SİNEMA VE TV

Yıldız Tozu | Tutkuların, zamansız rastlantıların ve saplantıların ustası: Pedro Almodóvar

Yıldız Tozu'nda bu haftaki konuğumuz tutkunun, hüznün, kırılganlığın cesur ve sıcak dili; İspanyol yönetmen Pedro Almodóvar. Yeni bir Almodóvar filmine giderken sizi neyin beklediğini hiçbir zaman tam olarak bilemezsiniz. Büyük bir filmle de karşılaşabilirsiniz, küçük bir hayal kırıklığıyla da…

MEHMET SİNDEL
DUENDE · 11 EYLÜL 2026
3 DK OKUMA

Almodóvar’ın son filmi Bitter Christmas, pek yakında sinemalarda bizimle buluşacak. Bu elbette heyecan verici bir haber. Zira Almodóvar’ın ismi de sineması da başlı başına heyecan verici zaten. Üstelik de sürprizlerle dolu… 

  • Kendisini sevdiğimiz, filmlerini sevdiğimiz, hatta onu sevenleri de sevdiğimiz için biraz yumuşatarak söyleyelim: Almodóvar’ın başyapıtları var, çok iyi filmleri var, iyi filmleri var; bir de insanın salondan çıkarken sevgisini sınayan filmleri var. Dolayısıyla yeni bir Almodóvar filmine giderken sizi neyin beklediğini hiçbir zaman tam olarak bilemezsiniz. Büyük bir filmle de karşılaşabilirsiniz, küçük bir hayal kırıklığıyla da…

Ama Almodóvar’ın sizi asla şaşırtmayacağı bir yer var. Filmlerinin iyisiyle kötüsüyle onun olduğu, samimi, sahici, capcanlı; arzunun ve ızdırabın birleşiminden ibaret bir yaşam enerjisi barındıran o yer. Perdeye baktığınız anda, daha jenerikte adını görmeden Almodóvar evrenine ayak bastığınızı bildiğiniz o yer… Gelin şimdi onun harikalar diyarına uzanalım hep beraber...

Luis Buñuel'den sonra İspanya’nın dünya sinemasına en büyük hediyesi olan Pedro Almodóvar, 1949 yılında, yoksul La Mancha bölgesindeki küçük bir kasaba olan Calzada de Calatrava’da doğar. 1968'de geldiği Madrid'de, El Rastro adlı bitpazarında, kullanılmış eşyalar satarak hayatta kalır. Sinema eğitimi falan alamaz zira ne bunu karşılayacak parası vardır, ne de gidebileceği bir film okulu… Çünkü bu okulların hepsi, 70'lerin başında Franco hükümeti tarafından kapatılmıştır. 

Bunun yerine İspanyol telefon şirketinde iş bulur ve maaşını bir Super8 kamera almak için biriktirir. 1972'den 1978'e kadar arkadaşlarının yardımıyla kendini kısa filmler çekmeye adar. Bu ilk filmlerinin "prömiyerleri" İspanyol karşı kültürünün hızla büyüyen dünyasında büyük ses getirir.

Birkaç yıl içinde Almodóvar, 70'lerin sonundaki Madrid'in popüler kültür hareketi olan "La Movida"nın yıldızı olmuştur bile. 1987 yılında kardeşi Agustín ile kendi yapım şirketlerini kurarlar. Ve El Deseo, S.A. "Almodóvar fenomeni"ni tüm dünyaya ulaştırarak filmlerinin birçok ülkede popüler olmasını sağlar.

  • Almodóvar sineması kışkırtıcı olduğu kadar karşıtlıkların ve tezatların da sinemasıdır aynı zamanda. Kimlik sorunundan, cinselliğin türlü girdaplarına, insanın doğasına ve tutkularına yönelik baskılardan, saplantı ve arzulara kadar her şeyin işlendiği ve sorgulandığı; büyüleyici, coşkulu bir sinema…

Göz kamaştırıcı, cafcaflı ama çok estetik bu sinema anlayışının yanı sıra kendi içinde anlamlı bir bütünlüğü de barındıran bir gösteri karşımızdaki. Şiirsel olduğu kadar yerleşik kurallara karşı çıkışıyla cüretkar; anti-konformist olmasına rağmen geleneklere sırt çevirmeyen…

Almodóvar filmografisi aynı zamanda, haddinden fazla hüküm sürmüş bir faşizmi bertaraf etmiş yeni İspanya’nın değişim sancılarını, kültürel ve cinsel bunalımlarını ve kaygılarını da dile getirir. Kırk yıllık faşist Franco rejiminin ardından, Movida olarak nitelendirilen bir tür başkaldırıyı, katı geleneklerden silkinişi ve değişimi simgeleyen, aynı zamanda cinselliği ve dünyevi zevkleri baş tacı eden hareketin sözcülüğünü de üstlenen bir sinemadır bu… Almodóvar filmleri, İspanyol toplumunun 1936’dan beri yaşadığı travmanın bir yansımasıdır.

İspanyol yazar Ernesto Munoz’a göre, Almodóvar filmlerinde, toplumda sürekli inkar edilen bir geçmişin ağırlığı daimi olarak hissedilir. Tutkular Labirenti, Bunu Hak Edecek Ne Yaptım? ve Matador gibi ilk yapıtları, İspanyol tarihine ve kültürüne, sosyopolitik ekonomik kurumlara, toplumsal ve cinsellik ilişkilerine çarpıcı, aşağılayıcı ve alaycı bir tavırla yaklaşır. 

Tutkunun Kanunu’ndan itibaren başlayan ikinci dönemdeyse bu anlatım, geçmişin izlerini göz ardı etmeden, giderek daha otobiyografik, bireyle ulusu aynı potada eriten ancak bireysel sorgulamalara daha açık bir anlayışa yönelir. Böylece toplumsal geçmişin travmaları; ensestten seri katillere, eşcinsel rahip ve rahibelerden iki yaşamı birden yaşayan transseksüellere kadar “ötekilerin” izdüşümünde ortaya çıkar.

  • Bununla birlikte Almodóvar sinemasında geçmişin izleri, aynen bir hastalık gibi tedavi edilmeye muhtaç biçimde görülür. Toplumun ve ulusun dinginliği ve yeniden yaratılması bağlamında, tedavi edilmesi gereken travmalı bir geçmiştir bu. Bu açıdan genellikle mutlu sonla biter yönetmenin filmleri…

İspanyol sinemasının genelinde olduğu gibi Almodóvar karakterleri de, uzun faşist dönemin ve ardından 1980’leri de kapsayan Avrupa’yla bütünleşme ve demokratikleşme sürecinin sancılarıyla yüzleşirler. Hep bir arayış içinde olan kişilerdir bunlar. Yitirilen dengenin veya yitirilen bir sevilenin arayışındadırlar. Bu nedenle çoğu filmlerinde karakterler, bir başkasının yerine geçmeyi yeğlerler.

Bu kimi zaman bir erkeğin travestizm aracılığıyla bir kadına dönüşmesi veya ikinci bir erkek kişiliğe bürünmesi, ya da bir kadının bir diğer hemcinsinin kişiliğini almasıyla oluşur. Kimi zaman bu savaşımdan kazançlı çıkılır, çoğu kez ise yenik… Almodóvar karakterlerinin en büyük hayali, “kendisi gibi kalabilmeyi sürdürürken başkası olabilmeyi” başarmaktır. Bu değişim süreci aynı zamanda dünyaya başkalarının ölümü pahasına bir yaşam getirme, bireysel ve toplumsal geçmişin yaralarını tedavi ederek yeni bir yaşama doğru açılma gibi Almodóvar sinemasının temel özelliklerini de kapsar.

Öte yandan kadının, kadın cinselliği ve saplantılarının, tutkularının ve yaşam felsefesinin de sinemasıdır aynı zamanda… Kadınlararası sürtüşmeler ve ihanetler kadar, Almodóvar’ın kadınları arasında müthiş bir dayanışma da vardır. Yüksek Topuklar veya Dönüş’te olduğu gibi, bir cinayeti bile üstlenirler. Annelerin, kız kardeşlerin ve sevgililerin ama bunun yanı sıra transseksüeller ve travestilerin de dışarıda bırakılmadığı bir “kadın sineması” eserleridir ünlü yönetmenin filmleri… Sanki bu kadın olma durumuna bir övgü, neredeyse destansı bir yaklaşımdır Almodóvar sineması.

  • Genellikle kadınlıktan başlayıp giderek eşcinselliğe evrilen bu evrende, cinsellik sürekli sorgulamalara ve okumalara açık sosyal ve ekonomik simgelerle doludur. Bütün çıplaklığı ve meydan okumacılığıyla gözlere serilen insan bedeni -kadın, erkek ya da transseksüel olsun fark etmez- sürekli gerilimlerin, travmaların ve hesaplaşmaların yaşandığı bir çatışma alanına dönüşür. Derin kültürel bir geçiş dönemi yaşayan toplumun, sosyal karşıtlıklarının da bir simgesidir bu umutsuzca tüketilen bedenler.

Buna karşın Almodóvar sinemasında erkekler her zaman kaybetmeye mahkumdur.  Zaaflarıyla, sert, kaba ve şiddete  eğilimli  karakteriyle Almodóvar erkeği kaybedendir bu evrende.

Almodóvar sineması, tutkuların, zamansız rastlantıların ve aşırı ölçüde saplantıların sinemasıdır. Türlü hüzünleri ve acıları barındırır; elden kaçırılmış mutlulukları, özlemleri, cinsellik ve ölümle bütünleşmiş insan hayatlarını ele alır. Hüzün ve ruhsal acı, Almodóvar için iletişim kurmanın önemli bir unsuru, neredeyse dinsel bir motifidir. Ruhsal ve fiziksel acılar ve giderek ölüm, hikayenin başkahramanı olup çıkarlar.

Almodóvar kendisiyle yapılan bir röportajda “İnsan vücudu her türlü zevke açıktır ama bunun ötesinde ölüm de kaçınılmaz bir gerçektir” der. Eros ve Thanatos, cinsellik ve ölüm, Matador veya Tutkunun Kanunu’nda olduğu gibi neredeyse atbaşı giderler birbirleriyle. Sanki aralarında bir tür köşe kapmaca oynarlar, kimi zaman biri galip gelir, kimi zaman diğeri üstünlük sağlar. Ama bazen de berabere kalırlar. Umutsuz bir tangonun hüzün ve acı dolu ezgisi gibi. Belki de Almodóvar’ın seyircileriyle olan ilişkisine dair söyledikleri gibi:

"Bütün tutkulu ilişkilerde olduğu gibi benim izleyicilerimle ilişkim de değişik dönemlerden geçecek. Beğenilmekten, terk edilmeye kadar. İzleyicinin bana olan ilgisi bittiğinde 'seni kimsenin sevmediği ve herkes seni unuttuğu zaman, benim kaldığım yola döneceksin' gibi sözleri olan bir çocuk şarkısı mırıldanacağım.

Döneceksin herkes gibi, kırık bir kalple, kollarımda biraz sadakat aramak için. Gururundan bir damla kalmadığında ve gözlerindeki parıltı sönmeye yüz tuttuğunda, açık kollarınla ve ölümsüz bir aşkla beni bıraktığın yolda olacağım."

Zarif, sade ve seçkin
bir yaşam rehberi.

Aposto Magazine haftada 3 gün e-posta kutunda.

Zevk, zanaat ve ritüel üzerine satırbaşları, keşifler ve incelemeler.