Bir de buradan bak: Kadın portreleri
Erkek bakışından bağımsız kadın bedenleri

1960'ların sonları ve 1970'ler feminist sanat hareketinin doğuşuna tanıklık etti ve bununla birlikte kadınlık ve kadın bedeni hakkındaki beklentileri sorgulamaktan çekinmeyen çok sayıda kadın sanatçı oldu. Judy Chicago, Miriam Schapiro ve Yayoi Kusama gibi savunucular, sanat dünyasında ve onun ötesinde kadınların özgürlüğü etrafında konuşmalar için alan yaratarak stereotipleri dönüştürmeye çalıştılar. Ne üzücü ki bu araştırma ve üretimlerin kadın bedeni üzerindeki normları ortadan kaldırmak için tek başına yeterli olması mümkün değil. Bugün bile kadınların genellikle ince, tüysüz, pürüzsüz, yumuşak, güzellik kraliçesi tanımları çerçevesinde görünümlere sahip olması, erkek bakışları lehine idealleri somutlaştırması bekleniyor. Bu nedenle, bu katı standartlara isyan eden sanatçıların çalışmaları daha uzun bir süre önemini koruyacak gibi görünüyor.
My Body, My Rules: Bu konu, Miami Peréz Sanat Müzesi'ndeki (PAMM) Eylül 2021'e kadar ziyaret edilebilecek olan My Body, My Rules sergisinin de temasını oluşturuyor. Küratör Jennifer Inacio tarafından düzenlenen grup sergisinde 20'den fazla kadın yer alıyor. Dünyanın dört bir yanından sanatçılar "kadın bedeninin tartışmalı imajına empoze edilen basmakalıplar, şiddet, sınırlamalar ve ideallerle yüzleşen akımda kadın tasvirini" incelemeyi hedefliyor.
Frances Goodman bir kadının ağzının içinde yanıp sönen ve sonra dışarı atılan sıvı bir formu tasvir eden çarpıcı neon ışık çalışması Spit/Swallow ile sergiye katılıyor. Bu eser aslında Goodman'ın bir otoportresi. Spit/Swallow, toplumsal normları kabul eden ve sözlerini yutan kadınlarla toplumsal beklentileri reddeden ve düşüncelerini tüküren kadınlara cinsel imalar üzerinden selam veriyor.

Hayv Kahraman çalışmalarında sanatıyla kadın ve göçmen kimliği arasındaki ayrılmaz ilişkiyi irdeliyor. Kahraman’ın sergide yer alan 6 Bends adlı eseri, vücutlarını izleyiciye doğru büken altı kadın figürün resmedildiği bir yağlı boya tablo. Eser, sanatçının sözleriyle "Kadınların/azınlıkların ve göçmenlerin normatif yaşam tarzlarına uydukları çeşitli yolları düşünmeyi" amaçlayan bir serisinin parçası.
Ana Mendieta yerinden edilme, maneviyat, kadın bedeni ve dönüşüm gibi konuları keşfettiği toprak-vücut performanslarıyla tanınan, kendini doğal ve antik manzaralarda dönüştürerek fotoğraf ve video olarak kaydeden bir sanatçı. Mendieta’nın sergi kapsamındaki Silueta Works in Mexico adlı çalışması da Meksika’nın Oaxaca Vadisi’nde gerçekleştirdiği, vücudunun silüetlerini tasvir eden çarpıcı kromojenik baskı serisinin bir parçası olarak izleyiciyle buluşturuyor.

Hem kendi fotoğrafları için poz veren hem de arkadaşlarını model olarak alan Lee Materazzi, gündelik mekânları ve nesneleri tuhaf, esprili sahnelere dönüştürüyor. Sanatçının sergide yer alan Untitled, Clothes on Head adlı çalışması kanepenin kenarında rahat bir şekilde oturan, kafasını bir yığın elbiseyle saran bir kadının portresi. Bu portre, Materazzi'nin ev ortamında başları çamaşırlara sarılı olarak poz veren kadın ve erkeklerin yer aldığı serisinin bir parçası.

İçselleştirilen erkek bakışları: Küratör Inacio, özellikle sergide yer alan fotoğraf çalışmalarının küratörlüğünü yaparken önemli bir şeyi fark ettiğini söylüyor. Kadın sanatçılar tarafından tasvir edilen bedenleri göstermek istediğini ancak daha yakından bakmaya başladığında, erkek bakışının bir kadın sanatçının içinde de olabileceğini fark ettiğine değiniyor. Bu yüzden gerçekten düşünmesi ve bu fotoğrafları keşfedip, süreçlerini ve kendisini sorgulaması gerektiğinden bahsediyor ve ekliyor: "Hatta kendime sormak zorunda kaldım, erkek bakışlarını içselleştiriyor muyum?" Birçoğumuzun bunu istemeden veya fark etmeden yaptığına eminim. Peki ya siz? Bir erkek bakışından bağımsızca, nesneleştirmeden kadın bedenini algılayabiliyor musunuz?