Nuh’un Gemisi’nden Atılgan'a: Edebiyat tarihinde gemilerle küçük bir yolculuk
Roman ve öyküleriyle de tanıdığımız dilbilimci, akademisyen Fatma Akerson, kısa bir süre önce okurlarıyla buluşan "Gemilerle Edebiyata Yolculuk" adlı kitabında gemilerle edebiyat arasındaki ilişkiyi irdeliyor.

Daha küçücük bir çocukken
Denizin kenarında durup
Dalgakırana doğru yürür
O gemileri izler uçsuz
bucaksız bir dünyayı hayal ederdim
Gemilerin gözden yitip giderlerken
Ve isimlerini kazırdım aklıma
O hiç gitmediğim yerlerin
Denizi izlerken öylesine dalar gider...
Uçsuz bucaksız dünyayı hayal ederdim
Gemiler ve uçsuz bucaksız denizler, ona yakın insanlar için olduğu kadar denizden uzak yaşayanlar için de hayallerin dizginlerinin salındığı yerlerdir. Arjantin asıllı İrlandalı pop-rock şarkıcısı Chris de Burgh, 80'lerin coşku dolu parçalarından "Sailing Away" adlı şarkısında işte bu duyguları tarif ediyordu: Genişlemek, ferahlamak, özgürleşmek, belki de kaçıp kurtulmak... En önemlisi düşüncenin özgürleşmesi, keskin ve tartışmasız bir şey yapabilmenin imkan dahilinde olması.
- Bu çerçeveden baktığımızda tüm edebi eserler, kısasıyla uzunuyla bizatihi kendileri irili ufaklı yelkenlilerdir. Her biri bizi uzaklara, hasretini çektiğimiz, genzimizde her daim hafif bir sızı bırakan zamansız nostaljilere düşürür bizi.
Chris de Burgh'un şarkısında küçüklüğün düşlerine kapılıp gitmiş sözlerin sahibinin dediği gibi bu "uzaklar hissi", bir gün bir yerlere çekilip gitme hayali, hayatın dikenli yollarında bize en güçlü teselliyi sunan serinlik pınarları.
Özgürlük hissi, edebiyat ve gemiler
Gemiler ve onlarla çıkılan tüm yolculuklar—dönüşü olsun ya da olmasın— binlerce yıl boyunca güçlü anlamlar taşıyarak bugüne ulaştı. Kimi zaman bilinmezlik ve serüven tutkusuyla çıkıldı yola. Kimi zaman ise özgürlük arzusu ve ölümcül bir kaçışın çaresizliğiyle. Bu yüzden de gemiler, hem fizikî varlıkları hem de simgesel güçleriyle hayatın nüvesini barındırdı. O küçük sallantılı mekan, ayaklarımızın yere bastığı karasal hayatta ne varsa üzerinde taşıdı.
Edebi yönüyle de tanınan dilbilimci ve akademisyen Fatma Akerson, kısa süre önce yayımlanan Gemilerle Edebiyata Yolculuk’ta (İthaki Yayınları, Mayıs 2025) gemilerle edebiyat arasındaki ilişkiyi irdeliyor. Akerson, daha önce Edebiyattaki Tren Şu Bildiğimiz Tren mi? adlı kitabında da aynı ilişkiyi trenler üzerinden incelemişti.
Girişte söylediğimiz gibi denizler, yolculuklar ve gemiler, hülyalı bir geçmişten gelen bulutlu bir geleceğe uzanan duygu dolu süreçleri hatırlatır. Kimi zaman bu yolculuklara acılar ve sıkıntılar eşliğinde çıkılsa da gemiler, edebiyatın farklı boyutlara açılan güçlü esin kaynaklarından olmayı sürdürüyor.
Nuh'un gemisinden Star Trek'in Atılgan'ına
Gemilerle Edebiyata Yolculuk, özgün ve bir o kadar da kişisel bir çalışma. Fatma Akerson'un kendi nostaljik duygularını da kattığını düşünüyorum ben bu kitaba. Yazarın çocukluğunda, gençliğinde okuduğu kitapların tortusunu hissetmemek mümkün değil çünkü.
- Sanırım kitap için yaptığı seçkiyi, ele aldığı yazarları belirlerken bu, önemli bir ölçü olmuş. Tamamı klasik kitaplar, her dönemde çok okunmuş, her kuşaktan okurlar bulmuş önemli eserler.
Ancak edebi eserler öncesinde mitolojik çağların düş gemileri var Akerson'un çıktığı edebiyat yolculuğunun ilk limanında. Tufan ve Yeniden Doğuş gemileri Utnapiştim’in Gemisi, Manu’nun, Nuh'un gemisinden başlayarak Odysseia'ya; oradan egzotik ülkelere dümen kırmış Sinbad'ın gemisine ve bu minvalde Binbir Gece Masalları'na bir hayli geniş devirleri edebiyat merceğinin altına getiriyor Akerson.
Bu kadarla da bitmiyor yazarın düşler yolculuğu. Kitapta daha yakın dönemin klasik yazarlarından Jack London, Herman Melville, Pierre Loti, Joseph Conrad, Cengiz Aytmatov, Daniel Defoe, Jules Verne, Robert Michael Ballantyne ve Jose Saramago ile yelken açmaya devam ediyoruz edebiyat denizlerinde.
- Umberto Eco'nun Önceki Günün Adası'na özel bir bölüm ayıran yazar, İhsan Oktay Anar'ın Tiamat'ına, Beatles'ın "The Yellow Submarine”ine davet etmeyi de ihmal etmiyor.
Gemilerle Edebiyata Yolculuk, düşsel yolculuğunu serin denizlerin maviliğinden göklere yükseltiyor ve uzay gemilerine, Star Trek ile ışık yılı uzaklıklarına çekiyor dikkatimizi.
Kitabın bir diğer önemli bölümleri "Deniz Taşıtlarının Evrimi", "Gemilerin Kimlik Kazanması", "Seyahat mi, Yolculuk mu, Gezi mi Sefer mi?" ve "Thesus'un Gemisi" adlı başlıklardan oluşuyor.
Macerasız deniz mi olur?
Gemiler duygularımızın kadim taşıyıcıları. Bir gözünüzün önüne getirin, Azra Erhat'ın coşkusunu ve duygu yoğunluğunu bize de geçirmek istediği her yazısında kadim zamanların Akdeniz ve Ege'sindeki mitolojik yolculukları bir hayal edin. Bir adadan ötekine, bir serüvenden diğerine savrulan Odysseus'un çilesini bir düşünün.
- Mesela, Fenikelilerin geliştirdiği dünyayı taşıdıkları küçücük teknelerle Doğu Akdeniz kıyılarında dalgaların salladığı ambarda birbirine çarpan ve darbelere sabırla katlanan zeytinyağı küplerini, mis kokulu şaraplarla dolu amforaları getirin gözünüzün önüne. O zamanların en kıymetli yüklerini bir yerden bir yere ulaştırmak bile başlı başına bir serüvendi. Ve aslında macera, insanın denizin üzerinde kalmayı başardığı gün başlamıştı. Şimdi bu yolculuk, akıllı robotların sevk ve idare ettiği devasa yolcu ve yük gemileriyle de devam ediyor. Macerasız deniz mi olur?
Fatma Akerson, deniz taşıtlarının geçirdiği evrimin binlerce yıllık tarihini özetlediği kitabında, her birimizin serüvenci ruhunda uyumakta olan o "sonsuz uzaklar" fikrini de tetikliyor.
Gemilerden ve edebiyattan söz etmişken Fransız gezgin şair Arthur Rimbaud'nun Sarhoş Gemi'sinde sularla sarhoş bir gemicinin mavilik meduzaları ve güneş yosunlarıyla sarmalanmış yolculuğunu hatırlamamak mümkün mü?
İşte ben, o yosunlu koylarda yatan gemi
Bir kasırgayla atıldım kuş uçmaz engine;
Sızmışken kıyıda, sularla sarhoş; gövdemi
Hanza kadırgaları takamazken peşine.
Büründüm mor dumanlara, başıboş, derbeder,
Delip geçtim karşımdaki kızıl semaları;
Güvertemde cins şaire mahsus yiyecekler:
Güneş yosunları, mavilik meduzaları.
Deniz, uzaktan korkutsa da sizi üzerine kabul edip de kendinizi ona bıraktığınızda uzak cennetlere ulaştıran bir enginliktir. Ta ki Rimbaud'un "kuş uçmaz enginliğinde" kendimizi hayatın akışına bırakırsak serüvenler götürür bizi arzuladığımız yerlere.