‘The Bride!’: Gelin için adalet!
Jessie Buckley’nin başrolünde yer aldığı, Maggie Gyllenhaal imzalı “The Bride!“, Mary Shelley’nin mirasını yaşatmayı da “The Bride of Frankenstein” filminin haksızlığa uğramış gelinini onurlandırmayı da başarıyor.

Film: The Bride!
Yönetmen: Maggie Gyllenhaal
Yapım yılı: 2026
Süre: 126 dakika
Mary Shelley’nin Frankenstein romanı, yazıldığı 19. yüzyıldan bu yana defalarca tiyatroya, sinemaya ve televizyona uyarlandı. Sadece uyarlanmakla kalmadı, romanın karakterlerini, mesajını ya da hikayesini temel alan birçok yeni esere ilham verdi.
- Sırf son 2-3 yılın sinema ve televizyon üretimini düşündüğümde bile aklıma bir Çağan Irmak mini-dizisi (Yaratılan, 2023), orijinal eserin postmodern bir yorumlaması olan aynı adlı romanın Yorgos Lanthimos imzalı sinema uyarlaması (Poor Things, 2023), Diablo Cody’nin senaryosunu yazdığı bir romantik korku komedisi (Lisa Frankenstein, 2024) ve gelecek günlerde en az iki Oscar ödülüyle buluşmaya hazırlanan bir Guillermo del Toro uyarlaması (Frankenstein, 2025) geliyor aklıma.
Sinema tarihinin en bilinen ve sevilen Frankenstein uyarlamalarından biri, canavarı Boris Karloff’un ete kemiğe büründürdüğü 1931 tarihli James Whale uyarlaması. Bu film, yönetmenin itirazlarına rağmen ve stüdyonun ısrarı ile bir devam filmi ile taçlandırılmış ve sonrasında sürecek devam filmlerinin öncülü olmuştu: Bride of Frankenstein (1935, James Whale), romanın ilk filmde kullanılmamış bölümlerine geri dönme fırsatı bulan, Frankenstein’ın canavarının insanî yönünü ön planda tutmaya çalışan bir hikayeye sahipti; öğrendiği ilk sözcüklerden biri “arkadaş” olmuştu canavarın.
Fakat aynı zamanda bu, başlığının işaret ettiğinin aksine son birkaç dakikasına kadar canavara vadedilen gelinin yokluğunu hissettiğimiz bir devam filmiydi: Bugün Letterboxd’daki en popüler yorumlara bakacak olursanız birçoğunun Elsa Lanchester’ın canlandırdığı “gelinin” ekran süresi ile ilgili olduğunu göreceksiniz.

The Bride of Frankenstein, 1935 | Kaynak: IMDb
Oyuncu kimliğiyle tanıdığımız, ilk uzun metrajlı filmi The Lost Daugther ile olumlu eleştiriler alan Maggie Gyllenhaal’un yeni filmi bende iki açıdan heyecan uyandırmıştı: Birincisi, Mary Shelley’nin 200 yıldan fazladır gündemden düşmeyen eseri sonunda bir kadın tarafından yorumlanıyordu. (İlk değil, fakat ilk kez bu kadar romanın aslına ve karakterleri ile doğrudan bağlantılı olarak.) İkincisi, Gyllenhaal Lanchester ve "gelinin" hakkını teslim etmek istercesine, "Frankenstein’ın gelinin" değil, sadece "gelinin" hikayesini anlatmak iddiasındaydı.
1930’ların Chicago’sunda geçen The Bride!, ölümsüzlük lanetinden sıkılmış ve yalnızlıktan bunalmış ve artık kendini Frank diye tanıtan canavarın (Christian Bale), kendine bir partner, bir eş, bir yoldaş ya da basitçe bir "gelin" yaratması için Frankenstein’ın öğretilerine ilgi duyan ve onun izinden giden bir doktoru ziyaret etmesiyle başlıyor. Kimsesizler mezarlığından çıkarılan cesedi hayata döndürülen bir genç kadın (Jessie Buckley) ile Frank, isyankarlık ve çılgınlık odaklı bir yolculuğa çıkıyor ve yolda işledikleri suçlar nedeniyle birer kanun kaçağı olarak oradan oraya sürükleniyorlar.
Özellikle filmin ikinci yarısında, Bonnie and Clyde (1967) ya da Thelma and Louise (1991) gibi yol filmlerini ve kanun kaçaklığı hikayelerini anımasatan bir anlatım vitrinde olsa da, esas mesele, bir erkeğin yalnızlığına çare olması için yaratılmış bir kadının dönemin kadınlarına ilham veren, onları kışkırtan ve ayaklandıran feminist bir ikona dönüşmesi.

The Bride! | Kaynak: Warner Bros. Pictures
İki hafta içinde adının önüne "Oscar ödüllü" ibaresini ekleyeceğimiz Jessie Buckley, geçmiş performanslarına göre oldukça ayrıksı bir yerde duran "gelin" karakterini olağanüstü bir adanmışlıkla canlandırıyor. Fakat canlandırdığı tek karakter o değil: Gyllenhaal, tıpkı The Bride of Frankenstein’daki gibi, romanın yazarı Mary Shelley’i bir karaktere dönüştürerek onu da Buckley’e emanet etmiş.
Yazar ile karakter ya da yaratıcı ile yaratılan arasındaki ilişkiyi güçlendiren bu fikir, geçen yüzyıldaki öncülüne kıyasla çok daha iyi uygulanmış duruyor. Yazarın dertleri karakterin dertlerine dönüşüyor; sağlığında dışa vuramadıkları (ya da yazarak dışa vurmaya çalışıp da anlaşılmadığı) mezarından fısıldadıklarıyla bir "çılgınlığa", "histeriye" ya da harekete ilham oluyor.
Yönetmen, özgün malzemeyi ve yazarı kavramış, kavradıklarını yaratıcı fikirlerle genişlettiği bir evrene uyarlamış. The Bride!’ın dünyası, derdi ve işlevi ikinci plana itilmiş bir kadın karakterin intikamını almak kadar basit değil. Öte yandan kaynak, yaratıcı malzeme, üslup ve biçimdeki her biri başlı başına güzel duran fikirler, iki saatlik bir filmde birbiriyle birleşmekte zorlanıyor.
Mary Shelley’nin mirasını sürdürme niyeti, body horror öğeleri, 1930’ların gangsterler ve cazla anılan Chicago’sunu tasviri, yol hikayesi ve kaçak aşıklar hikayesi, sinema sanatının ilk altın çağına saygı duruşları ve tabii kadın hareketine dair söylemleri... Filmin kullandığı malzemelerin her biri tek başına, hatta yanına bir diğerini alarak yeterli olabilecekken, hepsi biraraya geldiğinde hiçbirinin tadını yeterince alamadığımız bir şefin çorbasına dönüşmeye başlıyor.

The Bride! | Kaynak: Warner Bros. Pictures
Filmin sadece adının The Bride! (Frankenstein’ın gelini değil, sadece gelin) olması başlı başına birçok şey söylemekte yetkinken, bunu açıklamak için çırpınan didaktik anlatımı da filmin eksi hanesine yazılanlardan biri bana kalırsa. Kadınları katleden gangster erkeklerin değil, konuşan kadınların canavar addedildiği bir dünya yaratmışken, karakterine gerçekten de “Me too!” diye bağırttırmak neden? “I would prefer not to. / Yapmamayı tercih ederim.” cümlesini sloganlaştırmak; doktorun ya da dedektifin kadın olduğunu görmemize ve bunun dönem için önemini bilmemize rağmen buna dair diyaloglar dinletmek de çokça eğreti duruyor. Üstelik izleyiciyi hafife alıp, biraz aptal yerine koyuyor.

Jessie Buckley, Christian Bale ve yönetmen Maggie Gyllenhaal | Kaynak: Warner Bros. Pictures
Maggie Gyllenhaal, The Lost Daughter’da olduğu gibi hem yetenekli oyuncuları biraraya toplayabilme lüksüne sahip hem de oyuncu yönetmenliği konusunda başarılı ya da şanslı—belki de ikisi birden. Jessie Buckley ve Christian Bale şimdiden yılın en akılda kalıcı sinema karakterlerinden ikisine hayat veriyor filmde. Üstelik oyuncu kadrosu Annette Benning, Penélope Cruz, Peter Sarsgaard ve Jake Gyllenhaal gibi yıldızlarla dolu.
Belli ki Todd Phillips’in Joker filmlerinin estetiğini kullanmak da bilinçli bir tercih; aynı stüdyonun elinden çıkmasının da etkisiyle görüntü yönetmeni Lawrence Sher renkleriyle, Hildur Guðnadóttir de Chicago’yu görüp cazı yapıştırma kolaylığına kaçmayan müzikleriyle The Bride!’ı güzelleştiriyor. Jessie Buckley’nin filmde de bir hareketin simgesi hâline gelmiş makyajının etkilerini popüler kültürde görmeye de hazır olun.
Özetle, görev Mary Shelley’nin mirasını yaşatmak ve “geline” hak ettiği adaleti teslim etmekse The Bride!, görevini yerine getiriyor. Oyuncu performanslarıyla da, görsel ve işitsel dünyasıyla da ortaya kaliteli bir iş çıkarıyor. Ama diyor insan, keşke bunu zekamı bu kadar hafife almadan ve fikirlerinden birkaçını geride bırakmayı seçerek yapsaymış.
Nerede izleyebilirsin? The Bride!, bugün gösterime girdi.
Benzer işler:
- Bonnie and Clyde (1967, Arthur Penn)
- Joker: Folie à Deux (2024, Todd Phillips)