı ise Rockwell Group tasarladı. Restoran, Kaliforniya ürünleriyle hazırlanan klasik Amerikan yemekleri sunuyor ve müzenin kapanış saatinden sonra da hizmet vermeye devam ediyor.

Lucas Museum of Narrative Art’ın açılışından hareketle dünyanın dört bir yanındaki film müzelerini keşfediyoruz.

Lumière Museum, Lyon, Fransa

Sinemanın doğduğu yer olarak kabul edilen Lyon’daki Lumière Museum, Auguste ve Louis Lumière kardeşlerin hareketli görüntü teknolojisine katkılarını, ailenin eski evi ve fotoğraf malzemeleri fabrikası üzerinden anlatıyor. Rue du Premier-Film’deki bu lokasyonda 1895’te Louis Lumière, Workers Leaving the Lumière Factory filmini çekmişti. İşçilerin fabrikadan çıkışını gösteren 50 saniyeden kısa bu görüntü, sinema tarihinin ilk filmlerinden biri olarak kabul ediliyor. Filmin çekildiği eski fabrika binasının bulunduğu Hangar du Premier-Film ise bugün müze bünyesindeki sinema salonu olarak kullanılıyor.

  • Lumière ailesinin 1899-1901 yıllarında inşa edilen, Art nouveau ve Art deco özellikleri taşıyan eski konutunda yer alan müzenin dört kata yayılan koleksiyonunda sinematografın gelişimi teknik ve tarihsel bir perspektifle ele alınıyor. Sergilenen en önemli obje ise Louis Lumière’in 1895’te geliştirdiği ilk sinematograf örneklerinden biri. Eski kameralar, Thomas Edison’ın kinetoskopu, 3D fotoğraflar, türlü icatlar ve Lumière kardeşlerin çektiği kısa filmler de koleksiyonda yer alıyor.

Müze ayrıca kardeşlerin günlük yaşamdan sahneleri kaydettiği Le Jardinier ve L’Arroseur Arrosé gibi film gösterimleriyle hareketli görüntünün nasıl yeni bir anlatım biçimine dönüştüğüne şahit olma fırsatı sunuyor. Projeksiyonlar ve interaktif bölümler, sinemanın öncüllerinden ilk filmlere uzanan sürecin izini sürüyor.

Museum of Pop Culture, Seattle, ABD

Seattle’daki Museum of Pop Culture (MoPOP), popüler kültürün müzikten sinemaya uzanan farklı alanlarını ele alan koleksiyonunun yanı sıra korku sinemasına adanmış sergisiyle de dikkat çekici. Frank Gehry’nin tasarladığı, kıvrımlı metal yüzeyleriyle anılan binada yer alan Scared to Death: The Thrill of Horror Film, korku sinemasının bir asırdan uzun tarihinin farklı dönemlerinden 50’den fazla kostüm ve aksesuarı biraraya getiriyor.

  • Sergide A Nightmare on Elm Street, Friday the 13th, The Walking Dead, Buffy the Vampire Slayer, Bride of Frankenstein, Dawn of the Dead, Hostel, Jeepers Creepers ve Pet Sematary gibi yapımlardan parçalar bulunuyor. Freddy Krueger’ın çizgili kazağı, Friday the 13th’ten Pamela Voorhees’in kesilmiş başı, The Shining’de Jack Nicholson’ın kullandığı balta ve The Blair Witch Project filmindeki video kamera serginin en popüler parçaları arasında.

Sergide kostüm ve aksesuarların yanı sıra gerilim, tekinsizlik ve korkuyu fiziksel mekanlara taşıyan interaktif bölümler de var. Zombilere ayrılan bölümde ziyaretçiler, istila bir kalenin içine yerleştirilen deneyim alanlarını keşfediyor. Film gösterimleri ve yönetmen röportajları ise korkunun sinemadaki teknik ve kültürel boyutlarına odaklanıyor.

Godzilla Museum, Awaji Adası, Japonya

İlki 1954’te çekilen, Japon sinemasının en uzun soluklu film serilerinden Godzilla, kaiju türünün de öncüsü. Hyogo’daki ormanlarla kaplı Awaji Adası’nda, anime ve mangadan ilham alan Nijigen no Mori tema parkının içinde bulunan Godzilla Museum, bu geleneği özel efektler, karakter tasarımları ve film setlerinde kullanılan materyaller üzerinden takip ediyor. Toho Studios işbirliğiyle 2020’de açılan mekan dünyanın ilk Godzilla Müzesi.

Koleksiyonda filmlerde kullanılan kostüm ve aksesuarların yanı sıra Toho Studios’un konsept çizimleri, karakter ve araç tasarımlarının ilk eskizleri bulunuyor. Godzilla Against Mechagodzilla ve Godzilla: Tokyo S.O.S. filmlerindeki savaşı canlandıran büyük diorama’da ise Godzilla, Mechagodzilla ve Mothra figürlerini, ezilmiş arabaları ve kaçışan insan figürlerini görmek mümkün. Müzenin bir başka bölümündeki yaklaşık 100 Godzilla figüründen oluşan koleksiyon serinin farklı dönemlerindeki yaratık tasarımlarını biraraya getiriyor.

Müze deneyimi tema parkının dışına da taşıyor: Ziyaretçiler 162 metrelik zipline ile 120 metrelik dev Godzilla figürünün açık ağzına doğru ilerliyor; Godzilla’nın vücuduna girerek özel bir görevi tamamlamaya ve Godzilla hücrelerini etkisiz hâle getirmeye çalışıyor.

Fellini Museum, Rimini, İtalya

Federico Fellini’nin memleketi Rimini’de 2021’de açılan Fellini Museum, yönetmenin sinemasını kentin tarihî merkezindeki Castel Sismondo, Palazzo del Fulgor ve Piazza Malatesta olmak üzere üç farklı noktaya yayılan bir rota üzerinden ele alıyor. 15. yüzyıldan kalma Castel Sismondo’nun üç katında Fellini’nin çizimleri, filmlerinden fotoğraf ve görüntüler, kostümler ve Nino Rota’nın bestelediği film müzikleri sergileniyor; La dolce vita filmindeki Sylvia karakterinin Anita Ekberg tarafından canlandırılan dev heykeli de burada yer alıyor. Dijital ve interaktif yerleştirmeler, yönetmenin hayal dünyasına açılan “Confessionals of Professions”, “Hall of Swings”, “Dreaming Giantess” ve The Book of Dreams gibi bölümlere eşlik ediyor.

Palazzo del Fulgor’un zemin katındaki tarihî Fulgor sineması, Fellini’nin ilk filmlerini izlediği ve Amarcord filminde de yer verdiği mekan olarak müzenin önemli duraklarından biri. Binanın üst katlarında Fellini'nin sanat çalışmaları, hatıra objeleri, dijital arşiv ve araştırma materyalleri yer alırken Cinemino adlı salonda Fellini filmleri dönüşümlü olarak gösteriliyor. Piazza Malatesta ise su ve sis efektleriyle Amarcord’a gönderme yapıyor; Tonino Guerra’nın tasarladığı ve Fellini, Giulietta Masina, Marcello Mastroianni ile Andrei Tarkovsky gibi sinemacıların adlarının işlendiği “Wood of Names” de burada bulunuyor.

Warner Bros. Studio Tour London – The Making of Harry Potter, Londra, İngiltere

Harry Potter serisinin sekiz filminin çekildiği Leavesden Stüdyoları'nda yer alan Warner Bros. Studio Tour London – The Making of Harry Potter’da set, kostüm, aksesuar ve özel efekt çalışmaları sergileniyor. 2012'de ziyarete açılan ve filmlerin yapımında kullanılan malzemeleri biraraya getiren turdaki, Büyük Salon, Diagon Yolu, Dumbledore’un ofisi, Gryffindor ortak salonu, Hagrid’in kulübesi ve Sihir Bakanlığı gibi setler, filmlerdeki büyülü dünyanın nasıl kurulduğunu gösteriyor.

Turun öne çıkan parçaları Hogwarts Ekspresi, Profesör Sprout’un serası ve Hogwarts Şatosu’nun dış çekimlerde kullanılan 1:24 ölçekli modeli. Ziyaretçiler Yasak Orman’a girerek büyülerin ve sihirli yaratıkların nasıl tasarlandığını görebiliyor; özel efektlerin ve kamera tekniklerinin filmlerdeki etkisini inceleyebiliyor. Mevsimsel programlar ise serinin Noel kutlamaları gibi sahnelerine odaklanıyor.

Tur, Harry Potter filmlerinin yapımında görev alan sanatçı ve teknik ekiplerin çalışmalarına da ışık tutuyor. Ziyaretçiler Diagon Yolu’nda yürüyebiliyor, Hogwarts Ekspresi’ne binebiliyor, Büyük Salon’dan Gringotts Büyücü Bankası’na uzanan setleri keşfedebiliyor ve butterbeer tadımına katılabiliyor.

Ghibli Museum, Mitaka, Japonya

Tokyo’nun batısındaki Inokashira Park’ın içinde yer alan Ghibli Museum, Studio Ghibli filmlerinin merkezindeki çizim ve animasyon sürecini Hayao Miyazaki’nin tasarladığı mekanda ziyaretçilerle buluşturuyor. 2001’de açılan müzenin merkezinde My Neighbour Totoro, Spirited Away ve Princess Mononoke gibi yapımlardan orijinal çizimler ve storyboard’lar var. Miyazaki’nin geleneksel müze anlayışının dışına çıkarak tasarladığı bina, ziyaretçileri belirli bir rota izlemek yerine spiral merdivenler, gizli geçitler, köprüler ve salonlar arasında kaybolmaya davet ediyor.

Müzenin sergileri, elle çizilen animasyonun nasıl üretildiğine odaklanıyor; Miyazaki’nin çalışma alanının ayrıntılı rekonstrüksiyonu ise sanatçının kitap, çizim, oyuncak ve kişisel objelerle çevrili yaratıcı dünyasını keşfetme fırsatı sunuyor. My Neighbour Totoro filmindeki Catbus’ın yer aldığı oyun alanı ise çocuklara yönelik interaktif bir bölüm. Tri Hawks Okuma Salonu’nda Miyazaki ve Studio Ghibli sanatçıları tarafından seçilen kitaplar bulunurken, Saturn Theater’da yalnızca müzede izlenebilen kısa animasyonlar dönüşümlü olarak gösteriliyor.

Müzenin mimarisi de Studio Ghibli dünyasına göz kırpıyor: Renkli vitraylarla çevrili ana merdiven, el boyaması tavanlar, küçük pencereler ve çatının bahçeye açılan bölümleri ziyaretçileri animasyon filmlerinin atmosferine ışınlıyor. Çatı katında ayrıca Castle in the Sky filmindeki beş metrelik Robot Asker, ağaçların arasında ziyaretçileri bekliyor.

Zarif, sade ve seçkin
bir yaşam rehberi.

Aposto Magazine haftada 3 gün e-posta kutunda.

Zevk, zanaat ve ritüel üzerine satırbaşları, keşifler ve incelemeler.