Güzelliğe evrilen acılar: Patti Smith'ten 'Bread of Angels: A Memoir'
Gençken punk’ın kraliçesiydi, yaşlanınca punk’ın büyükannesi ya da vaftiz annesi oldu. Patti Smith’den bahsediyoruz… Sanatçının yeni kitabı “Bread of Angels: A Memoir” Kasım'da yayımlandı. Dil ve anlatım olarak en zorlayıcı kitabında doğru bildiği yanlışlar ile hayatının kırılma anları var. 17 Mayıs’ta İstanbul’da da konser verecek olan Patti Smith’in “Bir ömrün güzelliği ve acısıyla başa çıktığını” söylediği ve 10 yılda yazdığı yeni anılarına ortak oluyoruz.

Punk’ın vaftiz annesi Patti Smith’in 2010’da çıkan ilk anı kitabı Çoluk Çocuk bugüne kadar müzisyenlerin yazdığı biyografi türündeki kitaplardan farklı bir anlatıma sahipti. 60’ların sonu 70’lerin başındaki New York’u fonuna alan kitap, Patti Smith ile Robert Mapplethorpe’nin sevgililikten ruhani bir arkadaşlığa evirilen ilişkilerini ve ilham kaynaklarını anlatıyordu.
- Bundan önce birkaç şiir kitabı yayımlayan ancak edebiyat dünyasında punk rock imajından kurtulamamış olan Smith'in kaleminin gücü, Çoluk Çocuk ile ABD’nin en prestijli edebiyat ödülü National Book Award’ı kazanarak edebiyat çevrelerince resmî olarak da onaylanmıştı.
Smith, anı türündeki kitaplarına M Treni ve Maymun Yılı'yla devam etti. Sanatçının 1992’deki uzun şiirlerinin yer aldığı Hayalperest yeniden basıldı. Sanatçının tüm bu külliyatı arasında 2016’da çıkan Maymun Yılı'nı es geçtim. Goodreads’te de okuyucular bu kitapla asla bağ kuramadıklarını ve 70’lerindeki Smith’in kafasının oldukça karışık olduğunu söylüyorlardı.
Kendi adıma sanatçıya dair artık okuyacak yeni bir anıya ihtiyacım olmadığını düşünüyordum; ta ki Bread of Angels: A Memoir ile karşılaşana kadar.

Şaşırtıcı derecede güçlü ve berrak bir hafıza
Bread of Angels: A Memoir, Patti Smith’in eşi Fred “Sonic” Smith’in öldüğü gün ve beraber büyüdüğü Robert Mapplethorpe’un doğum günü olan 4 Kasım’da çıktı. Smith, 40’lı yaşlarında vefat eden bu iki önemli sanatçı hakkında “hayatımın aşkı ve hayatımın sanatçısı” der. Kitabın kapağındaki fotoğraf da Mapplethorpe tarafından çekildi. Smith, Substack sayfasında 1979’da çekilen fotoğrafın hikayesini şöyle anlatıyor:
"Hayatımın geçiş döneminde çekildi. Sahnedeki hayatıma mola verdiğim ve tek gerçek aşkım Fred ‘Sonic’ Smith’le Detroit’te geçireceğim zamanın başlangıcı arasındaki dönemdi. Robert, ‘Wave’ albümünün kapağı için güvercinli bir fotoğraf çekmişti. Sonrasında ondan, ‘Dancing Barefoot’ şarkısının duygusunu yansıtacak bir fotoğraf daha çekmesini istedim. Fred’e yazılmış bir aşk şarkısıydı ve insanlara bir vedaydı. Çektiği fotoğraf işte buydu."
Yıllar sonra gün yüzüne çıkan bu yeni fotoğraf gibi Patti Smith de Bread of Angels: A Memoir'da ilk kez bu kadar filtresiz bir şekilde geçmişini okuyucuya sunuyor. Kitap sanatçının çocukluğundan başlıyor. Smith, o dönemi bazı imgeler üzerinden anlatıyor. Hafızasının bu kadar berrak ve güçlü olması ise bir okuyucu olarak beni şaşırtıyor. Smith üç yaşındaki hâlinden bahsederken kendi çocukluğuma dair ilk hatırladığım şeyleri düşünmeye çalışıyorum. Hafızam sandığımdan daha zayıf. Smith, geçmişindeki ayrıntıları anlatırken okuyucusunu da kendi geçmişini düşünmeye itiyor. Sayfaları geçerken kendinize de dönüyorsunuz ve bir divana uzandığınız terapi seansında gibi hissediyorsunuz.

Smith'in belleği, rüyaları ve sayıklamaları
Patti Smith, yoksul bir çocukluk geçirdiğini dramatize etmeden bazı göndermeler üzerinden bize gösteriyor ki bunlardan biri sürekli ev değiştirmek zorunda kalmaları… Devamlı hastalandığını ve hayatındaki önemli isimlerin erken kaybını da dile getiriyor:
"Benim çocukluğum, aralıklı karantina ve iyileşme dönemleriyle dolu, Proustvari bir çocukluktu."
Kitabın yarısı çocukluğu ve o dönemki farkındalıklarından oluşuyor. Smith, o yaşlarda bile dünyaya çok dikkatli bakabiliyor. Bahsettiği çocukluk saf ve nostaljik değil. Olayları kronolojik bir şekilde sıralamak yerine imgeler etrafında dönerek anlatıyor. Kitaba ilham veren unsurlar, rüyasındaki beyaz elbiseler, çocukluk kitapları, onu şekillendiren plaklar. Bu semboller, hafıza ve varoluşa dair bir şeyler söylediğini okuyucuya gösteriyor.
- Smith’in sanatçı kimliğini, ününü ya da müzik kariyerini dinlemiyoruz. Onun yerine, insanın nasıl bir bilinçle hayata başladığını, o bilincin hangi korkular, suçluluklar ve sezgilerle şekillendiğini okuyoruz.
Adeta onun belleğindeyiz ve merkezdeyse ailesi var. Sanatçının ailesi birbirlerini sarıp sarmalayan tavırdan çok uzakta. Annesi çok sert ve kontrolcü, baba ise hayatında sessiz bir figür olarak yer alıyor. Babası, şair olmak isterken hayalleri yarım kalmış bir fabrika işçisi ve 2. Dünya Savaşı gazisi.
Bread of Angels: A Memoir dil olarak sanatçının diğer kitapları kadar akıcı değil. Hatta bazı sayfalarda bir kafa sesi dinliyoruz gibi. Sanki Smith’in kendi kendine sayıklamalarına gizlice kulak veriyoruz. Zaten kitabın bazı bölümlerini de Substack sayfasında seslendirerek bu hissi gerçekçi hâle getiriyor.

Üvey kardeş olduğunu öğrendiği an
Kitaptaki en çarpıcı kısımlar ise biyolojik babasının kimliğini keşfetme sürecini ayrıntılarıyla anlatması. Smith, 2012’de yaptırdığı bir DNA testi sonucunda kız kardeşi Linda ve kendisinin üvey kardeş olduğunu öğreniyor. Bu süreçte çok acı çekiyor ve ne kadar çok ağladığından da bahsediyor. Sanatçı 19 yaşında evlatlık vermek zorunda kaldığı ve yıllar sonra yeniden biraraya geldiği kızından biyolojik babasını bulmak için yardım istiyor ve bu itiraflar oldukça çarpıcı. Araştırmalar sonucunda, babasının adının aslında Sidney olduğunu öğreniyor. Sidney genç yaşta hayatını kaybettiği için asla tanışamıyor. Smith, şunları söylüyor:
"Biz farkında olmadan annemin gizli geçmişini çözmüştük. Kan bağım olan babam, yerinden edilmiş, sökülüp başka yerlerde yeniden tutunmuş bir göçebeler soyundan geliyordu ve yüzde yüz Aşkenaz’dı. Bu bilgiyle ne yapacağımı bilemedim, çünkü yazdığım kitabın çok gerçekçi olmasını istiyordum ve birdenbire paralel bir gerçekle karşılaştım. Eğer bunu yazmazsam gerçeğin tehlikeye atılmış gibi olacağını hissettim.”
Öte yandan Smith’in de dönüm noktası kızını evlatlık verdikten sonra o dönem uyumsuzlar ve kabul görmeyen insanlarla dolu olan New York’a taşınması. Yaşadığı deneyimleri ve acıyı sanatsal malzemeye dönüştürürken bunları bir yenilgi olarak görmüyor. Bu yüzden de kitapta şunu diyor:
“Keder, sevginin sonu değil onun sınavıdır. Er ya da geç harekete geçmeli, bizi açık yarayla yüzleşmeye zorlayacak bir süreci başlatmalıyız.”

Okuması kimi zaman zor, 10 yıllık bir macera
Patti Smith, bu kitabı yazmasının 10 yıl sürdüğünü ve “Bir ömrün güzelliği ve acısıyla başa çıktığını” söylüyor. Röportajlarında, travmalar ve kayıplar yeniden ortaya çıktığında yazma sürecine ara vermek zorunda kaldığını itiraf ediyor. Sanatçı, ergenliğini şekillendiren yıllarını, başarılarını, başarısızlıklarını da anlatıyor. Satırlardaki kelimeler bazen çok punk bazen de bir itirafı andırıyor. Kitapta Fred “Sonic” Smith ile evliliği, aile kurmak için Michigan’daki Saint Clair Gölü kıyısındaki bir eve taşınması, müziğe ara vermesi, şöhretin getirdiklerinden uzaklaşması ve 1994’te kocasının ölümünden duyduğu acı var.
Kitap boyunca sanatsal üretimlerini hayatının bir yaratıcı kurtuluşu olarak gördüğünü fark ediyorsunuz. Buna Nick Cave’in sanatında da şahit olursunuz. Smith de yazı yazmayı aynı zamanda kutsal bir şeye dönüştürmenin derdinde. 79 yaşındaki sanatçı hayatının bu döneminde her türlü şeyi yaşadığını söylüyor ve ekliyor:
"Hayatımın bu yeni döneminden ne istediğimi biliyorum. Ne yapmak istediğimi biliyorum ve yapabildiğim her şey için minnettarım. Dünyada ve çevremizde olup biten her şeye, hissettiğimiz her türlü hayal kırıklığına, çaresizliğe veya ihanet duygusuna rağmen, hayatta olmanın ve kendi potansiyelimizin sevincini hissetmenin de doğru olduğunu hatırlamalıyız. Çevremizdeki birçok insanın çektiği acılara rağmen. Asi yanıma inanıyorum. Bu yüzden kimsenin onu yok etmesine izin vermeyeceğim."
Bread of Angels: A Memoir'ın tipik bir rock yıldızı anı kitabının ötesine geçmesindeki nedenlerden biri de Smith’in sadece başarıyı, turneleri, albümleri anlatmakla yetinmemesi. Kitap, bir kültür ikonunun anılarının değil, hayatı, sanatı, kaybı ve büyümeyi biraraya getiren bilinçli bir yaratıcının sesi oluyor. Sıradan olanın büyüleyici olabileceğine, acının güzelliğe evrilebileceğine ve yazmanın bir kurtuluş eylemi olabileceğine inanmamızı sağlıyor. Kitap, kelimelerle şöhretin Smith’e getirdiklerine karşı bir duruş sergiliyor. Sanatçı, bize durup geriye bakmanın önemini hatırlatıyor.
Öte yandan bu kitap Patti Smith’i tanımak isteyenler için asla iyi bir başlangıç değil. Kolay bir okuma deneyimine sahip değil; derin ve sarsıcı.

'Horses'ın 50. yılı kapsamında İstanbul’da
Bu arada Patti Smith Horses albümünün 50. yıl turnesi kapsamında da 17 Mayıs akşamı Bonus Parkorman'da sahne alacak. Konserde albümdeki şarkıları aynı sıra ile çalıyor. Bu hissi de sanatçı şöyle anlatıyor:
"İnsanların yarım yüzyıl önce bestelenmiş eserlere hâlâ ilgi duyması beni minnettar hissettiriyor. Bu büyük bir mutluluk. Ama bazen, bazı gecelerde üzgün hissediyorum. Sahnemde yer almış olan çok fazla insanı kaybettim. Bazen bu şarkıları çalarken her şey o an orada olduğu için, çok daha güçlü bir şekilde geri geliyorlar. Sesimin güçlü olduğunu hissetmekten ve insanlara her gece yeni bir deneyim olarak, olabildiğince otantik bir şekilde albümü sunabilmekten mutluyum."