Mac DeMarco: 'Uzun süre sanatçı olduğumu düşünmedim, yalnızca müzik yaptım'
“Chamber of Reflection” ile bir milyardan fazla kez dinlenen, The New Yorker’ın “son indie rock starı” olarak tanımladığı Mac DeMarco, 2 Temmuz akşamı Epifoni organizasyonu ile KüçükÇiftlik Park sahnesinde olacak. Konser öncesi DeMarco ile telefonda buluştuk.

Mac DeMarco’yu ilk kez sahnede izlediğim anı hatırlıyorum. Şarkı söylemeyi hem ciddiye alıyor hem de umursamıyor gibiydi. Konserin sonlarına doğru çok eğlenen bir “party animal”a dönüşmüştü. Pandemi sonrası DeMarco partilemeye ara verdi ve büyüme kararı aldı; yıllar sonra memleketi Kanada’ya döndü.
Sanatçı, lo-fi estetiğine sahip şarkılarının ruhsal dinginliğinin içine fiziksel olarak da dahil oldu. Şimdi eskisinden daha ayık ve artık sanatçı kimliği ile de çok barışık. Telefonun ucunda bu kez Mac DeMarco var!
Selam Mac, şu an telefonuma nerede cevap veriyorsun?
Selam, şu an Kanada’dayım.
Daha önce verdiğin röportajlarda yıllar sonra Kanada’ya dönüp 100 yıllık bir çiftlik evi satın aldığını anlatıyordun. Sadece tekneyle ulaşılabilen British Columbia eyaletindeki bir adada ve her şeyden uzakta yaşıyorsun galiba…
Tamamen izole değil, yarı izole bir ada aslında burası. Esas olarak burada müzik yapmaya odaklanmaya çalışıyorum. Artık eski üretimlerimden daha çok, yeni şarkılar üzerinde çalışma süreciyle ilgileniyorum. Ayrıca evin tadilatının her detayıyla hâlâ benim ilgilendiğim bir hayatım var. Burada olmayı seviyorum.
Röportaj için soruları hazırlarken şarkılarını tekrar dinledim. “Chamber of Reflection” şu an seninle konuşurken kafamın içinde dönüyor. Spotify’da bir milyardan fazla dinlenmesi var. İnanılmaz bir sayı bu. Bu şarkıyı hâlâ seviyor musun?
Evet, bence mecburen seviyorum. Mecburen kelimesini kötü anlamda kullanmıyorum. Sahnede daha popüler olan şarkıları çalmak güzel oluyor. Çünkü insanlar gerçekten çok heyecanlanıyor. O yüzden bir şarkı hâlâ seyirci tarafından tepki alıyorsa sahnede çalmaktan da keyif alıyorum.
Geçen yaz yayımladığın Guitar'da ise olgun bir adamın içsel bir konuşmasını dinliyormuşum gibi hissetmiştim. Guitar seninle birlikte büyümüş dinleyiciler için yapılmış bir albüm mü?
Bilmiyorum ya da sanırım evet. En başından beri beni dinleyen insanlara bu şarkıların daha anlamlı gelmesi mantıklı. Aslında, müziğimi kimin için yaptığıma dair hiç düşünüyor muyum, bilmiyorum. Sanırım bu albüm, benimle birlikte büyüyen insanlara daha anlamlı geliyordur.

Bir röportajında “Ben büyüdüm ama dinleyicilerim büyümedi” demiştin. Hâlâ aynı fikirde misin?
Bence durum şöyle: Sahneye çıktığımda ön sıralar genellikle hep çok genç dinleyicilerden oluşuyor. Aynı zamanda yıllardır konserlere gelen insanlar da var. Onlar birkaç sıra arkada ya da en arkada, duvara yaslanmış şekilde duranlar. Bu bir yandan hoş, bir yandan da ilginç bir durum. Yaklaşık 15 yıldır 20’li yaşlarının başındaki insanlara çalıyormuşum gibi hissediyorum. Ama bu güzel bir şey.
'Sahnede eskisi kadar çılgın değilim sadece şarkılarıma odaklanıyorum'
2017’deki Primavera Festivali’ndeki o çılgın konserini izlemiştim. O turnedeki her konserin büyük bir olaydı. Şimdi dönüp baktığında, senin için nasıl bir dönemdi? Bugünkü konserlerinde ruh hâlin nasıl?
Bahsettiğin gibi sahnede eskisi kadar çılgın değilim. Ama sanırım çılgınlıklarım başka bir şekilde devam ediyor. Daha çok müzikal olarak çılgın oldum diyebilirim. Tam olarak nasıl anlatırım bilmiyorum ama o dönem müziğin kendisini nasıl yapacağımızı çok da bilmiyorduk. O yüzden eğlenceli olsun diye başka şeyler yapıyorduk. Ama evet, o zamanı da o anıları da o konserleri de benimle sahneye çıkan tüm insanları da çok seviyorum. Hepsi çok güzel hatıralar.
Şimdi ise durum biraz farklı. Artık daha çok şarkılarımı çalmaya odaklanmaya çalışıyorum. Bir de şu var… Çok fazla şarkım var. Özellikle şu an, mümkün olduğunca çoğunu konsere sığdırmak istiyorum. Çünkü sonuçta insanlar konserlere benim şarkılarımı duymak için geliyor. Bir sürü cover dinlemek için değil. O yüzden sanırım kendi üretimime, yaptığım işin bütününe saygı duymaya çalışıyorum.
Artık sigara içmiyorsun ayrıca içkiyi de uzun zaman önce bıraktın. Ben de bir ay önce sigarayı bıraktım. Stresli, zorlayıcı bir süreç...
Tebrik ederim. Seni anlayabiliyorum.
Teşekkür ederim. Peki bu süreç sesinde ya da hayat tarzında herhangi bir değişime neden oldu mu?
Açıkçası tonal olarak sesimi çok değiştirdiğini söyleyemem. Ama bazı şeyler benim için kolaylaştı. Mesela falsetto ya da daha sert vokaller gibi. Eskiden zorlandığım ve çabuk kaybettiğim şeyler artık daha rahat geliyor. Ayrıca sesim artık daha uzun süre dayanıyor, özellikle turnelerde. Bu da çok iyi.
'Artık var olmayan bir şeye geri dönmeye çalışıyorum'
Yeni albümün “Dog on the Rock”ı online müzik dinleme servislerinde yayımlamadın ama CD’lerini hayranlarına veriyorsun. Bu kayıtta nasıl şarkılar var? Diğer albüm gibi bunu da gerçekten yaklaşık iki haftada mı kaydettin?
Aslında verdiğim CD’lerde hep farklı şarkılar var. Turneler arasındaki zamanlarda ayrı ayrı kaydedilmiş eserler. Albümün tamamı kimsede olmayabilir.
Boşluklarda eve gelip kayıt yapıyordum, tamamen eğlenmek için. Bir sürü yeni kayıt cihazı almıştım. Bu kayıtlar biraz da benim bu makineleri öğrenme sürecimi anlatıyor. Onlarla denemeler yapıyordum.
Ama evet, günleri toplayınca muhtemelen iki haftadan bile kısa sürede kaydetmiş olabilirim. Küçük küçük kayıt patlamaları gibi düşünebilirsin. Sonra elimde ne yapacağımı pek bilmediğim bir sürü kayıt birikti. O yüzden onları insanlara vermek hoşuma gidiyor. Bu süreç benim için de eğlenceli oldu.
Müziğin hâlâ ilk konserini verdiğin, ilk şarkını yazdığın hisleri yansıtıyor mu?
Hislerim gençliğime kıyasla epey değişti. Ama aynı zamanda müzikle daha doğal bir bağım var. Uzun bir dönem boyunca kendime “Ben bir sanatçı değilim” dedim. Sadece konser vermek istiyordum. Küçük bir punk gibi olmak istiyordum ve bunu yapıyordum ama kendimi bu düşünceye tamamen adamak da yoruyordu beni. Sanki sanatçı olmaktan utanıyormuşum gibi hissediyordum. Ama artık sanatçı olmak benim kim olduğumu da gösteren bir şey. Zaten başka bir şeyi nasıl yapacağımı pek bilmiyorum. Sevsem de sevmesem de aslında çok fazla seçeneğim yok. Bunların farkına varmak da güzel bir şey

The New Yorker seni “son indie rock yıldızı” olarak tanımladı. Kendini böyle görüyor musun?
Belki, ama bunun tam olarak ne anlama geldiğini ben de bilmiyorum. Açıkçası anlaması da zor. Sadece yaptığım şeyi yapıyorum. Otomatik pilotta değilim ama… Yola içimden geldiği gibi devam ediyorum. Çok da fazla düşünmüyorum.
Peki sence rock yıldızı olmak nedir? Standartların dışında bir yaşamın olduğu için de böyle bir etikete sahip olmuş olabilir misin?
Gerçekten hiçbir fikrim yok. The New Yorker’daki yazıyı şöyle yorumlayabilirim. "Indie" demelerini çok iyi anlıyorum. Yazıyı yazan kişinin benim DIY tarafımı oldukça iyi kavradığını düşünüyorum. Onun dışında… Belki de artık pek var olmayan, daha klasik bir şeye geri dönmeye çalışıyormuşum gibi algılanıyor olabilir. Bu bir yaşam tarzı mı, müzikle mi ilgili, emin değilim ama olabilir.
O yaşam tarzı senin idealin miydi?
Bilmiyorum ama yaptığım müzikten para kazanmak kesinlikle hayalimdi. Bazen hayatımda olanlar, para kazanıyor olmam… Her şey kafamı karıştırıyor ama yine de inanılmaz bir durum bu. Sanatımı yaparak yaşayabildiğim bir hayatım var. Kolay olduğunu söylemiyorum, çok emek isteyen bir şey ama yine de… Biliyor musun gerçekten inanılmaz. Hiç bunu düşünmemiştim. Çok şanslıyım.
'Instagram hesabım yok offline kalabildiğim için şanslıyım'
Şarkı sözlerine tekrar baktığında “Her şeyi bu kadar açık yazmasaydım” dediğin anlar oluyor mu?
Bazen geriye dönüp dinlediğimde, “Belki de kendimi biraz daha filtrelemeliydim” diye düşündüğüm oluyor. Sansürlemek değil ama. Sanki hiç filtrem yokmuş gibi. Ama bu da güzel bir şey. Sanırım insanların müziğimde sevdiği şeylerden biri de bu; kişisel olması. Bazen ne yaptığımın bile farkında olmuyorum. Sonra dönüp bu şarkıları dinliyorum ve anılarımı hatırlıyorum.
Çevrimiçi müzik dinleme servislerinden sadece YouTube’u kullandığını okumuştum. Orada hiç konser videolarını izledin mi?
Evet, dediğin gibi daha çok YouTube kullanıyorum. Kendi videolarımı hiç izlemem, hakkımda çıkan şeyleri de pek okumam. Zamanında bazı şeylere denk geldiğim oldu ama… Bir kere okumuşumdur. O videoları tekrar izlemeye çok ihtiyacım yok gibi hissediyorum.
Şu anda öyle bir dönemdeyiz ki müzisyenlerin aynı zamanda içerik üreticisi olması gerekiyor. Sen bunların dışında kalabilen nadir müzisyenlerdensin. Instagram, TikTok hiçbir hesabın yok. Bu lüksü nasıl elde ettin?
İnsanların müziklerini satabilmek için bir sürü video çekmek zorunda kalması gerçekten çok can sıkıcı. Şarkıya eşlik ettikleri, kısa videolar yaptıkları şeyler… İzlemesi de tuhaf. Ama sanırım ben, bütün bunlardan biraz daha önceki bir dönemde çıktım ortaya. O yüzden bunları yapmak zorunda kalmadım. Yapmak da istemiyorum zaten.
Instagram hesabım da yok. Bir gün durmadan Reels izlediğimi fark ettim ve kendimi çok eskiden tanıdığım birinin hayatına bakarken buldum. Hemen hesabımı sildim. Offline kalabildiğim için kendimi şanslı hissediyorum.
Artık şarkılarımı kendi plak şirketimden yayımlıyorum. Anlayacağın bu baskılardan da kurtuldum. Yaptığım şeyler üzerinde büyük bir dış etki yok. Ne yapacağımızı kendimiz çözüyoruz, her şey biraz doğal ilerliyor.

Plak şirketi sahibi olarak streaming sayılarına odaklanır mısın? Sonuçta 10 yıl önce yaptığın müzikten hâlâ pasif gelir elde ediyorsun.
Güzel tabii ama… Açıkçası aylık dinleyici sayıları, streaming istatistikleri gibi şeylerin varlığını bile çok yakın zamana kadar fark etmemiştim. O yüzden beni çok etkilediğini söyleyemem. Belki biraz etkiliyordur. Ama üzerine düşündüğüm bir şey değil.
'İstanbul’da çok güzel yemekler yemiştik'
Stüdyoda üretim sürecinde etrafın müzisyenlerle dolu mudur?
Kayıt sürecini seviyorum. Kayıt süreci yazma süreciyle birlikte ilerler. Bazen kayıt almak sinir bozucu olabiliyor ama sonuçta albüm yapmak harika bir şey. Zaten bu mesleği yapma sebeplerimden biri de bu, albümlerimi yayımlamak. Kayıt yaparken kimse olmuyor, hep yalnız çalışırım. Tek başıma şarkılarımın üzerinde çalışmayı seviyorum. Tamamen yalnız olmalıyım.
Şarkılarını ilk kime dinletirsin?
Genelde kimseye dinletmem ama kız arkadaşımla beraber yaşıyorum. Ona dinlettiğim anlar oluyor. Bazen menajerime gönderiyorum ya da mastering’i yapacak kişiye. Onun dışında, yayımlanmadan önce çok fazla paylaşmıyorum.
Şubat'ta turnen başlıyor. Neredeyse her yere gidiyorsun; Uzak Doğu, Avrupa, ABD… Yeniden büyük bir turneye çıkmak şu anda sana nasıl hissettiriyor?
Başta biraz alışma süreci gerekti. Tekrar ritmi yakalamam gerekiyordu. Ama şu an çok keyif alıyorum. Yolda olmaktan mutluyum, insanların konserlere gelmesinden mutluyum ve gerçekten harika gidiyor.
2019’da İstanbul’da çalmıştın. O konser de çok eğlenceliydi. 2 Temmuz’da Epifoni organizasyonu ile yeniden şehre geliyorsun. Buraya dair ne hatırlıyorsun?
Orada gerçekten güzel vakit geçirmiştik. Konser çok iyiydi. Neyle karşılaşacağımı pek bilmiyordum ama bir sürü insan gelmişti, bu çok hoştu. Şaşırmıştım. Tabii ki yemekler, harikaydı. Bir gece kulübe gitmiştik. Los Bitchos o turnede ön grup olarak bizimle çalıyordu ve gruptaki kızlardan biri Türkiyeliydi. Bize biraz şehri gezdirmişti. Gerçekten güzel bir deneyimdi. Yeniden görüşmek üzere…