Teenage Sex and Death at Camp Miasma: Final kızının beklenmedik hikayesi
Jane Schoenbrun, yeni filmi "Teenage Sex and Death at Camp Miasma"da slasher alt türünün tüm özelliklerini ters yüz ederek ortaya türün eleştirisini de merkezine aldığı, kitsch estetikle bezeli bir anlatı ortaya koymuş. Ortaya bu eleştiriyi dört başı mamur bir şekilde görsel dünyaya taşıyan ve mizahı elden bırakmayan bir slasher filmi çıkmış.

Soğuk Savaş sürmekte, 1960’lar Amerikası’nın paranoyasını tetiklemekte, gençlik sesini yükseltmeyken 1968’e doğru sokaklarda hareket kendini daha da göstermeye başlamıştı. Yeni yetişen gençlik; hak mücadelesini, özgürlüğü, kendi sesini bulmayı sokaklarda ele ele omuz omuza deneyimliyor, çiçek çocukların dünyayı saran mücadelesi dünyanın dört bir tarafından genci biraraya getiriyordu.
Bu özgürlük ve hak mücadelesi içinde tabii ki cinsel özgürlüğün de altı çiziliyordu ve patriyarkanın kapitalist sistemin devamı için asla ve asla bozulmasını istemediği aile kavramı yeniden sorgulanmaya başlıyordu. Beden üzerine kurulan tahakkümlerden, heteronormatif ilişkilenmenin tek doğru kabul edilmesine kadar giden bu baskıcı sistemin karşısında gençler kendi bedenlerine ait kararları kendilerinin alacağı bir dünyanın hayaliyle de birlikte mücadele veriyorlardı.
Yazının devamı Aposto Premium'da.
Premium üyeler tüm yazıları okur. Üye değilseniz, Magazine'e kaydolup kapakları ve seçilmiş yazıları e-postanızda alabilirsiniz.