İnsan ruhunun karanlık sularında: John Boyne'un 'Elementler' serisi üzerine
'Çizgili Pijamalı Çocuk'un yazarı John Boyne, dört kitaplık "Elementler" serisinde insan ruhunun karanlık ve fırtınalı topografyasını çıkarıyor. Boyne, her biri bir solukta okunabilecek serisinde, dijital çağın üzerimize yağdırdığı sosyal virüslerin cirit attığı ortamda travmalara ve insanlığın kurtuluş reçetelerine değiniyor. Her romanda "suç"u farklı bir yönüyle ele alıyor, birbiriyle iç içe geçmiş metinleri birbirinden özgür kılarken bir yandan da her birini ötekine sımsıkı bağlıyor.

"Elementler her şeyi yok eder. Suyu düşün. Birisi boğulduğunda, vücudu kıyıya vurduğunda, yüz hatları öyle şişmiş olur ki kimliklerini tespit etmek zorlaşabilir. Toprağı düşün. Bir ceset gömüldüğünde hemen çürümeye başlar. Havayı düşün. Birkaç dakika bile mahrum kalsak ölürüz. Bir de ateşi düşün. İnsanın dış görünüşü yanıklarla değişmişse iğrenip başka yere bakarız."
Edebi eser, özellikle kurmaca, yazarının izlerini ve yaralarını açık edebilir. Bunu kısmen ya da tamamen, gizli ya da açık bir biçimde yapabilir. Çizgili Pijamalı Çocuk'un yazarı John Boyne, dört kitaplık "Elementler" serisinde insan ruhunun karanlık, fırtınalı topografyasını çıkarıyor. Yukarıdaki alıntı da serinin üçüncü kitabı Ateş'ten bir alıntı...
- Boyne, Elementler serisinin son kitabı Hava'nın yayımlanmasından sonra verdiği bir söyleşide bu dört kitabın yazılış sürecini "katartik" olarak nitelemiş ve hayatında ardına bakmasını gerektirmeyecek yepyeni döneme girdiğini ifade etmişti.
Tüm çocukluğu ve gençliği boyunca Katolik İrlanda'da bir eşcinsel olarak yetişmenin zorluklarını yaşadığını, seriye son noktayı koyduktan sonra esenliğe kavuştuğunu, yılların mücadelesinden galip ve güçlü çıktığını belirtmişti. Bu dramatik ifadelerin nedeni John Boyne'nun hayatına dair büyük bir gizi açık etmesiyle anlamını bulmuştu:
"Terenure Koleji'nde öğrenciyken fiziksel ve cinsel istismara maruz kalmıştım. Hayatım boyunca bu gerçekle boğuştum. Dörtlemeyi tamamlayınca kendimi daha güçlü hissettim. Yıllar boyunca bu acı gerçekle uğraştım, artık unutmanın ve yola devam etmenin zamanı... İstismarcınıza fazladan ayırdığınız her an onlara bir tür güç veriyor. Ben ben artık bunun olmasına izin vermemeyi seçiyorum. Yeni yazacaklarımda bu konulara geri döneceğimi hiç sanmam. Bu dört kitapta ortaya koyduğum şeyden gurur duyuyorum ve bu dört kitabı yazmanın bana sağaltıcı bir etki yaptığını düşünüyorum."
Soykırım romanı dünya çapında şöhret getirdi
Çağdaş İrlanda edebiyatının çalışkan ve başarılı temsilcilerinden John Boyne 1971'de İrlanda'da doğdu. Edebi kariyerine öykü yazarak başlayan yazar ve iki kez İrlanda Kitap Ödülü'nü kazandı. Dünyada 5 milyondan fazla satan ve 2008 yılında sinemaya da uyarlanan Çizgili Pijamalı Çocuk adlı gençlik romanıyla dünya çapında şöhrete kavuştu. Sonra bu yapıtın devamı olan Artık Hiçbir Yer Ev Değil'i bir yetişkin romanı olarak kaleme aldı.
Boyne'un bu yapıtlarının yanı sıra Deli Dolu markasıyla Türkçeye çevrilip yayımlanmış Kalbin Görünmez Öfkeleri, Yankı Odası, Gökyüzüne Uzanan Merdiven, Asker Doğmayanlar ve Romanovların Son Evi gibi romanlarıyla Çizgi Pijamalı Çocuk gibi ilk gençlik kitapları bulunuyor.

Romanlarında savaş, soykırım, suçluluk, sorumluluk, aile içi sorunlar, büyüme sancıları, kayıp ve vicdan gibi konuları işleyen John Boyne, Elementler ile belki de büyük oranda kendi acı deneyimlerinin izdüşümlerini de hissettirdiği aile içi istismar, şiddet, af, adalet, travmalar gibi konuları özenle çizdiği karakterleriyle işliyor.
Su, Toprak, Ateş ve Hava'yı tanıtırken her bir romanın kahramanının o elemente dair yaptığı yorumu da bölümün başına ekliyorum. Ki, bu her zaman rastlayamayacağınız güzellikteki Elementler serisini spoiler verip tadını kaçırmadan eksiksiz anlatmış olabileyim.
'Su benim felaketim oldu!'
"Su benim felaketim oldu. Ailemin felaketi oldu. Rahimde suyun içinde yüzeriz. İçimiz suyla kaplıdır. İçeriz suyu. Hayatımız boyunca çekiliriz ona, dağlardan, çöllerden, kanyonlardan daha çok, ona. Ama berbat bir şeydir su. Öldürür insanı.
Vanessa Carvin"
Olanlardan, insanlardan ve kendinden kaçışın hikayesi Su, Vanessa Carvin'in küçük bir adada farklı bir isimle hayatın bir tarafına ilişme uğraşını anlatıyor. Bu yüzden bir itiraf, bir iç döküşle başlıyor Vanessa'nın hikayesi:
"Adaya geldiğimde ilk iş ismimi değiştiriyorum... Yirmi sekiz senedir Vanessa Carvin'im, ama ondan önce, yirmi dört yıl boyunca Vanessa Hale idim. Doğuştan gelen hakkımı talep etmek beni beklenmedik biçimde rahatlatıyor. Bazen bu hak benden çalınmış gibi hissetsem de aslında ben de suç ortağıydım. Fakat birkaç dakika sonra tekrar değiştiriyor, bu kez Willow Hale yapıyorum... Sıradaki işim, saçlarımı kazımak... Feminenliğimin dalga dalga dökülen filizlerinin ortasında dururken, fazla dikkat çekmemek adına kendimi tamamen kel bırakmamaya karar veriyorum..."
Carvin'in bu cümleleri yeni bir başlangıç yapmak istemesinden ziyade, hayatın giderek ağırlaşan yükünü öylece ortaya koyuvermek istediği hissiyatını uyandırıyor başlangıçta. Sonra onunla birlikte geçmişe döndükçe anlıyoruz o kurşun ağırlıkları. Aile içi cürümler, mağduriyet, masumiyet; anlamazdan görmezden gelmenin, iş işten geçtikten sonraki kurşun ağırlığı... Vanessa Carvin'in saçlarını kesse de içinden söküp atamadığı bir dünya acı yaşanmışlık!
Toprak: Bizi hoş karşılayacak bir yer
"Bir daha asla görmeyeceğime emin olduğum iki şeyi; adanın nemli, gri toprağını ve yağmurdan sonra havaya yükselen o tatlı kokuyu düşlediğimi gördüm rüyamda. Annem bana bir keresinde, o güzel kokunun, ıslandıklarında toprakta lifler oluşturup havaya sporla dolu aromatik buharlar salan kimyasalların ve bakterilerin karışımından geldiğini açıklamıştı. Kokuyu rahatlatıcı buluyormuşuz, çünkü bir gün toprağa gömüldüğümüzde toprağın bizi hoş karşılayacak bir yer olacağına inanmak istiyormuşuz.
Evan Keogh"
Toprak, ilk romanın yan karakterlerden biri olan Evan Keogh'un hikayesini ele alıyor. 16 yaşındaki bu çocuk, babası yüzünden doğup büyüdüğü adanın toprağından kaçıyor. Sonra Evan'ı 20'lerinin başlarında ağır bir suça yardım etmekle suçlanan bir futbolcu olarak görüyoruz.
Kendisi ve takım arkadaşı Robbie'ye karşı açılan davayı izledikçe, Evan'ın geçmişiyle ilgili trajik ayrıntıları öğreniyoruz. Genç futbolcunun pişmanlıkları, suçun ağırlığı altında tükenişi ve finalde aldığı son karar, Su'daki kaotik ortamı, yer yer mizahi tezyinata rağmen derinleştiriyor. Bu ağır havada Boyne'un mizahi yönü de açığı çıkıyor ve yer yer gerilimin yükünü hafifleten bölümlere de rastlıyoruz. Boyne bu çelişkili görünen durumu bir söyleşisinde şöyle açıklıyor:
"Böyle karanlık konulara dair yazarken mizah değerli bir araç hâline gelebiliyor!"
'Ateş'e yansıyan en karanlık yüz
"Hangi mevsim olursa olsun, her öğleden sonra okuldan eve geldiğimde ilk işim salondaki şömineyi yakmaktı, hoşuma gidiyordu bu iş; evvelki akşamın ateşinin küllerini temizler, ızgarayı süpürüp önceki günün gazetesinin tortop edilmiş yapraklarını, birkaç çırayı, birkaç parça da kömürü göze hoş gelecek şekilde dizerek tekrar hazır hale getirir, sonra da kibriti çakıp hepsini aleve verirdim. Ustalaşmıştım, bütün gece yanacak ateşler harlayabiliyordum.
Doktor Freya Petrus"
John Boyne, serinin üçüncüsü olan ve bir suçlunun ağzından naklettiği Ateş'i yazması en zor olan, en karanlık romanı olarak nitelemişti.
Hastalarının sevgilisi saygın cerrah Freya Petrus, hayatının iki zıt yolunu asla bir kavşakta buluşturmaz. Dr. Petrus, genç erkek çocuklarını taciz eden korkunç yüzünü neredeyse herkesten saklamayı başarır.
Yazar, bu tür suçları çoğunlukla erkekler işlese de Ateş'teki tacizci kahramanın bir kadın olmasının zihin açıcı olduğunu düşünüyor ve bu konulara vurgu yapmasının sebebini şöyle anlatıyor:
"İstismara uğrayan herkes istismarcı olmaz, ancak istismar edenlerin çoğu muhtemelen daha önce istismara uğramıştır ve kitaplarımda derinlemesine incelemeye çalıştığım konulardan biri de bu suçları işleyen kişilerin geçmişte başına neler geldiğidir? Bu (tercihim), onların eylemlerini haklı çıkarmak için değil, bu tür şeylerin neden yaşandığını anlamaya çalışmak içindir."
Hava: Bir dijital çağ eleştirisi
"Önümüzde on üç saat var. Aktarma yaptıktan sonra yedi saatimiz daha havada geçecek. Tren ve tekne yolculukları da bittikten sonra, nihayet hedefimize varacağız...
Aaron Umber"
Baba oğul, havada asılı kalacakları bu yirmi saatte aralarındaki iletişimsizliği çözebilecek mi? Gittikleri yerde karşılarına çıkacak kişi, geçmişin sırlarından ne kadarını onlarla paylaşabilir? Dahası bu sırlar, üç kuşak arasında yepyeni bir bağa vesile olacak mı?
Yıllar geçer ve Ateş'te 23 yaşında stajyer bir doktor olarak tanıdığımız Aaron Umber, karşımıza bir baba olarak çıkar. Aaron Amber 14 yaşındaki oğlu Emmett ile birlikte çıktığı yurt dışı seyahatinde farklı bir umut taşır. Oğluyla aralarındaki gerginliği çözmek, iletişimsizliği gidermek. Ancak kırk yaşındaki Aaron'ın üstesinden gelemediği bir korkusu vardır: Kendi başına gelenlerin oğlunun başına gelebileceği endişesi. Bu nedenle bir fırsatını bulup oğlunun cep telefonuna erişim sağlamak ve soramadığı soruların cevabını o küçük cihazda aramak ister.
Boyne, sürüp giden bir travmanın izini sürerken iletişim aygıtları mükemmeleştikçe aramızdaki yükselen duvarlara dikkat çekiyor. Suçlar, kabahatler ve cürümler anne babaların kontrol alanının dışında işleniyor. Siber zorbalık bir yana sosyal medyada insanın karşısına çıkabilecek karanlık tipler her geçen gün artıyor. Hava aynı zamanda bu soruların cevabını arıyor.

Birbiriyle iç içe geçmiş öyküler
John Boyne, her biri bir solukta okunabilecek serisinde, dijital çağın üzerimize yağdırdığı sosyal virüslerin cirit attığı ortamda travmalara ve insanlığın kurtuluş reçetelerine değiniyor.
Her romanda "suç"u farklı bir yönüyle ele alıyor, birbiriyle iç içe geçmiş metinleri birbirinden özgür kılarken bir yandan da her birini ötekine sımsıkı bağlıyor. Dört romanının belli başlı karakterlerini bize neredeyse hiç hissettirmeden birbiriyle ilintili kılmak. Büyük bir kurmaca ve kurgu başarısı bu. Ve kıymeti bugün değilse bile günün birinde anlaşılacak müthiş bir edebiyat olayı Elementler!
Elementler - Su, Toprak, Ateş, Hava / John Boyne / Deli Dolu Kitap