Mardin’de köklenen kolektif bir hayal: 'MAYA' sergisinin düşündürdükleri
Bor Sanat ve EXIT işbirliğiyle Beral Madra, Ebru Nalan Sülün ve Missem Canmutlu’nun danışmanlığında Mardin’de EXIT Kolektifi ile birlikte yürütülen konuk sanatçı programı, bir yıllık birlikteliğin sonunda "MAYA" sergisi ile açıldı.

Mardin’de yaşayan sanatçılar için yapılan açık çağrıyla seçilen dört isim, alternatif mentorluk programında Türkiye sanat tarihinde önemli bir yere sahip dört sanatçıyla eşleşerek birlikte üretip tartıştıkları bir zeminde buluştu.
Konuk sanatçı programının Ekim 2024’te başlayan eşleşme programında birer aylık periyotlarla Ahmet Öktem ve Mehmet Akan, Fulya Çetin ve Sidar Alışık, Serhat Kiraz ve Ayşe Ceren Solmaz, Handan Börüteçene ve Rıdvan Aşar, ikili diyaloglar geliştirerek birbirinden farklı disiplinlerde etkileşime girdiler.
Bu etkileşim kimi zaman fikir alışverişi, kimi zaman sessiz gözlem, kimi zaman da ortak üretim olarak ortaya çıktı; birer aylık yüz yüze çalışma ve aylar süren çevrimiçi görüşmelerin sonucunda ortak üretimler Ebru Nalan Sülün’ün küratörlüğünde EXIT’te düzenlenen MAYA sergisinde buluştu.
Programa katılan her sanatçı ikilisinin kuramsal ve disiplinel açıdan muntazam eşleşmesi; süreçteki araştırma, tartışma ve üretimin ilerleyişini de sergide gözler önüne serdi. Program, yerel ve uluslararası çağdaş üretimlere odaklanıp kavramsal tartışmalar ve alternatif disiplinleri içeren, kuşaklararası işbirliğini öne çıkaran deneysel bir yapı olarak kurgulandı.
MAYA sergisinin adını koyan Ebru Nalan Sülün, ismin sürecin kendisinden geldiğini söylüyor: Maya; bir karışımın tutkalı, bir düşüncenin özü, bir deneyimin katılaşmadan aldığı bir form gibi yansıyor. Tıpkı bir hamurun, içinde barındırdığı cevheri mayalayarak dönüşmesi gibi, bu program da sanatçıların ortak üretimlerinde yeni kavramsal araştırmalar, merkez ile çeper arasındaki görünmez sınırlar içinde yeni eserler ve fikirler üretmeye odaklanıyor.
Missem Canmutlu ve Ebru Nalan Sülün’ün açılış konuşmasında belirttiği gibi konuk sanatçı programının ortak çıkış noktası, kuşaklar, dönemler, üretim biçimleri ve disiplinlerarası mesafelerin eridiği daha geçirgen ve çok sesli paydaşlık alanlarının kurulduğu bir program olarak tasarlanmış olması.
Bireyselleşmeyle kolektif yapılar arasında
Günümüz sanat ortamında iki farklı yönelim karşımıza çıkıyor: Çağın getirdiği bireyselleşme yükselse de dayanışma temelli yapılar ve kolektif birliktelikler de sanatçılar arasında yayılıyor.
Bor Sanat ve EXIT’in konuk sanatçı programı, Mardin’de yerelde üreten sanatçılar ile farklı kuşaklardan mentörlerin birikimini buluşturarak güçlü bir düşünsel birliktelik sunuyor. Ortak üretim ve fikirsel araştırmalar; Mardin’in çok katmanlı kültürel yapısı, hafıza ve tarih ile farklı kuşaklardan sanatçıların öncü pratikleri birleşerek programı çok katmanlı bir çerçeveye taşıyor.

İlk edisyonda biraraya gelen mentor Ahmet Öktem ve Mehmet Akan, üretimlerini bir kitap etrafında geliştirdiler. Mardin’deki bir sahafta bulunan bu eski kitap, zamanın katmanlarını, geçmişin izlerini ve yazının maddeselliğini araştıran bir eksene dönüştü. Akan, kitabın sayfaları üzerine yaptığı çizimlerle metni görsel bir yapıya dönüştürürken Öktem ile birlikte yürüttükleri süreç, kitabı yalnızca bir nesne olarak değil, tarih ve mitolojinin taşıyıcısı bir malzeme olarak ele aldı.
Ortaya çıkan Erdemli Bilgiler başlıklı yerleştirme, kırılma ve yeniden bütünleşme temalarını, bilginin ve anlatının zamansallığı üzerinden okuyan, geçmişle bugünü aynı yüzeyde buluşturan bir araştırma olarak şekillendi. EXIT’in tarihî Mardin yapısında bir nişin içine yerleştirilen bu kitap sayfaları, kuramsal ve araştırma temelli bir noktada kitabın sanat eseri olarak kurgulanması sürecine dair bilgiyi de bir sergileme olarak izleyiciye sunuyor.

Serinin ikinci buluşması ise Fulya Çetin ve Sidar Alışık’ın kente dair gözlemler üzerinden gelişen bir diyalog olarak şekillendi. Biri Mardin’e dışarıdan, taze bir bakışla yaklaşırken diğeri kente içeriden, gündelik hayatın kalbinden baktı. Bu iki farklı konum, kentin sokaklarında, duraklarında ve ritminde ilerleyen bir karşılaşmanın izine dönüştü. Kentte yürünen bu ortak patika, mekanın algısını yeniden tanımlayan bir araştırma alanı da yarattı.
Bu sürecin sonucunda ortaya çıkan Urban ve Natura adlı yerleştirme, Mardin’in mimari siluetlerini zeytin dallarının organik hatlarıyla biraraya getirerek doğa ve kentin sınırlarını sorguluyor. Alışık’ın çalışması, tarihî Mardin binalarının keskin ve geometrik cephe formlarıyla akışkan bitki biçimlerini karşı karşıya getirirken izleyiciyi bu iki yapı arasında dolaşmaya davet ediyor.
EXIT’in avlusunun dış duvarlarına asılan parlak, yaldızlı kumaşlar üzerinde Mardin kent silüeti ve zeytin dalları, kente ve doğaya karşılıklı bir bakış atıyor. Böylece Urban ve Natura, doğa ve kentin birbirini tamamlayan, iç içe geçen varlıklarını aynı mekansal deneyimde güneşin altında izliyor.

Mentörlük programının üçüncü edisyonunda da Serhat Kiraz ve Ayşe Ceren Solmaz beraberce sanat araştırmalarına girişiyor. Ayşe Ceren Solmaz, Serhat Kiraz ile geçirdiği üretim ve araştırma sürecini “bir yankı odası” olarak tanımlıyor: Düşüncelerin birbirine çarpıp yankılandığı, görünmez bağların dokunduğu, tarihin içinde yeni kapıların açıldığı bir alan.
Serhat Kiraz’ın kavramsal yaklaşımıyla gelişen diyalog, Ayşe Ceren Solmaz’ın Bu Bir Su Öyküsüdür yerleştirmesiyle Mardin’in suyla kurduğu tarihsel bağı yeniden görünür kılıyor. Mardin’in tarihî bölgesi, eski şehir haritası üzerinde mavi neon hatlarla su çeşmelerinin güzergahını işaretleyen eser, kentin görünmez hafızasını mavi neon ışıklarla, su sesi ve videosu ile gün yüzüne çıkarıyor.
- EXIT’in iç mekanındaki yerleştirmede, Kiraz ile Solmaz’ın ortak çalışması olarak neon su hortumları ve duvardan akıyormuş gibi izlenen bir su videosu bulunuyor.
Mardin’in suyla örülü topografyası, sanatçıların pratiğinde yalnızca fiziksel bir öğe değil, aynı zamanda adalet, denge ve doğruluk kavramlarının imgesi olarak ele alınıyor. Suyun akışındaki ölçü, su debisinin derinliği ve yerleştirmede de izlenen inşaatta kullanılan ipten terazi fikri, örtük bir şekilde su üzerinden kurulan bir hak temasına da odaklanıyor.
Bu bağlamda düşünsel ve somut şekilde ortaya çıkan eser, suyun sürekliliğini ve belleğini çağırırken kent ile insan arasındaki görünmez ilişkileri de açığa çıkarıyor. Solmaz’ın yaklaşımı, suyu hem somut hem de kavramsal bir taşıyıcı olarak yeniden okuyor; suyun dolaşımı, düşüncenin akışına, hafızanın derinliğine ve doğruluğun hassas terazisine dönüşüyor.

Mentorluk programının son buluşması ise Handan Börüteçene ve Rıdvan Aşar arasında kuruluyor. Bu eşleştirmenin, program sürecinde daha katmanlı ve duyusal bir boyuta taşındığı her iki sanatçı tarafından da ifade ediliyor.
Börüteçene’nin rehberliğiyle ilerleyen süreç, Aşar’ın çocukluk yıllarında okulda yaşadığı deneyimlerin izini süren yaratıcı bir iyileşme, araştırma deneyimine dönüşüyor. Sanatçının okul sıralarıyla, kalemle ve farklı türlerde canlılarla kurduğu ilişki, kimi zaman bastırılmış bir anıyı, kimi zaman da ifade edilmemiş duyguların izlerini taşıyor.
Aşar, bu geçmişe dönük araştırmayı yontulmuş ve grafit kısmı çıkarılıp ezilerek cam tüplerde biriktirilmiş kalem tozları, araştırma fotoğrafları ve okul sıralarını dönüştürdüğü heykel üzerinden kurguluyor. Malzemenin kendisi, belleği yarına dönüştüren bir yolculuğu da takip ediyor.
Bu süreçte, travma teması artık bir ağırlık değil, havada asılı duran tüy gibi hafifleyen bir imgeye dönüşüyor. Geçmiş geleceğin içinde eriyerek hafifliyor. Börüteçene’nin kavramsal ve disiplinlerarası yönlendirmeleriyle şekillenen Aşar’ın Tüy Gibi Hafifledim adlı bu üretimi, kişisel bir geçmişin sanat pratiğinde bir dile dönüşümünü görünür kılıyor; çocukluğun kırılganlığını, çizim, kalem, heykel ve araştırmanın sezgisel gücüyle biraraya getirerek içsel bir denge alanı yaratıyor.
Bir yıla yayılan bu mentörlük süreciyle geliştirilen konuk sanatçı programı, kentte yaşayan yerel sanatçıların görünürlük kazanmasını sağlarken, üretimlerinde kavramsal yol haritaları oluşturmalarına da katkıda bulunuyor.
Aynı zamanda mentor sanatçıların da Mardin’in tarihî ve kültürel dokusundan beslendikleri çok katmanlı bir yapı kuruyor. Programın her aşamasında, sanatçılar arasındaki karşılaşmalar kadar, kentin kendisi de bir aktör gibi sürecin içine dahil olup taşın, suyun, ışığın ve sesin hafızası ile yeniden biçimlenerek üretimlerde gözleniyor.
Program, sanatın bireysel üretimden çok daha fazlası olduğunu; birlikte düşünmenin, üretmenin ve dönüştürmenin bugünün sanat dünyasında hâlâ mümkün ve gerekli olduğunu hatırlatıyor. MAYA bu hamurla pişirilen bir ziyafet gibi izleyici besliyor.