Müge Çubukçu ile Galerist’in 25 yıllık kolektif portresi: 'Gönül İşi' sergisi
İstanbul kültür ortamının hızlanmaya başladığı dönemde, 2001 yılında kurulan Galerist, 25. yılını "Gönül İşi" sergisiyle kutluyor. Galerist Direktörü Müge Çubukçu ile sergiden yola çıkarak galerinin 25 yıllık hafızası, İstanbul sanat ortamının dönüşümü, sanatçı-galeri ilişkilerinin görünmeyen katmanları, sanat üretiminin güçlü kökleri ve geçmişin yarattığı gelecek üzerine konuştuk.

İstanbul kültür ortamının hızlanmaya başladığı dönemde, 2001 yılında kurulan Galerist, 25. yılını Gönül İşi sergisi ile kutluyor. Galerinin 25 yıllık tarihi içinde yolunun kesiştiği 49 disiplinlerarası üretimi olan sanatçıyı biraraya getiren sergi; çeyrek asırlık bir geçmişi kronolojik bir arşivden ziyade sanatçılar, üretimler, ilişkiler, ortaklıklar ve görünmeyen emek ile birbirine inanmanın gücü üzerinden yeniden okuyor.
Galerist Direktörü Müge Çubukçu ile Gönül İşi sergisinden yola çıkarak galerinin 25 yıllık hafızası, İstanbul sanat ortamının dönüşümü, sanatçı-galeri ilişkilerinin görünmeyen katmanları, sanat üretiminin güçlü kökleri ve geçmişin yarattığı gelecek üzerine konuştuk.

Galerist’in 25 yılına dönüp baktığımızda yaklaşık 200 sergi, farklı kuşaklardan onlarca sanatçı ve İstanbul sanat ortamının çok farklı dönemlerinden geçen uzun bir hikaye var. Bu sürece odaklandığınız, Gönül İşi serginizi hazırlarken bütün bu geçmişe yeniden bakmak nasıl bir deneyimdi? Arşivi açtığınızda sizi şaşırtan ya da “bunu bugün bambaşka görüyorum” dediğiniz anlar, sergiler veya karşılaşmalar oldu mu?
25. yılımız, Galerist'in uzun zamandır kutladığı ilk yıl dönümü olması sebebiyle hepimiz için ayrı bir anlam taşıyor. Gönül İşi sergisi tamamen galeri ekibinin içinden filizlendi; fikir aşamasından duygusuna, araştırmasından odağına, seçkisinden kurgusuna ve yerleşimine kadar her ayrıntısında bütün ekibin emeği var. Bu açıdan aylar öncesinden hayalini kurduğumuz bu sergiyi hayata geçirmek bizim için eşsiz bir deneyimdi.
Galerist her zaman sanatçılarıyla birlikte nefes alan, onlarla aynı hayalleri kuran ve yan yana büyüyen bir kurum oldu. Bu yüzden geçmişi sadece kronolojik bir arşiv olarak sunmak yerine, kuruluşumuzdan bugüne galerinin kimliğini biçimlendiren sanatçılar arasındaki yakınlıklar, bağlar ve ortaklıklar üzerinden anlatmak bize çok daha sahici geldi.

Fotoğraf: Zeynep Fırat
Bu sergiyi yalnızca halihazırda temsil ettiğimiz sanatçılarla değil, Galerist'in tarihinde önemli bir yeri olan isimlerin biraradalığıyla kurgulamak, sanatçıların otoportreleri üzerinden galeriyi canlı bir portre gibi ele almak bizim için son derece öğretici bir süreçti. Sergiye davet ettiğimiz bazı sanatçılarla daha önce hiç birebir çalışma fırsatımız olmamıştı, kimileriyle ise yüz yüze hiç tanışmamıştık. Bu sergi vesilesiyle onlarla kurulan iletişim, galeriyle aralarındaki ilişkiyi dinleyebilmemizi sağladı; eski ekip arkadaşlarımızın rehberliğiyle de Galerist'in bizzat tanık olamadığımız ilk yıllarını çok daha derinlemesine kavrama fırsatı bulduk.
Davet sürecinin sonunda ortaya çıkan eser çeşitliliği ve aralarındaki sürpriz bağlantılar da sergimizin en heyecan verici yanlarından biri oldu. İzleyicinin bu sergiyle ilk kez karşılaşacağı eserlerin, Galerist’in tarihine damga vurmuş ve sanatçıların pratiklerini tematik odağımız doğrultusunda güçlü biçimde yansıttığını düşündüğümüz, bazıları özel koleksiyonlardan ödünç alınan yapıtlarla biraraya gelmesi bizim için başlı başına büyüleyici bir deneyime dönüştü.
Serginin adını çok sevdim: Gönül İşi. Bir galeriyi 25 yıl boyunca sürdürmeyi düşündüğümüzde bu ifade romantik olduğu kadar çok ciddi bir emeği de tarif ediyor aslında. Türkiye’nin ve dünyanın geçirdiği ekonomik krizlerden sanat piyasasının dönüşümüne, İstanbul’un değişen kültürel ortamından sanatçılarla kurulan ilişkilere, sanat dünyasında dönüşen eğilimlere kadar pek çok şey var. Bugün geriye baktığınızda Galerist’i 25 yıl boyunca ayakta tutan asıl “gönül işi” neydi?
Gönül İşi başlığı, Galerist’in ortaklarından Melkan Gürsel’in geçmiş bir röportajından alıntı. Hem içten ve duygu yüklü hem de sanat dünyasındaki aktörlerin çoğu zaman fark edilmeyen emeklerine dikkat çeken bir başlık.
Bu sergiyle yalnızca galerinin kimliğinin oluşmasında rol oynayan sanatçılarımızı değil, yıllar içinde bu hikayeye emek veren geçmiş ekip arkadaşlarımızı, koleksiyonerlerimizi, meslektaşlarımızı, izleyicilerimizi ve dostlarımızı da anmak istedik. Başta sanatçılarımız ve Melkan Gürsel ile Mustafa Tatlıcı olmak üzere, bu yolculukta bize eşlik eden herkese teşekkür ediyoruz. Çünkü bugünkü Galerist’in temelinde, yıllar boyunca üst üste birikmiş, ortaklaşa oluşmuş devasa bir çaba yatıyor.

Fotoğraf: Zeynep Fırat
Bu yönüyle Gönül İşi, bizim açımızdan bir tür vefa ve bağlılık sergisi niteliği taşıyor. 25 yıllık bu sürecin tek bir döneme, kişiye ya da üretime sığmadığını; aksine pek çok kişinin emeği, dikkati ve azmiyle şekillendiğini hatırlatıyor. Hem eserlerin seçiminde hem sergi kurgusunda bu ortak geçmişin izlerini yansıtmak bizim için değerliydi.
Sergide 50’ye yakın sanatçı biraraya geliyor ve Galerist’in tarihini kronolojik bir arşiv sergisi üzerinden değil, sanatçıların üretimleri üzerinden okumayı öneriyorsunuz. Üstelik her yapıtı bir tür otoportre, serginin bütününü ise Galerist’in kolektif portresi olarak zarifçe tarif ediyorsunuz. Bu fikir nasıl ortaya çıktı? Sergiyi gezerken nasıl bir “Galerist portresi” ile karşılaşmamızı umdunuz?
Bu yıl dönümünü Galerist'in kuruluşundan itibaren galerinin kimliğinin şekillenmesinde pay sahibi olan 49 sanatçıyı biraraya getirerek kutlamak istedik. Otoportre fikri, galerinin sanatçı odaklı yaklaşımının doğal bir sonucu olarak gelişti. Galerist'in karakterini oluşturan ve bu uzun yolculuğun çeşitli aşamalarında etki bırakan sanatçıların otoportrelerini biraraya getirmek, bizim için galerinin portresini çizmenin en gerçekçi ve anlamlı yolu oldu. Seçkide, 14 sanatçının özel olarak bu sergi için ürettiği yapıtlar var; bunlara ek olarak özel koleksiyonlardan ödünç alınan 10 eser ile farklı galerilerden konsinye edilen çalışmalar da yer alıyor. Bu, programımızdaki küratöryel sergilerde de benimsediğimiz bir yaklaşım; galerinin temel meselelerine değinen ve işbirliğine dayalı yönümüzü ortaya koyan bir kurgu yaratıyor.
Gönül İşi sergisinde, önceki sergilerimizden tanıdık bazı sergileme detaylarını, mekan tasarımlarını, hatta bazı duvar renklerini yeniden karşımızda bulacağız. Galerist'in geçmişinde özel bir yeri olan ama artık aramızda olmayan sanatçılarımız Haluk Akakçe, Hüseyin Bahri Alptekin, Semiha Berksoy ve Şahin Kaygun'un eserlerini sergileyebilecek olmak bizim için apayrı bir anlam taşıyor. Bu yapıtların yeni üretimlerle, farklı koleksiyonlardan gelen eserlerle ve birbirleriyle yeniden bağ kurmasına tanıklık etmek, Galerist'in geçmişi ile bugününü aynı çatı altında buluşturan özel bir an yaratıyor.
Galerist 2001’de kurulduğunda İstanbul’un çağdaş sanat ortamı bugünkünden oldukça farklıydı; müzelerin, galerilerin, bienallerin, fuarların, koleksiyonerlerin ve uluslararası ilişkilerin ölçeği de neredeyse yok denecek kadar az, oldukça başkaydı. Dolayısıyla sizin 25 yıllık hikayeniz aynı zamanda İstanbul çağdaş sanat ortamının dönüşümüne içeriden tanıklık eden güçlü bir hikaye. Sizce bu 25 yılda İstanbul sanat ortamında en köklü değişim ne oldu? Bütün değişimlere rağmen hiç değişmediğini düşündüğünüz bir şey var mı?
Galerist'in geçmişinin tamamına değil ama son 15 yıllık dönemine yakından şahit olma fırsatım oldu. Bu yüzden hem önceki döneme dair duyduklarımdan hem de bizzat yaşadıklarımdan örnekler paylaşmak isterim. 2010'lu yılların başında Türk sanatı, uluslararası çağdaş sanat çevrelerinde büyük bir merakla izleniyordu ve bunun olumlu yansımalarını ekosistemin tüm paydaşlarında görebiliyorduk.

Fotoğraf: Zeynep Fırat
Türkiye'deki ve başka coğrafyalardaki güncel sanat ortamını, bir ülkenin toplumsal, siyasi, ekonomik ve demografik dengelerinden bağımsız düşünemeyeceğimiz için, son dönemde yaşanan pek çok değişimin etkisini günlük hayatımızda, profesyonel ilişkilerimizde ve iletişim kurma biçimimizde doğrudan hissediyoruz.
Bu sergi için çalışırken, geçen yıllar içinde birçok kurumun faaliyetlerini sonlandırdığını, semtlerin ne denli farklılaştığını hatırlarken, bir yandan da çokça yeni oluşumun filizlendiğini yeniden fark ettik.
Türkiye'deki koşulların değişkenlik göstermesi, programımızı planlarken bir belirsizlik alanı oluşturuyor. Galeri olarak uzun soluklu bir planlama ile ilerlememiz gerekirken, değişen şartlar zaman zaman kararlarımızı ve programımızı yeniden gözden geçirmemize yol açabiliyor. Bu durum bir taraftan zorluk yaratsa da öte yandan sanat kurumlarının değişime daha çabuk ayak uydurabilen, daha esnek bir yapıya evrilmesine de zemin hazırlıyor.
Bulunduğumuz koşulların doğurduğu gerginliklerin de bir getirisi olarak, Türkiye'deki sanatsal üretimin son derece güçlü ve özgün olduğuna inanıyorum.
Biraz da galeri-sanatçı ilişkisinin görünmeyen tarafını merak ediyorum. Basın metninde uzun soluklu ilişkiler, düşünsel alışveriş, özen ve bağlılık özellikle vurgulanıyor. Fakat 25 yıl gerçekten çok uzun bir zaman; sanatçının pratiği değişiyor, galeri değişiyor, piyasa ve beklentiler değişiyor. Bir sanatçıyla onlarca yıl birlikte yürüyebilmenin sırrı nedir? Bu ilişkiyi yalnızca temsil ve koleksiyona kazandırma, sergileme ilişkisinden çıkarıp gerçek bir yol arkadaşlığına dönüştüren şey sizce ne?
Senin de belirttiğin gibi, 25 yıl gerçekten uzun bir süre; bu zaman zarfında hem sanatçılar hem galeri hem de içinde bulunduğumuz dönemin ruhu durmadan değişiyor. Gönül İşi, tam olarak umduğumuz gibi bir deneyime dönüştü: Tıpkı bir insanı tanıdıkça yeni yönlerini keşfetmek gibi, galerinin de kat kat açıldığını fark ettiğimiz; duygu yüklü, bizi kimi zaman şaşırtan ve sanatçı, ekip, galeri arasındaki bağları daha da pekiştiren bir süreçti. Bu deneyim, biraradalığın taşıdığı güce olan inancımızı bir kez daha tazeledi.
Sanatçılarla yıllara yayılan diyaloğu sürdürebilmenin, karşılıklı inanç, güven, şeffaflık ve bağlılıktan geçtiğini düşünüyorum. Bunun ötesinde, gerçek anlamda dost olabilmek ve hayatlarımızın birbirine değebilmesi, bu ilişkiye süreklilik ve derinlik katan asıl şey.

Fotoğraf: Zeynep Fırat
Bir sergiyi gezen izleyici, sanatçının üretim sürecinin sonunda ortaya çıkan eserlerle karşılaşıyor. Oysa bu fiziksel üretimin arkasında, belki yıllara yayılan bir düşünsel hazırlık, araştırma ve birikim süreci var. Bunun izlerini sergide her zaman görebilmek mümkün olmuyor. Galeri ekibi bu sürecin farklı aşamalarında sanatçıya eşlik ediyor; onunla hayal kuruyor, okuyor, araştırıyor, kimi zaman heyecanlanıyor, kimi zaman uykusuz kalıyor, eserlerin mekana nasıl yerleşeceğini defalarca zihninde canlandırıyor. Bir serginin ortaya çıkmasına harcanan emeğin önemli bir bölümü, işte tam da bu gözle görülmeyen süreçte birikiyor.
Gönül İşi tamamlanmış bir geçmişi anmak yerine hâlâ yazılmakta olan bir hikayeyi kutluyor. O yüzden son olarak biraz geleceğe bakmak isterim. Gelecek 25 yılı düşündüğünüzde Galerist’in neye dönüşmesini, nasıl bir yolda devam etmesini istiyorsunuz? Bugün sizi geçmişte başardıklarınızdan çok, henüz yapmadığınız hangi işler heyecanlandırıyor?
Galerist'in yeni yaşlarını kutlarken, bugüne kadar onu ayakta tutan dayanışmanın, ekip ruhunun, birlikte düşünme ve üretme kültürünün, gelecekte de kurumun omurgasını oluşturmaya devam etmesini içtenlikle diliyorum. Gelecek 25 yılda da cesaretinden ve adanmışlığından vazgeçmeyen; merakını, heyecanını ve araştırma isteğini hep diri tutan; sanatçılarıyla birlikte var olmaya ve dönüşmeye devam eden bir galeri hayal ediyorum.
Aslında Gönül İşi de tam olarak bunun bir ifadesi bence; bir eşiği işaret ediyor. Sergiyi kurgularken geçmişe baktığımız kadar, önümüzdeki yolu da düşündük. O yüzden bu sergiyi bir dönüm noktası olarak görüyorum: Geride bıraktığımız birikimle ileriye taşıyacağımız cesaret arasında kurulan bir köprü gibi.