Marty Supreme: Beyazperdeden gerçek hayata taşan bir hırs hikayesi
Timothée Chalamet'nin performansıyla büyüleyen, pazarlama kampanyasıyla sinema deneyimini filmin dışına taşıran "Marty Supreme", hırsın ve en iyi olma arzusunun insan doğasının en temel parçalarından olduğunu hatırlatıyor.

Film: Marty Supreme
Yönetmen: Josh Safdie
Yapım yılı: 2025
Süre: 149 dakika
“Bu rol için harcanan emeği ve bunun benim için ifade ettiklerini küçümsemek en şık olanı olurdu belki ama gerçek şu ki bu role hayatımın beş buçuk yılını verdim” diye başlamıştı Timothée Chalamet geçen yıl A Complete Unknown filmindeki Bob Dylan performansıyla uzandığı SAG Ödülü’nü kabul ettiği konuşmasına:
"...gerçek şu ki ben gerçek büyüklüğün peşindeyim. İnsanlar genelde böyle konuşmaz ama ben en büyüklerden biri olmak istiyorum. En büyüklerden ilham alıyorum. [...] Daniel Day-Lewis ve Marlon Brando’dan, Viola Davis’ten, Michael Jordan ve Michael Phelps’ten ilham alıyorum. Ben de orada olmak istiyorum."
Birkaç hafta sonra Akademi benzer bir tercih yapmasa da, ben Chalamet’nin bu konuşmasını tutkulu, hırslı ama ilham verici bulmuş, kendisinin gerçekten de kuşağının en büyüklerinden olduğunu düşünmüş ve bir gün Oscar töreninde de benzer bir konuşma yapacağına olan inancımı tazelemiştim. Şimdi ise o konuşmayı yaptığı geceki hırsının ve tutkusunun sadece onun oyunculuk mesleğine adanmışlığından mı kaynaklandığından, yoksa bir sonraki yılın ödül sezonu kampanyasının fitilini ateşleyen, planlanmış bir hamle mi olduğundan emin değilim—tabii ki Marty Supreme’den söz ediyorum.

Timothée Chalamet, Marty Supreme | Kaynak: Başka Sinema
Kardeş yönetmen ikilisi Josh ve Benny Safdie’nin ayrıldığı 2025 sinema yılında önce Benny Safdie’nin The Smashing Machine’ini izlemiş ve Safdie'ler sinemasından izler bulsak da ikilinin birlikte imza attığı Good Time ve Uncut Gems’deki yüksek tempolu gerilimi ne yazık ki bulamamıştık. Gözler Josh Safdie ve Marty Supreme’in üzerindeydi. 1950’lerin New Yorku'nda geçen, gerçek masa tenisi şampiyonu Marty Reisman’ın yaşamından esinlenen film, alanının en iyisi olmak için adeta kendini yırtan yeni yetme bir sporcunun inişlerini ve çıkışlarını, yükselişlerini ve çakılışlarını ama her şeyden önemlisi olağanüstü boyutlardaki hırsını konu alıyor.
Film içerik ve biçimsel olarak Safdie sinemasının taşıyıcı kolonunun Josh olduğunun bir kanıtı gibi. Ama bunlardan önce, yönetmen, Chalamet ve A24’un kümülatif gücüyle yürütülen pazarlama kampanyasına apayrı bir paragraf ayırmak gerekiyor.
Marty Supreme’deki masa tenisi toplarının turuncusu ile özdeşleşen pazarlama kampanyası, aylardır Timothée Chalamet’yi utanç verici denilebilecek seviyede ödül kazanmaya ant içmiş bir hırs küpü olarak gösteren kurmaca röportajlar, kurmaca demeçler ve Las Vegas Sphere’in zirvesinden haykırdığı büyüklük arzusu kullanılarak yürütüldü.
Beni büyük bir hayranı olduğum oyuncudan nefret ettirmenin eşiğine getiren bu süreç, filmi izleyip Marty Mauser karakteri ile tanıştığımda anlam kazandı. Marty Supreme, son yıllarda izleme alışkanlıkları başkalaşan, sinema salonlarından uzaklaşan izleyicinin deneyimini güçlendirmek (dolayısıyla sinemayı kurtarabilmek) için stüdyo ve dağıtımcıların nasıl yollar izleyebileceğinin bir önizlemesi gibi.
Pazarlama artık sadece tanıtım ve filmlerin ticari başarısını artırma amaçlı bir araç değil; film izleme deneyiminin bir parçası. Timothée Chalamet’nin SAG Ödülleri konuşmasını, mesleki hırsını ve en büyüklerden biri olma arzusunu, canlandırdığı karakterin her şeyi göze alarak tırmanmaya çalıştığı basamaklardan, mesleki hırsından ve en büyüklerden biri olma arzusundan ayrı düşünmek mümkün değil. Artık sinema salonunda oturup izlediğimiz filmin aylar önce sosyal medyada başladığı ve salondan çıktığımızda sosyal medyada devam ettiği bir çağdayız belli ki. Üstelik Marty Supreme yılın tek örneği değil; Together ve F1: The Movie de benzer bir eğilimin uzantıları.

Marty Supreme | Kaynak: Başka Sinema
Josh Safdie’yi Safdie kardeşlerin üstün yarısı yapan filme dönecek olursak... Bir seks sahnesiyle açılan, spermler yumurtaya doğru yarışırken açılış kredilerini izlediğimiz ve bir bebeğin doğumuyla sona eren Marty Supreme, hırsın ve en iyi olma arzusunun insan doğasının en temel parçalarından olduğunu hatırlatıyor. Motivasyon konuşmaları ve afişlerinde rastladığımız o klişe cümlelerin dediği gibi aslında her birimiz yumurtayı döllemek üzere koşan bir sperm ordusundaki en iyi yarışçıyız. Mikro ölçekte Marty’nin açılış sahnesinde koşusunu tamamlayan spermi bir bebeğe dönüşürken, makro ölçekte filmin bütünü Marty’nin zirveyi hedefleyen koşusunu konu alıyor.
Marty koşuyor. Marty koştukça, Hollywood sinemasını tanımlayan koşulardan bir diğeri, Forrest Gump’ın Forrest’ının koşusu geliyor aklıma. Bir yanda tesadüfen tarih yazan, istemsizce bir Amerikan efsanesine dönüşen Forrest, bir yanda kendi yolunu tırnaklarıyla kazıyarak çizmeye çalışan, zirveye parmaklarını kanırtarak tırmanmaya çalışan Marty. (İkisinin de masa tenisinde Asyalı rakiplerle çekiştiğini söylememe gerek yok, değil mi?)
Forrest Gump’ın şansla, tesadüflerle, kazara efsaneleşen kahramanına karşın Marty Supreme’in en ince ayrıntısına kadar tasarlanmış zirve yolculuğu... Tüm bunlar, 90’lardan günümüze Amerikan rüyasının nasıl değiştiğinin ve bir cenneti tadabildiğiniz bir çikolata kutusundan cehennemin ortasında hissettiren rekabet dolu bir çikolata fuarına nasıl evrildiğinin de izdüşümü gibi.

Gwyneth Paltrow, Marty Supreme | Kaynak: Başka Sinema
İnişli çıkışlı, düşüşlü kalkışlı bir koşu Marty’ninki; filmin temposunu ve gerilimini ayarlamada bu trafiğin işaretleri izleniyor. Çıkışlar ve kalkışlar sancılı, zorlu. Marty’nin çırpınışları, çabaları, planları onu terletiyor, başına belalar açıyor. Asansörler bozuk, merdivenler kalabalık, basamaklar normalden yüksek, sıralar beklediğinden uzun... Oysaki inişler ve düşüşler hep beklenmedik, ani ve kolay oluyor. Marty koşarak iniyor merdivenlerden, asansör hiçbir katta durmadan zemine ulaşıyor— yeri geliyor, en beklenmedik şekillerde aşağı çakılıyor Marty. Marty yükseldikçe filmin temposu düşüyor, gerilimi artıyor. Marty düştükçe tempo artıyor, ama nihayetinde bir rahatlamayı da beraberinde getiriyor.
Timothée Chalamet’nin filmin dışına taşan performansı yılın en iyilerinden kuşkusuz, onun da kariyerinin en iyilerinden olmaya aday. Masa tenisi sahnelerindeki gerçekçiliği yıllarca aldığı masa tenisi derslerine, filmin genelindeki karizmasını ise oyunculuk yeteneğine borçluyuz.
- Bu yazı yayımlanmadan hemen önceki gece Timothée Chalamet, ödül sezonundaki ilk büyük başarısına Critics’ Choice Ödülleri’nde En İyi Erkek Oyuncu seçilerek ulaştı.
Fakat oyuncunun kendi doğasındaki hırsını karakteriyle örtüştüren ve birlikte yumak olup büyüyen bu performansın gölgesinde kalmaması gerekenler de var filmde: Odessa A’zion ve Gwyneth Paltrow, erkek egemen bir onyılda, erkek egemen bir şehirde, erkek egemen bir sporla ilgili yapılmış bir filmin yegane kadın karakterlerine hayat verirken parlıyorlar.

Odessa A'zion, Marty Supreme | Kaynak: Başka Sinema
Özetle, Josh Safdie Marty Supreme’de bir spermin hikayesini anlatıyor. Engelleri aşmak, her düştüğünde yeniden kalkabilmek onun doğasında var çünkü tıpkı bir sperm gibi, en büyüklerden biri değil, en büyük olabilmek için çırpınıyor. Yaşamının ve kariyerinin bir kısmına tanık olduğumuz Marty’nin yolculuğunun zirvede sonuçlanıp sonuçlanmadığını bilmiyoruz. Ama filmin son sahnesinde bir bebeğe, kendi bebeğine baktığındaki bakışlarında bir baba şefkatinden çok en iyi olmayı başarmış bir spermle tanışmanın mutluluğunu ya da doğuran kendisi olmasa da o bebeği yaratmış olmanın gururunu yaşadığını görüyoruz.
Nerede izleyebilirsin? Marty Supreme, 1 Ocak’ta gösterime girdi.
Benzer işler:
- Forrest Gump (1994, Robert Zemeckis)
- Pearl (2022, Ti West)