Her devrin tartışmalı ismi Morrissey'den yeni albüm: 'Make-Up Is a Lie'
Morrissey, bu aralar uykusunu alamadığı için iptal ettiği konser nedeniyle gündemde. Bir konser de değil; Moz, açıkladığı her dört konserden birini iptal ediyor. Son olarak "Make-Up Is a Lie" albümünü çıkaran sanatçı, eskiye göre çok daha huysuz bir adama mı dönüştü yoksa hep mi böyleydi?

Morrissey ya da The Smiths’in şarkıları ergenlik yıllarımın karışık kaset ve CD’lerinin vazgeçilmeziydi. O yaşlarda melankoli bulutları üzerimizde gezerken nedense tüm dünyanın da bize karşı olduğunu düşünürdük. Morrissey’in o muazzam sesi de bu ruh hâllerine büründüğümde benim için vazgeçilmez bir teselli kaynağıydı.
Moz, sadece duygusal bir delikanlı değil, aynı zamanda sistem karşıtı bir figürdü. The Smiths ile yayımladığı Meat is Murder ve The Queen Is Dead albümlerinde İngiliz monarşisine ve Margaret Thatcher hükümetine karşı sert eleştirilerini şarkılarında açık bir şekilde dile getiriyordu. Şimdi olduğu gibi o dönem de bu söylemleri nedeniyle eleştiriliyordu. Sanatçı, 2000’lerin ortasında ise yavaş yavaş sağa kayan söylemlerde bulunmaya başladı ve 2010’larda tamamen ulusalcı yeni bir kimliğe büründü. Hatta artık komplo teorilerine de inanıyordu.
Gençlik idollerinin hayal kırıklığına dönüşmesi çok rastlanan bir şeydir. O eski şarkılar anlamını yitirmez ama onları söyleyen sese inanmak imkansızlaşır.
Komplo teorilerinden şarkı yazdı
Morrissey, bu ayın başında 14. stüdyo albümü Make-Up Is a Lie'ı yayımladı. Sanatçının tuhaf komplo teorileri yeni albümündeki “Notre-Dame” şarkısında yer aldı. Morrissey’e göre 2019’daki Notre-Dame yangının sebebi kaza değildi; radikal İslami terör örgütünün eylemiydi ve resmî makamlar gerçekleri saklıyordu.
Fransa’da hükümet belgelerle bu olayın kaza olduğunu ortaya çıkarsa bile Moz, şarkının “Notre-Dame, we know who tried to kill you” sözünde düşüncesini değiştirmediğini gösteriyordu. Ayrıca parçanın 2023’teki canlı performanslarında doğrudan “terörizm” kelimesini kullanırken yeni kayıtta bu kısmı attığını işitiyoruz.

Make-Up Is a Lie'daki şarkılar sanatçının müzikal anlamda iyi ve kötü yönlerinin bir harmanı gibi… Roxy Music'in "Amazona" şarkısının kötü bir cover'ıyla başlayan albüm, "Boulevard" gibi ince işlenmiş sözlere sahip duygusal bir şarkı ile devam ediyor. Albümü defalarca dinliyorum. İyi bir ses sistemiyle, kulaklıkla, koşarken, sadece dururken… Fakat olmuyor, Moz’un sıkıcı sözleri beni duygudan öte müzikal anlamda da bir adım ileri götürmüyor.
- Sanatçının sadece sesi her zamanki gibi kusursuz ve taklit edilemez. Ama müziği hiç kimsenin dünyasını değiştirmeye meyilli değil gibi. Her ne kadar hayranları sanatçının You Are the Quarry'den sonra en sevdikleri çalışması olduğunu söylese de...
Albümü dinlerken bir bütünlük hissetmiyorsunuz, sözlerde bazı şiirsel dokunuşlar yapsa da eski derinliğini kaybettiğini fark ediyorsunuz ve en önemlisi bolca Moz narsisizmine maruz kalıyorsunuz. Belki Morrissey’in günümüzde devamlı her şeyden şikayet eden bir sanatçı olmasının da bunda payı vardır.
'İptal kültürü yüzünden saldırıya uğradım'
Tartışmalı bir politik figüre dönüşen Morrissey son 20 yılda ulusalcı sağ olarak tanımlanan tarafa çok daha yakın durmaya başladı. En büyük kırılma noktası 2019’da İslam karşıtı ve aşırı sağı temsil eden For Britain partisine açık destek vermesiydi. Bu partinin rozetini takarak sahneye çıktı.
O dönem ABD’deki bir performansında aşırı sağa karşı olan dövizler tutan bir protestocuyu da konserinden attı. Birleşik Krallık’ın Avrupa Birliği’nden ayrılmasını sağlayan Brexit’i destekledi. Moz, helal ve koşer etin yasaklanmasını istedi ve Londra Belediye Başkanı Sadiq Khan’ın aksanı ile dalga geçti.
Hitler’in aslında bir sosyalist olduğunu ve Eski Almanya Başbakanı Merkel’in mültecileri kabul etmeye başladığından beri Berlin’in bir tecavüz başkentine dönüştüğünü söyledi. Geçen yılki Berlin konserinde de “Ülkenize ve dilinize sahip çıkın” diye bağırdı.
Morrissey, 2024’te verdiği bir röportajda da gazetelerin bilerek kendisini kötülediğini iddia etti:
"İngiltere’de bir nevi kara listeye alınmış durumdayım. Ben her zaman ifade özgürlüğünün savunucusu oldum. Ama şimdi ifade özgürlüğü İngiltere ve İrlanda genelinde suç hâline getirildiğinden, ona güvenen insanlar susturuluyor. İptal edilmek, linç edilmenin modern versiyonu değil mi?"
Sanatçı, "iptal kültürü" yüzünden sessizce saldırıya uğradığını da belirtti:
"İptal edilen insanların özel olarak intihar noktasına itildiğini söylemek abartı olmaz. Tüm ülkenin aynı müziği, aynı kitapları, aynı komediyi, aynı politikayı, aynı filmleri seveceğini mi umuyorsunuz? Bu asla olamaz!”"
İngiltere’deki Love Music Hate Racism platformu ise “Morrissey ve ırkçı arkadaşları gibi bağnazları susturmak için ülke genelindeki kasaba ve şehirlerde konserler ve eğitim etkinlikleri düzenleyeceğiz. Tüm müzikseverleri bize katılmaya ve 21. yüzyıl Britanya’sının en iyisini temsil eden çok kültürlü kaynaşmayı kutlamaya çağırıyoruz” cümlelerini içeren bir duyuruda bulundu.
Dört konserden birini iptal ediyor
Morrissey yakın zamanda ise yine oldukça trajikomik bir olayın öznesiydi. Şarkıcı, İspanya’nın Valencia şehrinde konser verecekti fakat konakladığı otel yakınlarında düzenlenen Las Fallas festival kutlamalarının gürültüsünden uyuyamadı. Sanatçının resmî sayfasında şu açıklama yer aldı:
"Gece boyunca festival gürültüsü, yüksek sesli tekno şarkılar ve megafon anonsları nedeniyle herhangi bir şekilde uyumak veya dinlenmek imkansızdı. Bu deneyim Morrissey’i katatonik bir durumda bıraktı."
Morrissey ardından konseri iptal etti; oteli "tarif edilemez bir cehennem" olarak tanımladı ve “Kendimi toparlamam bir yıl sürecek. Bu bile az kalır” dedi.
Morrissey, son 10 yılda planladığı 292 konserin 112'sini iptal etti; 1988'den beri planlanan her dört konserin birinde sahneye çıkmadı. Geçen Ocak ayında da reçeteli ilaçlara gösterdiği “olumsuz reaksiyon” nedeniyle ABD’deki performanslarını iptal etti. 2025’te tüm Güney Amerika turnesini aşırı yorgunluktan, Massachusetts ve Connecticut’taki konserlerini kendisine yönelik ciddi bir hayati tehlike olduğu gerekçesiyle iptal etti. Geçen yılki İstanbul konserleri ise sanatçının İsrail-Filistin meselesine dair siyasi duruşu nedeniyle aldığı tepkiler sonrası iptal edildi.

Veganlık konusunda hassasiyetini öne sürerek konser alanı et koktuğu için ve sahne ısısının uygun olmaması yüzünden konserleri iptal oldu. Geçen yılki Stokholm konserinde ise plak şirketlerinden yeterli destek görmediği iddiasıyla sahneyi çıkmayı reddetti. (Buradan sanatçının iptal edilen konserlerini inceleyebilirsiniz.)
Sanat, sanatçıdan ayrı düşünülebilir mi?
Moz hayranı olmak zor ve son derecede ince bir camı tutmak gibi... O cama birazcık baskı yaparsanız tuzla buz olur. Geçmişinizde önemli bir yerde duran bir müzisyenin yaş aldıkça huysuz ve bağnaz bir adama dönüştüğüne şahit olmak da çok üzücü.
2024’te de The Smiths’in birleşip konser vereceği duyulduğunda Morrissey sıcak baktığını açıklamış ama Johnny Marr “asla” demişti. Marr, teklif edilen paranın inanılmaz bir rakam olduğunu ama politik açıdan aynı çizgide olmadığı Moz ile yeniden çalışma ihtimalinin “sıfır” olduğunu söylemişti.
Reddit’te açılan başlıktaki gibi “Morrissey bu kadar nefreti hak ediyor mu?” sorusu soruluyordu. Bazı eski hayranlarına göre artık pek de saklamadığı ırkçılığı yüzünden, evet. Bir kullanıcı şöyle diyordu:
"For Britain ve diğer aşırı sağcı figürlerle flört ediyor. Onun konumu, göç ve yoksulluk gibi karmaşık sorunları, sorunun özüne ve temel nedenlerine inmek yerine, kolay ve basitleştirilmiş bir şekilde açıklamayı seçiyor. Hayvan haklarına dair ateşli görüşleri ve eşitliğe olan inancı, yöneldiği aşırı sağcı figürlerde bulamaz."
Bu yazıyı yazarken arkada The Smiths’in şarkıları çalıyor ve bu şarkıların bir sonraki jenerasyonu etkileyeceğine eminim. Morrissey’in ise ne yazık ki umutsuzluktan beslenen bencil bir pop ikonu olarak eski cazibesini kaybettiğine de eminim. Tüm bunlar ise yine şu soruyu sorduruyor:
"Sanatı, sanatçıdan ayrı düşünmek mümkün müdür?"