Singapur Film Festivali notları: 'Hamnet', 'Arco' ve daha fazlası
Güneydoğu Asya’nın önemli festivallerinden, bağımsız sinema aşkıyla dikkat çeken Singapur Uluslararası Film Festivali’ndeydik. Yılın merakla beklenenlerinden Asya sineması keşiflerine, seçkideki bu filmler izleme listenize eklenmeyi hak ediyor.

Malay Yarımadası’nın ucundaki ada ülkesi ve şehir devleti Singapur, dünyanın en temiz, en güvenli, en kuralcı, en düzenli ve en zengin ülkelerinden biri olarak biliniyor. Küçücük yüzölçümüne rağmen beş milyonun üzerinde, birçoğu “Batılı expat'lardan” oluşan nüfusuyla dünyanın en yoğun nüfuslu ikinci ülkesi burası.
- Kültürü, yerleşik nüfusunun kökenleri ve tarihsel bağları düşünüldüğünde Çin, Malay ve Hint kültürlerinin bir harmanı olsa da her şey o kadar steril ve standartlara uygun hâle getirilmiş durumda ki, ne cetvelle çizilmiş gibi duran, tertemiz, nemli ve sıcak sokaklarda ne de çoğunluğunu AVM ve plazaların oluşturduğu, sıcaklığı derin dondurucu seviyesine sabitlenmiş iç mekanlarda yerel bir kültürden bahsetmek mümkün.
Bu yüzden seyahatime vesile olan Singapur Uluslararası Film Festivali ve Singapur Bienali gibi etkinliklerin “Batı'yı kopyalamanın” yanında, eser miktardaki yerel kültüre tutunmaya ve en azından son 20-30 yıllık yakın tarihten Singapurlu bir kültür ve sanat üretimi yaratmaya da çalıştığını görmek sevindiriciydi.

Oldham Theatre | Kaynak: Asian Film Archive
1987’den beri düzenlenen Singapur Uluslararası Film Festivali (SGIFF), ülkenin ve ülke sinemasının küçüklüğü düşünüldüğünde pek tabii ki Asya’nın en büyük film festivallerinden biri değil. (Kıtanın bu konudaki kare ası Busan (Güney Kore), Tokyo (Japonya), Şanghay (Çin) ve Hong Kong Film Festivalleri olarak kabul ediliyor.)
Öte yandan: Özellikle Busan ya da Hong Kong gibi film pazarı odaklı olmaması, festivali film endüstrisinden çok, bağımsız ve deneysel sinemanın, sinefillerin adresi yapıyor. Ülkenin ciddi bir yüzdesinin AVM’lerden oluştuğu da bir gerçek; dolayısıyla bağımsız ruhuna rağmen kapısı sokağa açılan sinemaların festivali değil SGIFF; en azından artık.
- Festival filmlerinin öncesinde yayımlanan bilgilendirici arşiv görüntülerinde, bundan onlarca yıl önce o AVM’lerin yerinde ya da yakınında hangi ve ne büyüklükteki sinema salonlarının olduğunu görmek oldukça ilginç, bir o kadar üzücüydü.
Söz konusu AVM’lerin büyüklüğü de ayrı bir konu bu arada; devasa binaların yedinci, sekizinci katındaki multiplex'leri bulmak başlı başına bir uğraş gerektiriyor—2005’te açılan Asya Film Arşivi binasında bulunan Oldham Theatre ise bir istisna.
Festivalin bu yılki seçkisinde, Asya’dan 10 filmin yarıştığı uzun metraj film yarışması ve Güneydoğu Asya’dan 25 filmin yarıştığı kısa metraj film yarışmasının yanı sıra Singapur, Asya ve dünya sinemasına odaklanan bölümler vardı. İzlediğim 15’e yakın film arasında, bir kısmını çok yakında Türkiye’de de sinemalarda izleme fırsatı bulacağımız şu filmler bende iz bıraktı:
Amoeba | Kaynak: Singapur Uluslararası Film Festivali
Amoeba (yön. Tan Siyou)
2000’lerin başında Singapur’daki oldukça disiplinli bir kız okuluna yeni gelen bir öğrenci ve kendi gibi üç uyumsuz, kuralları çiğnemeye ve okulun dayatmalarına karşı durmaya ant içmiş bir çete hâline geliyorlar. Film, arkadaşlığın ve ideallerin toplumsal normlar karşısındaki dayanıklılığını sorgulayan bir büyüme hikayesi ve gençlik filmi.
Singapur’u gezerken gördüğüm, gördüklerim hakkında okurken öğrendiğim birçok şeyi, özellikle de kentin/ülkenin simgesi Merlion ve dayandığı mitolojiyi yerel ve genç bir bakışla sorgulaması beni çok doyurdu. Öte yandan filmin çekildiği, birkaç yıldır okul olarak kullanılmayan eski kız okulunun, zevkle gezdiğim Singapur Bienali’nin mekanlarından biri olması bana Singapur kültür ve sanat çemberini tamamlatan bir his yaşattı.

Cactus Pears | Kaynak: Singapur Uluslararası Film Festivali
Cactus Pears (yön. Rohan Parashuram Kanawade)
Hindistan’dan kuir yapımlar çıktığını görmek pek alışıldık değil. Cactus Pears, Mumbai’de büyümüş ve halen orada yaşayan bir genç adamın, babasının ölümünün ardından köyüne dönmesiyle başlıyor. Film, alıştığımız eve dönüş hikayelerine, yerel kültürün oldukça katı kurallarla çerçevelenmiş 9 günlük yas süreci ve 1 günlük cenaze töreni ritüelleri nedeniyle özgün bir boyut katıyor.
Kahramanımız, tüm bu geleneksel baskının ve akrabaların neden evlenmediğine dair sorularının ortasında çocukluk arkadaşıyla yakınlaşıyor. Film, kültürel bariyerlerle sınırlanan ve çeviride kaybolan bazı eksiklerine rağmen, geleneksel bir toplumda yapılabildiği için bile değerli.

Hen | Kaynak: Singapur Uluslararası Film Festivali
Hen (yön. György Pálfi)
Tuhaflıklarla dolu Macaristan sinemasının bu yüzyıldaki mihenk taşlarından Taxidermia’nın yönetmeni Pálfi’nin Yunanistan’da, Yunan oyuncularla, Yunanca çektiği yeni filmi Hen, baştan sonra bir tavuğun gözünden anlatılıyor. Tavuğumuzun oldukça grafik bir yumurtlama sahnesiyle sanayideki bir kuluçka makinesinde başlayan, türlü hayvan ve insanla yollarının kesiştiği uzun bir yolculuğa dönüşen yaşam öyküsü, insanların dünyasının toplumsal, politik ve ekonomik krizlerini de fona yerleştiriyor.
Kendine has mizahı ve dramatik anlarındaki yaratıcı müzik kullanımı filmin en güçlü yanları.

Late Fame | Kaynak: Singapur Uluslararası Film Festivali
Late Fame (yön. Kent Jones)
Willem Dafoe, Edmund Donovan ve Greta Lee’nin başrollerinde yer aldığı bu Amerikan bağımsızı, New York’ta postanede çalışan eski bir şairin bir grup genç tarafından yeniden keşfedilmesini konu alıyor.
Maruz kaldığı ilgi nedeniyle hayatı bir anda değişmeye başlayan şair, NYU’nun sahte ve gösteriş budalası, aileden zengin çocuklarının elinde kullan-at bir oyuncağa dönüştükçe, film sanat ve edebiyat dünyasındaki ilişkilerin yapmacıklığı üzerine düşündürmeyi başarıyor. Çabalamadan güldüren doğallığında, genç oyuncu kadrosunun efsanevi Willem Dafoe ile şaşırtıcı uyumunun etkisi büyük.

Arco | Kaynak: Singapur Uluslararası Film Festivali
Arco (yön. Ugo Bienvenu)
2075 yılını günümüzün biraz daha evrilmiş hâli gibi görüyor Arco: Yanan yeryüzü, kirlenmiş gökyüzü, hayatların emanet edildiği yapay zeka ve ilgisiz ebeveynler. 10 yaşındaki küçük bir kız tüm bu hengamenin ortasında gökyüzünden gökkuşağıyla düşen, gelecekten geldiğini söyleyen Arco ile karşılaşıyor ve onu kendi zamanına geri göndermeye çalışıyor. Interstellar’ın daha saf ve çocuksu bir versiyonu denilebilecek bu animasyon, teknik işçiliği ve Arnaud Toulon imzalı müzikleriyle öne çıkıyor.
Muhtemelen bir ay içinde En İyi Animasyon Oscar adayları arasında göreceğimiz film, Türkiye’de 26 Şubat’ta gösterime girecek.

Hamnet | Kaynak: Singapur Uluslararası Film Festivali
Hamnet (yön. Chloé Zhao)
Nomadland ile adını tüm dünyaya duyuran Oscar ödüllü Chloé Zhao’nun yeni filmi Hamnet, Maggie O’Farrell’in aynı adlı romanına dayanıyor. William Shakespeare ve eşi Agnes’in tanışma, aşık olma ve çoluk çocuğa karışma hikayesini dingin ve büyülü bir dille anlatan ilk bölümünün ardından film karanlık, buruk ve derin bir yas hikayesine dönüşüyor. Shakespeare’in Hamlet’inin sahnelendiği son bölümü ise herkesin farklı şekillerde yas tuttuğunu, ortak yaslarını farklı şekillerde tutanlar birbirini anladığında ve affettiğinde ortaya çıkan güçlü bağınsa tarif edilemez olduğunu gösteriyor.
2025 sinemasının beni en çok ağlatan filmi oldu Hamnet; sadece ben değil, salondaki yüzlerce insanın yumak olup büyüyen burun çekme ve ağlama sesleri, sinemada birlikte film izleme deneyiminin o sihirli anlarından birini yarattı.
Jessie Buckley’nin muazzam oyunculuğu, Jupe kardeşlerden Jacobi Jupe’nin bir bakışıyla ağlatabilme yetisi ve Noah Jupe’nin Shakespeare replikleriyle devleştiği anlar, Lukasz Zal’ın kamerasıyla yakaladıkları ve Max Richter’in müzikleri... Türkiye’de 6 Şubat’ta gösterime girecek Hamnet yılın en iyi filmlerinden biri, belki de en iyisi.
