SEYAHAT

Her şey dahil tatillerin yükselişi: 90’lara dönüş mü, yepyeni bir tatil anlayışı mı?

Z kuşağı başta olmak üzere gezginlerin tatil tercihleri ve turizm profesyonellerinin sunduğu alışılmadık paketler nedeniyle "her şey dahil tatiller" yeniden yükselişe geçti. Peki yakın zamana kadar kaotik ve suni bulduğumuz bu trend, yeni favorimiz olabilir mi?

DENİZ AYTEKİN
SOLİ · 10 AĞUSTOS 2025
3 DK OKUMA

Her şey dahil tatil deyince gözünüzün önüne açık büfeden tıka basa doldurulmuş ve yarısı bırakılmış tabaklarla dolu masalar, içinde alkol olduğu şüpheli fosforlu kokteyller, havuz başı animatörleri, kalabalıkların oradan oraya sürüklendiği tatil köyleri ve kaos geliyordur muhtemelen. Oysa, son bir iki yılın tatil trendleri bu tablonun değiştiğini gösteriyor. Z kuşağı başta olmak üzere gezginlerin tatil tercihleri ve nezih otellerin sunduğu alışılmadık paketler nedeniyle "her şey dahil tatiller" yeniden yükselişe geçti. Peki bu değişimin arkasında ne yatıyor?

Bu terimi hayatımıza sokan kişi, ilk “ev sahipliği” deneyimini 1945 yılında Nazi toplama kamplarından kurtulan Belçikalıları rehabilite etmek için bir köy inşa eden Olimpik su topu oyuncusu ve yüzücü Gérard Blitz. Blitz, 1950 yılında kâr amacı gütmeyen Club Méditerranée (bugün bildiğimiz adıyla Club Med) derneğini kurarak ilk tatilci grubunu, İspanya’nın güneyindeki Balear Adaları’ndan Mallorca’nın kuzey kıyısında, Alcudia’da açtığı tesise götürmüştü.

Bugün tüm dünyada “her şey dahil tatilin öncüsü" olarak anılan Club Med’in bu ilk şubesinde konuklar çadırlarda konaklıyor ve nispeten dingin bir tatil deneyimi yaşıyordu. Konsept o zamanlar oldukça yalındı: Ne kadara mâl olacağını önceden bil ve tatil köyünde beş kuruş harcamadan dilediğin gibi eğlen. Yıllar içinde Club Med misafirleri önce kargılardan yapılmış kulübelere, ardından lüks otel odalarına taşınırken, her şey dahil tatil anlayışı da tüm dünyaya mantar gibi yayıldı.

  • 80’lerin sonu ve 90’larda misafirlerin bütün gün içip havuz başında takıldığı; çoğunlukla vasat yemekler servis edilen açık büfe istasyonlarının önünde uzun kuyruklar oluşturduğu "her şey dahil tatiller" zirve yaptı ve aynı hızla kaotik, bayağı ve suni olarak etiketlenerek kendini tüketme noktasına geldi.

Pandeminin ardından yaşanan seyahat patlaması ya da bilinen diğer adıyla intikam turizminin ortaya çıkmasıyla her şey dahil tatil anlayışı da yavaş ama etkili bir dönüşüm geçirerek hayatımıza yeniden giriyor. Öyle ki 2019 ile 2024 arasında, Expedia ve Hotels.com’daki her şey dahil tatil talepleri %70 arttı; yalnızca geçen Ekim ayında, Hotels.com’daki her şey dahil tatil köyü aramaları bir önceki yıla göre %60 oranında yükseldi. 

Z kuşağı bu konsepte en çok ilgi duyan grup: Bu yaş aralığındaki gezginlerin %42’si her şey dahil otelleri tercih ettiğini söylüyor. Uzmanlara ve tatil profesyonellerine göre, bu yükselişin ardında iki temel neden yatıyor: Ekonomik kaygılar ve tükenmişlik sendromu ya da bildiğimiz adıyla bezginlik.

Kolektif bir yorgunluk yaşıyoruz: İş, gündem, gelecek kaygısı, günlük ihtiyaçlar, her anı optimize etme ve her şeye yetişme çabası nedeniyle çoğumuz bitik hâldeyiz. Yılda bir, iki belki üç haftalığına çıkabildiğimiz tatilleri planlamak da bu dert ve uğraşların üzerine ekleniyor. Tatil tarihini ve destinasyonunu belirledikten sonra, hele de ilk kez gittiğiniz bir yere seyahat ediyorsanız upuzun bir yapılacaklar listesi çıkıyor karşınıza: Hangi mahalleler gezilecek? Nerede yenecek, nerede içilecek? Ulaşım nasıl sağlanacak? Önceden bilet alınması gereken etkinlikler, rezervasyon yapılacak mekanlar hangileri? Peki beraber tatile çıktığınız kişiler de sizinle aynı şeyleri yapmak isteyecek mi? Not aldığınız plajlara giriş ne kadar? Hazır o kadar yol gitmişken bir yere daha uğramalı mı?

Bu ve benzer sorulara cevap ararken insan, kendini zaman zaman bitkin bir hâlde buluyor. Her şeyi önceden planlamak, bazı durumlarda tatilin kendisini de külfete dönüştürebiliyor. Mesela, bir bakıyorsunuz tüm gün gezip yorulduğunuz, sahilde sakince bir şeyler içip yıldızları izlemek istediğiniz bir akşam, flamenko gösterisine biletiniz var. “Param boşa gitmesin” diye düşünüp yeniden sokağa çıkma vakti...

Tatildeyken insanın zihninin bir köşesini sürekli meşgul eden bir başka konu da toplamda ne kadar para harcadığı. Özellikle kalburüstü hizmetler sunan bir destinasyon ve otel tercih ettiyseniz neye ne kadar ödeyeceğinizi hesaplamak güç. Spa’da geçirilen bir saat, havuz başında içilen birkaç kokteyl, iki saatlik dalış, tekneyle bakir koy ziyareti… Otel faturasına eklenen miktarı öngörmek bir yerden sonra imkansız hâle geliyor. Gün içinde gezerken yaptığınız harcamalar da cabası.

Açık büfenin yerini şef menüleri alıyor

Tüm bu kaygılardan uzaklaşıp “Birileri benim yerime yapsın bu planları” diyenler için çözüm, aklındaki "her şey dahil" imajını tazelemek ve yeni nesil tatil paketlerinden zevkine ve bütçesine uygun olanı seçmek olabilir. Keyif üzerine kurulu turizm, müşterilerin taleplerine en hızlı adapte olan sektörlerden. Bu da hem butik tesisleri hem de büyük zincirleri, deneyimi, ve konforu önceliklendiren paketler tasarlamaya itiyor.

Her şey dahil tatiller, dev bir tesise girip günlerce orada zaman geçirme mantığından uzaklaşıyor. Örneğin otel bünyesinde bilinen şeflerin farklı konseptlerde menüler sunduğu birkaç restoran bulunuyor ve misafirler dilediği öğünü, tercih ettiği restoranda yiyor; tatil paketlerine otel dışındaki popüler restoranlarda dilediğiniz zaman harcayabileceğiniz “yemek kredileri” ekleniyor. Lobide, etrafı keşfetmek üzere dilediğiniz zaman kullanabileceğiniz bisiklet, ATV ve otomobiller; sahilde ise olta takımı, yüzme ekipmanları, kano, board ve kayıklar hazır bulunduruluyor. Gittiğiniz yere özel "olmazsa olmaz" deneyimler tatil programına dahil ediliyor.

Deneyim odaklı tatillere olan ilginin artmasıyla oteller artık şarap yapımı, gökyüzü gözlemi, doğal boyama, yöresel yemek atölyeleri, doğada meditasyon, rehberli dalış ve yürüyüş, arıcılık, mantar toplama gibi etkinlikleri de tatil programına ekliyor. Ziyaretçiler her gün farklı saatlerde düzenlenen bu etkinliklere, diledikleri zaman ek bir ücret ödemeden katılabiliyor. Bu da hele ki kalabalık bir grup olarak tatile çıktıysanız sürekli beraber hareket etme, buluşma noktaları ve saatleri belirleme zorunluluğunu ortadan kaldırıyor; herkes kendi ritmine ve zevkine göre “takılma” imkanı buluyor.

Tatil, “Ne kadar çok yer görürsem o kadar iyi” mantığıyla kendi yaptığımız programın içinde kaybolduğumuz ve eve daha da yorgun döndüğümüz bir deneyim olmak zorunda değil. Her şey dahil olsun ya da olmasın, bazen aradığımız huzur, öylesine durduğumuz bir anda selamlıyor bizi; bazen de beraber yola çıktığımız herkes bir şeylerle meşgulken, hiç aklımızda olmamasına rağmen katıldığımız bir günbatımı toplaşması, o tatilin en değerli anısı olarak hafızamızda yer ediyor.

Zarif, sade ve seçkin
bir yaşam rehberi.

Aposto Magazine haftada 3 gün e-posta kutunda.

Zevk, zanaat ve ritüel üzerine satırbaşları, keşifler ve incelemeler.