SEYAHAT

Klişelerden uzak Reykjavík turu: Bir günde 10 yerel durak

Dünyanın en kuzeydeki başkentlerinden biri olan Reykjavík, adaya adım atan gezginler için genelde yalnızca bir konaklama noktası ya da doğa turlarına geçiş güzergahı olarak görülüyor. Oysa şehir; insan ölçeği, özgün mimari yapısı ve kamusal alan kullanımıyla adadaki yaşam kültürünün en somut özetini sunuyor. Üstelik “buralı olmanın” ve adadaki gündelik hayatın izlerini sürmek isteyenlere karşı da son derece cömert. Kentin 10 yerel durağını bir güne sığdırmak isteyenler için bir rehber.

URAZ KASPAR
SOLİ · 20 EKİM 2026
11 DK OKUMA
READ IN ENGLISH →

İzlanda, küresel seyahat kültürünün en popüler ve büyüleyici destinasyonlarından biri. Adaya gelen ziyaretçilerin seyahat planları genelde tek bir şablona dayanıyor: Gayzerler, devasa şelaleler, krater gölleri, siyah kumsallar ve İzlanda’da çekilen Game of Thrones lokasyonları… Ancak birbirinin benzeri bu doğa odaklı rotalar, adanın sosyokültürel ve gastronomik kalbini neredeyse görünmez kılıyor: Başkent Reykjavík.

  • Dünyanın en kuzeydeki başkentlerinden biri olan Reykjavík, adaya adım atan gezginler için genelde yalnızca bir konaklama noktası ya da doğa turlarına geçiş güzergahı olarak görülüyor. Oysa Reykjavík; insan ölçeği, özgün mimari yapısı ve kamusal alan kullanımıyla adadaki yaşam kültürünün en somut özetini sunuyor. Üstelik “buralı olmanın” ve adadaki gündelik hayatın izlerini sürmek isteyenlere karşı son derece cömert.

Laugavegur ve çevresindeki sokaklarda yürürken karşılaşılan mimari detaylar, yerel tasarım atölyeleri, eski liman çevresindeki canlı sosyal alanlar ve Kuzey mahalle kültürünü yaşatan kahveciler; İzlanda toplumunun o sert coğrafyayla kurduğu sakin barışın kentteki karşılığı.

İzlandalılar rutinlerine sadık, yerel ve küçük-orta ölçekli işletmelerin yaşamasına önem veren, bu konuda net tavır alan bir halk. Ülkede küresel fast-food zincirlerinin uzun yıllar barınamamasının temelinde de bu toplumsal tercih yatıyor. McDonald’s’ın adayı terk ediş hikayesi İzlanda’nın kolektif hafızasındaki yerini korusa da güncel dönüşüm dikkat çekici: Son dönemde açılan iki Starbucks şubesinin gördüğü yoğun ilgi ve gelecek aylarda şehre eklenecek iki yeni şube, Reykjavík’in tüketim alışkanlıklarında sessiz ama önemli bir kırılmaya işaret ediyor. Eski ve gelenekçi İzlandalılar ile dünyaya ve tüketim kültürüne uzak kalmak istemeyen genç neslin mücadelesi bütün ülkeye yansıyor.

Gelelim Reykjavík’te bir günü İzlandalı gibi geçirmenize ve şehrin ruhunu anlamanıza yardımcı olacak önerilerime. İlk önerim güne erken başlamanız, hatta gün doğumu ile başlamanız olacak; çünkü bence Reykjavík bir gündüz şehri. Popüler ve klişe noktalardan uzak duracağıma söz vererek sizleri 10 duraklı Reykjavík rotamla baş başa bırakıyorum.

Reykjavík her şeyin orta ölçekte mevcut olduğu, ancak hemen her deneyim ve seçeneğin de ortalama kalitenin üstünde yer aldığı bir şehir. Burada kötü bir hamburger, pizza veya dondurma yemek için cidden çaba harcamanız gerekebilir. Şehrin pahalılığını düşünürken, dünya genelinde övgü alan makul maaş sistemini ve ülkeye gelen ürünlerin izlediği uzun rotayı aklımızın bir köşesinde hep tutmalıyız.

İzlanda pahalı bir ülke mi? Evet. Peki Reykjavík pahalı bir şehir mi? Çok!

1. Erken uyananların ödülü: Reykjavík’in fırınları

Güne erken, hatta çok erken başlamayı başardıysanız oldukça şanslısınız. Şehrin merkezindeki fırınlar arasında yapacağınız seçim, İzlanda’da vermeniz gereken en zor kararlardan biri olacak. Benim ve ailemin üç yıldır değişmeyen kahvaltı köşesinin Laugavegur üzerindeki Sandholt olduğunu araya sıkıştırarak sizlere verdiğim klişelerden uzak durma sözümü yerine getiriyor; listeye Brauð & Co ile İzlandalıların günlük rutinlerinde önemli bir yeri olan, 1977’den beri hizmet veren Bakarameistarinn’i ekliyorum. Damak çatlatan, kokusunun tüm sokağı sardığı tarçınlı çörekleri ile bir İzlanda klasiği ve bizdeki karşılığı peynirli poğaça olan ostaslaufa her iki işletmede de mutlaka denenmeli.

  • Not almalı

    • Sandholt: Laugavegur 36. (1920’den beri hizmet veriyor.)

    • Brauð & Co: Frakkastígur 16. (İlk şube; renkli binasıyla meşhur, oturma alanı sınırlı.)

    • Bakarameistarinn: Stigahlíð 45-47, Suðurver. (1977’den beri yerel halkın vazgeçilmezi.)

    • Benim önerim: Güne taze fırından çıkmış sıcacık bir tarçınlı çörek ve kahveyle başlayıp Frakkastígur sokaklarında yürüyün.

Tarçın ve maya kokulu fırınlardan çıkıp güne enerjik bir başlangıç yaptıktan sonra sıra yerellerin en köklü günlük alışkanlığına geliyor.

2. Vazgeçilmez rutin: Jeotermal mahalle havuzları

İzlandalılar için günlük hayatın en vazgeçilmez rutini mevsimden bağımsız yerel havuz kültürü. Havanın durumuna göre seçeceğiniz bir zaman aralığında, şehir geneline dağılmış 18 mahalle havuzundan birini tercih edebilirsiniz. Şehir merkezine yakın turistik lagün deneyimleri mevcut olsa da biz güne İzlandalı gibi uyandık ve öyle devam edeceğiz. İzlanda’da havuz kültürüyle ilgili bilmeniz gereken tek şey, havuz öncesi duş kuralı. Ülkede esnemesi imkansız olan birkaç kuraldan biri ve belki de en katı olanı. Sebebini anlamakta zorluk çektiğim bir şekilde, bu kural yüzünden yerliler ve turistler arasındaki tartışma hiç dinmiyor ancak havuzlardaki jeotermal suyun kalitesi, doğallığı ve kimyasallardan (çok az klor kullanılıyor) uzak kalması tam da bu hijyen kuralının sıkı bir şekilde uygulanmasına bağlı.

Suyun ortalama 27-30 derece olduğu havuzlarda, çocuklar için ayrılan bölümde sıcaklık 32 dereceye kadar çıkıyor. Çocuklar için ücretsiz olan bu tesisleri kullanırken herhangi bir süre sınırlaması da bulunmuyor. İzlanda’yı ziyaret ettiğiniz döneme göre kar yağışı altında bir jeotermal havuz keyfi seyahatin en unutulmaz anlarından biri olmaya aday. 18 havuz arasından seçim yaparken konumu ve yakınlığı referans alabilirsiniz; ancak özellikle çocuklu aileler için benim önerim şehir merkezine otobüsle 15 dakika mesafede yer alan Laugardalslaug olurdu.

  • Not almalı

    • Sundhöllin: Barónsstígur 45a. (Şehrin en eski havuzu, 1937.) Giriş ücreti yetişkinler için yaklaşık 1.430 ISK.

    • Vesturbæjarlaug: Hofsvallagata. (Batı Reykjavík’in mahalle favorisi, yaklaşık 1.330 ISK.)

    • Çalışma saatleri: Tesisler hafta içi genelde 06.30-22.00, hafta sonları ise 08.00-09.00 arası açılıyor. Güncel bilet ve saat bilgileri için: sundlaugar.is

    • Benim önerim: Dışarıda kar yağarken açık havadaki jeotermal sıcak havuza girin ve esnetilmesi imkansız olan duş kuralına baştan eksiksiz uyun.

Sıcak jeotermal sularda sabahın soğuğunu ve kuzey rüzgarını üzerimizden attıktan sonra, kentin eski binalardan yoksun tarihine inat, İzlanda’nın gerçek “katedrallerine” yani kelimelerine dokunmak üzere kampüse doğru yürüyoruz.

3. Kelimelerin hafızası: Edda ve ‘World in Words’ sergisi

İzlanda’da ayakta kalan en eski binaların geçmişi 18. yüzyılın ortalarına kadar uzanır. Dolayısıyla adanın mimari katedralleri yoktur; ama yazılı bir hafıza kalesi vardır. İşte Árni Magnússon Enstitüsü’nün mimarisiyle göz dolduran yeni binası Edda’da açılan kalıcı sergi World in Words (Heimur í orðum), bu hafızanın somutlaşmış hâli.

Nors mitolojisinin devasa evrenini, Thor ve Odin hikayelerini, aşk ve kan davalarıyla örülü sagaları günümüze taşıyan el yazmaları, UNESCO Dünya Belleği Kaydı’nda yer alan ve Danimarka ile yaşanan tarihî bir “iade” mücadelesinin ardından yarısından fazlası adaya dönen ulusal hazineler. Dört yıllık titiz bir tasarımla hayata geçirilen loş ve mağara hissi veren bu sergi alanı, Eski Nors yaratılış miti Völuspá ile Hristiyan yaratılışının yan yana okunduğu ve yüzyıllar öncesinin çizimlerinin duvara yansıtıldığı büyüleyici bir atmosfer sunuyor.

Codex Regius, Möðruvallabók veya Grágás hukuk kodları gibi insanlık tarihinin eşsiz belgelerini dönüşümlü olarak izlerken, bir toplumun sert doğa karşısındaki en büyük sığınağının “hikayeler” olduğunu daha iyi anlıyorsunuz.

  • Not almalı

    • Adres: Arngrímsgata 5. (İzlanda Üniversitesi kampüs alanı, Ulusal Müze’ye 600 metre mesafede.)

    • Çalışma saatleri: Salı-pazar 10.00-17.00. (Pazartesi kapalı.)

    • Giriş ücreti: Yetişkinler için 2.500 ISK, 18 yaş altı ücretsiz. Biletler kapıdan veya online alınabiliyor.

    • Benim önerim: Çıkışta Völuspá’nın kapanış bölümlerinin okunduğu son koridorda durun ve Ragnarök sonrası yeniden doğan dünyayı dinleyin; ardından yakındaki tarihî Björnsbakarí’ye uğrayıp yerel ritüeli tamamlayın.

Kelimelerin hafızasını geride bırakıp bu coğrafyayı üzerimizde taşıyabileceğimiz en karakteristik durağa geçiyoruz.

4. Tek bir ürün: Lopapeysa

Alışveriş konusu göreceli olsa da dünyanın en pahalı şehirlerinden olan Reykjavík’te giyime veya teknolojiye bütçe ayırmak çok tercih edilmiyor. İzlandalıların bile teknoloji alışverişleri için ABD ve komşu sayılabilecek İngiltere’ye gittikleri bir ekonomik gerçeklikte tek bir istisna yapacak olsam ya da İzlanda’dan burayı en iyi tanıtabilecek tek bir ürün alma hakkım olsa, bu tartışmasız lopapeysa olurdu.

Örgü tekniği ve ipliğin karışımından üretilen el yapımı kazaklar, yani lopapeysa, 1950’lerden itibaren İzlandalı kimliğinin en önemli simgelerinden biri. İzlandalı yazar Árni Árnason’a göre bu kazak, çiftçilik ve balıkçılık döneminde sağladığı üstün korumayla çalışanlar arasında popüler olmuş ve ulusal kimliğin sembol bir parçası hâline gelmiş.

Bu konu İzlanda’da ev ekonomisinde de önemli bir yere sahip. Yaş ve mevsim gözetmeksizin çoğu İzlandalının çantasında lopi ipliği hazır duruyor ve buldukları her fırsatta çantalardan iplikler ile örgü şişleri çıkarılıyor. İzlandalı ailelerde bir gelenek olarak büyükannelerin ördükleri çorap, bere ve lopapeysa’lar genç kuşağa aktarılarak bu kültür korunmaya çalışılıyor. İyi bakılan bir lopapeysa’nın onlarca yıl giyilebildiği düşünülünce, bu oldukça önemli ve korunması gereken bir değer. Kazağın yine İzlandalılar tarafından örülmüş olması da ürüne büyük bir değer katıyor.

Reykjavík şehir merkezi (diğer tüm Avrupa şehirlerinde olduğu gibi) maalesef ucuz ve replika hediyelik eşya mağazalarıyla dolmuş durumda. Belki bir magnet veya anahtarlık için çok sorun etmeyeceğimiz bu durum lopapeysa’lar için de geçerli. Oldukça ucuz ve seri üretim teknikleriyle üretilmiş binlerce aynı desende kazağı Reykjavík sokaklarında bulmanız mümkün.

Peki gerçek bir lopapeysa nereden alınabilir?

Bu alanda ülke genelinde örülmüş kazakları toplayıp satışa sunan ve sattığı ürünlerin orijinalliği konusunda şüphe duyulmayan noktalardan biri İzlanda El Örgüsü Derneği (Handknitting Association of Iceland). Geçen aylarda İzlanda’nın en çok okunan İngilizce dergisi Reykjavík Grapevine tarafından da üst üste dördüncü kez “en iyi lopapeysa alınacak yer” seçildi. 1977’de örücü kadınların kurduğu birlik, ürünlerini rafa koymadan önce sıkı bir kalite kontrolünden geçirdiğini belirtiyor. Dergi, makine örgüsü ve kalitesiz kazak satan pek çok dükkana karşı özellikle burayı öneriyor. Dernek, kurulduğu günden beri el örgüsü kazak, bere ve eldiven üretiminde standart ve ilkeler belirlemeyi amaçlıyor ve bu üretimin İzlanda ailelerinin gelirine bugün de önemli bir ek sağladığını vurguluyor.

  • Not almalı

    • İzlanda El Örgüsü Derneği (Mağaza 1): Skólavörðustígur 19. (Hallgrímskirkja’dan aşağı inen ana cadde üzerinde.) Hafta içi 09.00-19.00, cumartesi 09.00-17.00, pazar 10.00-17.00.

    • İzlanda El Örgüsü Derneği (Mağaza 2): Borgartún 31.

    • Benim önerim: Mağazada kazağın içindeki etiketi mutlaka kontrol edin ve satıcıdan o kazağı ören yerel kadının hikayesini anlatmasını isteyin.

Kuzey rüzgarlarına karşı kazağımızı giyip sokakları adımladıktan sonra, sıra kentin hafızasını ve gastronomik dönüşümünü en iyi özetleyen öğle yemeği durağına geliyor.

5. İlk İtalyan restoranı ve pizzacı: Hornið

23 Temmuz 1979’da kapılarını açan İzlanda’nın ilk İtalyan restoranı Hornið, pizzayı Reykjavík’in gündelik hayatına sokan ve yerellerin favorileri arasındaki geleneksel gastronomi noktalarından biri. Şef Jakob Magnússon ile eşi Valgerður Jóhannsdóttir tarafından kurulan işletme, bugün çocuklarından Hlynur Jakobsson ile birlikte yoluna bir aile işletmesi olarak devam ediyor. Jakob’un ifade ettiği gibi menü açıldığı gündeki özüne sadık kalıyor ve yıllar içinde sadece birkaç yeni lezzet eklenerek korunuyor.

Restoranın yer aldığı Hafnarstræti 15 binası da başlı başına bir kent tarihi özeti: Yüz yılı aşkın geçmişe sahip yapının giriş katı, zamanında bir nakliye şirketinin yedek parça deposu, balıkçılık malzemeleri satış mağazası ve bez dükkanı gibi işletmelere ev sahipliği yapmış; 1920’lerde ise aynı katta Reykjavík Bar yer almış. Hafnarstræti ile Pósthússtræti’nin köşesinde 1979’dan beri konumunu hiç değiştirmeyen Hornið, taze pizza ve makarnalarıyla kentin ortak hafızasındaki yerini koruyor. Restoranın bodrum katında yer alan tarihî caz kulübü Djúpið ise Sigur Rós’un ilk dönem konserlerine sahne olan geçmişiyle canlı müzik kültürünü perşembe akşamları yaşatmaya devam ediyor.

  • Not almalı

    • Adres: Hafnarstræti 15 (Hafnarstræti ve Pósthússtræti köşesi). Tel: +354 551 3340.

    • Çalışma saatleri: Her gün 11.00-22.00 .(Mutfak 21.00’de kapanıyor.) Cuma ve cumartesi akşamları rezervasyon yapılması öneriliyor.

    • Djúpið caz geceleri: Perşembe akşamları saat 20.30’da canlı caz performansları düzenleniyor. (Giriş biletleri yaklaşık 4.000 ISK.)

    • Benim önerim: Taş fırından çıkan ince kenarlı klasik pizzanın yanında şef Jakob’un kişisel favorisi olan zengin balık çorbasını mutlaka tadın; denk gelirseniz perşembe akşamı alt kattaki caz gecesine bilet alın.

Öğle yemeğinin ardından kentin en renkli ritüeline, hava ne olursa olsun vazgeçilmeyen o tatlı molaya geçiyoruz.

6. Bir İzlanda klasiği: Dondurma

İzlanda’da dondurmanın 12 ay boyunca kesintisiz tüketildiğini ve bu kadar sevildiğini gördüğümdeki şaşkınlığım hâlâ aklımda. Uzun yıllar boyunca dondurmacılar, gençlerin biraraya gelip sosyalleştiği mahalle kulüpleri gibi çalışarak kent kültürüne işlemiş ve bu alışkanlık bugün de canlılığını koruyor.

Reykjavík’te mutlaka uğramanız gereken klasikler arasında, zengin ürün çeşitliliği ve oturmuş lezzetleriyle yerellerin merkezdeki ilk tercihi Valdís öne çıkıyor. Kişisel favorim ise belki başka bir yazının da ana konusu olabilecek, İzlanda’nın o meşhur geleneksel çavdar ekmeği aromalı rye bread dondurması; tam anlamıyla bir Kuzey klasiği.

Bir de işin meyan kökü, yani lakriş boyutu var. Meyan kökü bitkisinden hazırlanan ve benim adada geçen üç yıla rağmen bir türlü ısınamadığım tatlar dondurmalara da yansıyor. Burada “Lakrişi ya çok seversiniz ya da nefret edersiniz” diyorlar; ancak kesinlikle denemeye değer. En azından hangi tarafta olduğunuzu öğrenirsiniz.

  • Not almalı

    • Valdís: Grandagarður 21 (Eski Liman / Grandi bölgesi) ve Frakkastígur 10.

    • Öne çıkanlar: Çavdar ekmekli (rye bread) dondurma, tuzlu karamel ve meyan köklü (lakriş) seçenekler.

    • Benim önerim: Kültürel bir cesaret testi olarak tek topla meyan köklü (lakriş) dondurmayı deneyip hangi tarafta olduğunuzu hemen keşfedin.

Jeotermal havuz sonrası acıkan yerlilerin ve dondurma molasının ardından kentin simgesel sokaklarında yürüyenlerin yolu eninde sonunda aynı büfenin önünde kesişiyor.

7. Klişelerle barışma durağı: Bæjarins Beztu Pylsur

Rehberin başında “popüler ve klişe noktalardan uzak duracağıma” dair söz verdim ancak söz konusu Bæjarins Beztu Pylsur olunca durup dürüstçe bir parantez açmam gerekiyor. Adı kelimesi kelimesine “Kentin En İyi Sosisli Sandviçleri” anlamına gelen bu küçük kırmızı tezgah, şüphesiz İzlanda’nın en çok fotoğraflanan ve turist rehberlerinde ilk sırada çıkan gastronomi sembolü. Peki turist akınına rağmen yerel halk neden 1937’den beri bu büfenin önünde sabırla sıra beklemeye devam ediyor?

Cevap, İzlandalıların küçük aile işletmelerine olan sadakatinde ve adanın hayvancılık geleneklerinde saklı. 1937’den beri aynı ailenin işlettiği ve Tryggvagata’da, Harpa’nın hemen karşısında duran bu büfe, yoğun bir günde yaklaşık bin porsiyon satış yapıyor. Üstelik sıradaki yerliler ve turistler arasındaki tatlı pylsa mı yoksa pulsa mı telaffuz tartışması hiç bitmiyor.

İşin lezzet sırrı ise doğrudan coğrafyanın kendisine dayanıyor. Daha önce bahsettiğim o meşhur lopapeysa kazaklarının yünü hangi koyunlardan geliyorsa, sosisin ana malzemesi olan kuzu eti de aynı serbest dolaşan yerli koyunlardan elde ediliyor. Sláturfélag Suðurlands tarafından üretilen sosisler, kuzu etinin ağırlıkta olduğu, sığır ve domuz etiyle dengelenmiş özel bir reçeteye sahip.

Burada vereceğiniz sipariş için küçük bir yerel sözlük hazırlamakta fayda var. Büfenin önünde “ein með öllu” yani “her şeyden olsun” dediğinizde sosisliniz çiğ soğan, çıtır kızarmış soğan, ketçap, tatlı kahverengi hardal (pylsusinnep) ve mayonezli özel sos remúlaði ile hazırlanıyor. Eğer Bill Clinton’ın 2004’teki UNICEF ziyareti sırasında yediği gibi sosları pas geçip sadece hardallı isterseniz, yerel halk arasında anıldığı şekliyle siparişinizi “bir Clinton” olarak vermeniz yeterli.

  • Not almalı

    • Adres (ana şube): Tryggvagata 1. (Harpa Konser Salonu karşısı, Eski Liman yakınında.)

    • Diğer satış noktaları: Smáralind AVM, Skeifan, Holtagarðar ve Breiddin.

    • Benim önerim: Jeotermal havuz seansı sonrası sıraya girin ve yerel ritüele uyarak siparişinizi “ein með öllu” olarak verin.

Saatler akşamüstüne doğru ilerlerken sıra adanın en merak edilen, hatta kimi zaman cesaret isteyen geleneksel mutfak kültürüne geliyor.

8. Köpekbalığı eti ve geleneksel tatlar: Café Loki

İzlanda’ya gelenlerin ve beni sokakta gören dostların en sık sorduğu soru tartışmasız şu oluyor: “İzlanda’da yerel olarak ne yiyebilirim, Reykjavík’te geleneksel yemekleri nerede bulabilirim?” Bu soruya cevabım her seferinde duraksamadan Café Loki oluyor. Şehrin simgesi Hallgrímskirkja’nın hemen karşısındaki konumu ve binasının göz alıcı sarı rengiyle zaten gözden kaçırmanız pek mümkün değil.

Café Loki, turistlerin o meşhur fermente köpekbalığı eti (hákarl) ile tanıştığı ilk durak olmanın ötesinde, İzlanda ev yemeklerinin de temsilcisi. Adanın sert kışlarında yüzyıllardır uygulanan kurutma ve fermantasyon geleneklerini günümüze taşıyan mekan; kurutulmuş morina balığı (harðfiskur), çavdar ekmeği üzerinde sunulan somon, geleneksel kuzu çorbası (kjötsúpa) ve tabii ki yanında servis edilen adaya özgü sert içki Brennivín ile tam bir tadım tabağı deneyimi sunuyor.

İzlanda’nın cesur gastronomi mirasını denerken arkadaki büyük camdan Hallgrímskirkja’nın heybetli mimarisini izlemek, başkentteki en karakteristik akşamüstü ritüellerinden biri.

  • Not almalı

    • Adres: Lokastígur 28. (Hallgrímskirkja’nın tam karşısı.)

    • Öne çıkanlar: Fermente köpekbalığı eti (hákarl), geleneksel kuzu çorbası (kjötsúpa) ve ev yapımı çavdar ekmekli dondurma.

    • Benim önerim: Geleneksel İzlanda tadım tabağını sipariş edin; fermente köpekbalığı etini küçük bir küp hâlinde denedikten hemen sonra bir yudum Brennivín alarak yerel ritüeli tamamlayın.

Akşamın karanlığı kuzey göğüne çökerken, yönümüzü kentin ticari AVM sinemalarına direnerek mahalle kültürünü savunan bağımsız beyaz perdesine çeviriyoruz.

9. Halkın kurtardığı bağımsız sinema: Bíó Paradís

Reykjavík’te kültür-sanat hayatını gözlemlerken dikkat çeken en belirgin sosyolojik dinamik, kentin alışveriş merkezlerindeki seri üretim sinema zincirlerine karşı gösterdiği yerel dirençtir. Hverfisgata 54 adresinde yükselen ve ülkenin ilk ve tek bağımsız (art house) sineması olan Bíó Paradís, tam da bu dayanışma ruhunun kentsel simgesi.

Tarihsel geçmişi 1977’de açılan kentin ilk çok salonlu sineması Regnboginn’e kadar uzanan yapı, 2010 başında kapanma eşiğine geldiğinde adeta bir mahalle mucizesi yaşandı. Yönetmen dernekleri, bağımsız film yapımcıları ve Reykjavík Uluslararası Film Festivali (RIFF) temsilcilerinin öncülüğünde, sosyal medyadaki sivil bir halk hareketiyle kâr amacı gütmeyen sanatsal bir bağımsız sinemaya dönüştürüldü ve Eylül 2010’da Bíó Paradís adıyla yeniden kapılarını açtı.

İstanbul’da Emek Sineması ve Beyoğlu Sineması’nın kent hafızasında kapladığı o direniş ve kültürel miras alanını hatırlatan mekan, Ocak 2020’de mülk sahibinin yüzde 300’e varan fahiş kira artışı talebiyle yeniden kapanma krizine girdi. Kapanış tarihi 1 Mayıs olarak duyurulduğunda halkın, sanatçıların ve film kuruluşlarının kitlesel sahiplenmesiyle devlet ve belediye işbirliği sağlandı; tarihî sinema yeni bir anlaşmayla kurtarılarak Eylül 2020’de kapılarını tekrar açtı.

Aktivist ruhuyla yaşayan Bíó Paradís, bugün 101 posta kodlu tarihî şehir merkezinde ayakta kalan tek sinema. 2012’den beri Europa Cinemas üyesi olan salon, dünya sinemasından kült klasiklere, belgesellerden kısa filmlere uzanan zengin seçkisiyle izleyiciyle buluşuyor. Adada gezginler için en büyük kültürel kancalardan biri ise burada düzenli olarak gösterilen İngilizce altyazılı İzlanda filmleri seçkisi.

Burası sadece film izlenen bir yer değil, benim de akşamları zaman geçirmekten büyük keyif aldığım, kentin sosyal buluşma noktası. Gösterim sonrası panellerin, yönetmen söyleşilerinin ve Dirty Dancing ya da Mamma Mia gibi kült filmlerin hep birlikte şarkılarla izlendiği parti gösterimlerinin adresi. Bardan aldığınız içeceğinizle salona geçebiliyorsunuz. Sıcak atmosferiyle Reykjavík Grapevine tarafından da defalarca En İyi Sinema seçilen Bíó Paradís, Reykjavík akşamında kentin ruhuna dokunabileceğiniz en samimi duraklardan biri.

  • Not almalı

    • Adres: Hverfisgata 54. (Şehir merkezinde, Laugavegur’a paralel caddede.)

    • Program ve etkinlikler: İngilizce altyazılı İzlanda filmleri seçkisi, kâr amacı gütmeyen bağımsız dünya sineması gösterimleri ve eğlenceli parti gösterimleri.

    • Benim önerim: Bardan yerel bir içecek alıp İngilizce altyazılı bir İzlanda filmi izlemek için salona geçin ya da denk getirip parti gösterimlerinden birinde tüm salonla birlikte şarkılara eşlik edin.

Ve gecenin zifiri karanlığı çöktüğünde, yazının başında kurduğumuz “gündüz şehri” kuralına tatlı bir istisna eklemek üzere rotamızı başkentin en batı ucuna çeviriyoruz.

10. Gelgitin ve kuzey ışıklarının peşinde: Seltjarnarnes & Grótta Deniz Feneri

Reykjavík’in batı ucunda bağımsız bir belediye olan Seltjarnarnes yarımadasının en uç noktasında duran Grótta Deniz Feneri, başkentin o sakin gündüz ruhunu okyanus rüzgarıyla birleştiren ve bir günlük rotamızı tamamlayan en büyüleyici final durağımız.

Burası ritmini doğadan alan özel bir yer: Gelgitle anakaraya bağlanan, sular yükseldiğinde ise bir adaya dönüşen “bağlı ada” yapısıyla ziyaretçilerine zamansal bir oyun sunuyor. Yüksek gelgitte adaya geçiş yolu tamamen su altında kaldığı için gitmeden önce mutlaka gelgit saatlerini kontrol etmeniz gerekiyor. 1974’ten beri koruma alanı olan 39,6 hektarlık bu alan, aynı zamanda yüzlerce kuzey sumrusuna (Arctic tern) ev sahipliği yapan bir kuş cenneti (bu yüzden üreme dönemi olan 1 Mayıs-15 Temmuz arasında adaya girişler tamamen kapalı). 1897’den beri okyanusa beyaz kulesi ve kırmızı fener odasıyla ışık tutan yapı, fırtınalı Kuzey Atlantik’te bugün de yol gösteren tarihî bir simge.

Gecenin çöküşüyle birlikte Grótta başka bir mucizeye sahne oluyor. Şehir merkezindeki ışık kirliliğinden uzaklığı, açık okyanus manzarası ve fenerin heybetli silüetiyle burası Reykjavík Grapevine tarafından defalarca “Reykjavík’te kuzey ışıklarını izlemek için en iyi yer” seçildi. Eylül ile mart ayları arasındaki o büyüleyici kuzey ışığı (aurora borealis) gecelerinde, gökyüzündeki yeşil dansı izlemek için toplanan kalabalığın heyecanı kentin en unutulmaz anlarından birine dönüşüyor. Bu noktayı ayrıca kaydedin; çünkü ücretli turlara gerek kalmadan, başkentte seyir kolaylığı en yüksek alanlardan biri. Kuzey ışıkları için iki temel kuralımız var: Havanın bulutsuz olması ve izlediğimiz noktanın olabildiğince karanlık olması. Uygun bir mevsimde Seltjarnarnes bu açıdan oldukça cömert bir alan sunuyor.

Üstelik dondurucu bir kuzey ışığı avından sonra küçük bir sürprizin de sizi beklediğini unutmayın: Norðurströnd yürüyüş yolu üzerindeki kayalıkların arasına gizlenmiş, sanatçı Ólöf Nordal imzalı Kvika jeotermal ayak havuzu. Magma anlamına gelen bu granit mini havuzda 39 derece sıcaklıktaki jeotermal suya ayaklarınızı daldırıp okyanusu ve karanlık gökyüzünü izlemek, ikinci durakta bahsettiğimiz mahalle havuzları kültürünün doğadaki en yalın karşılığı.

  • Not almalı

    • Ulaşım: Şehir merkezinden 11 numaralı otobüsle gidebilir veya sahil boyunca bir saatlik yürüyüş yolunu tercih edebilirsiniz. Arabayla sadece 10-15 dakika.

    • Gelgit ve koruma uyarısı: Adaya yürüme yolunun su altında kalmadığı gelgit penceresini mutlaka kontrol edin. Kuş üreme dönemi nedeniyle 1 Mayıs-15 Temmuz arası ada ziyarete kapalı.

    • Aurora ipucu: Kuzey ışıkları tahmini ve bulut durumu için resmî meteoroloji sitesi vedur.is adresini takip edin.

    • Benim önerim: Gelgit saatini kontrol edip tarihi fenerin gölgesinde gökyüzündeki yeşil dansı bekleyin; ardından Kvika’nın 39 derecelik jeotermal suyunda ayaklarınızı ısıtın.

Zarif, sade ve seçkin
bir yaşam rehberi.

Aposto Magazine haftada 3 gün e-posta kutunda.

Zevk, zanaat ve ritüel üzerine satırbaşları, keşifler ve incelemeler.