Sigrid, kuzeyin pozitif pop şarkılarını İstanbul'da söyledi
Norveç’in son dönemde adından en çok söz edilen pop yıldızlarından biri Sigrid… Coachella ve Glastonbury gibi büyük festivallerin ana sahnelerinde yer alan sanatçı, geçen ay yeni albümü "There’s Always More That I Could Say"i Universal Music’ten çıkardı. Zorlu PSM’deki MIX Festival’de sahne alan Sigrid'le yeni albümü ve İstanbul ziyareti hakkında konuştuk.

Norveç’in son dönemde adından en çok söz edilen pop yıldızlarından biri Sigrid… Coachella ve Glastonbury gibi büyük festivallerin ana sahnelerinde yer alan sanatçı, geçen ay yeni albümü There’s Always More That I Could Say’i Universal Music’ten çıkardı.
Sigrid geçen Cuma akşamı Zorlu PSM’deki MIX Festival’de konser verdi. Kot pantolonun üzerine giydiği beyaz tişörtü ile Norveç sadeliğini sahnesinde de yaşatan yansıtan Sigrid ile kuliste buluşuyorum. Beni büyük bir gülümsemeyle karşılayan sanatçıyla müziğiyle saçtığı pozitif enerjiyi konuşuyorum.
Bu İstanbul’a ilk gelişin mi?
Evet, ilk kez buradayım, çok güzel bir şehir. Gelir gelmez şehri dolaştım. Metroya ve tramvaya bindim. Sultanahmet’e gittim, birçok camiiyi fotoğrafladım. Sokak aralarında gezdim, kafelere ve vintage dükkanlara baktım. Biraz yorucu bir gündü. Yapacak çok şey vardı. Ama biliyor musun, buna değdi. İstanbul’u görmeyi çok istiyordum, o yüzden çok güzel bir gün oldu.
Herhalde sahneye çıktığında yorgunluğunu atacaksındır...
Evet, sahnede bir düğmeye basmışsın gibi hemen açılabilmekte iyiyimdir. Bence bu, sanatçı olarak en iyi özelliklerimden biri. Gerekirse hemen sahne enerjimi içimde toparlayabiliyorum.

Bunu sağlayan da seyirci mi oluyor?
Elbette seyirci her şeydir. Eğer bana enerji verirlerse ben de o enerjiden beslenirim. Tango iki kişiyle yapılır. Sahneye çıkmak da bunun gibi. Bu yüzden umuyorum ki bu akşam seyirci bizimle olur. Hazır olmalarını umuyorum.
'Son albümde hissettiğim baskıyı bir kenara koydum'
Geçen ay çıkardığın There’s Always More That I Could Say pozitif bir enerji yayıyor. Albümün neşesi nereden geliyor?
O neşeyi yaratmaktan geliyor. Müzik yapmayı ve işimi seviyorum. İşim bazen gerçekten çok havalı ve çılgın olabiliyor. Her iş gibi çok da yorucu. Bu çalışmamda bir albüm yapmam gerektiğine dair hissettiğim tüm baskıyı bir kenara bıraktım. Sadece sevdiğim şarkıları yaptım. Bu albümü yaparken gerçekten çok iyi vakit geçirdim. Bence neşe de buradan geliyor.
Şarkılar Los Angeles, Londra, Stockholm’de ortaya çıktı. Tüm yazım seanslarında şunu fark ettim; çok hızlı bir şekilde üretim yapmaya çalışıyordum. Bu albüm için “Bırakalım şarkılar nefes alsın, üzerine düşünelim, oyun oynayalım. Gerekirse saçma şarkılar yapalım ya da ciddi işler” dedim. Bu yüzden de birçok farklı duyguyla dolup taşan bir albüm ortaya çıktı.
Albümün ana fikrinden yola çıkarsak seni bu aralar ne mutlu ediyor?
Öncelikle İstanbul’u görmek çünkü yapılacaklar listemde bu şehre gelmek vardı. Denizin kıyısındaki şehirleri çok severim; beni çok heyecanlandırıyor. Norveçli yazar Jostein Gaarder’ın Sofie’nin Dünyası adlı kitabını okuyorum. Aslında çocuk kitabı ama özünde okuyucuya felsefeyi öğretiyor. Tabii ki içinde İstanbul hakkında çok şey var çünkü bu şehirde inanılmaz bir tarih var. Bu kitabı okuyup aynı anda burada olmak çok heyecan vericiydi. Ve bugün etrafta dolaşıp çok fazla muhteşem bina gördüm. Ve tabii ki kediler. Kedileri çok seviyorum.
'Hem Taylor Swift hem de Norveç metali dinlerim'
Günümüz pop müziği sana nasıl ilham veriyor?
Pop şu anda inanılmaz heyecan verici. Sanki istediğin her şeyi yapıp adına pop diyebiliyorsun. Popüler bir şey yapıyorsan o bir şekilde pop müzik olabiliyor. Mesela Rosalía’nın son albümünde sınırları tekrar zorlamasını, havalı müzikler yapmasını ve klasik müziği pop kategorisi altına görmemiz çok güzel. Chapel Roan’ı seviyorum, Charlie xcx’in yaptığı her şeyi seviyorum, Sabrina Carpenter’ı da... Çok iyi şarkıları var.

“Hush Baby, Hurry Slowly” şarkın biraz Charlie xcx’in “Boys” şarkısını andırıyor...
İlhamı duymuşsun. Evet, erken dönem Charlie xcx’e benziyor biraz.
Peki tercihin Taylor Swift tarzı pop mu yoksa Charlie xcx mi?
İkisi de. Her şeyi dinlerim. Yeter ki akılda kalıcı olsun. Aynı gün hem Taylor Swift hem de Norveç metali dinleyebiliyorum. Başka bir gün ise Charlie xcx ve klasik müziği ardı ardına dinlerim. Tekno da severim. Turnstile’ı da beğeniyorum mesela, hayran odaklı konserler vermeleri heyecan verici.
İyi arkadaşlara sahip olmak hayattaki en önemli şey
En sevdiğin şarkının “Jellyfish” olduğunu söylüyorsun. Arkadaşlıklardan bahseden bir şarkı. Senin arkadaş ilişkilerin nasıldır? Daha çok müzisyenler mi vardır çevrende?
Evet özünde arkadaşlık varmış gibi dursa da her şeyle ilgili bir şarkı. Flört etmekle, hoşlanmakla ama daha çok arkadaşlıklarla ilgili. Etrafında iyi arkadaşlar olmasının hayattaki en önemli şey olmasından bahsediyorum. Ve arkadaşlarım aynı zamanda ailem. Çevremde tamamen kendim olabildiğim insanların olması çok önemli. Seni zorlayan insanlar da olmalı tabii ama bir yerde kendini evinde hissetmelisin. Buna sahip olduğum için kendimi çok şanslı hissediyorum ve bunu hafife almıyorum.
Arkadaş çevrem ise çok karışık ve çeşitli insanlardan oluşuyor. Geçen gün Oslo’da albüm partim vardı ve gerçekten çok iyi bir ekibi biraraya getirmiştik. Müzik sektöründen arkadaşlarım da var. Çoğunlukla Norveç müzik endüstrisinden. Çok destekleyici bir grup. Oslo’da müzik yapan çok fazla insan yok, o yüzden birlikte takılıyoruz.
Hayal ettiğin müzik şu an yaptığın ile bire bir örtüşüyor mu?
Bir keresinde bu konuda babamla konuşuyordum. Stresli bir dönemimdeydim ve babam şöyle demişti: “Yaptığın bir şeyin mesela yayımladığın bir müziğin konfor alanının dışında olduğunu hissederek yatağa uzandığın bir an oldu mu?” Ben de “Hayır, hiç olmadı” demiştim. Çünkü müzik konusunda çok katı olabiliyorum. Yayımlanan her şeyi kontrol ederim. Hem görsel hem müzikal olarak. Ve artık albümümde ortak yapımcıyım, bu da heyecan verici. Tabii ki “Tamam, bu şarkı favorim değil” dediklerim de var ama hepsi yolculuğun bir parçası. Ve şunu biliyorum ki o şarkıyı yazdığım sırada onu da seviyordum.
'Sadece başkalarına değil kendine de saygılı olmalısın'
Norveç’te janteloven kültürü çok önemli. Bir pop yıldızı olarak sen bunu ne kadar takip ediyorsun? Çünkü pop müzik gösterişi sever. (Janteloven, bireyin kendini başkalarından üstün görmemesini öğütleyen ve ‘kimse kimseden büyük değildir’ anlayışını vurgulayan İskandinav bir sosyal davranış kodu. Topluluk uyumunu korumak için bireysel övünmeyi, aşırı öne çıkmayı ve gösterişi hoş karşılamayan bir kültürel tutumdur.)
Bence janteloven eskisi kadar güçlü değil artık. Belki kültür biraz değişiyor. Daha küresel bir dünyada yaşıyoruz. Sınırların ötesinde birbirimizden ilham alıyoruz. Bu yüzden janteloven eskisi kadar etkili olmayabiliyor. Ama evde desteklendiğimi hissediyorum. Yurt dışında başarılarım olunca herkesin beni desteklediğini ve heyecanlandığını görüyorum.

Muhtemelen DNA’mda şu anlamda var: Çok çalışmaya ve alçakgönüllü olmaya gerçekten inanıyorum. Ama aynı zamanda iş-yaşam dengesine de inanıyorum. Bu muhtemelen janteloven değil ama…. Evet, alçakgönüllü olmak ve insanlara saygılı davranmak önemli. Ama sadece başkalarına değil, kendine de saygılı davranmalısın.
'Türkiye’de abim benden daha ünlüydü'
Müziğini geniş kitlelere tanıtan kırılma anı sence neydi?
Uluslararası olarak muhtemelen “Don’t Kill My Vibe” şarkımın viral olmasıyla oldu. Bir de ilk olarak bir Türk müzik bloğu Nordik Simit beni yazdı. Hatta önce erkek kardeşim (Tellef Raabe) hakkında yazmışlardı çünkü o bir dönem Türkiye’de benden daha ünlüydü.
Türklerin Norveç müziğini bu kadar çok sevmesi ilginç. Kings of Convenience, Aurora, Ane Brun, Resa Saffa Park’ın konserleri Türkiye’de hep kapalı gişe... Acaba melankoli mi buna etken?
Olabilir, Norveç müziğinde bir tür melankoli var. Herhalde hava ve karanlık yüzünden. Ve Norveç metal müziğinde de var. Norveç çok güzel ama bazen güzel şeylere bakarken bile biraz melankolik olabiliyorsun. Neden bilmiyorum ama belki onu korumak istiyorsun.
Ayrıca Ed Sheeran ile de performans sergiledin ve sana çok destek oldu. Büyük sahneler senin için ne ifade ediyor?
Bu çok çılgınca ama hayal ettiğim birçok sahneye çıktım. Coachella, Glastonbury gibi birçok büyük festivalde birkaç kez çaldım. Benim için önemli olan müziği duymaya hevesli insanların olduğu bir sahne.
Son zamanlarda dünyada şarkı yazmanı sağlayan şeyler neler?
Seyahat etmek bana ilham veriyor. Bir şeyler görmeye çalışmak, hareket etmek, yolda olmak ve bir şeyler keşfetmek. Sanırım şu anda tamamen kaşif modundayım.