MÜZİK

Sleaford Mods'tan Jason Williamson: 'Albümlerimin hepsi politik'

Jason Williamson, 2007’de Sleaford Mods’u kurduğunda birçok mavi yakalı işte çalışmış ve artık 37 yaşına gelmiş olgun bir adamdı. Bu geç kalmışlık onun sesinin çok daha yüksek çıkmasına neden oldu. Punk ruhuna sahip Jason ile Zoom’da buluşup yeni albümleri "The Demise of Planet X" hakkında konuşuyoruz.

EDA SOLMAZ
DUENDE · 30 MART 2026
5 DK OKUMA

Jason Williamson, 2007’de Sleaford Mods’u kurduğunda birçok mavi yakalı işte çalışmış ve artık 37 yaşına gelmiş olgun bir adamdı. Bu geç kalmışlık onun sesinin çok daha yüksek çıkmasına neden oldu. Sleaford Mods’un 2022 Glastonbury performansı çok beğenilince 2023'te Blur’ün Wembley Stadyumu'ndaki konserinin açılışında sahne aldılar. Öfke dolu şarkıları, aşktan değil hayatın gerçeklerinden, sosyal adaletsizlikten, işçi sınıfından bahsediyordu.

Jason, punk ruhuna sahip ozan söz yazarlarından ve şarkı söyleme stili de tabii ki alışılmışın dışında. Onun söz yazma ve vokal tarzı bazen Wu-Tang Clan'i bazen 77’lerin punk sahnesinin o kirli enerjisinin modern hâlini bazense bir kavga ortasında nefes nefese kalmış bir holiganın sözlerini andırıyor. Bu durum yeni albümleri The Demise of Planet X'te de değişmiyor.

Jason ile Zoom’da buluşuyorum. Röportajlara ayırdığı günün son saat dilimindeyim. Dünyanın birçok yerinden gazeteci ile konuşmaktan artık sıkıldığı yüzünden belli. Birkaç dakika geç kaldığı için önce özür diliyor ardından e-postasına sinirlendiği için küfrediyor, sonra küfrettiği için yeniden özür diliyor. Röportaj boyunca zaten birkaç kez daha küfrettiği an yaşıyoruz. Buna şaşırmıyorum çünkü şarkılarından bu dile alışkınım. Nottingham’daki evindeki Jason ile The Demise of Planet X hakkında konuşurken dünyanın sonuna doğru bir yolculuk da yapıyoruz.

The Demise of Planet X’teki şarkılarda sanki dinleyiciyi kelimelerle yumrukluyor gibisin. Dinleyicilerine artık uyanmaları gerektiği bir dünyada olduklarını mı söylüyorsun?

Evet ama bunu ilginç bir yolla yapmaya çalışıyorum. Aslında her albüm aşağı yukarı aynı, çünkü dışarıdaki her şey o kadar büyük bir kaygı ve korkuyla örülmüş durumda ki… Bu yüzden çoğu albümde aşağı yukarı aynı şeyi söylemeye çalışıyoruz. Tabii The Demise of Planet X’in içinde değişen birkaç anlatı var. 7 Ekim olayları (Hamas-İsrail saldırısından bahsediyor), bunlara verilen toplumsal tepki ve insanların sosyal medya üzerinden nasıl hızlıca kutuplaştığı, Ukrayna’nın işgali var. Aynı zamanda olayların görünümündeki değişim de var.

O korku ve tedirginlik hissi her albümde değişiyor. Etrafımızda olup biteni ilginç bir yolla, insanlara üstten bakmadan veya ukalalık etmeden iletmeye çalışıyorum. Şu an piyasada sadece kendi sesini duymayı seven çok insan var. Ben de olayları insanların anlayabileceği, daha açık bir biçimde ifade etmeye çalışıyorum.

"Bad Santa" şarkısında masküleniteyi gündeme getiriyorsun. Senin gençken erkek rol modelin baban mıydı?

Hayır, babam kesinlikle bir rol model değildi. Sanırım pop veya rock yıldızları, aktörler, her neyse işte... Her normal çocuk gibiydim. Benim rol modellerim çoğunlukla eğlence dünyasından geliyordu.

Şarkıda da insanların fikrini değiştirmeyi beklemiyorum çünkü insanlar seni hayal kırıklığına uğratır, değil mi? İnsanlara güvenemezsin, tek yapabileceğin kendine güvenmektir. Bu yüzden ilettiğim mesajlar aslında kendi içimde uğraştığım, anlamaya çalıştığım ve üzerine düşündüğüm şeyler. Sadece bunu insanlara sunuyorum. Kesinlikle insanların bunu hemen benimsemesini ve bir anda her şeyin değişmesini falan ummuyorum. Ne değişecek ki? Bu “yolun sonundaki değişim” fikri tam olarak nedir? Uyum mu, barış mı? Hayır, öyle bir şey yok. Bu yüzden sadece olan bitene karşı tepkimi aktarmaya çalışıyorum, hepsi bu.

'Müzik bizim için bir tepki biçimi'

O zaman bunun şu ana kadarki en politik albümünüz olduğunu söyleyebilir misin? Çünkü hiçbir şeyi değiştirmek istemediğini söylüyorsun ama şarkıları dinlerken hayata dair bakış açımı bir nebze de olsa değiştiriyorsun.

Bence bu biraz daha olgun bir albüm. En politiği mi, emin değilim. Belki öyledir, bilmiyorum. Bence albümlerimin hepsi zaten oldukça politik. Ama bu albümün daha açık uçlu, eleştirel düşünme yanı var. “Manifestomuz budur ve bu taraftayız” demekten ziyade, bir tepki verme biçimi olarak müzik var. O yüzden en politiği mi, bilemiyorum. Daha önce dediğim gibi, her albümde detaylar değişiyor ama arka plan hep aynı kalıyor.

Ama bugünlerde her şey politik. Biliyorsun, insanlar müzisyenlerin politikadan, sağ veya sol partilerin sorunlarından veya buna benzer şeylerden bahsetmesini istiyor. Ve savaş hakkında seslerini çıkarmalarını da…

İnsanların bugünlerde müzisyenlerin sağ-sol siyaseti hakkında daha fazla konuştuğunu görme isteği meselesi var ya... Defolup gidebilirler.

Ben buraya bildiğin bir hikayeyi anlatmaya gelmedim. Zaten okuduğun bir şeyi bir de favori grubundan duymak istiyorsun diye, onu tekrar söylemek için de burada değilim. Çünkü bu aşırı saçma. Şu an ortalıkta hep aynı anlatıyı pompalayan ve bu konuda hiçbir bok yapmayan bir sürü tip var. Eğer bir şey yapılacaksa da şu çerçevede ilerlemeli: “Evet, elimizden bir şey gelmiyor, peki bir sonraki adımımız ne olacak?”

Madrid'deki konserinde bir hayranın sahneye kefiye atınca performansını yarıda kesmiştin. "Bu benim sahnem. Burası politik bir alan değil" demiştin. Orası sadece müzikle mi ilgili olmalı? Seni 2022’de Berlin’de izlemiştim, sahnede epey öfkeli bir adam gibisin...

Aslında sahnede her şey olabiliyorum. Mizah, coşku, öfke her şey var orada. Orayı nasıl istersen, neyin doğru olduğuna inanıyorsan öyle kullanabilirsin. Biz "gösterişçi" (performative) bir grup değiliz. Biz ne söyleyeceğimizi, ne söylememiz gerektiğini de çok düşündük. Yani sahne bizim alanımız. Başkalarının inançları ya da fikirleri beni bundan caydırmaz. Onları dinleyebilirim ama sonra herkesin yaptığı gibi kendi fikirlerimi oluştururum. Ancak sanırım birçok insan bunu yapmayı unuttu.

'Ölmek üzereyken bağırıp çağırmanın ne alemi var?'

Şarkı sözü yazarlığındaki şiirsel tarzından bahsetmek istiyorum; “şair” olarak anılmaktan hoşlanmadığını biliyorum. Bu sıfat sana aptalca mı geliyor, yoksa şarkılarının o formda bir yanı olduğunu  mu düşünmüyorsun?

Evet, bence “şair” kelimesi biraz, bilirsin… Şair olmayan bir sürü insan bu kelimeyi kullanıyor. Sanki bu kelime birileri tarafından ele geçirilmiş gibi. Pek de ilginç olmayan bir sürü tip tarafından hatta… Ben çok ilginç biri olduğumu iddia etmiyorum ama bir şekilde şair olduğunu sanan sıradan insanlardan bir adım önde olduğumu düşünmek hoşuma gidiyor. Pek çok açıdan hoş bir kelime değil aslında. Sen şair kelimesini seviyor musun?

Aslında pek şiir seven biri değilim ama sevdiğim şairler var...

Tabii ki bazı şairler çok iyi ama şiir hiçbir zaman bir ifade biçimi olarak beni çekmedi. Hiç kapılmadım, ilgimi çekmedi yani. Benim yaptığım müzik biraz farklı bir ifade biçimi.

Albümün adı The Demise of Planet X; harika bir referans. Eğer dünyanın sonunun bir soundtrack’i olsaydı, bu nasıl olurdu?

Sanırım çok yumuşak, çok dingin bir şey olurdu. Öyle bağırış çağırış bir şey olacağını sanmıyorum. Pişmanlıkla dolup taşardın. Artık paniklemekten ve korku hissetmekten yoruldum, bir süredir öyle hissetmemeye çalışıyorum. Bence insanın kendisine mukayyet olabilmesi için tüm bu olup bitene biraz rasyonel yaklaşması gerekiyor.

O yüzden benim için dünyanın sonu, kaotik ve cehennemvari bir karmaşadan ziyade daha çok bir “karma” etkisi olmalı. Yani ölmek üzereyken bağırıp çağırmanın ne alemi var?

'Sözlerin büyük kısmı doğaçlama olarak çıkıyor'


Birçok düet yaptın ama özellikle Big Special ile olan uyumunu çok sevdim. "Good Life" şarkısının arkasındaki hikaye nedir?

Big Special, birkaç yıl önce radarımıza giren bir grup. Onları turnemize ön grup olarak davet ettik ve gerçekten çok iyi anlaştık. Sonra fark ettim ki Joe’nun sesi o sırada yazmakta olduğum “Good Life” şarkısı için mükemmel olabilir. Benim pek beceremediğim o nakarat kısmını onun tamamlayabileceği aklıma geldi. O nakaratı kendim söylemeyi denedim ama bir türlü olmadı. Bu düet de öyle ortaya çıktı. Şarkıya Gwendoline Christie’nin dahil olması ise daha sonraki bir tarihte oldu. Şarkıyı yazmam da yaklaşık iki yılımı aldı.

Albümde çok fazla müzik türü de birarada. Sen nasıl şarkılar olmasını istedin?

İlk başta emin değildim, süreç ilerledikçe ne olacağını keşfettim. Geri dönüp dinlediğimde, epey farklı ses varyasyonları olduğunu görüyorum. Ama hepsi bir şekilde uyumlu oldu. Doğal bir şekilde ortaya çıktılar, biz de onlarla pek oynamadık.


Mesela ben ska ya da northern soul türünde müzik pek dinlemem. Ama albümdeki iki üç parça o havada çıktı. Ben de bunun üzerine gittim ve o sesi daha da kurcalamaya, manipüle etmeye başladım. Ama yaptığım işin organik olması önemliydi. “Hadi bir rock albümü yapalım” diyerek yola çıkmak genelde pek işe yaramaz. O yüzden albümlere estetik anlamda net bir planla yaklaşmıyorum. Kendi kendine büyümesine izin veriyorum.

O zaman sözler de kayıt sürecinde yani o anda çıkıyor.

Evet, büyük bir kısmı stüdyoda doğaçlama bir şekilde o anda çıkıyor. Yıllar sonra bu şarkıları tekrar dinlediğinde her şey çok anlamlı geliyor. Bayağı tuhaf bir durum.

'Bunu itiraf etmem uzun zamanımı aldı ama başarılı oldum'

İlk konserinde ne hissettiğini hatırlıyor musun?

Pek panik yapmamıştım; istediğin kadar prova yap sahneye çıktığında her şey bir anda uçup gider. Eğer iyi prova yaptıysan, performansı bir şekilde sürdürmeyi başarırsın ama canlı performansın tamamen farklı bir şey olduğunu daha en başından öğreniyorsun. Bu da bana şunu öğretti: Çalmam, çalmam ve daha fazla çalmam gerekiyordu.

Tam zamanlı müzisyen olmadan önce birçok mavi yaka işte çalıştın. Artık müziğine odaklanmanın anlamını nasıl tarif edersin?

Müzik benim için bir yaşam enerjisi. Daha geniş bir çerçevede kendimi ifade etme, iletişim kurma biçimim. Kitlelere istediğim şekilde hitap etmemi sağlıyor. Bunu kendime itiraf etmem uzun zamanımı aldı ama başarılı oldum. Bence başarı özgünlüktür; aynı anda birçok insana hitap edebilmektir. Başarı kalıcılıktır. Ve başarı kendine karşı dürüst olmaktır. Birlikte müzik yaptığın kişiyle ve turne boyunca sana yardım eden insanlarla iyi bir çalışma ilişkisine sahip olmaktır. Bunu başardığımı düşünüyorum…

Zarif, sade ve seçkin
bir yaşam rehberi.

Aposto Magazine haftada 3 gün e-posta kutunda.

Zevk, zanaat ve ritüel üzerine satırbaşları, keşifler ve incelemeler.