Sevginin kusurlu mirası: Çağdaş sinemada baba-kız ilişkisine üç farklı bakış
Charlotte Wells’in "Aftersun", Joachim Trier’in "Sentimental Value" ve Rodrigo Sorogoyen’in "El ser querido" filmleri, baba-kız ilişkisinin üç farklı dönemine ve üç ayrı duygusal biçimine bakıyor. Birinde geçmişe dönerek babasını anlamaya çalışan bir kız, diğerinde geçmişin yükünü bugünkü ilişkilerine taşımış iki kız kardeş, bir diğerindeyse yıllar sonra yeniden karşılaşıp eski hesapları açan bir baba-kız.

Bir insan babasını ne zaman gerçekten tanımaya başlıyor? Yani onu ne zaman gerçekten anlıyor? Çocukluğunda ona duyduğu hayranlık azaldığında mı? Yetişkinliğinde onun zaaflarını fark ettiğinde mi? Yoksa kendi hayatındaki kırılmaların izini sürerken dönüp dolaşıp aynı adama ulaştığında mı?
Baba-kız ilişkisi üzerine düşünürken asıl ilginç olan, bu ilişkinin çocuklukla sınırlı kalmaması aslında. Yıllar geçiyor, insanlar değişiyor, babalar yaşlanıyor, kız çocukları kendi hayatlarını kuruyor ama çocuklukta oluşan o duygusal bağ, yetişkinliğin en beklenmedik anlarında yeniden kendisini gösteriyor.
Yazının devamı Aposto Premium'da.
Premium üyeler tüm yazıları okur. Üye değilseniz, Magazine'e kaydolup kapakları ve seçilmiş yazıları e-postanızda alabilirsiniz.