MÜZİK

Pink Martini'den Storm Large: 'Türkiye’de çok güçlü bir müzikal hafıza var'

Pink Martini, 22 Temmuz’da bir kez daha Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sahne alacak. “Üsküdar’a Gider İken” ve “Aşkım Bahardı” şarkılarına albümlerinde yer veren ve Türkiye ile güçlü bağları olan gruptan Storm Large ile biraraya geldik.

EDA SOLMAZ
DUENDE · 13 TEMMUZ 2026
3 DK OKUMA

Pink Martini, 22 Temmuz’da Pasion Turca organizasyonuyla bir kez daha Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sahne alacak. “Üsküdar’a Gider İken” ve “Aşkım Bahardı” şarkılarına albümlerinde yer veren ve Türkiye ile güçlü bağları olan gruptan Storm Large ile biraraya geldik.

Pink Martini’yi “müzikal arkeologlar” olarak tanımlamıştınız. Hâlâ kayıp sesleri keşfetme peşinde misiniz?

Sanırım müzikal duruşumuz aynı çizgide ve zenginleşerek devam ediyor. Özellikle Thomas (M. Lauderdale) dünyanın bir ucunda bizi heyecanlandıracak bir melodi bulmaya bayılıyor. Biz de onun dehasına inanıyoruz ve yeni şarkılar keşfettiğinde ilk dinleyenler olmanın heyecanını yaşıyoruz ama zaman geçtikçe başka bir sorumluluğumuzun da farkına vardık. Bir şarkıyı yeniden yorumladığınızda ona yeni bir hayat veriyorsunuz. Belki yıllar sonra bir gencin Pink Martini sayesinde bir halk şarkısını ya da eski bir Japon aşk eserini keşfettiğini düşünmek büyüleyici bir his.

Müziğiniz farklı kültürleri de biraraya getiriyor. Günümüzün giderek kutuplaşan dünyasında bu sizin için ne kadar önemli?

İnsanların birbirini ve farklı kültürleri hiç tanımadan yargılaması her zaman kolay olmuştur. Müzik bunun tam tersini yapıyor; önce dinlemeye davet ediyor. Bir şarkıyı sevdiğinizde, o şarkının ait olduğu kültüre karşı da doğal bir merak geliştirmeye başlıyorsunuz. Bunun çok değerli olduğunu düşünüyorum. Çünkü gerçek bağlar şarkılarla, şarkıların hikayeleriyle küçük karşılaşmalarla kuruluyor. 

'İstanbul sürekli değişiyor ama ruhunda tanıdık bir şey hep kalıyor'

Türkiye her zaman repertuvarınızda özel bir yere sahip oldu. Müzikal ve duygusal olarak sizi tekrar tekrar buraya çeken şey nedir?

Türkiye’de çok güçlü bir müzikal hafıza ve müziğe karşı olağanüstü içten bir duyarlılık var. Şarkılar sadece dinlenmiyor, nesilden nesle aktarılıyor ve her konserde beraber, büyük bir coşkuyla yaşıyoruz şarkıları. Bu beni çok etkiliyor. Ayrıca burada her konserimizde hissettiğimiz karşılıklı samimiyet de çok kıymetli. Sanırım yıllardır tekrar tekrar gelmemizin nedeni de bu karşılıklı bağ.

Şehirle ve buradaki dinleyicilerle kurduğunuz ilişki zaman içinde nasıl evrildi?

İlk zamanlarda İstanbul’u keşfediyordum ama artık eski bir dostumu ziyaret ediyormuşum gibi hissediyorum. Şehir sürekli değişiyor ama ruhunda tanıdık bir şey hep kalıyor. Seyirciyle ilişkimiz de olgunlaştı. Artık birbirimizi özlüyoruz ve şaşırtmaya çalışmıyoruz; birlikte aynı müziğin tadını çıkarıyoruz. Bu çok güzel bir duygu.

Harbiye Açıkhava Tiyatrosu’nda sahneden kalabalığa baktığınızda, müziğinizle büyümüş birden fazla kuşaktan dinleyici görüyorsunuz. Türk dinleyicisi yıllar içinde grubun bakış açısını nasıl şekillendirdi ya da etkiledi?

Bu gerçekten büyük bir aile olduğumuz hissi veriyor. Ön sıralarda bizi ilk kez dinleyen gençleri görürken, hemen yanlarında bizi yirmi yıl önce de izlemiş insanları görmek çok özel. Müzik zamanın ötesinde yaşayabiliyor ve bağları güçlendiriyor. Türkiye’de bunu çok yoğun hissediyoruz. Dinleyicinin bu sadakati bize de daha büyük bir sorumluluk yüklüyor. Her konserimize ilk konserimiz kadar özenle hazırlanıyoruz ve her defasında çok heyecanlanıyoruz.

Bu kez İstanbul’daki sahnede izleyicileri nasıl bir deneyim bekliyor?

Bence en doğru kelime “birliktelik”. Elbette sevilen Pink Martini klasikleri, farklı dillerden şarkılar, romantik anlar ve her zamanki gibi dans etmek isteyeceğiniz bölümler olacak. En önemlisi, aynı akşamın parçası olan binlerce insanın birlikte nefes aldığı o özel duygu... Harbiye’nin büyüsü biraz da burada. O sahnede her konser yeni bir hikayeye dönüşüyor ve biz de 22 Temmuz gecesi bu hikayeyi İstanbul seyircisiyle birlikte yazmayı sabırsızlıkla bekliyoruz.

'Farklı dillerden şarkıları olduğu gibi kopyalamıyoruz'

İşleriniz çoğu zaman nostalji duygusu uyandırıyor ama geçmişe takılıp kalmıyor. Geçmişe saygı duruşunda bulunurken bir yandan da müziğinizi çağdaşlaştırmayı nasıl başarıyorsunuz?

Çünkü nostalji bizim için geçmişle ilgili takıntılı olmak anlamına gelmiyor. Eski bir şarkıyı yalnızca “eski” olduğu için seçmiyoruz. Bugün için de duyguları harekete geçiren bir hikayesi varsa, bugün de bizi heyecanlandıran bir melodisi varsa seviyoruz. İnsanların geçmişi özlemesinden çok farklı kültürden dinleyicilerin farklı kültürlere ait şarkılarda kendilerinden bir şeyler bulmaları bizi çok daha mutlu ediyor. Zamansızlık galiba tam da burada başlıyor.

Kataloğunuzda 20’den fazla dil var. Hiç bilmediğiniz bir dilden bir şarkı seslendirirken aksana çalışma süreciniz nasıl oluyor?

Önce dinliyoruz, şarkının hikayesinin içine giriyoruz. O dili konuşan insanları, o şarkının geçmişini, yazıldığı dönemi anlamaya çalışıyoruz. Sonra kendi yorumumuz geliyor. Bir şarkıya saygı duymak, onu olduğu gibi kopyalamak anlamına gelmiyor. Onun ruhunu incitmeden kendi sesinizi de duyurabilmek gerekiyor. En zor ama en güzel tarafı da bu.

Diskografinizde Pink Martini’nin özünü en saf hâliyle yansıttığını düşündüğünüz belirli bir şarkı var mı?

Tek bir şarkı seçmek çok zor ama sanırım “Sympathique” bu yolculuğun başında China (Forbes) ve Thomas’a güç veren, motive eden ve daha iyilerini de yapmak için harika bir başlangıç yaratan en özel şarkılarımızdan. Çünkü içinde hem zarafet hem mizah hem romantizm hem de hafif bir başkaldırı var. Ama dürüst olmak gerekirse Pink Martini’yi tek bir şarkıya sığdırmak mümkün değil. Bizi biz yapan şey, bütün o farklı hikayelerin birarada yaşayabilmesi.

'Güzel bir şarkı aceleyle dinlenmemeli'

Hızlı tüketimin baskın olduğu bir çağda, müziğiniz insanları yavaşlamaya davet ediyor. Modern müzik dinleme kültürünün hızına nasıl karşı koyuyorsunuz?

Kendimizi hiçbir yeniliğe karşı konumlandırmıyoruz ama insanların bazen durmaya ihtiyacı olduğuna inanıyorum. Güzel bir şarkının aceleyle dinlenmesi gerektiğini hiç düşünmedim. Bazı melodiler insanın içine yavaş yavaş yerleşir. Eğer konserlerimiz insanlara birkaç saatliğine telefonlarını, haberleri ve bütün gürültüyü unutturabiliyorsa, bu zaten başlı başına anlamlı bir şey.

Birbirinden çok farklı müzik geleneklerinden sanatçılarla işbirlikleri yaptınız. Müzikal olarak sizi en çok zorlayan ortaklık hangisiydi?

Her işbirliği insana yeni bir şey öğretiyor ama Googoosh ile çalışmak benim için çok öğreticiydi. Çünkü sadece büyük bir sanatçıyla değil, milyonlarca insanın ortak hafızasında yer etmiş bir sesle buluşuyorsunuz ve derin bir kültürden geliyor. Böyle anlarda daha fazla dinlemeyi, daha az konuşmayı öğreniyorsunuz. Bence iyi işbirliklerinin temelinde de bu var.

Pink Martini eğer bugün kurulsaydı aynı müziği mi yapardı?

Sanırım aynı ruhu taşırdı ama bambaşka sorular sorardı. Dünya değişiyor ve sanat da bundan etkileniyor. Yine farklı kültürlerin peşinden giderdik ama belki bugün göç, dijital yaşam, kimlik ya da aidiyet gibi konular müziğin içinde daha görünür olurdu. Değişmeyen tek şey, insanların hikayelerine duyduğumuz ilgi olurdu. İnsanlar dönem dönem yoruldukları ne varsa, haksızlığa uğradıkları neler varsa birlikte ses çıkararak değişime yol açıyor. Bu açıdan “Bella Ciao” her dönem zorluklara birlikte karşı durmak için umut veren şarkılardan benim için.

Zarif, sade ve seçkin
bir yaşam rehberi.

Aposto Magazine haftada 3 gün e-posta kutunda.

Zevk, zanaat ve ritüel üzerine satırbaşları, keşifler ve incelemeler.